24 Mayıs 2020

Sıra dışı bir kertenkeleye güzelleme... Gertrude

O, bulunduğu çevrenin giderek istila edildiğini fark eden ve buna rağmen kendini adapte ederek yaşamını sürdürmeye çalışan doğanın değerli varlıklarından biri

Onunla ilk karşılaştığımda Borneo'nun Sabah eyaletinin ücra bir köyünde kalacak bir yer bulmanınheyecanı içindeydik. Köy Hindistan cevizi ağaçlarıyla çevrelenmiş, ağaç evlerden oluşmuş bir köydü. Ağaç evler direklerin üstüne oturtulmuş, altlarından rüzgâr geçsin ve evi serinletsin hem de muson mevsiminde durmak dinmek bilmeyen yağmurlar yağıp, köye gelen sel altlarından akıp gitsin diye boş bırakılmıştı. Evlerin tabanı bambu ağaçlarından kesilmiş tahtalarla döşenmişti. Bu döşemelerin üstünde ilk yürüdüğümde döşemelerin ayak tabanlarımdaki etkisi muhteşemdi. Sanki masaj taşlarının üstünde yürüyordum. Yaşam bu ağaç evlerde karmaşadan ve lüksten oldukça uzaktı. Tüm gerekli şeyler çoğunlukla bambudan oyma şeylerdi; kaplar, kacaklar, tuzluklar ve duvarda asılı müzik aletleri bile.

Bulduğumuz ev ağaç ev olmasına rağmen sonradan alt katı çevrilmiş, salon, mutfak, banyo ve önüne de bir teras eklenmişti. Geniş bir bahçenin ortasındaydı ve diğer komşu evlere göre şatafatlı görünen bir evdi. Bir akşam üstü bu eve bakmaya gittiğimizde ev sahibi ile konuşurken birden gözüm salonun yüksek duvarına kaydı. Duvara dört ayağı ile yapışmış bizi dikkatle dinliyordu. Gözleri alev rengi, sırtı mükemmel bir simetriyle yerleştirilmiş gibi görünen yeşil ve kırmızı beneklerle kaplıydı. Korkudan bir anda kalbimin hızla atmaya başladığını hissettim. Korkan sadece ben değildim. Bizimle evi bakmaya gelen arkadaşımız, küçük bir çığlık atarak bir adım geriye sıçradı. ' Saldıracak gibi görünüyor'. Ev sahibi sakin görünüşünü hiç bozmadan ' gelirler giderler... Çok yaklaşmadığınız sürece hiçbir şey yapmazlar' dedi. Çok yaklaşmadığınız sürece, ya fark etmeden dokunursak ne olacaktı? 'Öyle ele ayağa dolaşmazlar, inzivayı seven bir yaratıktır' dedi. 'Sizin mi' diye sordum cahil cahil. 'Oooo' diye cevap verdi 'buraları onlara ait. Şu anda bizim evdeki duvarlarda dört beş tanesi cirit atıyordu. Ağaç evleri çok severler'.

Bizden önce evi sahiplenmiş olan bu ilginç yaratıkla iki yıl geçirecektik. Çok geçmeden bizim hemen yanı başımızda yaşamasına rağmen oldukça gizemli bir hayat sürdüğünü fark ettim. Eğer bizimle aynı odadaysa bir tablonun, dolabın ya da duvardaki aynanın arkasına saklanıyordu. Yerliler onu tokay diye biliyordu. Ara sıra özellikle de kendisinin alanının tehlike altında olduğunu hissettiği zamanlarda ya da çiftleşmek istediğinde çıkardığı ve tüm köy ahalisini uykusundan uyandıran tokkkkaaaaay, tokkkkkayyyy, tokkkkkaayyyy çığlığından dolayı.

