Gündem

'Faşizme karşı bacak omuza'

Mine Söğüt, 'bir avuç insanın katılmaya cesaret ettiği' onur yürüyüşünü yazdı

23 Haziran 2015 18:49

Bu yıl 23'üncüsü düzenenlenen LGBTİ Onur haftası devam ediyor. Cumhuriyet gazetesi yazarı Mine Söğüt, onur haftasını kaleme aldı. Söğüt, "Ali Ahmet’e âşık Leyla Şükran’ı seviyor" diye başladığı yazısının bütününde "Fazişme karşı bacak omuza" sloganının ne anlama geldiğini düşünmemizi öneriyor. Onur yürüyüşüne bir avuç insanın katılmaya cesaret ettiğini ifade eden Söğüt, "Sorun yetişkin ve sağlıklı insanların cinselliğinin bir sınırı olduğuna, bu sınırların da yasalar ve toplumsal kurallarla belirlenebileceğine ikna olmamızla başlıyor" diye yazdı. 

Mine Söğüt'ün "Faşizme karşı bacak omuza" başlığıyla Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan 23 Haziran 2015 tarihli yazısı şöyle: 

Ali Ahmet’e âşık Leyla Şükran’ı seviyor. 
Hande pipisi olsun, Turgut memesi çıksın istiyor. 
Sevgi bacaklarının arasında bir kabarıklık, pantolon ve gömlekle; 
Yakup bacaklarının arasında bir ıslaklık, topuklu pabuç ve etekle gezmeyi düşlüyor.
Murat erkek görünümünde ama sevişirken kendini bir kadın gibi hissediyor. 
Şebnem kadın görünümünde ama yatakta bir erkeğe dönüşüyor. 
Tarık da Hande de hem kadınlarla hem erkeklerle sevgili olabilir. 
Hülya bedenine ne kadın ne de erkek eli değdiriyor.

***

Onların her gün sokakta yanından geçiyoruz. 
Onlarla hayat boyu aynı çatı altında yaşıyoruz. 
Onları doğuruyor büyütüyoruz. 
Onlarla evleniyoruz. 
Onların eşlerimiz, sevgililerimiz, çocuklarımız, arkadaşlarımız olduğunu sanıyoruz. 
Onları tanıyor ama onlarla gerçekte hiç tanışmıyoruz. 
Yakınımızdaki hatta içimizdeki bu insanlar bizim için ancak cinsel kimliklerini gizledikleri sürece kabul edilebilirler. 
Gerçeklere dair, ufacık bir ipucu yakalarsak onları hemen oracıkta gözümüzü kırpmadan öldürüveriyoruz. 
Gücümüz varsa fiilen... Olmadı fikren. 
Babayız, anneyiz, kardeşiz, akrabayız, eşiz, arkadaşız, sevgiliyiz, komşuyuz ama aslen, özgürlüğü tam 12’den vurmakta usta gelenek ve görenekler tarafından onaylanmış birer ahlak muhafızıyız. 
Sorun yetişkin ve sağlıklı insanların cinselliğinin bir sınırı olduğuna, bu sınırların da yasalar ve toplumsal kurallarla belirlenebileceğine ikna olmamızla başlıyor. 
Aslında hiç de öyle olmadığını kendi duygularımızdan çok iyi bildiğimiz halde, bizi cinselliğimizden yaralayarak ehlileştiren sistemin gönüllü bekçileriyiz. 
Kendimiz sevişmekten korkutularak büyütüldük; 
Başkaları sevişecek diye korkudan ölüyoruz. 
Küfürlerimizin cinsel tehditlerle; günlük hayatımızın tecavüzlerle dolu olması bu yüzden. 
O, yumurtaya can veren ve ne yaparsak yapalım yoktan var olmayıp vardan yok olmayan ezeli ve ebedi hazzı değil; 
Zamanın ve coğrafyanın şartlarına göre değişen ve insan aklının tüm ürünleri gibi sağ gösterip sol vuran sinsi ve yapay ahlaka tapmayı kutsalımız sanıyoruz. 
Doğal güdülere gem vurmanın varoluşumuza verdiği zararı algılamaktansa; sisteme vereceği yararı kollamaya eğitimliyiz. 
Şu günlerde sadece büyük şehirlerin nispeten müsamahakâr sokaklarında, üzerlerinde “tuhaf” giysiler, dillerinde “edepsiz” kelimelerle dolaşan ve kendisini gey, lezbiyen, transgender, biseksüel, interseks bireyler olarak tanımlayan o insanlardan çok daha fazla insan, kapalı kapılar ardında, belki de hemen bizim yanı başımızda, evimizde, odamızda, yatağımızda hatta bilinçaltımızda büyük bir acıyla yaşıyor. 
Özgürlük duygusu hadım edilmiş toplumların hoşgörüsüne ya da empatisine muhtaç olan farklı cinsel kimliklerle kuşatılmış bir uygarlıktan her şey beklenir de; bir tek mucize beklenemez. 
Bu hafta LGBTI Onur Haftası... 
Önce sözlüğü açıp bakalım; onur kelimesinin karşılığında şu yazıyor: 
“İnsanın kendine karşı duyduğu saygı, şeref, özsaygı, haysiyet.” 
Ardından kafamızı soktuğumuz delikten çıkarıp çok uzağa değil, bir de kendi yatağımıza bakalım... 
Ve bulmaya çalışalım. 
O bir avuç insanın katılmaya cesaret ettiği onur yürüyüşünün simgesel sloganlarından “Faşizme karşı bacak omuza” çığlığı ne anlama geliyor...