Gündem

HDP Eş Genel Başkanı Buldan: AKP iktidarı boyunca kadına karşı şiddet adeta pandemi haline geldi

"100. yılında Meclis çetelere, katillere, yandaşlara af çıkartan bir yere dönüştü"

25 Nisan 2020 19:31

HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Koronavirüs salgını sürecinde kadına yönelik şiddetin arttığını ve AKP hükümetinin politikalarının toplumsal yaşamı tehdit ettiğini belirtti. Buldan, AKP iktidarı boyunca kadına karşı şiddetin adeta bir pandemi haline geldiğini belirterek, şiddetle mücadele mekanizmalarının salgın bahanesiyle çalıştırılmadığını, erkeğe şiddet uygulaması için fırsat yaratıldığını söyledi. Buldan, "Evde kalın çağrısı yapıp, kadınlara güvenli ortam yaratmayan iktidar bu katliamlardan birinci dereceden sorumludur. Kadınlar dışarıda virüs tehdidi, evde ise erkek şiddetiyle karşı karşıyadır" dedi.

"AKP iktidarının, 100 yıl önce kurucu halkların iradesiyle kurulan Meclis’i 100’üncü yılında çetelere, katillere, yandaşlara af çıkartan, halk iradesini yok sayan bir yere dönüştürdü" ifadelerini kullanan Buldan, "Siyasi tutsaklara karşı ise adeta düşman hukuku işleten, “cezaevlerinde ölsünler” söylemini dahi kullanmaktan çekinmeyen AKP iktidarının gerçek yüzünü herkes çok net olarak görmüştür" dedi. Pervin Buldan konuşmasında şunları söyledi:

"Cezaevlerinde bulunan tüm kadın yoldaşlarıma sevgi selamlarımı yolluyorum. İnanıyorum ki bu zor günleri hep birlikte dayanışmayla aşacağız ve siz değerli halkımızla, sevgili kadınlarla yeniden bir arada olacağız. Meydanlarda, sokaklarda, salonlarda, sloganlarımızla, halaylarımızla, türkülerimizle ve zılgıtlarımızla yeniden haykıracağımız günler yakındadır. 

Bugünkü yayınımızda; Korona günlerinde kadınların şiddetten yoksullaşmaya her alanda yaşamakta olduğu sorunları ve iktidarın kadınlara yönelik ayrımcı, şiddeti teşvik edici politikalarını ele alacağım. Bu yayınımız kadınların duyulmayan sesi ve itirazı olsun istedik. Ne yazık ki salgın döneminde bile şiddet dur durak bilmiyor. Hak gaspları, adaletsizlik, eşitsizlik, yoksulluk, işsizlik, ayrımcılık, öteki düşmanlığı ve kutuplaştırma tüm hızıyla devam ediyor. 

"İktidarın ayrımcı düzeni virüs salgını kadar toplumsal yaşamı tehdit ediyor"

Sosyal devlet taleplerini otoriter devlet zihniyetiyle bastırmaya çalışan, krizi ekonomik ve siyasi fırsata çevirmekten başka bir şey düşünmeyen AKP iktidarını bu salgın sürecinde herkes bir kez daha çok net olarak görmüş oldu. Şunu açıklıkla ifade etmek isterim ki, iktidarın sadece kendisini ve yandaşlarının çıkarını gözeten ayrımcı, otoriter düzeni inanın ki en az virüs salgını kadar toplumsal yaşamı tehdit etmektedir.

İnsanların dayanışmaya ve yardımlaşmaya en çok ihtiyaç duyduğu böylesi bir dönemde yerel yönetimlerin başlattığı insani yardım kampanyalarını dahi engellemek, virüsle mücadele eden belediyelere kayyım atamak, toplumsal dayanışmayı terörize etmek örgütlü kötülüğün geldiği noktayı bize göstermektedir. 

Eleştirel tweet atanı, sosyal medya paylaşımı yapanı, muhalif yayın yapanı susturmaya çalışan bu iktidar salgınla değil toplumla mücadele etmektedir. Virüsü fırsat bilip, katillere, çetelere, tecavüzcülere özel af çıkartan, siyasi tutsaklara karşı ise adeta düşman hukuku işleten, “cezaevlerinde ölsünler” söylemini dahi kullanmaktan çekinmeyen AKP iktidarının gerçek yüzünü herkes çok net olarak görmüştür. Otoriterleşmenin en fazla mağdur ettiği kesim ise yine kadınlardır.

