Gündem

'Kadın Kadına Mücadele Mutfağı'nda 15 Suriyeli kadın da çalışıyor

"Kusuruma bakmayın sizi de rahatsız ettik. Sağ olun her şey için"

18 Aralık 2016 13:16

Suriye'deki iç savaştan kaçıp Türkiye'ye gelen 15 kadının yolu İstanbul Okmeydanı'nda kesişti. Suriyeli kadınlar Kadın Kadına Mücadele Mutfağı'nda reçel ve turşu yapıp satarak hayatlarını geçirmeye çalışıyor. Kadınlar mecbur kalmasak gelmezdik derken Haseke'den gelen Meryem Alhamed, de "Kusuruma bakmayın sizi de rahatsız ettik. Sağ olun her şey için" diye konuştu.

Cumhuriyet'ten Pınar Öğünç'ün haberi şöyle:

Ülkesi Suriye’deki savaştan kaçıp bambaşka bir ülkede kendi toprağından yoksunluğa, ortasına düştükleri maddi zorluklara, her tür ötelenmenin ruhlarında açtığı berelere rağmen hayatta kalmaya çalışan bir kadın, böyle laflar etmek zorunda hissediyor kendini. Tercihi olmadan ona yaşatılanlardan dolayı mağdurken, bir de bunların müsebbibi yerine mahcup.

Hepsi adına utanıyorsunuz onu dinlerken. Meryem Alhamed, Suriye’nin Haseke kentinden kaçtı Türkiye’ye. Eşi gibi o da belediyede memurdu, 10 çocuğunun hepsi okuyordu. Türkiye’ye gelmeleriyle mühendislik, mimarlık öğrencisi bu gençler işe girip çalışmak zorunda kaldı, diploma hayal oldu.

Zaman içinde dördü Avrupa’ya gidebildi, burada kalanların ikisiyse şu an hasta. “Çocuklarımın hayatı bitti” diyor Meryem Hanım, “Birken aniden sıfıra iniverdik hepimiz, psikolojimiz bozuldu. Savaş bitsin ertesi gün döneriz. Kokusunu, her şeyini özledim ülkemin.”

 

"Umut reçeli"

 

Meryem Alhamed ve onun gibi başka kadınlar her şeye rağmen içinden “umut” kelimesi geçen bir cümle kurabiliyorsa, Kadın Kadına Mülteci Mutfağı yüzünden. Kabak reçeli, ayva reçeli gibi çeşitler mevcut ama onlar “umut reçeli” diyor hepsine. Bu tabiri kullanıyorlar.

Suriye’nin farklı kentlerinden kaçıp yolları İstanbul, Okmeydanı’nda kesişen 15 kadın, Okmeydanı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin (OKDER) verdiği motivasyonla bir araya geldi, yaptıkları reçelleri ve turşuları satıyorlar. OKDER, kimi şimdi emekli 40 yıllık mahalle sakinlerinden, kimi gençlerden oluşan, birkaç yıllık geçmişiyle aslen yeni bir mahalle birliği.

Önce çocukları mağdur eden okul sorunuyla başlayıp sonra kentsel dönüşüm meselesi, sonra mahallede gittikçe sakin sayısı artan Suriyeli mülteciler için ve mültecilerle yapılabilecekler üzere düşünmeye başlamışlar.

Derneğin başkan yardımcısı Songül Yarar Dede öncelikle onlara mahsus olarak kiraların artırılıp yevmiyelerin düşürüldüğü Suriyeli aileler için maddi dayanışma ağı kurduklarını anlatıyor. Yakacak olmayınca sokaktan topladığı kumaş artıklarını yakan, bebeklerinin altını bağlayacak bez bulamayan kadınlardan söz ediyor.

Mahalleden birkaç kişilik gruplar oluşarak her bir haneye soba almaya çalışmışlar. Dayanışma çağrısıyla kıyafetler, battaniyeler, ev eşyaları paylaşılmış. Ardından da kadın Kadına Mülteci Mutfağı... “İsterse küçük bir derneğin bile bir şeyler yapabileceğini göstermek istedik” diyor Songül Yarar Dede. Gerçekten de ellerinin değdiği bu Suriyeli kadınların hayatına etki etmeyi de başarmışlar.

 

"Malzeme çok pahalı"

 

Kırık tatlı Türkçesiyle tercüme işini üstlenen 26 yaşındaki Suheyla Hellawi, iki küçük çocuğu ve eşiyle birlikte Halep’ten önce Antep’e, sonra İstanbul’a geldi. Suheyla’nın eşi bulabildikçe tekstil işinde çalışıyor. Devletten destek görmediklerini, baş etmek zorunda kaldıkları güçlükleri anlatıyor. Daha önce hiç çalışma hayatı olmayan Suheyla, bir şey yapabilmenin ona iyi geldiğini söylüyor.

