Gündem

"Kürt Sorunu" temalı filmin yasaklanmasına Anayasa Mahkemesi'nden ihlal kararı

Kültür ve Turizm Bakanlığı söz konusu filmi, 'eserin, kamu düzenine ve Anayasa'daki diğer ilkelere uymadığı ve insan onuru ile bağdaşmadığı' gerekçesiyle yasakladı

05 Temmuz 2019 14:48

Anayasa Mahkemesi, "Kürt sorununu" işleyen filmin yasaklanmasını ifade özgürlüğüne aykırı buldu. 'Adressiz Sorgular' adlı filmle ilgili bireysel başvuruyu görüşen Mahkeme, Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verdi.

Prodüktör ve yönetmen Mehmet Ali Gündoğdu ile iş ortağı Mustafa Demirsoy, içeriğinde yönetmenin "Kürt Sorunu" olarak nitelendirdiği bir dizi siyasal ve toplumsal konunun ele alındığı 'Adressiz Sorgular' adlı filmi çekti. Gündoğdu ve Demirsoy, eserin sinema filmi olarak kaydı ve tescili talebiyle Kültür ve Turizm Bakanlığı'na başvurdu. Bakanlık başvuruyu, 'eserin, kamu düzenine ve Anayasa'daki diğer ilkelere uymadığı ve insan onuru ile bağdaşmadığı' gerekçesiyle reddetti. Kararın iptali için İdare Mahkemesi'nde dava açan Gündoğdu ve Demirsoy, dava reddedilince temyize gitti. Gündoğdu ve Demirsoy, kararın Danıştay tarafından onanarak kesinleşmesinin ardından 7 Mayıs 2015 tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulundu.

İhlal kararı oy çokluğuyla alındı

Başvurucular dilekçelerinde, eserin sinema filmi niteliğinde olduğunu belirterek kayıt ve tescil talebinin reddedilmesi nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürdü. Başvuruyu 8 Mayıs’ta görüşerek karara bağlayan Yüksek Mahkeme, Gündoğdu ve Demirsoy’un Anayasa'nın 26'ıncı maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verdi. Oy çokluğuyla verilen kararın bir örneği, ifade özgürlüğünün ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 7. İdare Mahkemesi’ne gönderildi. Başvuruculara toplam 5 bin 500 lira manevi tazminatın ödenmesine karar veren Mahkeme, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiayı ise başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez buldu.

"Tamamen yasaklama demokratik toplumda gerekli değil"

Mahkeme kararında, "Eserin kayıt ve tescil talebinin reddedilmek suretiyle tamamen yasaklanması 'ön sansür' şeklinde yapılan en ağır müdahaledir. Kamusal otoritelerin, eserin içeriğini sakıncalı bulmaları durumunda, bir sınıflandırma yaparak '+18' yaş sınırı koyma, 'aile ile izlenme' ya da 'kimi sahnelerin senaryodan çıkartılması' şeklinde daha sınırlı müdahale yetkisi olmasına rağmen, eser tümden yasaklanmıştır. Eserin bağlamından ve ifadelerin bütünlüğünden kopartılarak ele alınması suretiyle ortaya konan gerekçenin ilgili ve yeterli olmadığı görülmüş ve tamamen yasaklanmasının demokratik toplumda gerekli olduğu sonucuna ulaşılmamıştır" denildi.

Başvuru değerlendirilirken; PKK terör örgütü üyelerine sempati duyulduğu izlenimi oluşturduğu ileri sürülen ifadeler, eserin bir film olması, çekilme zamanı, amacı, hitap ettiği toplumsal kesim, coğrafya ve muhtemel etkilerin bir bütün olarak ele alındığını belirten Mahkeme kararında, "Terör ya da yönetmenin bakış açısıyla 'Kürt sorunu' ülkemizde yıllardır acılara neden olmuş bir sorundur. Anayasa Mahkemesi bu konuya ilişkin hassasiyetlerin farkındadır. Ancak adı geçen eserde işlenen konunun ülkenin belli bir bölgesinde yaşanan sorunlara dikkat çektiğinin de göz önüne alınması gerekir" ifadeleri kullanıldı.

"Barışa duyulan özleme vurgu yapılmıştır"

Anayasa Mahkemesi kararında, filmde herhangi bir terör örgütünü öven, şiddeti romantikleştiren, teşvik eden ve meşru gösteren bir unsurun olmadığını, terör sorununa farklı bir perspektiften bakış açısı getirilmeye çalışıldığına dikkat çekilerek, "Bu anlatım biçiminde, devletin o coğrafyadaki insanlara ön yargılı davrandığı iddialarına yer verilmesi, eserde terör örgütü propagandası yapıldığı anlamına gelmez. Terör olaylarından duyulan rahatsızlık ve çatışmalar nedeniyle yaşanan acıların iki taraf için de eşit olduğu birçok diyalog ve sahnede işlenmiştir. Diğer yandan, eserde yer yer barışa duyulan özlem, Türklerin ve Kürtlerin yüzyıllardır aynı topraklarda birlik içinde yaşadığı; ancak devlet politikalarıyla bu huzurun bozulduğuna ilişkin vurgular yapıldığı da görülmüştür. Eserde geçen diyaloglar sanatsal ifade biçiminin bir gereği olarak terör örgütü propagandası olarak değil, yaşanan acı olayların kimi zaman trajik, kimi zaman ironi bir anlatımı olarak değerlendirilmiştir" ifadeleri kullanıldı.





Haber, değiştirilmeden kaynağından otomatik olarak eklenmiştir