Gündem

Fehmi Koru: İktidar size nasıl teslim edildiyse, siz de günü geldiğinde 'şuna-buna' demeyip kazanana teslim edeceksiniz

Bazıları ülkemizde yönetim, belli bir kesimin, partinin hatta kişinin hakkı sanıyor

08 Mart 2019 07:54

*Fehmi Koru

Politika ile meşgul olanların, herhangi bir partinin içinde yer alıp çeşitli düzeyinde görev üstlenenlerin nihai amacı acaba ne olabilir?

Garip bir soru değil mi?

Ancak öyle değil. Bana bu soruyu sorduran, seçime haftalar kala, bazılarının dillendirdikleri, diğer bazılarının da köşelerine yansıttıkları sakil görüşler…

Soruma kendim cevap vereyim: Politika ile meşgul olan herkes, ilçe teşkilatında yer alanından milletvekilliğine soyunanına kadar, iktidar olma fırsatı yakalayıp ilçeyi, ili ve ülkeyi yönetmek ister…

Amaç, politikada, ülkeyi yönetmektir…

Elbette yönetimlerin seçimle el değiştirebildiği bir sistem olan demokrasinin geçerli olduğu ülkelerde…

Üç hafta sonra sandığa giderek seçilmelerini sağlayacağımız belediye başkanlığı ile belediye meclisleri üyeliklerine adaylığını koyanlar da, yerel yönetimlerde söz sahibi olmak, seçmenden vize alabilirlerse, ilçe ve illerde yönetici konumuna gelebilmek için yarışıyorlar.

Oysa bazılarının dillerine yansıyan görüşe bakılırsa, ülkemizde yönetim belli bir kesimin, partinin, hatta kişinin hakkı. O parti veya kesimden olmayan birileri politika yoluyla bir yerlere gelmek, ilçe, il veya ülke düzeyinde yönetimde yer almak isteyemezler, bunu yapmaya hakları yoktur.

Hatta yanlış ve tehlikeli bir iş de yapmış olmaktadır o kişiler…

Yanlışın engellenmesi, öylelerinin niyetlerinin mutlaka önüne geçilmesi gerekir.

“Nereden çıktı bu?” sorusuyla karşıma çıkacaklara şu alıntıya bir göz atmalarını öneririm:

“Bu seçimlerde AK Parti karşıtı bir ittifak oluşturmaya gayret ediyorlar. Sandıklarda Cumhurbaşkanımızı başka bir yolla göndermek istiyorlar. Bu millet buna müsaade eder mi?  (..) Bu ülkeyi yolda bulmadık. Şuna buna da teslim edecek değiliz. Bu ülkeyi Suriye haline getirmek isteyenlere, parça parça etmek isteyenlere fırsat vermeyeceğiz. Bayrağımızın hep gölgesinde rahatladığımız, soluk aldığımız bir sığınma merkezi olacak. Bayrağımız, istikbalimizin işareti olacak. AK Parti büyük bir parti, büyük tecrübesi var, deneyimleri var. Dünya çapında bir lideri var.”

Kusura bakılmasın, ama bu sözler seçim propagandasının bir unsuru olarak, önüne çıkılan vatandaştan oy devşirmek için sarf edilmiş olsa bile, sakıncalı bir zihniyeti ele veriyor.

Meşru partilere gayrı meşru bakış

Gazetede karşımıza çıkan bu sözleri okuyunca, sanki ülke dışarıdan bir saldırıya uğrayacak ya da içeriden beşinci kol durumunda olan birilerinin desiselerine muhatap olacak hissine kapılmamak elde değil.

Oysa, o sözlerin sahibi, bu konuşmayı yaptığı ilçede partisinin aday gösterdiği kişinin belediye başkanı seçilmesini istiyor. O adayın rakipleri de ülkenin meşru partilerinin aday gösterdikleri aynı ilçeden başka kişiler… Yaptıkları şeyin adı ‘politika’ ve hepsinin tek hedefi de, o ilçeyi yönetme hakkına sahip olmak.

Hiçbirinin ülkeyi Suriye haline dönüştürmek, parça parça etmek niyetine sahip insanlar olduğunu sanmıyorum. Hele bayrakla bir dertleri hiç olmaz.

İçlerinden hangisi seçmenden başkan olma vizesi almayı başarırsa ilçenin belediye başkanı o olacak.

Bunun tersini düşünmek, o ilçeyi, ilçenin bağlı olduğu ili ve doğal olarak da ülkeyi yönetmenin yalnızca kendilerinin hakkı olduğunu iddia etmek anlamına gelmiyor mu?

Ya millet aynı görüşü paylaşmayacak ve o ilçeden başlayarak illerde ve sonra da ülke çapında bu sözlerin sahibinin partisinden başka bir partiyi tercih edecek olursa?

O zaman ne olacak?

“Bu ülkeyi yolda bulmadık. Şuna buna da teslim edecek değiliz” cümlesinde yatan zihniyet mi devreye girecek?

Söyleyene yakıştıramadığım sözler bunlar…

‘Şuna-buna’ denilenlerin partisi AK Parti’ydi

AK Parti 2002 yılında oyların yalnızca üçte birini aldığı halde Meclis’teki sandalyelerin üçte ikisini kazanarak birinci parti olmayı başardı. 28 Şubat (1997) şartlarının ağırlığının henüz hissedildiği, liderinin siyasi yasaklı olduğu için milletvekili seçilemediği o günlerde, kimse “Bu ülkeyi yolda bulmadık, şuna buna da teslim edecek değiliz” diye ortaya atılmadı. Akıllarından o niyeti geçirseler bile aralarından böyle bir görüşü dillendiren çıkmadı.

Şimdi ne oluyor da, vatandaşın karşısına dikilip böylesine sakil görüşler kitlelerle paylaşılabiliyor?

Bugünlerde görüşünü aktardığım politikacının rakiplerine bakış tarzını, AK Parti çatısı altında toplanan politikacılar için benimsemiş kesimler, AK Parti’nin kurulduğu ve iktidara talip olduğu dönemde vardı. AK Parti onlar tarafından ülke yönetiminin teslim edilemeyeceği kadronun partisi olarak görülüyor, temsil ettiği görüşler de tehlikeli bulunuyordu.

O günlerin ‘şunlar-bunlar’ denilecek kadrosu AK Partililerdi.

Nereden nereye, değil mi?

Özetleyeyim:

Politikanın, demokrasinin söz konusu olduğu ülkelerde, politikacı sıfatını taşıyan insanlar tarafından, yerelden başlayarak ülke geneline kadar, yönetimde yer almak için yapılan bir uğraş olduğunu unutmamak gerekiyor. Seçime girmeye hak kazanmış bütün siyasi partilerin, vatandaştan oy alabildikleri takdirde, yerelde ve ülke genelinde iktidar olabileceği gerçeğine herkes kendisini alıştırmalı.

İktidar nasıl size teslim edildiyse, ‘şunlar-bunlar’ demeyip günü geldiğinde siz de, onu, kazanana teslim edeceksiniz.

Demokrasi, halk gerekli gördüğünde, yönetimin ‘şuna-buna’ da teslim edilebildiği sistemin adıdır çünkü.


*Bu yazı fehmikoru.com'dan alınmıştır