Gündem

Hayrettin Karaman: Başbakan'a devlet için birini öldürmek caizdir demedim

Hayrettin Karaman: Bana ulaşan bilgilere göre yeni bir ses kaydı düzenlenmiş, bu kayıtta Başbakan sözde beni arıyor 'Devletin bekası için birini öldürmek caiz midir?' diyormuş...

20 Mart 2014 11:16

İlahiyatçı yazar Prof. Hayrettin Karaman, son dönem bazı yazarlar ve sosyal medyada sıkça gündeme gelen helikopter kazası sonrası yaşamını yitiren BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu hakkında "fetva ile öldürüldü" iddialarına değindi. "Benim, onun adı anılmış olmasa bile ulu orta böyle bir fetva vermem mümkün değildir. Sayın Başbakan'ın da böyle bir cinayeti işlemek şöyle dursun, aklından geçirmek için bile ortada bir sebep yoktur." ifadelerini kullandı.

Hayrettin Karaman'ın Yeni Şafak gazetesinde "Şimdi de ses kaydı mı?" başlığıyla yayımlanan yazısı şöyle:

Bana ulaşan bilgilere göre yeni bir ses kaydı düzenlenmiş, bu kayıtta Başbakan sözde beni arıyor 'Devletin bekası için birini öldürmek caiz midir?' diyormuş, ben de bazı detaylar verdikten sonra 'Olabilir bir sakınca yok' diyormuşum. Sonra başbakan bu fetvayı(!) merhum Yazıcıoğlu'na uyguluyormuş.

Diğer iftiraları gibi bu iftirayı da önce yazılı ve sözlü olarak ortaya attılar, gereken cevapları verdim, açıklamaları yaptım; iftira ve kumpasın bu şekli tutmayınca bu defa dublaj mı, montaj mı, ses üretimi mi, başka bir şey mi yaptılar bilemiyorum, ama anlaşılan bir ses kaydı uydurdular.

Bildiğim, Allah'a imanım kadar emin olduğum bir şey var ki, o da böyle bir konuşmanın aslının olmadığıdır, böyle bir konuşmanın asla yapılmadığıdır.

Eğer yayınlarlarsa bazıları 'Efendim işte ses kaydı, sahih olduğuna dair de rapor var' diyecekler. Ben de onlara diyeceğim ki, basit bir montaj ile Sayın Bahçeli'ye 'Öcalan Kahramandır' dedirtenler, Sayın Kılıçdaroğlu'na 'AK Parti'yi ve başbakanı övdürenler' oldu, bu montajlarda da ses ve ağız hareketleri kusursuzdu, peki bunlar da gerçek miydi?

Bir fetva lafıdır tutturdular. Duyan da sanacak ki, telefonun bir ucunda ben, diğer ucunda Sayın Başbakan, her adımda bana fetva soruyor, ben de veriyorum!

Efendiler, keşke böyle olsa, ama bu ülke fetvalara göre değil, laik demokratik kanunlara göre idare ediliyor. Ayrıca Başbakanımız, bu güne kadar, bir kere bile telefon açıp bana fetva sormamıştır. Ben müftü değilim, fetvahanem de yok. Ben bir emekli ilahiyat hocasıyım ve Yeni Şafak'ta köşe yazısı yazıyorum. Kitaplarımdan ve yazılarımdan okuyarak istifade eden binlerce kişi arasında siyasiler de bulunabilir; bunu, neredeyse günlük fetva alış-verişi şeklinde sunmanın gerçekte karşılığı yoktur.

Defalarca yazdım ve soranlara açıkladım ki, merhum Yazıcıoğlu, siyasi menfaatini, millet ve memleket menfaatine feda edecek kadar faziletli bir vatan evladı idi, davranışlarıyla bunun örneklerini verdi, onu bu fazileti bakımından örnek gösterdim, ona kıyanlar olduysa, inşallah hem bu dünyada hem de ahirette cezalarını çekeceklerdir.

Benim, onun adı anılmış olmasa bile ulu orta böyle bir fetva vermem mümkün değildir. Sayın Başbakan'ın da böyle bir cinayeti işlemek şöyle dursun, aklından geçirmek için bile ortada bir sebep yoktur.

Türkiye'nin ve diğer İslam ülkelerinin her yönden güçlü ve bağımsız birer ülke olmalarını, aralarında birlik kurup dayanışmalarını, İslam'a ve Müslümanlara karşı asırlardır savaşan güçlerin saldırı ve cesaretlerini kıracak 'caydırıcı güç' oluşturmalarını istemeyen, böyle bir gelişmeyi gayr-i meşru menfaatleri ve sömürülerinin devamı bakımından çok sakıncalı bulan ülkeler, kurum ve kuruluşlar gece gündüz Müslümanları bölüp parçalamak ve birbirine düşürmek için planlar yapıyor, tuzaklar kuruyorlar; içimize sızmış olan casuslarını ve işbirlikçilerini de bu amaçla kullanıyorlar.

Bu kadar uyku yeter, ey Müslümanlar, artık uyanalım, bu oyunlara gelmeyelim, bütün dünyaya 'İslam barışı'nı yaşatmak gibi büyük bir hedefin peşinde koşalım ve kardeş olduğumuzu unutmayalım!