Gündem

'Örgütümüzün lideri Tolstoy'

Pankart astıkları için Sincan cezaevinde 6 aydır tutuklu iki üniversite öğrencisi hukuk mücadelesine destek bekliyor

02 Kasım 2011 02:00

 T24- Yaklaşık 6 ay önce Ankara’daki ‘Çok Ses Tek Yürek’ mitinginde pankart astıkları için, ‘yasadışı silahlı terör örgütünün üyesi olmak’ ve ‘propangdasını yapmak’  suçlamasıyla tutuklanan iki üniversite öğrencisi Bahadır Söylemez ile Özgür Alkan haklarında açılan davanın haksızlığını Taraf gazetesinde yazdıkları bir yazıyla anlattı.

Söylemez ve Alkan, cezaevinden kaleme aldıkları “Örgütümüzün lideri Tolstoy” başlıklı yazıda, altı aydır Sincan  1 No’lu  F Tipi Cezaevi’nde tutuklu kalmalarına neden olan suçlamaları yazarak, konuya duyarlı herkesi destek olmaları için 8 Aralık’ta 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek davaya çağırdı.


Söylemez ve Alkan’ın bugün (02 Kasım 2011)  Taraf gazetesinde yayımlanan yazıları şöyle:

Merhabalar; Sizlere tutuklu bulunduğumuz Sincan 1 No’lu F Tipi’nden yazıyoruz. Bundan 6 ay önce ‘yasadışı silahlı terör örgütünün üyesi olmak’ ve ‘propagandasını yapmak’ suçlamasıyla tutuklandık.

Öncelikle kısa da olsa biraz kendimizden bahsedelim. Ben, Ankara Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü 1. Sınıf öğrencisiyim. Arkadaşım Özgür Alkan ise Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İşletme Bölümü 1. Sınıf öğrencisi. 19 ve 20 yaşlarındayız.

Yaklaşık 6 ay önce Özgür’ ün ailesiyle kaldığı evi, benim Ankara Üniversitesi Vehbi Koç yurdundaki kaldığım odayı ve ikimiz de üyesi olduğumuz sanat derneğini sabah saat 06:00’ da TEM polisleri bastı, arama yaptılar ve bizi de gözaltına aldılar. Dört günlük gözaltı süresinden sonra tutuklanarak Sincan 1 No’lu F Tipi Cezaevi’ ne getirildik. 5.5 ay boyunca hangi delillere dayanılarak burda tutulduğumuzu bilmiyorduk; çünkü dosyada gizlilik kararı vardı. Kısa bir süre önce ise iddianamemiz elimize geçti ve hakkımızdaki delilleri öğrenmiş olduk. İddianamede yer alan belli başlı yerleri sizlerle de paylaşmak istiyoruz.

Bildiğiniz gibi 12 Eylül 2010’ daki anayasa referandumuyla birlikte başlayan süreçte devlet, 12 Eylül 1980 darbesiyle bir ‘hesaplaşma’ ve ‘yüzleşme’ ilan etti. Bu zaman içinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan referandumdan önce 80 darbesiyle birlikte idam edilenlerin son mektuplarını okuyarak gözyaşları döktü. Devlet yetkilileri, milletvekilleri, birçok gazeteci bu kanlı darbeyi gerçekleştirenlerden artık hesap sorulması gerektiğini ve bu kişilerin yargılanacaklarını dile getirdiler. Bütün bu yapılanlar ‘demokratikleşme’ olrak tanımlandı.

Bizler de böylesi bir ortamda 13 Mart 1982 tarihinde sıkuyönetim mahkemeleri tarafından idam edilerek yaşama hakkı ellerinden alınan ‘İbrahim Ethem Coşkun’ , ‘Seyit Konuk’ ve ‘Necati Vardar’ için 13 Mart 2011 tarihinde Ankara’ da gerçekleştirilen ‘Çok Ses Tek Yürek’ mitinginde bir pankart astık. Yine bundan 2-3 hafta sonra 30 Mart 1972’ de Kızıldere’ de öldürülen Mahir Çayan ve yoldaşları için üzerinde resimleri bulunan bir pankartı bu olayı hatırlatmak için bir üstgeçide astık. Üzerinde hiçbir yasadışı silahlı örgütün adının dahi geçmediği bu iki pankart için daha önce Hopa Davası’yla da gündeme gelen savcı Hakan Yüksel, ikimize toplamda 60 yıla kadar hapis cezası istiyor ve bu durumdan ötürü aylardır F Tipi’nde tutuklu olrak yatıyoruz.

