Gündem

Gülen cemaatinin Çetinkaya duası

"Cemaat, emniyet ve yargıda kadrolaştı" iddialarını reddeden Fethullah Gülen cemaati mensupları ilginç bir temennilerini dile getirdiler.

12 Mart 2011 02:00

T24 - Ergenekon soruşturması sürecindeki gözaltı ve tutuklama operasyonları üzerine dile getirilen "cemaat, emniyet ve yargıda kadrolaştı" iddialarını reddeden Fethullah Gülen cemaati mensupları ilginç bir temennilerini dile getirdiler. Cemaat mensupları, yıllardır Fethullah Gülen alehine yazı ve kitaplar yazan Hikmet Çetinkaya ve Faik Bulut'un gözaltına alınmamaları için "dua ettiklerini" söylediler.

Cemaatte dile getirilen bu temenniyi gazeteci Amberin Zaman Habertürk'teki köşesinde yazdı. Zaman'ın "Bir de cemaati dinleyelim" başlığıyla yayımlanan (11 Mart 2011) yazısı şöyle:


Bir de cemaati dinleyelim

Şimdiden "Tırstı, balans ayarı yapıyor" diyenleri duyar gibiyim. Varsın desinler. Ben doğru bildiğimi yapıyorum. Son zamanlarda ben dahil olmak üzere ya ima yoluyla ya da adını zikrederek (ben ikinci yolu tercih edenlerdenim) Nedim Şener ve Ahmet Şık'ın, Fethullah Gülen Cemaati'ni hedef alan kitaplar yazdıkları için cezalandırıldıkları algısı gittikçe yayılıyor. Hatta kesin kanaat haline geliyor. Yürütülen mantık şu: Emniyet ve son zamanlarda yargıda köşeleri kapan harekete yakın kişiler, onları eleştiren insanları cezalandırmak suretiyle böyle bir çalışmaya yeltenenlere de gözdağı veriyor.


Ahmet ve Nedim'in tutuklanmasının akabinde bende de böyle bir yargı oluşmaya başladı ve bunu da köşemde belirttim. Bunu yaparken bundan sonraki hamlemin, hareketten tanıdığım insanları arayıp onları dinlemek ve bu suçlamalar karşısında söz hakkı vermek olması gerektiğini biliyordum. Evet, cemaate yakın gazeteler zaten olayları kendi açılarından anlatıyorlar ama ben Gülen hareketi içindeki arkadaşlarla yüz yüze konuşmayı tercih ettim. Yaptığım sohbetler esnasında edindiğim izlenimleri şu şekilde özetleyebilirim. (Bire bir alıntılar değil.)


1. Bizim emniyet içerisinde, yargı içerisinde örgütlendiğimizi kanıtlasınlar, o zaman konuşalım. Böyle bir durum kesinlikle söz konusu değil. Yargı sürecinde neyin ne olduğu ortaya çıkacaktır. O zaman bugün birtakım insanlara "kefilim" diyenlerin, bize önyargıyla yaklaşanların belki de yüzleri kızaracaktır. Ahmet'in, Nedim'in somut delillere ulaşmadan suçlu olduğunu varsayamayacağımız gibi hareketi de somut deliller sunmadan itham etmeye kimsenin hakkı yok.


2. Bu yanlış algı, tüm Türk toplumunun görüşlerini yansıtıyormuş gibi bir hava estiriliyor. Oysa yetmiş milyonluk bir ülkeden söz ediyoruz. Ve bu ülkede Fethullah Gülen hareketine bağlı, sayısını bilmemekle birlikte milyonlarla ifade edebileceğimiz insan var. Bu algı bilinçli bir şekilde yıllarca pompalanıyor ve bir psikolojik harekâtın parçası. Bunu teyit eden belgeler, bilgiler, Ergenekon soruşturması kapsamında gün yüzüne çıktı. (Örnek "İrtica ile Mücadele Eylem Planı" ve "Balyoz".) Yıllardır bu tür kampanyalara maruz kaldık. Alıştık, yeni bir şey değil.


3. "Yargıyı ele geçirdiler" ithamı nereden kaynaklanıyor? Eskiden tek bir dünya görüşünü yansıtan yargı, artık daha çoksesli, daha renkli, daha çoğulcu bir niteliğe büründü. Buradan yola çıkarak "Gülen hareketinin eline geçti" suçlamaları insafsızlıktır.


4. Biz, "Bu olumsuz imajın oluşmasında nerede yanlış yaptık" gibi bir muhasebenin içerisinde değiliz. Hikmet Çetinkaya ve Faik Bulut marjinal yazarlar değiller ve yıllarca aleyhimizde yayın yaptılar. Dua ediyoruz, adli bir vakadan ötürü gözaltına alınmazlar; çünkü bu da bizlere fatura edilir. (Bunu yarı şaka olarak söylüyorlar. A.Z.)


5. Sözde Emniyet'i eline geçiren hareket üyeleri, gazetecileri susturmak için onları ispiyonla-yacak ve özel hayatlarını deşifre ettirecekler korkusu gerçekten insafsız ve yalan. Baykal kaseti patlayınca, Can Dündar'ın özel hayatıyla ilgili tartışmalarda hep geri planda durduk. Özel hayata saygılıyız. Hatta Baykal bizi bu tutumuzdan ötürü takdir ettiğini de belirtmişti. (Baykal'ın "Pennsylvania'nın samimiyetine inanıyorum" sözlerine gönderme yapıyorlar. A.Z.)


Evet, özetle hareketin görüşleri böyle. "İkna oldun mu?" diye soracaksınız. Esas mesele bu değil. Esas mesele neden yargıya, hukuk devletine güvenmediğimizde yatıyor. Başka bir ifadeyle, evrensel hukuk değerlerinden ziyade dünya görüşlerinin adaleti şekillendirdiği, tepişen güç odaklarına alet edildiği duygumuzun bertaraf edilmesi gerekiyor. Hukuk sistemine güvenseydik eğer, Ahmet'in, Nedim'in ve nice diğer yargılanan meslektaşlarımızın durumları hakkında bu kadar kuşku duymazdık.


Benim hareket ile ifade ettiğim duygular bir trende işaret ediyordu. Elbette elimde somut deliller yok. Bu algıyı kırmak adına bir çaba gösterme ihtiyacı duymayan cemaat üyeleri, sanıyorum "Ha bak bir şeyler varmış demek ki" yorumlarına meydan vermek istemiyorlar. Oysa bunca yıl Türkiye'de olsun, yurtdışında olsun kendilerini anlatmak için yoğun çaba sarf ettiler ve kuşkuları tamamıyla bertaraf etmemekle birlikte saygı ve takdir toplayan bir konuma oturdular.


Son süreçte yurtdışı dahil olmak üzere tarafsız bakan kişiler tarafından dahi yeniden sorgulanıyorlarsa "Bize ne, biz alıştık" demeleri bana pek mantıklı gelmiyor. Kaldı ki hatasız kul olmaz.



ETİKETLER

haber