15 Kasım 2020

Ölümü düşünmekle ölmek aynı şey değil: Bir İntihar Üstüne Söylenti

Sarı bir akşamüstü, duvara düşen stor gölgenin altında varlığı temsil eden bir nesne ile önce var olanı kavratıyor İlker Aslan'ın ilk öykü kitabı Bir İntihar Üstüne Söylenti, ölümü ve ayrılığı temsil eden kapak rengiyle. Bu kitabın kapağını açarken siz içeride Turgut Uyar'ı bekleyeceksiniz ama, o hiç gelmeyecek

"ben meylimi sana verdim
sussun rüzgâr solsun güneş
şuracığımda bir kırık heves
yarın, bugün, dün. haydi, dön! 

bazen bir kurşun sesi öldürür insanı
bir kapının ağzında donup kalmış gibi
geri çekilir zaman ve deniz
yarın, bugün, dün. haydi, dön! 

eğer ölürsem birdenbire sessiz
yakanızda bir çiçek bir fotoğraf
kederlenmesin başını kaldıran meneviş
yarın, bugün, dün. haydi, dön!"*

Boşluğu anlamlı kılan elbette yine boşluktur. Çünkü boşluğu ancak boşluk doldurur. İnsanlar için en az boşluk kadar tehlikeli olmasına rağmen onlara yaşamı yaşanılır kılan bilinmezin ve olasılığın ince zarı altında sürekli bir zincir gibi birbirine eklenen ihtimaller silsilesidir. İhtimaller, insana ertelemeyi ve beklemeyi öğretir. Yavan bir boşluk gibi onu tutup da sürükleyip götürmez. Bir kitabı elinize aldığınızda onun bütünlüğünü incelemeye pek tabii kapağından başlarsınız. İçinde ne varsa, onu anlamak için önce sırtına bakarsınız. Tıpkı gönül yorgunluğu olanın durup kalbini dinlemek gibi…

Sarı bir akşamüstü, duvara düşen stor gölgenin altında varlığı temsil eden bir nesne ile önce var olanı kavratıyor İlker Aslan'ın ilk öykü kitabı Bir İntihar Üstüne Söylenti, ölümü ve ayrılığı temsil eden kapak rengiyle. Bu kitabın kapağını açarken siz içeride Turgut Uyar'ı bekleyeceksiniz ama, o hiç gelmeyecek. Bir Rüya İçin Ağıt ile öngördüğünüz bir filmde beklediğiniz trajediyi inim inim sözlerle tekrar etmeyecek. Ama bir şairi de anımsatacak size, bir film de izletecek, kendi logaritmik anlatım tarzıyla.


Fotoğraf: Hakan Bintepe

Genç bir sosyolog için en ciddi başlangıç, insanın varlığı ve onun sonsuzluğu üzerine yargı belirtmeksizin yazıyor ve konuşuyor olabilmektir. İşte bu üretmektir. Bütün ihtimalleri bu iki eylem içinde deneye deneye... Bu bir bakıma anlatıyor ve anlıyor olmanın da delili. İlk insandan bugünün insanına ölümün bir çeşidi olarak deneylenmiş ve kimi zaman ertelenmekle de kendini asla unutturamayan intiharın eyleme geçişteki hızını ağır çekim fragmanlar halinde okuyacak ve her satırında ölümü düşünmekle ölmenin neden aynı şey olmadığını anlayacaksınız. Çünkü ölümü düşünmekle ölmek hakikaten aynı şey değil. Ve bu düşün sahibinin dengede durmasını sağlayan usta bir gözbağcı gibi muayyen bir ölçüde o "Araf" dediğimiz boşlukta, rüyalar ve ihtimaller arasında gidip gelen bilinçli halin iradesi ile mücadelesini yeni edebi yaklaşımları da dil ile içinde barındıran deneysel ifade biçimiyle aktarırken sadece bir öykü okumadığınızı, aynı zamanda klinik anlatımsal denecek aşamada denemelerin de gözlemcisi olacaksınız.


İlker Aslan

İlk öyküde "zaman" üzerinden "kayıp" olanın ne olduğu ve zaman hakkındaki bilinmezlikle ilgili insanlığın bildiği her şeyi dile getirişi, fiziğin ve metafiziğin çemberi etrafında biçimleniyor. Okuru bu çemberin içine alan anlatıcı (yazan) kesinlikle çemberin dışında durduğunu da belli etmiyor. Bu kısa öyküden bu kadar teferruatlı edimler edinebilmek için elbette okurun bu konuya meyil vermiş ve böyle dertlerden muzdarip herkes gibi çareler arayan biri de olması gerekiyor. Bir hasta kadar ruh hekimlerinin de bu kitabı okuması gerek. Çünkü artık bu çağ her hastalığın ilaçlarla tedavi edileceği çağ değil. Bu çember ne daralıyor ne de genişliyor. Durmadan yutan bir sıfır gibi "zaman"ın sayıların en büyüğü olduğunu fısıldıyor. Belki de sonsuz sayı bu yüzden zamanın kendisidir. Söz konusu zamanı, bir alan olarak değil, tıpkı Einstein'ın İzafiyet Teroisi'ndeki gibi sadece aydınlanıp kararmayı tekrar eden ışığın hızı ve duyumsanışıyla doğru orantılı olan değişmezliğinden bir çıkarım gibi ele alıyor. Anlatılardaki genel hâkimiyetin, metinsel zeminin Stoist Ahlâk üzerine kurulu olduğu gerçeğinin de altını çizmekte fayda var. İnsanların bir mevzu ile ilgilenmesi için o mevzunun iradelerini tahrik etmesi de buna dayanıyor doğrusu. Ve bu ıstıraplardan aralıksız kaçma gayreti derdin biçimini değiştirmekten başka bir şey olmadığı gibi asıl hayatın sürdürülebilirliği uğruna yokluğu, ihtiyaç ve sıkıntıları başka başka biçimlerde insanın karşısına çıkıyor olmasının da tasavvurlarını tahayyül için edimler ve itkiler halesini büyütüyor.