13 Mart 2011’ de ‘Çok Ses Tek Yürek’ mitingde asılan pankart arama noktasındaki polisler tarafından incelenmiş ve bize bir sorun olmadığı söylenerek alana girmemize izin verilmiştir. Polislerin bile farkedip göremediği ‘terör’ örgütünü savcı Hakan Yüksel bulup çıkarmıştır.

İddanamede yer alan deliller ve çeşitli ifadeler de ilginçlikler ve çelişkilerle doludur. Örneğin 1982’de idam edilen kişiler 1990 yılında kurulduğu belirtilen TKEP/L’ye üye olrak gösterilmiştir. Böylelikle bu kişiler o yıllarda varolmayan bir örgüte üye olarak yazılmış; biz de bu örgütün propagandasını yapmışız! Suçlama böyledir. Öte yandan aramalarda elde edilen bazı materyallerin örgüt delili olrak sunulması, bizi ağlanacak halimize güldürmüştür. Örneğin dünya klasiklerinden olan Tolstoy’un ‘Savaş ve Barış’ yapıtının film DVD’leri ve ‘Karanlıkta Dans’ isimli filmin CD’si doğrudan deliller arasına yazılmıştır. Deniz Gezmiş’in resminin bulunduğu kartpostallar, posterler yasadışı örgüt üyeliğine kanıt olarak gösterilmiştir. Hayatı filmlere, televizyonlardaki dizilere konu olan, bir parka ismi verilen Deniz Gezmiş’in, kartpostalı, posteri bizden çıkınca ‘terörist’ ilan edildik kısacası. Bunlar dışında birçok kitapçıda satılan bandrollü kitapçılardan, izinli dergilerden 1-2 adet bulundurmak da ‘terör suçlusu’ ilan edilmek için yeterliymiş. Mesela Mahir Çayan’ ın ‘Hayatı ve Fikirleri’ İsimli kitabı, üzerinde Deniz Gezmiş’ in resminin yer aldığı 2010 yılına ait takvim, Sol Yayınları’ndan çıkan ‘Marks Engels Marksizm’ ve ‘Anti- Dühring’ adlı kitapların bazı bölümlerine ait birkaç sayfalık fotokopiler... 60 yıla kadar hapis cezasına çarptırılmamız için bütün gerekçeler, deliller bu anlattıklarımızdan ibarettir.

İddianamede yer alması bile polis dosyasında Özgür’ün üzerinden çıkan sanat derneğine ait ödenmiş su faturası ‘Yasadışı Silahlı Terör Örgütünün Su Faturası’ şeklinde gösterilmek istenmiştir.

İşte bu sebeplerden dolayı aylardır F Tipi’ nde tutuluyoruz. Tutuklandıktan 2-3 hafta sonra başlayan final sınavlarımıza giremediğimiz gibi, Özgür’ ün başvurusuna yanıt olrak ‘Terör Örgütüne Üyelik, Yardım ve Yataklık’ şüphesiyle üniversiteden soruşturma kâğıdı verildi.

Bu tür asılsız iddialarla açılan davalar gündeme gelmedikçe birçok insanın haksız yere yıllarca hapis cezalarına çarptırılmaları çok daha kolaylaşmaktadır. Bu duruma engel olmak için sizleri, konuya duyarlı herkesi, tüm dostlarımızı hakkımızdaki hukuksuz yargılama sürecinin takipçisi olmaya ve 8 Aralık 2011 Perşembe Günü saat 14:00’de Ankara 12. Ağır Cezaevi Mahkemesi’nde görülecek davamıza çağırıyoruz.

Sincan F Tipi 1 No’lu Cezaevi
23 Ekim 2011 / Pazar



ETİKETLER

haber