Çocuklarının küçük olması onu zorlasa bile. “Okmeydanı’nda çok Suriyeli var, bizim mutfağa da katılmak istiyorlar ama yerimiz yok. Bazen derneğin mutfağında pişiriyoruz, bazen de grup grup ayrılıp evlerde. Evlerin mutfakları çok küçük. Bir de tüp, malzemeler her şey çok pahalı. Bizi anlayan destek olsun. Çocuklarımızı çalıştırmak istemiyoruz, buna mecbur kalmaktan korkuyoruz” diyor.

33 yaşındaki üç çocuk annesi Gülistan Hüseyin’in üç yıl önce Kamışlo’dan çıktığı yolun sonu da Okmeydanı olmuş. Başta kimsenin onlara kiralık ev vermemesinden yakınıyor; şu anda eşi, çocukları ve kayınvalidesiyle yaşıyor. OKDER’le tanışmak ona da iyi gelmiş.

Bu mutfak sayesinde şu an çok kazanamasalar da, en azından çocukların okul, kırtasiye masrafları çıkıyormuş. Halbuki eskiden lokantada çalışan eşi sayesinde gayet güzel geçindiklerini söylüyor. Şu an çalışamayacak derecede hasta olduğundan eşi ancak ara ara tercümanlık yapıyormuş.

 

"Bizi dilenci sanıyorlar"

 

36 yaşındaki Sekine İbrahim bekâr, savaştan önce Şam’da yaşıyordu. Osmanbey’de bir tekstil atölyesinde çalışan erkek kardeşiyle birlikte Okmeydanı’nda oturuyor şimdi. Hâlâ Kamışlo’da onlardan daha zor durumda olan akrabaları var; eline geçen iki kuruşsa, birini oraya yolluyor bir de. Şam’dayken Sekine de tekstil işinde çalışıyordu; ustabaşıydı. Türkiye’ye geldikten sonra onu doktor doktor gezdiren bir dert çıktı gözlerinde. Nihayetinde teşhis “psikolojik” oldu. Bu hastalık yüzünden artık senelerdir yapıp iyi olduğu mesleğinde de çalışamıyor.

Az konuşuyor Sekine, sadece az Türkçesinden çekindiği için değil. “Bazen öyle bakıyorlar ki bize burada, sanki insan değiliz” diyor, “Dilenci sanıyorlar hep”. Kadın Kadına Mülteci Mutfağı ilaç gibi geliyormuş şimdi ona. Hiç reçel sevmezmiş, ağzına koymazmış halbuki.

 

"Mülteciler konseptimize uygun değil"

 

 Mütevazı bir mahalle derneği olarak Okmeydanı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin gücünün sınırları belli. Kadın Kadına Mülteci Mutfağı için çalışan bir de gönüllüler var. Çağan Korkmaz, Gizem Saraçer onlardan. Biri ucuz kavanoz peşinde koşuyor, biri böyle bir gayeyle dayanışmak için ücretsiz etiket basacak matbaa arıyor, arabası olanlar nakliye kısmında destek veriyor. Gıda mühendislerine danışılması lazım, tescil-belge, bürokrasi işleri var.

Dağıtım ayrıca mühim temel meselelerden. Kargo şirketleri kırılabilir diye riskli gördükleri için reçel ya da turşu kabul etmiyor. Çağan Korkmaz kendi mesai saatlerinin dışında bavullara doldurup, reçel ya da turşu satmayı kabul eden kafeleri, dükkânları geziyor.

Böyle dolu bavullarla metrobüs kalabalığı mesela; olmamış değil. Sayıları çok fazla değil, her zaman iyimserlikle bekledikleri tepkileri de alamıyorlar. Mesela ürünleri satmayı düşünürler mi diye girdikleri bir kafeden şöyle bir cümle duymuşlar: “Üzgünüz, mülteciler konseptimize uygun değil”. Kadın Kadına Mülteci Mutfağı çeşitli dayanışma kermeslerinde, politik festivallerde standlarıyla yer alabiliyor. 8. Hangi İnsan Hakları Festivali’nde de hem meramlarını anlatabildikleri hem ürünlerini satabildikleri bir etkinlik düzenlenmişti.

 

Bu mutfak için ne yapabilirsiniz?

 

Suriyeli mültecilere, kadın emeğine destek olmak isterseniz... Reçel ya da turşu, bu ürünlerin satılabileceği herhangi bir mekânın sahibiyseniz ya da arabanızla dağıtım kısmına destek vermek istiyorsanız Kadın Kadına Mülteci Mutfağı’na aynı isimli Facebook sayfasından yahut kadinkadinamultecimutfagi@ gmail. com adresinden ulaşabilirsiniz. Malzeme desteğine her daim açıklar; bir kavanoz bile olur, bir kilo şeker de. Ve tabii gördüğünüz yerde satın alarak da bu kadınlara güç katmış olursunuz.