Gündem

'Ölmem Türkiye’nin sorunlarının çözecekse her gün bin kez ölürüm'

Fethullah Gülen: 28 Şubat'taki suçlamaları yineleyenler, günün birinde bundan pişman olacaklar ve bazıları özür dileyecek

28 Mart 2014 20:47

Fethullah Gülen, İtalyan La Repubblica gazetesine verdiği özel röportajda, önemli açıklamalarda bulundu. Gazete röportajı okuyucularına, “Erdoğan, adaletten kaçmak için darbeden bahsediyor. Türkiye tehlikede” başlığı ile duyurdu.

Doğan Haber Ajansı Roma Temsilcisi Esma Çakır’ın haberine göre, Başbakan Tayyip Erdoğan tarafından son dönemde Türkiye’de yaşananların sorumlusu olarak gösterildiği hatırlatılan Gülen, “Ölümümle Türkiye’nin sorunlarının çözüme kavuşacağını bilsem, her gün bin kez ölmeyi tercih ederim” ifadelerini kullandı.

İtalya’nın prestijli gazetelerinden La Repubblica’da, “Başbakanın gücünü temellerinden sarsan son derece nüfuzlu vaiz konuştu” sözleriyle sunulan röportajı, Marco Ansaldo gerçekleştirdi.

Kutuplaşmayı artıracak davranışlardan kaçınmalıyız

Ansaldo’nun yönelttiği sorular ve cevapları ise şöyle:

Ansaldo: Fethullah Gülen, Pazar günü sandığa gidiliyor ancak Türkiye son derece güçlü toplumsal gerginlikler yaşıyor. Neler oluyor?

Gülen: Belli makamlarda bulunan kişiler, söylediklerine dikkat etmelidir. Bazı medya organları tarafından verilen sahte haberler, toplumu felce uğratacak kapasitededir. Geçmişte Türkiye acılı olaylar yaşadı. Gençler sokaklarda çarpıştı. Farklı siyasi renge sahip gruplar, yamyamlar gibi birbirlerini yeme saplantısıyla karşı karşıya geldiler. Sağ ve sol militanları, Türkler ve Kürtler, Aleviler ve Sünniler, dinciler ve dinci olmayanlar birbirlerini düşman gibi gördü.

Ansaldo: Bugün de aynı tehlike ile karşı karşıya olunduğunu mu anlatmaya çalışıyorsunuz?

Gülen: Son yıllarda kaydedilen demokratik ilerleme, barış ve huzuru muhafaza etmenin, devletin zirvesinde bulunan kişilere düşen büyük bir görev olduğunu söylüyorum, ama bunun ne derece bilincinde olduklarını bilmiyorum. Bu zorlukların Allah'ın yardımıyla aşılacağını umut etmekten vazgeçmedim. Her şeyin bir zamanı vardır. Bu esnada bize düşen görev, dua etmek ve kutuplaşmayı artıracak davranışlardan kaçınarak, Allah'ın yardımını dilemektir. Yunus Emre'nin, ‘Dövene elsiz gerek, sövene dilsiz gerek.’ sözleri aklıma geliyor.

 

Birden bire bizi düşman olarak görmeye başladılar

 

Ansaldo: Başbakan Erdoğan artık size doğrudan saldırıda bulunuyor. Hâkimleri ve polisleri kışkırtan, “bir örgütün yarattığı bir korku imparatorluğundan” bahsediyor. Sizin yanınızda olanları bir nevi darbe girişiminde bulunmakla suçluyor. “İhanetten” bahsediyor. Siz buna ne cevap verirsiniz?

Gülen: Bu tür açıklamaları anlamakta gerçekten ben de zorluk çekiyorum. Cemaatimizin faaliyetlerine ilişkin, Başbakan dahil devletin en üst mertebelerinde bulunan kişilerin dile getirdikleri övgüleri herkes bilir. Şimdi birden bire bizi düşman olarak görüyor ve mesnetsiz şekilde bizi suçluyor.

 

Halk, yolsuzluk olduğu konusunda hemfikir

 

Ansaldo: Fakat Erdoğan sizi iyi tanıyor; aranızda, İslam'ın ortak vizyonuna yönelik bir grup ortaklığı oldu. Peki o zaman ne değişti?

Gülen: Yolsuzluk meselesini, siyasi güç için verilen bir mücadele gibi göstererek meseleyi çarptırmaktan avantaj elde edebilecek birileri olabilir. Bu meseleyi adli çerçeveden siyasi çerçeveye kaydırma çabasına benzer bir çaba var. Oysaki halk, yolsuzluğun varlığı konusunda hemfikir. Basına iletilen deliller, bakanların istifaları ve milletvekillerinin beyanları bunu anlatıyor. Benzer durumlar demokratik ülkelerde de yaşanıyor, ancak o ülkelerde hükümet darbesi veya bir ihanet gibi görülmüyorlar. Şayet ortada sorumlular varsa, mahkemeler tarafından tespit edilir ve cezalandırılır, hükümetler de yollarına devam eder.

 

Bu suçlamalardan pişman olacaklar ve özür dileyecekler

 

Ansaldo: Peki şimdi ne öngörüyorsunuz?

Gülen: Post-modern darbe dönemi olan 90'lı yıllarda da cemaatimize karşı suçlamalar yöneltilmişti ve mahkemelerce bu suçlamaların hiçbir dayanağının olmadığı tespit edilmişti. Şimdi bu suçlamaları yineleyenler, günün birinde bundan pişman olacaklar ve bazıları özür dileyecek. Ama bu esnada tüm bunlar, insaniyet açısından olduğu gibi Türkiye açısından da bir kayıp anlamına gelecektir.