Yeni pesimist bir yaklaşım olarak, kötümserliğin sınırlarını aşmamakla birlikte zorlayan da bir kitap Bir İntihar Üstüne Söylenti. Kimseyi intihara davet etmiyor, olguların etki alanı içinde gelişen durumlar üzerinden onun içe biçim veren formunu durmaksızın değiştiren ve özünde kendi biçimine dayanan tahayyüllerinden örnekler verirken, buna kendi deneyimleri de dâhil, okurun göz betimlemesini de sıklaştıracak ve algısal derinliği anlatı ile sabit ve destekleyici kılan görseller de içeriyor. Yaşam süresi içerisinde kişileri intihar davranışına yönelten farklı duygusal nedenler de var. "Özlem" gibi... Bir raddeden sonra "neye - neden" duyulduğu belirsiz bir duygu... Anlamsızlığı, "en anlamlı" olarak merkeze alıyor. Biz insanoğlu ilk intihardan bu yana hiçbir intiharı önleme konusunda yaklaşımlar ya da sahih tedavi yöntemleri geliştiremedik değil, geliştirmedik. Bir olgu ve durum olarak üzerine sadece makaleler yazıp bu duyguyu azdıran antidepresanlar ürettik. Oysa Bir İntihar Üzerine Söylenti artık insan yaşamının ve kültürel hareketliliğinin önemli bir parçası ve çıktısı olarak intihar üzerine önemli farkındalıkları gözler önüne de seriyor. Söz konusu olan yalnızca gözlem, duyumsama, bir dil çalışması da değil. Sosyolojik öğelerle de işlenmiş olan konular; klinik gözlemlere yardımcı ruhsal ve davranışlar durum ve bilgiler de içeriyor. Bir çeşit akıl oyunu gibi. Go ya da Satranç...

Her deneyci yazar gibi İlker Aslan da stratejisini ve yoğunluk alanını sayılar ve zaman üzerinden kurmuş. Doğrusu bunu görebilme yetisini her okurda bulamayacağız. Ve bu, öykülerinin anlaşılmasına engel de yaratmıyor. Fakat anlaşılmamak üzerine bir çaba da söz konusu… Bu çaba biraz da anlamsız olana anlam kazandırma çabası. Çünkü bilinçlice bir set kurmuş, kararsızlığa yeni kurbanlar vermemek için. 

Ölme istenciyle ilgili ne tür olursa olsun bütün metinlerde önemli olan etki alanındaki sürükleyişin kontrolünü kaybetmemektir. Bu konuda İlker Aslan kontrolünü kaybetmediği gibi anlatılarını da gölgede bırakmamış. Zira aynı konuda içeriklere sahip pek çok yazan, örneğin Geothe eylemini metnin önüne geçirerek (bu eylemi okurunda tetikleyerek), Cioran ise tam tersi metnini eylemin önüne geçirerek ciddi iddialarında kontrolü kaybetmişlerdir. Bir iddia değil, olasılıklar ve ihtimaller temeline dayandırılmış öyküleriyle "yolun neresinden sağ dönülürse kârdır" kanaatini de vermekten de geride durmamış. Kulede adlı öyküden iki cümleyle benim anladığım bu çünkü:

"Öldükten sonra atı düşünecek değilim.

O, seni düşünüyor olabilir."



* Ayfer Feriha Nujen

Yazarın Diğer Yazıları

Yalnız dâhileri Türkçeye çeviren bir çevirmen: Semih Uçar

Rilke’yi çevirenler arasında ona dayanıklı gördüğüm az sayıda çevirmenden biri olarak Semih Uçar'ın daha pek çok çeviri kitapta adını görmeyi umuyorum, çünkü yalnız dâhileri çevirenlerin de biraz dâhi olması gerektiğine inanıyorum

Trajedinin ölümsüzlüğü: Merhum nasıl bilirdi?

Şunu söylemeli Mehmet Bilâl'in kitaplarıyla ilgili: Ölümden, ötekilerden, eşcinsellerden, yalnızlardan, âşıklardan korkmamak gerek. Korkunç olan insanı kendinden uzağa atandır. Onu hor kullanan, ona hoyratlık eden…

Şenay Eroğlu Aksoy ile söyleşi: Bazen odamda masa başında, bazen başka şehirlerde, bazen bir pastanede yazarım

"Yazmak ve okumak yaşama sevincimi artırıyor. Bir ağacın altına sandalyeyi atıp iki satır okuduktan sonra yeğnildiğimi hissediyorum. Kederli metinleri okurken bile onun yaratılma biçimine, sözün ardındaki akla odaklanıp heyecanlanıyorum"