Ekonomi

Rio 20 Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi'nde hayal kırıklığı

Minnesota merkezli Yerli Çevre Ağı'ndan Tom Goldtooth, yeşil ekonomiyi, doğanın özelleştirilmesi olarak görüyor

25 Haziran 2012 11:15

Hükümet ve devlet başkanları, Rio'daki zirvede, çevre ve sürdürülebilir kalkınma konularına çözüm aradılar. Ancak zirvenin “hayal kırıklığı” olduğu konusunda hemen hemen herkes hem fikir.

Bakanlar, hükümet ve devlet başkanları, üç gün boyunca Birleşmiş Milletler'in düzenlediği Rio 20 Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi'nde önceden hazırlanmış konuşmalarını yapıp, temennilerini dile getirdi. Sürdürülebilir kalkınma ve yeşil ekonomi, zirvenin en önemli gündem maddeleri arasında yer aldı. Özellikle yeşil ekonomiye geçişle ilgili olarak ülkelere yol gösterecek, kamu ve özel sektör için gerçekçi ve uygulanabilir öneriler üzerinde hararetli tartışmalar yürütüldü.

Zorlu görüşmeler sonrası kabul edilen sonuç bildirisinde, bir milyardan fazla insanın yoksulluktan kurtarılması ve çevreyi koruma amacına uygun bir kalkınmanın sağlanmasını içeren stratejilere yer verildi. Ancak Asya Pasifik Yerli Genç Ağı adlı kuruluştan Maricel Macalanda, Rio'da bir araya gelen devletlerin, yerli halkların haklarını korumak adına yeterli adım atmadığı görüşünde.

 

'İnsanlara hizmet etmiyor'

 

Macalanda, “Çok sayıda program sunup, yeşil ekonomi konusunu tartıştılar. Ancak politikacılar halkla konuşmuyor, onları dinleyip uzlaşı yoluna gitmiyor. Hükümetler, halka 'sözde' yardımcı olacak pek çok proje ve program konusunda müzakereler yürütüyor ancak biz farklı görüşteyiz. Bu planların odağında insan değil ekonomi bulunuyor. Devletler ve büyük işletmeler bundan kâr elde ediyor. Rio 20 Sonuç bildirisini reddediyoruz. Burada gelecek modeli olarak tanımlanan yeşil ekonomi, insanlara hizmet etmiyor" diyor.

53 sayfalık bildiride, “Sürdürülebilir kalkınma konusundaki kararlılığımızı yineliyor ve gezegenimiz ile şimdiki ve ilerideki nesiller için ekonomik, sosyal ve çevresel açıdan sürdürülebilir bir geleceğin teşvik edilmesi yönünde garanti veriyoruz“ ifadeleri kullanıldı.

Bu bağlamda özellikle çevrenin korunması konusunda BM terminolojisine yeni giren yeşil ekonomi kavramı öne çıkıyor. Ancak bu kavram gelişmekte olan çoğu ülkede şüpheyle karşılanıyor.

 

'Yeşil ekonomi doğanın özelleştirilmesi'

 

Minnesota merkezli Yerli Çevre Ağı'ndan Tom Goldtooth, yeşil ekonomiyi, doğanın özelleştirilmesi olarak görüyor: "Zirvede dünyanın ve insanların geleceğinin kurtarılmasından ziyade kısa vadeli siyasî çıkarlar ön planda tutuldu. Hükümetler ve işletmeler, söz konusu yeşil ekonomi konseptiyle Rio'ya geldi. Ancak kapitalizm çerçevesinde bakacak olursanız bu kandırmacadan başka bir şey değil. Biz yerli halklar, endüstrinin doğada nelere yol açtığını her gün bizzat yaşayarak görüyoruz. Piyasa odaklı atılımlar, yanlış bir yoldur. Karbondioksit sertifikalarıyla ticaret yapılması ya da öte yandan REDD Programı'nda öngörüldüğü gibi iklim koruma önlemlerinin teşviki aracılığıyla çevreye zararlı tutumlara taviz verilmesi bir örnek. Bizce bunlar, doğanın işletmeler tarafından özelleştirilmesi anlamını taşıyor.“

 

Hükümet ve devlet başkanları, üç günlük zirvede bir araya geldi

 

Zirveye katılan herkes sonuçların hayal kırıklığı yarattığı konusunda hem fikir. Ancak Almanya Federal Kalkınma Bakanı Dirk Niebel yine de bardağın yarısını dolu görmeye çalıştı: "Sonuç bildirisinde talep ettiğimiz ancak hâlâ somutlaştırılması gereken pek çok konu ele alındı. Örneğin milenyum kalkınma hedeflerinin sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle kombinasyonunun içerik olarak geliştirilmesine katkı sağlayacak pek çok hükümetler arası tartışma süreci konusunda karar alındı.“

 

Avrupa'ya suçlama

 

Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri, 2015 yılından itibaren BM Milenyum Hedefleri’nin yerini alacak. Sonuç bildirisinde bu hedeflerin nasıl formüle edileceği konusuna yer ayrılırken, ormanların ve denizlerin nasıl korunacağı konusunda ise somut uzlaşılar bulunmuyor. Greenpeace çevre örgütünün iklim politikaları yöneticisi Martin Kaiser, Rio'da bir araya gelen politikacıların ekolojik ve sosyal küresel krize, finans krizi kadar önem vermediklerini düşünüyor.

Kaiser, "Almanya ve Avrupa, zirvenin başarısızlığa uğramasında ortak sorumluluğa sahip. Almanya Başbakanı ve Avrupa ülkelerinin liderleri, burada bir şeylere ulaşma isteğinde olsaydı, metin açık bırakılır ve gerçekten de zirvede önemli noktalar müzakere edilirdi" ifadelerini kullanıyor. (Deutsche Welle Türkçe)