Gündem

'MİT'in parasını pavyonda yediler'

Gazeteci Avni Özgürel, Kontrterör Dairesi'nin MİT'in 300 milyarını borsada batırdığını, pavyonda yendiğini ileri sürdü

01 Aralık 2008 02:00

Radikal gazetesi yazarı Avni Özgürel, Tuncay Güney,'in  Kontrterör Dairesi'ne bağlı olduğunu belirterek,  "Bilgileri Yavuz Ataç'a aktarıyordu. O da Eymür'e. Bu daire döneminde MİT'in paralarını borsada batırdılar. Örtülü ödenek paralarını İsviçre'de yediler"  dedi.

İcraaatlarıyla MİT Kontrterör Dairesi'nin Türkiye'ye büyük zarar  verdiğini, uyuşturucu parasının müşteşarlığa gelir olarak gösterildiğini ileri süren Özgürel,  MİT tarihinde ilk kez borsa oynandığını ve 300 milyar liranın borsada battığını iddia etti. 

Özgürel,  "ASALA'yı imha edeceğiz, Dursun Karataş'ı öldüreceğiz" diye bir araya gelen Abdullah Çatlı'lar, Haluk Kırcı'lar ve Alaattin Çakıcı'lara örtülü ödenekten büyük paralar  verildiğini, ancak bunların  İsviçre'de kumarhanelerde batırıldığını, pavyonlarda yendiğini söyledi.
 
"MİT' Güney'in kimliğinin şu veya bu şekilde ileride ortaya çıkacağını biliyordu. Kendi deşifre etti ve kendi tarif ettiği kılıfla. Böylece bugün kopacak rüzgârla yarınki fırtınayı önlemiş oldu" yorumunu yapan  Radikal gazetesi yazarı Avni Özgürel, Tuncay Güney ve bağlantılarıyla ilgili Sabah'ın sorularını şöyle yanıtladı:

Tuncay Güney nasıl bir portre?

Fethullah Hoca cemaati, MİT, ihtilal yapan generallerin planları, yeraltı dünyasının hassas bilgileri, İşçi Partisi'nin iç bünyeleri onun bilgisi dahilinde.

Böyle bir şey nasıl oluyor?

Tuncay Güney dediğimiz aslında bir bilgi havuzu. Emniyet istihbaratının başındaki amirleri bile şaşkınlığa düşüren bir bilgi hazinesi. Sanki birileri ortaya çıkıp; "Bir ilgi havuzu oluşturalım, herkes bildiğini ya da neler söylemek istiyorsak ona aktarsın. Bu da bir teyp hassasiyetiyle bunları kaydedip ilgili makamlara iletsin" dedi. Poliste sorulmadan kendi kendine her şeyi anlatıyor. 

Bu kadar kişiyle irtibatlı olmayı nasıl başarmış?

Gazeteci olarak bir şekilde irtibatlandırmış. Konuşmalarına falan baktığınızda zeki olduğu intibaını vermiyor. Sempatik bir insan olur da; herkes onun bu sempatisine kandı desek o da yok. Aksine. Ama haham ve Yahudi olduğu iddiaları, lüle saçları ve şapkasıyla sanki karşımızda bir tiyatro oyuncusu var. 

Nasıl bir tiyatro?

Kendisine biçilmiş rolü oynuyor. Neleri söylememesi gerektiği veya neleri, nasıl söylemesi gerektiği çok iyi öğretilmiş. O dönemde Fethullah Hoca cemaatinin üzerine çok gidiliyordu. Böyle bir dönemde cemaat de "Acaba kendimizi doğru anlatmamıza yardımcı olur mu" noktasındaydı. Güney, birileri adına konuşuyor ve "Sizden şunu yapmanızı istiyoruz veya ben sizin şu işinizi sağlayabilirim" diyor. Kontrol ediyorlar, Güney'in hakikaten sözü edilen kurumla ve kişilerle ilişkisi var. MİT'in İstanbul Bölge Başkanlığı'na rahatlıkla girip, çıkıyor. Onların, bir takım MİT yöneticileriyle görüşmesini sağlıyor. Düşünün bir tümgeneral bu çocukla ihtilali konuşuyor. Buna bir takım paralar emanet ediliyor.

Tek başına yapmıyordur...

Bunları yapabilmesi için arkasında güçlü birilerinin veya yapının olması lazım. Bir yerler, "Bu bizim adam, itimat edilebilinir" diyor. Tıpkı bugün Kanada'da hoparlör olarak kullandıkları gibi. Bugün de öyle.

Tuncay Güney, Kontrterör Dairesi'ne mi bağlıydı?
 