"AKP iktidarı boyunca kadına karşı şiddet adeta pandemi haline geldi"

Kadınlar salgın günlerinde daha fazla şiddete uğramakta, katledilmekte, yoksullaştırılmakta, işsiz bırakılmaktadır. Hep söylüyoruz. Kadına karşı şiddet uygulayan erkek yalnız değildir; erkek iktidarla, erkek yargıyla el eledir. AKP iktidarı boyunca kadına karşı şiddet adeta pandemi haline gelmiştir. 

Türkiye’de pandemi sürecinde kadına yönelik ev içindeki şiddet yüzde 27,8 oranında artmış durumdadır. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun tespitlerine göre Mart ayında 29 kadın katledildi. Evde kalın çağrısı yapıp, kadınlara güvenli ortam yaratmayan iktidar bu katliamlardan birinci dereceden sorumludur. Kadınlar dışarıda virüs tehdidi, evde ise erkek şiddetiyle karşı karşıyadır. İktidar, “Hayat eve sığar” kampanyasıyla aslında erkek şiddetini eve sığdırmıştır. Kadına yönelik şiddetin en çok arttığı bu dönemde salgınla birlikte kadın sığınma evlerine kabul de zorlaştırılmıştır. Sadece yüksek derecede can güvenliği tehlikesi olanların başvurusu kabul edilmektedir. Bunun için de kadınların önüne türlü engeller çıkartılmakta, şiddete uğrayan kadınlardan bu süreçte darp raporu istenerek başvuru süreci zorlaştırılmaktadır.

"Kadına yönelik şiddetle mücadele mekanizmaları salgın bahanesiyle çalıştırılmıyor!"

Aynı durum belediyelerimize kayyım atanan illerde de yaşanmaktadır. Belediyelerimiz kadına yönelik şiddetle mücadelede çok etkin çalışmalar yürütüyordu. Belediyelerimiz bünyesinde şiddetle mücadele eden onlarca kurum kayyımlar tarafından kapatıldı. Şimdi de şiddetin en fazla olduğu bir dönemde kayyımlar sığınma evlerine başvuruları durdurdu. Kadına yönelik şiddetle mücadele mekanizmaları salgın bahanesiyle çalıştırılmayarak, adeta erkeğe şiddet uygulaması için fırsat yaratılmaktadır.

Belediyelerimiz, kadınların şiddete uğraması durumunda ilk adım istasyonlarının kurulması için hızlı bir şekilde çalışmalarını yürütmektedirler. Yapılan sosyal yardımların öncelik olarak kadınlara verilmesine özen gösterilmektedir. Kadına yönelik şiddetle mücadele kapsamında "Alo Şiddet Hattı" ve sosyal medya ağı oluşturulmaktadır.

"Kadın partisi HDP ile kadınların dayanışmasını engelleyemezler!"

Buradan bir kez daha şunu net olarak vurgulamak isterim ki kayyım gaspıyla kadın kazanımlarını ortadan kaldıracaklarını, kadınları savunmasız bırakacaklarını sanan erkek iktidar aklı bu amacına asla ulaşamayacaktır, başaramayacaktır. Kadınlar olarak, biri bin yapacak gücümüz de örgütlülüğümüz de vardır. Kadın partisi HDP vardır. Kadınların güçlü dayanışması vardır. Bu dayanışmayı hiçbir güç engelleyemeyecektir!

Karantina uygulayan Avrupa ülkelerine baktığımızda sığınma evlerinin kapasitesinin arttırılmasından eczanelerde alarm sisteminin geliştirilmesine varıncaya kadar bir dizi yeni tedbirler geliştirilmektedir. Türkiye’de ise Aile Bakanlığı’nın salgın döneminde şiddeti önleyecek acil bir eylem planı çıkartmak gibi bir uğraşı içerisinde olmadığını görüyoruz. Bırakalım şiddeti önlemeyi, 30 Mart 2020 tarihiyle Hâkimler ve Savcılar Genel Kurulu tarafından alınan bir tedbir kararıyla, Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi Kanununu rafa kaldıran bir karara imza attılar.  Bu da açıkça şiddete davettir, başka bir izahı yoktur. 

