Gündem

Radikal'e 'PKK propagandası' davası

BDP Mardin Milletvekili Emine Ayna'nın Radikal gazetesinde yayımlanan röportajına dava açıldı.

16 Şubat 2010 02:00

T24 - BDP Mardin Milletvekili Emine Ayna'nın Radikal gazetesinde yayımlanan röportajında "terör örgütünün propagandasının yapıldığı" iddiasıyla, gazetenin sorumlu yazı işleri müdürü Hasan Çakkalkurt ve röportajı yapan muhabir Rifat Başaran hakkında 2 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca hazırlanan iddianamede, Radikal gazetesinin 7 Aralık 2009 tarihli nüshasının 9. sayfasında "Ayna: Tabanımız dağa gidin diyor" başlığı altında yayımlanan yazıda, terör örgütü PKK Kongra-Gel'in propagandasına yönelik yayın yapıldığının belirlenmesi üzerine soruşturma başlatıldığı belirtildi.

Muhabir Rifat Başaran tarafından yapılan söz konusu röportajdan alıntılara yer verilen iddianamede, "Açıklanan yazı içeriği dikkate alındığında, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin SÜREK-3 kararında da belirtildiği üzere yazı içeriğinin, terör örgütü silahlı propagandasının halen sürdüğü dikkate alındığında, daha fazla şiddete teşvik edici ve okuyucu nezdinde şiddete başvurmanın gerekli ve haklı bir önlem olduğu izlenimini uyandıracağı kanaatine varılmıştır" denildi.

İddianamede, şöyle devam edildi: "Her ne kadar Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde düşünce ve düşünceyi açıklama hürriyeti düzenlemiş ise de, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10. maddesinde, milli güvenlik, toprak bütünlüğü, kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suçun işlenmesinin önlenmesi bakımından bu özgürlüğün sınırlandırılabileceği öngörülmüştür.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin uygulamalarına göre de açıkça şiddete çağrı içeren ve şiddeti öven görüşlerin düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceği belirlenmiştir. Açıklanan nedenlerle şüphelilerin yargılanmasının mahkememizde yapılarak, eylemlerine uyan 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 7/2 ve TCK'nın 53. maddeleri uyarınca ayrı ayrı cezalandırılmalarına karar verilmesi kamu adına talep ve iddia olunur."

İlgili yasalar uyarınca haklarında 6 aydan 2 yıla kadar hapis ve adli para cezası talep edilen Hasan Çakkalkurt ve Rifat Başaran'ın yargılanmasına Nisan ayında başlanacağı öğrenildi.

Radikal gazetesinden Rifat Başaran'ın o dönem kapatılan DTP'nin eşbaşkanı, şu anda BDP'nin Mardin vekili olan Emine Ayla ile yaptığı, ve "terör örgütü propagandası" yapıldığı iddia edilen "Ayna: Tabanımız 'Dağa gidin' diyor" (7 Aralık 2009) başlıklı röportaj şöyle:

Ayna: Tabanımız 'Dağa gidin' diyor

DTP Eşbaşkanı Emine Ayna DTP'yi kapatma davası öncesi Radikal'e konuştu: Tabanımız bize istifa edin dağa gidin' diyor. Parti kapatılırsa AKP 'Silah bırakın' deme şansını kaybedecek. Eskiye dönmek 80'lerden, 90'lardan beter olur... Bugün bizim var olma nedenimizdir PKK'nın kurulması...

DTP Eşbaşkanı Emine Ayna, Anayasa Mehkemesi’nin, yarın yapacağı DTP davası oturumu öncesinde çok tartışılacak açıklamalar yaptı. ‘Kapatma’ ya da ‘kapatmama’ şeklinde çıkacak her türlü kararın siyasi olacağını söyleyen Ayna, “Halkı demokratik kanalları dışında silah da dahil olmak üzere farklı seçeneklere yönlendiriyorsun” dedi. Sine- i millet kararının parti tabanının isteği olduğunu belirten Ayna, “Bize ‘İstifa edin gidin dağa’ diyorlar. Tabanın öyle bir söylemi var” dedi. Radikal’e konuşan DTP Eşbaşkanı Ayna, şu mesajları verdi:

Tabanımız dağa çıkın diyor: Biz soruna, ‘Grup düşer mi düşmez mi?’ diye bakmıyoruz. Daha önce tek bir arkadaşımıza yönelik bir durum olursa Meclis’ten çekileceğimizi söylemiştik. Grubumuzun üyeleri istisnasız ‘Eğer parti kapatılırsa bizim düşüncemiz kapatılıyor demektir. Gerekirse istifa etmeliyiz’ dedi ve sizin sine-i millet dediğiniz bu yaklaşım ortaya çıktı. Hepimiz istifa dilekçelerimizi yazdık. Zaten bu beklenti ilk kapatma davası açıldığında, bizim tabanımızda ortaya çıkmıştı. Bize ‘Siz halen o Meclis’te ne yapıyorsunuz. İstifa edin gidin dağa’ diyorlar. Tabanın öyle bir söylemi var. Söylendiği zaman güldük. Ama bir duygunun ifadesidir.

