Gündem

TGC: Medya öldürülen kadını değil katili teşhir etmeli

TGC Kadın Gazeteciler Komisyonu “Medyada Kadına Yönelik Şiddet Haberleri ve Sorunlar” toplantısı yaptı

26 Kasım 2019 20:06

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Kadın Gazeteciler Komisyonu 25 Kasım 2019 Pazartesi günü saat 13.30’da Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü nedeniyle “Medyada Kadına Yönelik Şiddet Haberleri ve Sorunlar” toplantısı yaptı.

Sunuculuğunu TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş’in yaptığı toplantı Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Turgay Olcayto’nun açılış konuşmasıyla başladı

Turgay Olcayto: Kadın ve insan haklarında tehlikeli bir gidişteyiz

TGC Burhan Felek Konferans Salonu'nda yapılan toplantıda Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Turgay Olcayto “Kadın hakları ve insan hakları açısından çok tehlikeli bir gidişteyiz. Önlemenin bir yolu olmalı, yılda 300 kadın öldürülüyor. Bunu önlemenin yolunu ülkenin aydınlık insanları yaratacak, başka çaresi yok. Erkekler tarafından kadınlara reva görülen şiddet insanlık suçu haline dönüşüyor. Bu nedenle bu önemli günde kamuoyunu duyarlı kılmak için bu toplantıyı düzenledik” dedi.

Moderatörlüğünü Kadın Gazeteciler Komisyonu Başkanı Ayşegül Aydoğan Atakan’ın üstlendiği toplantıda İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Nazan Moroğlu, Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü ve TGC Yönetim Kurulu Üyesi, Kadın Gazeteciler Komisyonu Koordinatörü Göksel Göksu konuşmacı olarak yer aldılar

Nazan Moroğlu: Şiddetin önlenmesi için koordinatör birim olması gerekiyor

İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Nazan Moroğlu ise konuşmasında medyanın kurbanı değil, katili teşhir etmesinin önemine dikkat çekti. Medyanın kadın cinayeti haberlerinde  ‘aşıktı, sevdi, öldürdü’ diye gerekçe üretmemesini istedi. Kadın cinayetlerinde kadının düğünden ya da bir eğlence ortamında çekilmiş fotoğrafının kullanılarak “kadın da hak ediyor” anlayışının yerleştirilmesinin  yanlışlığını ifade eden Moroğlu, konuşmasında İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanmasının önemini vurgulayarak şunları söyledi:

“İstanbul Sözleşmesi çok önemli”

“Aile içinde veya kamusal alanda meydana gelen kadına yönelik şiddet, kadının ruhsal, fiziksel, sosyal, cinsel, ekonomik açılardan onurunu zedeleyen, temel yasal  haklarını kullanmasını engelleyen, zarar görmesine, acı çekmesine neden olan, özgüvenini yitirmesine ve kadınlara karşı ayrımcılığın devamına yol açan   bir  insan  hakları ihlalidir. İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanması bu açıdan çok önemli. Bu sözleşme Uluslararası Hukukta kadına karşı şiddet ve aile içi şiddet konusunda yaptırım gücü olan,  bağlayıcı,  bağımsız bir izleme mekanizması olan şiddetin, kadın erkek eşitsizliğinin bir sonucu  olduğunun vurgulandığı ilk sözleşmedir. Şiddet mağduru kadınları ve aile bireylerini korumak, kadına yönelik şiddet ve  aile içi şiddeti kovuşturmak, şiddeti önlemek, şiddet mağduruna ve faile  destek politikaları oluşturmak hedeflerini taşır.”

“Kadın şiddete katlansın ama boşanmasın anlayışından kurtulmamız gerekiyor”

Şiddetin önlenmesi için yasalarda ve İstanbul Sözleşmesi’nde tüm kurul ve kuruluşların iş birliği içinde olmasını sağlayacak bir koordinatör birimden söz edildiğini hatırlatan Avukat Nazan Moroğlu şöyle devam etti:

“Bu görev kanunla Aile Bakanlığı’na verilmiş. Ama burada da sorunlar var.  1990’ lı yıllarda Kadın Bakanlığı vardı. 2011 yılında Kadın Bakanlığı kaldırıldı. Şimdi Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı oldu. Çalışma Bakanlığı egemen bir bakanlık. Aile onun içinde eridi. Kadın politikası artık yok. ‘Kadın şiddete katlansın, boşanmasın, kadın kendi hakları üzerinde bilgi sahibi oluyorsa bile kullanmasın’ anlayışından kurtulmamız gerekiyor. Koordinatör kurum olmalı, her kurum ve kuruluşla işbirliği yapmalı. Türkiye’de bu eksik. Ama olacak. Kanunlarda eşitlik var. Türkiye’den çok umutluyum. Türkiye artık sentezini oluşturuyor.  Her birimize çok iş düşüyor, mücadeleye devam.”

Canan Güllü: Farkındalığı artırmalıyız

Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü ise  “Adana’dan başladık Tunceli’ye kadar gittik. Gitmediğimiz il yok. Kadına şiddeti konuşuyoruz. Uygulanmayan yasalar var ama konuşmadığımız kadar konuşuyoruz. Farkındalığı artırmalı ve yola çıkmalıyız” diye konuştu.

“Katıldığım 13. Kadına Yönelik Şiddet Zirvesi’nde ne yazık ki hiç nafaka konuşulmadı, İstanbul Sözleşmesi’nden söz edilmedi. Ama 27 Baro’nun iş birliği ile Bakanlığın, Diyanet’in, MEB’in, Jandarmanın olduğu bir koordinasyonumuz var.  Bir acil yardım hattı işletiyoruz. Başlangıcını Hürriyet Gazetesi’nin yaptığı sonra bizim devraldığımız bir hattımız var. Şiddeti nasıl çözeceğimizi öğrendik. Öncelikle hükümet politikası lazım, kadın politikası olması lazım, ancak kadın politikası yok ama aynı hükümet İstanbul Sözleşmesi’ni imzaladı. Bu da çok sevindirici. Sözleşme koordinasyonsuzluğu gidermeyi hedefliyor. Evdeki, kadın, çocuk ve erkeği korumayı hedefliyor. Yerel yönetimlerle kadına yönelik şiddeti önlemeye dair politikalar üretmeliyiz. “0212 656 96 96 / 0549 656 96 96” acil yardım hattının yerelde bilinmesi gerekiyor. Kurumlar arasındaki koordinasyon için de Bakanlığın iradesi hayata geçmeli.”

Göksel Göksu: Medyanın mağduru değil, katili teşhir etme sorumluluğu var

TGC Yönetim Kurulu Üyesi ve Kadın Komisyonu Koordinatörü Göksel Göksu ise Özgecan cinayetinin toplumda yarattığı etkiyi hatırlattı.

“Mağduru değil, katili haberleştirmeliyiz. Örneğin Özgecan Aslan cinayetinde evinin önünde ailesine sorular soruldu, acıları büyütüldü. Aileye acılar tekrar tekrar anlattırıldı. ‘Önce bana, bize anlatsın’ yarışı aileyi yaraladı. O süreçte ben de haberci olarak katili haberleştirdim. Ailesini, yaşadığı mahalleyi, çalıştığı minibüsle ilgili haber yaptım. Annesini, babasını bıçakladığını, girdiği sınavları kazanamamasına rağmen şoförlük yapmaya devam ettiğini haberleştirdim. Kadına yönelik şiddet haberlerinde kullandığımız dile çok dikkat etmeliyiz.”

Soru ve cevaplarla sonlanan toplantıya çok sayıda gazeteci ve iletişim fakültesi öğrencisi katıldı.