Bu sesi ilk kez duyduğumda gece yarısını çoktan geçmiş derin bir uykudaydım. Ses sanki kulaklarımı delecek gibiydi. Apar topar salona geldiğimde sadece bir değil iki tane olduklarını gördüm. Eve davetsiz bir misafir gelmişti ve onu evden dışarı atmak için her şeyi yapacaktı. Benim orada bulunmam bile çığlıklarını kesmedi. Bir savaş arenasında karşılaşan iki gladyatör gibi gözleri alev saçıyor, çığlıklarıyla birbirlerine meydan okuyorlardı. Ben şaşkınlık içinde ne olduğunu anlamaya çalışırken onlar birbirlerinin peşinde duvardan duvara atlıyorlardı. Koşa koşa yukarı kata çıkıp kapıyı kapattım. Sabah salona geldiğimde akşamki kovalamacanın aksine sessiz bir sakinlik vardı. Tokay'dan ise hiç bir işaret yoktu. Ya gizli zulalarından birinde akşamın heyecanından kendini dinlenmeye vermişti ya da evden dışarı çıktığı o ender zamanlardan biriydi.

Bir süre sonra bu yaratığa olan merakım ayyuka çıkmıştı. Yerli halktan sadece Sabah'ın bu bölgesinde yaşadığını öğrendim. Hakkında rivayetlerde dolaşıyordu. Kimilerine göre zehirli bir yaratıktı. Rivayete göre yakınlarda küçük bir çocuğu ısırmış, ve çocuk ölmüştü. Çinliler kanını ilaç yapımında kullanıyorlardı, o yüzden de yasa dışı yollardan yakalanıp Çin'e gönderiliyorlardı. Eğer boyu belli bir seviyenin üstündeyse fiyatı 10.000 Ringit'e kadar çıkabiliyordu. Sadece belli bölgelerde yaşadıkları için türleri koruma altındaydı.

Sabahları kalkar kalkmaz bizim tokay'ın evdeki mevcudiyeti beni meşgul eder hale geldi. Evin içindeyse neredeydi? Hangi zulada saklanıyordu? Dışındaysa ne zaman gelecekti? Ansızın kuyruğunu ya da başını duvarda asılı bir tablonun altından azıcık çıkardığını gördüğümde dünyalar benim oluyordu. Genellikle geceleri aktif hale geliyordu. Bir gün bizim evin kedisine de kendisini tanıtıp 'sakın bana saldırmak gibi salak düşünceler geçirme aklından' uyarıları gönderdikten sonra Gertrude'un- ona bu adı vermiştik- evin tek sahibi olduğu konusunda biz evi paylaşanlar, hayvanlar ve insanlar hemfikir olduk. Çevredeki kuşların, kumruların canına okuyan evin kedisi Marmelat, bu sessiz ve gizemli yaratığın kendisi için tehlikeli olduğunu, bir iki dakika mır mır yapıp kıçını ona saldıracakmış gibi bir o yana bir bu yana salladıktan sonra, avının kaçmak yerine dimdik gözlerinin içine baktığını görünce, tısmış kulaklarını indirmiş, gerisin geri gelip, çalışma masamın üstüne uzanıp, yattığı yerden bu gizemli yaratığı uzaktan takip etmenin kendisi için en sağlıklısı olacağına karar vermişti.

Böylece Gertrude evdeki hâkimiyetini herkese sessiz bir dille anlatmıştı. Bizim onunla aynı alanı paylaşmamız, onun evin içinde sivrisinek, örümcek, küçük kertenkele avına çıkmasına engel değildi. Bazen avının peşine düşüp başımızın üstünden atladığı bile oluyordu. Ara sıra dengesini kaybedip üstümüze düştüğü ve birimizi o ölümcül ısırığıyla damgaladığı karabasanları da görüyordum.

Bir gün kısa seyahatlerimizden dönmüştük. Akşamüstü güneş batmış alacakaranlık çökmüştü. Tam eve girerken terasın çatısından bir şeyin sallandığını gördüm. Sanki bir yaratık, belki bir boğa yılanı bir tavuğu ya da büyükçe bir kuşu boğazlamaya çalışıyordu. Fazla yaklaşmadan feneri yukarı doğru tuttuğumuzda şaşkınlık içinde Gertrude'un kocaman bir kuşa çenesini kilitlemiş olduğunu gördük. Tüm dikkatini avını kaçırmamaya vermişti. Birdenbire bizi karşısında bulması ve ağzımızın bir karış açılması bile onu, tüm dikkatini verdiği bu işten alıkoymayacaktı. Komşulara göre tokay'ın çenesi bir kez avını yakaladığında, asla bırakmıyordu. Ancak ölüm ayırıyordu onu çenesiyle yapıştığı kurbanından. Aradan birkaç saat geçtikten sonra tokay sessizce evin içindeki yerini aldı. Duvardaki tablonun altından o muhteşem kuyruğuyla evdeki varlığını gösteriyordu.