Artık ‘silah bırak’ diyemezler: İlk kez bir parti kapatılmıyor. Ama geçmiş ile bugün arasında temel bazı farklar var. Özellikle liberal demokrat çevreler, hatta kısmen AKP çevresi, ‘Artık silahlar bırakılsın. Bakın demokratikleşiyoruz ve 21. yüzyıl silahın hak talebi aracı olarak kullanılmayacağı bir yüzyıldır’ diyor. Bu görüşlerin hükümet ağzından tartışıldığı bir dönemde parti kapatılırsa o hükümet insanlara ‘silahları bırak’ deme şansından yoksun olacak. Demokratik siyaset kanallarını daha fazla açmayı tartışmak gerekirken, var olan siyasi organizasyonu ortadan kaldırmayı meşrulaştırırsanız burada sorun vardır. Ben ‘açılım bitti’ derken ‘biz bitirdik’ demek istemedim. Açılımı bitiren devlettir. Demokratik siyaset kanallarını kapatmıştır. Halkı demok-ratik kanalları dışında silah da dahil olmak üzere farklı seçeneklere yönlendiriyorsun.

DTP, AKP’yi ürküttü: Bugün Türkiye’de AKP’nin tek rakibi DTP’dir. AKP’yi, CHP ve MHP bitiremez ama biz bitirebiliriz. Bunu AKP de biliyor. DTP’nin İzmir’e girmesini istemediler. DTP, İzmir’de MHP ve CHP için korkulu rüya olmaz ama AKP için olur.

Haşim Kılıç AKP’lilerle: Bir süre önce Hatay’da bir toplantı oluyor ve o toplantıda Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, AKP’lilerle bir araya geliyor. Kapatılsa da kapatılmasa da bu siyasi bir karar olacak. O nedenle hukuki anlamda değerlendirme yapmıyoruz biz. 8 Aralık tarihinin seçilmesi de siyasi bir karar. Hem ABD, hem de Suriye ile görüşmelerin öncesine denk geliyor. Kapatma bir bütünün içinde bir parçadır sadece.

PKK Kuzey Irak’ta garantör: Barzani ve Talabani’nin PKK’yı Kandil’de kıskaca alacağını sanmıyorum. Her şeyden önce oradaki Kürtler buna asla izin vermez. İkincisi PKK orada onlar için garantördür. PKK, hem Türkiye, hem Araplara karşı, hem de Kaide’nin oraya girmesine engeldir. PKK’nın orada olmasından dolayı Türkiye ile ilişkileri zarar görüyor ama diğer anlamlarda da bir garantörlük yönü var. Barzani ve Talabani’nin o kıskaç içerisinde yer alacağını sanmıyorum ama parti kapatılırsa askeri operasyonlar olabilir.

Öcalan ve PKK tarihtir, sahip çıkıyoruz: PKK ile aramıza mesafe koymadığımıza dair eleştirilerini doğal görüyorum. Ben birey olarak  Öcalan’ı önemsiyorum. Ben PKK’yı önemsiyorum. Çünkü çok iyi biliyorum; eğer o yıllarda PKK gibi bir örgüt ve Öcalan gibi bir lider çıkmasaydı şu anda Kürt kimliğimizi bilmiyor olacaktık. Bu tarihi bir gerçek. Ben bir Kürt olarak tarihime sahip çıkıyorum. Tarihimde, benim onurumla, kimliğimle ilgili mücadele edenlere sahip çıkıyorum. Onlara sırtımı dönemem. Bir devlet silahı ve askeri yöntemleri halkları bastırmak için kullanıyorsa, bu hakları silahla, askeri yöntemle baskılananlar ortak kimliğe sahipse, o kimliğin, o kolektif gücün buna karşı aynı araçla mücadele etme hakkı olduğuna inanıyorum. Bizim Fis köyüne gitmemiz, tarihimize sahip çıkmamızdır. PKK bir tarihtir. Bizim bu tarihe sahip çıkıyor olmamız eleştirilmemeli, anlaşılmalıdır. Bugün bizim varolma, varlığımızın dünyanın kabul ettiği bir varlığa dönüşme nedenidir PKK’nın kurulması. Bizim siyaset yapabilme koşullarımızı Öcalan ve PKK hareketi ortaya çıkarmıştır. Benden bunu inkar etmem beklenmemeli, edemem. Bu kendimi,  tarihimi, kimliğimi inkardır. Kimse bunu DTP’nin inkar etmesini de beklemesin.

Öcalan niye yalan söylesin?: Öcalan Türkiye’deki Kürt siyasi mücadelesini başlatan kişidir. Ona yaklaşım Kürt sorununa, Kürtlerin özgürlüğüne yaklaşım olarak değerlendirilir. Dünyada her yerde halkın mücadelesini yürüten yaklaşım, o halka tanıyacağınız haklar olarak görülür. Ben o fotoğrafları görmedim ama niye Öcalan çıkıp yalan söylesin ki? Ortaya çıkacağını bilmiyor mu? Diyor ki ‘pencere tavanla duvarın birleştiği yerde, boyum yetişmiyor’. Sen bir fotoğraf gösteriyorsun kapının yanında. Devlet bugüne kadar işkence yapıp da ‘ben yaptım’ dedi mi.

Çok daha kötü olur: Umarım açılım bitmez. ‘Cin şişeden çıktı tekrar girmez’ dedik. Ya hiç bu tartışmayı başlatmayacaklardı, ya da geri adım atmayacaklardı. DTP’nin kapatılması HEP veya HADEP’in kapatılmasına benzemez. Şu aşamadan sonra eskiye dönmek 80’lerden, 90’lardan çok daha kötü olur. Bunu görüyorum ve görürken de kaygılanıyorum. En kabul edilebilir kolektif hakları isteyen DTP’dir. DTP’nin kitlesi dışında kalan Kürtler ya bağımsızlık, ya federasyon ister, daha milliyetçi, hatta zaman zaman ilkel milliyetçi çizgide duran Kürtler vardır. DTP’nin Kürtler adına ifade ettiği kolektif haklar, en asgari düzeydeki kolektif haklardır. Devlet bundan faydalanmalıdır. Devlet bundan medet ummalıdır. Bunun ötesi kötüdür.