Gündem

Mahçupyan: Erdoğan'ın cesareti ve duruşu sayesinde bugünlere geldik

'İhtilal kendiliğinden sandıkta oluyor… Her seçim başarısı AKP’nin önündeki yolu açıyor, yeniden tanımlıyor ve uzatıyor'

26 Şubat 2015 13:14

13 yıllık AKP iktidarları dönemini “zamana yayılan ve sandığa muhtaç bir ihtilale” benzeten Akşam gazetesi yazarı ve Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun Başdanışmanı Etyen Mahçupyan, “İhtilalin buraya kadarki bölümü kırılgan bir yapıdaydı. AKP her türlü darbe ve engelleme girişimine muhatap oldu. Erdoğan’ın duruşu ve cesareti olmasa, belki de bugünlere gelinemezdi” dedi.

Mahçupyan, sözlerini  “Ancak bir başka açıdan da bu nispeten kolay bir dönemdi. Apaçık yanlış olan bir sistemi arkanıza toplumu alarak yıkmak genellikle pek zor olmaz. Ne var ki yeniyi inşa etmek farklıdır… Çünkü yeni hiçbir zaman ‘apaçık’ değildir. Topluma anlatmayı, ikna etmeyi ve bu süreçte bizzat dönüşmeyi gerektirir. İhtilalin ilk evresi henüz bitmekte. İkincisi için daha da uzun bir soluk lazım” şeklinde sürdürdü.

Etyen Mahçupyan’ın Akşam gazetesinin bugünkü (26 Şubat 2015) nüshasında yayımlanan, “Başkanlık tartışması (4)” başlıklı yazısı şöyle:

 

‘Başkanlık tartışması (4)’

 

Siyasi anlamda geçmişten kopuş doğal olarak bir tür ihtilali akla getirir. Genellikle eski düzen yıkılır ve yeni düzen geçmiş referanslardan bağımsız olarak tanımlanır. Türkiye’de görünüşte böyle bir durum yok. Anayasal düzen aynı yasal ve kurumsal çerçeve korunarak devam ediyor. Ama aslında bu sadece bir yanılsama. AKP iktidarı altında bu ülke radikal bir dönüşümü toplumsaldan siyasala doğru taşıyor. Ortada ihtilal duygusunu hatırlatacak sokak gösterileri, silah ve şiddet yok… Çünkü AKP her seçimi yüzde elliye yakın oranla ve rakiplerine büyük fark atarak kazanıyor. İhtilal kendiliğinden sandıkta oluyor… Her seçim başarısı AKP’nin önündeki yolu açıyor, yeniden tanımlıyor ve uzatıyor. Bu sürecin demokrasi açısından son derece olumlu bir yönü var. Herhangi bir ‘keskin’ ihtilalde, gücü elinde tutanların niyetine, basiretine ve zihniyetine mahkûmsunuz. Oysa zamana yayılan ve sandığa muhtaç olan bir ihtilalde, gücü elinde tutanlar toplumsal nabza hâkim olmak, farklı kesimleri ikna ederek buluşturmak zorundalar. Dolayısıyla zamana yayılan bir ihtilal demokratik olmak, demokrasiyi öğrenerek icra etmek durumunda.

Adı ne tür başkanlık veya başka bir şey olursa olsun, yeni sistemin oluşmasında söz konusu anlayışın geçerli olacağını öngörmek durumundayız. Diğer bir deyişle AKP hiçbir zaman ‘güç benim elimde, ne istersem yaparım’ demeyecek, gelecek tasavvurunu toplumla paylaşacak ve onun onayını almak isteyecektir. Yeterli parlamento çoğunluğu sağlansa bile iktidarın yeni anayasayı referanduma götürmesi beklenmeli. Çünkü meşruiyetin sağlamlığı buna bağlı… AKP her zaman daha sağlam bir meşruiyetin peşinde oldu ve bunu doğrudan toplumda aradı.

Söz konusu meşruiyet söz konusu süreçte muhtemelen en azından iki öğenin öne çıkmasını ifade edecek. Bunlardan biri yeni sistemin hayata geçme zamanı olacak… Kuramsal olarak sayısız seçenekle karşı karşıyayız. Yeni siyasi sistem referandumun hemen ardından atılacak bir hukuki adımla da hayata geçebilir, zamanı saptanacak bir başkanlık seçimi ile de veya eski sistemde cumhurbaşkanlığı seçiminin yenilenme noktasında da… Bu noktada aceleciliğin de, tarihsel momenti doğru kullanmamanın da bedeli olabilir. AKP’nin toplumsal barışı ve birliktelik duygusunu azami noktaya çekecek seçeneği üretmesi ve bunu topluma iyi anlatması gerekecektir.

İkinci olarak başkanın sorumlu ve icrai yetkileri muhtemelen artırılmış biri olması ile birlikte, toplam icrai yetki ve sorumluluğun yürütme içinde nasıl dağılacağı hayati bir konu olacaktır. Bu dağılımın hem akla yatkın, iç tutarlığı olan, denge ve denetleme işlemini optimize eden bir yönde olması, hem de yürütmenin kanatları arasında karşılıklı kabulü yansıtması ve işleyişte bir çatlağın olmamasını garanti etmesi gerekir. Toplumsal kesimler yeni anayasaya ve sisteme onay verirken, bunun akılcı ve verimli olması yanında siyasi istikrarsızlık yaratıp yaratmayacağı sorusunu da soracaklardır. İktidar bu noktada da şeffaf olmak ve zihnindeki dizaynı toplumsal tartışmaya açmakla yükümlüdür.

Unutmamak gerek ki geçmişin arkaik ve ideolojik kıskaçlarından kurtulurken, topluma bireyselleşme, farklılaşma, çoğullaşma imkânlarının sunulması kaçınılmaz olacak. Böyle bir atmosferde yeni anayasaya onay verecek olan toplum artık eski Türkiye’nin toplumu gibi davranmayabilir… Hatta geleceğin inşası toplumsal meşruiyete muhtaç olduğu ölçüde, toplumsal kesimlerin ve bizzat İslami tabanın da çok daha sorumluluk alarak meseleye bakması beklenmeli. Bu psikolojik rahatlamanın belirgin bir uzantısı toplumun önümüzdeki dönemde kendisini daha ‘etkin’ olarak tahayyül etmesi, katılım olanaklarına özel önem atfetmesi ve beklentilerini yükseltmesi olacak. AKP’nin en önemli başarısı da bu ‘yeni’ topluma hayal kırıklığı yaşatmadan ve onların norm çıtalarının altında kalmadan, demokratik dönüşümü devlet sistematiğine taşıması olur… Bunun aynı zamanda bir sınav olacağı ve önümüzdeki on-yirmi yılda partinin meşruiyetini belirleyeceği açıktır.

İhtilalin buraya kadarki bölümü kırılgan bir yapıdaydı. AKP her türlü darbe ve engelleme girişimine muhatap oldu. Erdoğan’ın duruşu ve cesareti olmasa, belki de bugünlere gelinemezdi. Ancak bir başka açıdan da bu nispeten kolay bir dönemdi. Apaçık yanlış olan bir sistemi arkanıza toplumu alarak yıkmak genellikle pek zor olmaz. Ne var ki yeniyi inşa etmek farklıdır… Çünkü yeni hiçbir zaman ‘apaçık’ değildir. Topluma anlatmayı, ikna etmeyi ve bu süreçte bizzat dönüşmeyi gerektirir. İhtilalin ilk evresi henüz bitmekte. İkincisi için daha da uzun bir soluk lazım…