Kontrterör Dairesi bünyesinde Yavuz Ataç tarafından kullanılıyordu. Mehmet Eymür'le çok fazla yüz yüze hatta hiç gelmemiş olabilir. Ama Eymür her şeyi biliyordu. Güney, Ataç'a aktarıyordu bilgileri. Ataç da muhtemelen Eymür'e iletiyordu. Bu dairenin ne kaydı ne de evrakı var. 

MİT’te kadın devrimi mi?

Sadece MİT'le mi ilişkili?

Hayır. JİTEM'siz bu iş olmaz. Genelde bu tür insanlar bir istihbarat kuruluşunda çalışmazlar. Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım'da olduğu gibi.

Güney'in ilk çıkışı 2001. Anlattıkları neden şimdi konuşuluyor?

Mehmet Eymür, geçmişte 1. MİT Raporu'nu hazırladı. Bir şeyleri deşifre etti. O zaman ciddiye alınmadı, soruşturulmadı. Ama Eymür, ondan sonra hep konuştu. Nihayetinde Susurluk'la "Artık bu işlere bir bakalım" denildi. Bu tür açığa vurmalarda başlangıçta konunun çok fazla önemsenmeyeceği bilinir. Şimdi Türkiye bir şekilde kirliliklerinden temizlenmesi isteniyor. Bu temizliği hükümet, genelkurmay hatta Amerika bile istiyor. Orgeneral seviyesindeki insanlar tutuklandı Genelkurmay'dan itiraz gelmedi. Yarın bir gün bu dava kapsamında muhtemelen dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı'nın hatıraları da gündeme gelecek. Belki de bu temizliği MİT de istiyor. İşte bu temizlikte Tuncay Güney gibi bir adam çıkarırsınız "Onu da bu yaptı bunu da bu yaptı" der. Sonuçta bu kişi de bu kirlilikleri biliyor

DEMİREL FARKINA VARDI, YIRTTI

 Kontrterör Dairesi'nin kuruluşu ne zaman?

1980 sonrası istihbarat örgütü bir alt üst oluş yaşadı. O dönemde Türkiye diplomatları ASALA'nın saldırılarına maruz kalıyordu. Daha önce teşkilattan ayrılan Hiram Abas geri çağrıldı. O da elinin ayağının serbest olacağı bir yapılanma istedi. Bunun üzerine Özel İstihbarat Dairesi kuruldu. Ardından da resmi organizasyon şemasında yer almayan ve MİT'in de içine sinmeyen bir şekilde Kontrterör Dairesi kuruldu. Tansu Çiller'in başbakanlığı döneminde. Çiller, MİT'in yapısını istediği gibi değiştiremeyince emekli MİT'çi Nuri Gündeş'i başbakanlığa danışman olarak alıp, onun yönetiminde Kamu Güvenlik Başkanlığı (KGB) diye özel bir istihbarat birimi kurdu. Bunun gizli kararnamesi Çankaya'ya çıktı, Süleyman Demirel imzaladıktan sonra farkına vardı işin ciddiyetini ve sonra yırttı.

Yöneticileri kimlerdi?

Başında Mehmet Eymür vardı. Öyle ki MİT'te her birim kendi birim amirine bağlıyken Eymür, doğrudan müsteşara bağlıydı. Ve bu yapının bir uzantısı Yavuz Ataç'tı.

Neden MİT'in organizasyon şemasında yok?
 
Kaydı yok.

İllegal mi?

Hayır. Emirle kurulmuş. Ama bütün ilişkiler söz üzerine kurulu. Bir istihbarat örgütünün dosyaları, kadroları ve irtibat elemanlarının kayıtları vardır. Kontrterör Dairesi'nin yok. Kayıtlar daha çok Yavuz Ataç'ın not defterinde yazılı. Bu arşivler Eymür ve Ataç'ta. Onlar da kurumsal değil, bireysel arşiv.

300 MİLYAR BORSADA BATTI

Bu birim neden bu kadar tartışmalı


İcraaatlarıyla Türkiye'ye büyük rar verdi. MİT, tarihinde ilk kez borsa oynadı. 300 milyar lira borsada battı. Örtülü ödenek parasıydı. Başka bir kurum olsa soruşturma açılır. Ama üstü örtüldü.

Ataç ve Eymür döneminde mi?

Evet. Kontrterör Dairesi döneminde. Keza, MİT'e tekstil ve ihracat şirketleri kurdurdular, "Bu yolla ajanlarımıza tüccar kimliği sağlayacağız" diye. Oralara verilen paralar battı. Bu birim lağvedilince Yeşilköy'deki ihracat şirketi çalışanlarıyla ortada kaldı. Sağa sola çek vermişler MİT rezil oldu.

UYUŞTURUCUYU GELİR GÖSTERDİLER

Kim yönetiyordu bu ticari işleri?