Bir akşam yemeğe gelen arkadaşımız Nicholas, Gertrude'un ev sakinlerinden biri olduğunu duyduğunda 'nefret ediyorum bu yaratıklardan' dedi. 'Özellikle de çığlıklarından, geceleri onların yüzünden uyuyamıyorum. Hatta bir fakan bile aldım piçleri yok etmek için'. Şaşkın şaşkın yüzüne baktım.

'Türlerinin koruma altında olduğunu biliyorsun değil mi?'

'Beni ilgilendirmiyor, onlarla yaşamak zorunda değilim.'

'Ama ormanın içinde, onların alanında yaşayan biziz.'

İngiltere'de Oxford'da büyümüştü. Borneo'ya gelmeden önce ağaç evlerde yaşamanın, yağmur ormanlarının sesini dinlemenin, yüzlerce egzotik canlının hayalini kurmuştu. Şimdi ise onu çevreleyen doğanın sesinden ve getirdiklerinden nefret ediyordu. 'Bu yere dayanamıyorum, yakında beni deli edecek' dedi. Tabiatın kulakları sağır eden sesi ve yalnızlık onu depresyona itmişti. Evine tokaylardan birini evinin dış duvarına astığı bir metal tuzakla yakalamış, arabasına atlayıp, elli altmış kilometre uzaklıkta bir yerlerde kapanın ağzını açıp salıvermişti. Duyduklarıma gözlerim kocaman açılmıştı. İtiraz edecek bir şeyler bulmaya çalıştım ama çaresizdi. Gertrude onun şikayetlerini duymuş gibi saklandığı mutfak dolabının arkasından kendince cevabını verdi 'tokkkkkayyy, tokkkkkayyyy, tokkkkkayyyy...' Kahkahayı basmamak elde değildi.

Borneo'nun bu kırsal yerindeki zamanımız dolduğunda, yavaş yavaş resimleri duvarlardan indirdik. Gertrude saklandığı yerden bizi izledi. Saklanacağı tek yer mutfak dolabının arkasıydı artık. Gitme zamanı geldiğinde onu bulunduğu yerde son bir kez daha görmek istedim. Yoktu. Kampung Korongkom'a bir daha geri dönmedik. Ondan sonra altı ay boyunca oturduğumuz Tuaran'da ise tokayı görmek değil sesini bile duymak imkansızdı.

Şimdi ise iki yıl boyunca böyle bir yaratıkla aynı alanı paylaşmış olmakla kendimi ayrıcalıklı hissediyorum. Doğanın ender yaratıklarından biri. Kimilerine göre yok edilmesi gereken zararlı bir canlı, kimilerine göre kanı pahasına yakalanıp, satılıp öldürülen, kimine göre kafeste tutulup beslenen bir yaratık. Oysa o, bulunduğu çevrenin giderek istila edildiğini fark eden ve buna rağmen kendini adapte ederek yaşamını sürdürmeye çalışan doğanın değerli varlıklarından biri, Tokay ya da nam-ı diğer Gertrude.

Yazarın Diğer Yazıları

Sevim Hanım'ın olağanüstü pekmez şırası

'Beni dürtükledi ve bir de cesaret, güç verdi ki, o pekmezi tek başıma kaynattım. Öyle bir kadındım ben, zamanında...'

Felaket kapitalizmi Covid-19 trajedisiyle yeni bir kılıfa bürünüyor

Umut neydi ki, her şeye rağmen hayatın devam ettiğini görmekten başka?

Kovid-19 mu, sürreal gerçeklik mi?

Çin halkının halen içinde yaşadığı bilim kurgu filmlerine taş çıkartan sürreal gerçeklik şimdi tüm dünya ülkelerine bulaşmıştı