"İnfaz Yasasının çetelere, katillere, tecavüzcülere özel af olduğunu söyledik"

AKP iktidarının kadına yönelik şiddetin önünü açtığı en büyük kötülüklerden biri de İnfaz Yasasıdır. Meclis’te 7 gün 70 saat görüşmeleri süren İnfaz Yasasının yol açacağı felaketleri sabahlara kadar Meclis kürsüsünden anlattık. 70 maddenin de değiştirilmesi için 70 değişiklik önergesi verdik. AKP-MHP oylarıyla reddedildi. Bu ayrımcı yasanın çetelere, katillere, tecavüzcülere özel af olduğunu söyledik. 

Siyasi tutsakların ölüm riskiyle karşı karşıya bırakıldığını her fırsatta anlattık. Bu yasayla hem içerideki hem de dışarıdaki ölümlerin artacağı konusunda iktidarı uyardık, dinlemediler. AKP; hukuktan, adaletten, toplumu savunmaktan yana değil çetelerden yana tercihini koydu ve yasayı kendi çoğunluklarıyla çıkarttılar. 

"100’üncü yılında Meclis çetelere, katillere, yandaşlara af çıkartan bir yere dönüştü"

AKP iktidarı, 100 yıl önce kurucu halkların iradesiyle kurulan Meclis’i 100’üncü yılında çetelere, katillere, yandaşlara af çıkartan, halk iradesini yok sayan bir yere dönüştürdü.  

Gerçek suçluları dışarıda, suçsuz insanları ise cezaevlerinde bırakan düzen AKP’nin adaletsizlik ve vicdansızlık düzenidir. Kadın katilleri dışarıdadır; barış isteyen Selahattin Demirtaş, İdris Baluken, Figen Yüksekdağ, Gülten Kışanak, Sebahat Tuncel ve daha nice arkadaşımız cezaevindedir. Elbette bunu ne biz kadınlar ne halkımız ne de demokratik kamuoyu asla unutmayacaktır. 

"İnfaz Yasası erkek şiddetine cezasızlık getiren bir yasadır"

Ve ölüm yasası olan İnfaz Yasasına karşı mücadelemiz bitmemiştir, bundan sonra da kararlılıkla devam edecektir. Herkes şunu iyi bilmeli ki; bu ölüm yasası Meclis iradesinin kararıyla değil, AKP-MHP iradesiyle çıkarılan bir yasadır. AKP bu yasayı hazırlarken muhalefet partilerinin, demokratik kamuoyunun, hukukçuların, insan hakları savunucularının görüş ve taleplerini değil; çetelerin, katillerin taleplerini esas aldı. İnfaz Yasası bir vahşet yasasıdır. Erkek şiddetine cezasızlık getiren bir yasadır. 

"9 yaşındaki Ceylan’ın babası tarafından katledilmesinin nedeni İnfaz Yasasıdır"

Antep’te 9 yaşındaki Ceylan’ın babası tarafından vahşice katledilmesinin nedeni İnfaz Yasasının getirdiği cezasızlık politikalarıdır. Kadına yönelik artan şiddetin nedeni, erkeği koruyan yasal düzenlemelerdir. Bunun da mimarı AKP’dir. Çocukların katledilmesinin, yüzlerce kadının şiddet tehdidiyle karşı karşıya bırakılmasının sorumlusu kadın katillerine af getiren bu İnfaz Yasasını çıkaran AKP iktidarıdır. Yaşanacak tüm şiddet ve ölümlerin sorumlusu bu yasaya evet oyu verip sonra da utanmadan maskeleriyle Genel Kurul kürsüsü önünde poz verenlerdir. 

Şiddete karşı devlet ve iktidar tarafından alınması zorunlu olan acil önlemler vardır. Buradan şu çağrıyı yapmak istiyorum. Şiddete karşı acil olarak bir kriz koordinasyonu kurulmalı ve bu koordinasyon kadın örgütleriyle ortak çalışmalıdır. Şiddete uğrayan kadınlara destek amaçlı fon oluşturulmalıdır. Şiddete maruz kalan kadınların kalabilecekleri mekânlar arttırılmalı ve gerekli sağlık tedbirleri alınmalıdır. Sığınma evlerinin sayıları arttırılmalıdır. Başvurular derhal kabul edilmelidir. İstanbul Sözleşmesi uyarınca cinsel şiddet kriz merkezleri bir an önce kurulmalıdır. 24 saat erişilebilir, çok dilli bir acil yardım hattı kurulmalı ve kadınlara psikolojik, sosyal ve hukuki destek verilmesi sağlanmalıdır. 