Ekibin başında Yavuz Ataç vardı. Ataç da  Eymür'e bağlıydı. Aynı dönemde MİT kimliği verilen birisi captagon hapı yapıyordu. Yurtdışında üretilen captagonlar, Türkiye'ye geliyor ve Ortadoğu'ya satılıyordu. Bu kişiler, daha da küstahlaşarak bu işi müsteşarlığa gelir kaynağı diye sokuşturmak istedi. O kişi Edirne sınırında captagonlarla yakalanınca MİT kimliğini göstererek kurtuldu. Uyuşturucu kaçakçılığının istihbarat elemanlarınca organize edildiği, bir sınırdan alınıp öbür sınıra götürüldüğü süreçti.
 
Herkesin eline kırmızı ve yeşil pasaportlar verildi. "ASALA'yı imha edeceğiz, Dursun Karataş'ı öldüreceğiz" diye bir araya gelen Abdullah Çatlı'lar, Haluk Kırcı'lar ve Alaattin Çakıcı'lara örtülü ödenekten para verildi. Bu paralar İsviçre'de kumarhanede batırıldı. Barlarda, pavyonlarda yendi. Büyük paralardı. 

Bu birimin adının karıştığı Abdullah Öcalan'a yönelik operasyonlar var...

Eymür'ün organize ettiği bir dizi eylem var. "Abdullah Öcalan'ın işini hallediyoruz tamamen. Bir grubu çok ciddi miktarda patlayıcı maddeyle Şam'a göndereceğiz" denildi. Hâlâ zannedilir ki o grup burada eğitildi ve gönderildi. 

Nereden gönderildi?

Bunun için örtülü ödenekten çok büyük para alındı. Bu iş tamamen bir soyguna döndü esasında. Paralı askerleri vardır Amerikalıların Vietnam veya başka yerden gelmiş. Bunlara paralar verildi, bunlar da evin etrafı kalabalık diye 150 metre uzaklıkta patlattılar patlayıcıları. Öcalan'a hiçbir şey olmadı, evin camları kırıldı. Üstelik bir de Türkiye, Suriye'den özür dilemek zorunda kaldı. Ama bunları başbakanlara da kabul ettirdiler. 

Nasıl kabul ettiriyorlar?

MİT, Şam'da Öcalan'a karşı eylemde biz bu isimleri kullanacağız der. Görevlendirme yazısı geliyor Tansu Çiller'e. O da bilmez ki Mahmut Yıldırım'ın kim olduğunu. Yeşil dense belki bilir. Başbakan da basar imzayı. Demiyor ki "Niye bana imzalatıyorsun, müsteşar imzalasın gitsin." Bu imzayla başbakanı suça ortak ediyorlar. Yarın öbür gün bir şey çıktığında "Efendim Yeşil'in üstüne gitmeyin sizin de imzanız var" diye yaptılar.

GÜNEY  ÖNLEM AMAÇLI DEŞİFRE EDİLDİ


Güney'in MİT elemanı olduğu neden şimdi ortaya çıktı?

Güney için "İftira ediyor, söyledikleri palavra, ciddiye alınacak bir adam değil" deniyor. Şimdi Güney'in MİT elemanı olması işin rengini değiştirdi. Güney'in ilişkiler ağı içinde olduğunun resmi belgesi o. Çünkü iddianamenin omurgası Güney'in ifadeleri. Bu belge, kanıtları yerli yerine oturttu. Birçok insan MİT'le dışarıdan irtibatını kurmuş muhbir olarak çalışıyor. Güney de böyle birisi. Kod ismi verilmiş. İpek kod ismi de cinsel kimliğinden hareketle verilmiş. 

MİT'in savcılığın "Tuncay Güney" diye yazdığı yazıya kod adını dahil ederek cevap vermesini nasıl okuyorsunuz?

Güney'in kimliğinin şu veya bu şekilde ileride ortaya çıkacağını biliyorlar. Kendi deşifre etti ve kendi tarif ettiği kılıfla. Böylece bugün kopacak rüzgârla yarınki fırtınayı önlemiş oluyorsunuz. MİT'in bütün bu tecrübelerin ışığında yeniden dizayn edilmesi gerekir. 

GENERALLER KÜÇÜK'TEN ÇEKİNİRDİ

Veli Küçük bütün bunların neresinde?

Orgeneral seviyesindeki askerlerin bile ürkerek telefon açtıkları biriydi. Bakmayın şimdi cezaevindeki haline. Görevde olduğu dönemde o adının desturla anıldığı bir adamdan söz ediyoruz. Hizbullah dediğiniz örgütü kurmuş daha ötesi var mı? Türkiye'yi altını üstüne getirebilen örgütler bunlar.

ETİKETLER

haber