Ansaldo: Hareketiniz yıllarca Erdoğan'ın İslami muhafazakar partisinin, askerleri iktidarın dışında bırakmak için bir müttefiki oldu ve bu operasyon başarıyla sonuçlandı. O halde Başbakan neden şimdi size karşı mücadele ediyor?

Gülen: Sahip oldukları değerler nedeniyle biz hem şimdi iktidarda olanları hem de geçmişte başka siyasi partileri destekledik. Sadece seçim döneminde sunulan bir destek söz konusuydu. Şayet bu destek müttefiklik olarak anılmak isteniyorsa başka. Ancak biz asla siyasi bir beklenti içerisinde olmadık. Yanlış gördüğümüzü her zaman eleştirdik. Tutumumuzu asla değiştirmedik. Dolayısıyla bu soruyu yöneltmeniz gereken kişi bizzat Başbakan'dır.

 

Barış ve huzur istiyoruz

Ansaldo: Hareketinizin hedefleri nelerdir?

Gülen: Biz insana önem veriyoruz ve insanın sorunlarını çözüme kavuşturmaya çalışmak için eğitim faaliyetlerine ağırlık veriyoruz. Yurtlar, okullar, üniversiteye hazırlık merkezleri, okuma salonları inşa ettik. Bu, Türkiye gibi diğer 160 ülkede de sunulan bir hizmettir. Bu ülkelerin halkı ve yöneticileri hareketimizi hep sıcak karşıladı. İnsani yardımlar, sağlık hizmetleri ve diyalog alanlarında faaliyetler başlattık. Amacımız, birer insan olarak herkesin kendisini mukaddes gördüğü, barış ve huzurun hakim olduğu bir dünyada, farklı görüşlere karşılıklı saygı çerçevesinde hep birlikte ilerlemektir. Biz sadece Allah’ın rızasını aramaya inanıyoruz. Başka da bir amacımız yok.

Ansaldo: Siyasi bakımdan?

Gülen: Belirli değerlerin temelinde oyla kendimizi sınırlıyoruz. Şimdiye kadar hiçbir partiyle aynı çizgide olmadık. Vatandaş olarak, yasaya, haklara ve evrensel özgürlüklere saygı dışında bir beklentimiz yok. Hiçbir zaman bir pazarlık içine girmediğimiz gibi, güç peşinde de olmadık.

Ansaldo: Siz memleketinize karşı çok özenlisiniz. Şimdi Türkiye bu krizden nasıl çıkar?

Gülen: Aksi ispat edilene kadar biz masumiyet karinesi içindeyiz. Öte yandan, yolsuzluk soruşturması halen yürüyor. Devlet tüm gücüyle, sadece görevini yapmaya çalışan savcılar ve polislerin karşısında duruyor. Aynı şekilde büyük bir cemaat, medya aracılığıyla suçlu addediliyor. Yargı gücünü, yürütmenin kontrolü altına almaya çalışılıyor.

Çözüm belki de, yasalara, haklara ve katılım için aday olduğumuz AB kriterlerinde öngörülen demokratik ilkelere saygılı olmaktadır.

Ansaldo: Ancak bu yol (AB üyeliği) durma aşamasında. Ne düşünüyorsunuz?

Gülen: AB’ye üyelik macerası, bir devlet politikası haline gelmiş, toplumun rızasını da kazanmıştı. Biz de destek verdik. Yıllar önce, Türkiye’nin de Avrupa’nın da, bu adaylığı gerçekleştirmek zorunda olduğunu söylemiştim. Fikrimi değiştirmedim.

 

Burada kendimi daha iyi hissediyorum

 

Ansaldo: ABD’de kendi rızanızla sürgün hayatı yaşıyorsunuz. Neden?

Gülen: Sağlığım açısından burada kendimi daha iyi hissediyorum. Türkiye’ye dönüşümün, zaten gergin olan durumu daha da kötüleştirmek için araç olarak kullanılmasından endişeleniyorum. 28 Şubat 1997’deki post-modern zamanında acı çektim, tabiri doğruysa, askeri rejimin baskısı altında yargı gücü tarafından zulüm gördüm, sonra da iftira ve karalama. Bunlar, temeli olmayan, asılsız suçlamalardı.

Ansaldo: Ancak Türkiye’ye dönmenizi bekleyenler var. Bir gün dönecek misiniz?

Gülen: Ne yazık ki bugün de basın yoluyla iftiralar atılıyor. Bu koşullarda, doktorların tavsiyesini izleyip, burada kalmayı tercih ediyorum. Ölümümle Türkiye’nin sorunlarının çözüme kavuşacağını bilsem, her gün bin kez ölmeyi tercih ederim. Türkiye’nin barış ve huzurunu hedef alanlara yeni bir malzeme vermemek için ülkemin özlemini kalbime gömerek, burada kalmayı tercih ederim.

 

Papa ile henüz iletişime geçmedim

 

Ansaldo: Siz aynı zamanda manevi bir referans noktasısınız. 1998 yılında Vatikan’a giderek 2. Jean Paul ile önemli bir görüşme yaptınız. Papa Francesco’nun göreve gelmesini ve üstlendiği reformları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Gülen: Diyalog, önyargıları yıkmak ve insanlar arasındaki yanlış anlaşılmaları gidermek için etkili bir araçtır. Papa Francesco ile henüz bir iletişimim olmadı. Ancak diyaloğa açıklığı nedeniyle kendisinin tüm dünyada hayranlık ve memnuniyetle karşılandığını görebiliyorum. Aynen bizim öğütlerimizde olduğu gibi.