"Bu süreçte kadınların karşı karşıya bulunduğu bir diğer şiddet de ekonomik şiddettir"

Koronavirüs'ün ekonomik etkileriyle birlikte cinsiyet eşitsizliği daha da artmış ve ne yazık ki çok fazla kadın ekonomik yaşamdan çekilmek zorunda bırakılmıştır. En güvencesiz ve esnek işlerde çalışan kadınlar olduğu için ilk işini kaybeden kadınlar olmuştur. Evde kalmak kadınlar için iş yükünün ve emek sömürüsünün artması demektir.

Bu nedenle; ister kamu ister özel sektörde olsun çalışan tüm kadınlara iş ve gelir güvencesi verilmelidir. Kadınlar, sağlık hakkı ile çalışma hakkı arasında seçim yapmak gibi bir ikilemde bırakılmamalıdır. Sağlık sektörü, pandemi dönemlerinde en ön safta çalışma zorunluluğu olan ve en fazla hastalık riski taşıyan alanların başında gelmektedir. Kadın sağlık emekçilerinin talepleri karşılanmalı, süt izninde olan kadınlar ücretli idari izinli sayılmalıdır. Kamu-özel ayrımı olmaksızın, zorunlu hizmet ve üretim alanında çalışan ebeveynlere dönüşümlü ve eşit olarak ücretli izin verilmelidir. Ayrıca çocuklarını yalnız büyüten ebeveynlere salgın süresince ücretli izin hakkı tanınmalıdır. 

Kısa bir süre önce verdiğimiz kanun teklifinde önerdiğimiz gibi; ev eksenli çalışan, yalnız yaşayan ve çocuklarına bakmak zorunda olan kadınlara her ay, 2.500 TL doğrudan temel gelir desteği sağlanmalıdır. Yine mülteci kadınlar salgın sürecinin en ağır mağduriyetini yaşamaktadır. Çalışmaya devam eden göçmenlere ekonomik destekte bulunulmalı ve çalışmaları engellenmeli, sağlık taramaları ve tedavileri düzenli şekilde yapılmalıdır. 

"Bu zor günleri de yine hep birlikte yan yana gelerek omuz omuza atlatacağız"

Evet, zor günlerden geçiyoruz. Ancak, biz kadınlar biliyoruz ki en zor koşulları mücadele ederek, dayanışarak birlikte atlattık. Bu zor günleri de hep birlikte dayanışmamızla aşacağız. Yine hep birlikte yan yana gelerek omuz omuza olacağız. 

Sevgili kadınlar; umutsuzluğa kapılmıyoruz. Dayanışma ağlarımızı genişleterek bu süreçten güçlü bir şekilde hep birlikte çıkmayı başaracağız. Virüsü yeneceğimiz gibi biz kadınlar tekçi erkek iktidarın şiddet politikalarını da örgütlü mücadelemizle yeneceğiz. Başlattığımız Kardeş Aile Kampanyası aynı zamanda kadınların kız kardeşlik dayanışmasıdır. Şimdi bunu daha fazla büyütme zamanıdır.  

Kadın dayanışmamız tekçi erkek iktidarın ittifakından daha güçlüdür. Biz biliyoruz ki kadın dayanışması yaşatır, biz biliyoruz ki Korona günlerinde de kadınlar birlikte güçlüdür. Bu yüzden sosyal mesafeyi de koruyarak kapı komşumuzla, sokağımızdaki, mahallemizdeki kadınlarla balkonlarımıza çıkarak konuşalım, sohbet edelim. 

Kadınlar arası bağları her koşulda güçlendirelim. Online olarak sohbet edebilir, yalnız olmadığımızı gösterebiliriz. Çünkü bizim dayanışmamız kapı, duvar dinlemiyor. Evde olabiliriz ama dışarıya, diğer kadınlara uzanan bağlarımız ve açılan kapılarımız var. 

"Hiçbirimiz yalnız değiliz"

Sokakta, çarşıda, 8 Martlarda, 25 Kasımlarda, Newroz alanlarında, 1 Mayıs meydanlarında beraberdik, yine beraber olacağız. Şimdilik fiziken ayrı olsak da ruhumuz beraberdir sevgili kadınlar. Bu yüzden bir kez daha söylüyoruz: Biz kadınlar Korona günlerinde de birlikte güçlüyüz, birbirimizin güvencesiyiz.

Güzel günlerde buluşmak dileğiyle sizleri sevgiyle ve saygıyla selamlıyorum."