Gündem

Ergenekon'da 3 tahliye daha

Ergenekon davasında Sami Hoştan, Serhan Bolluk ve Abdülmuttalip Tonçer'in tahliyesine karar verildi

13 Şubat 2009 02:00

Ergenekon'da tahliye günü. Ergenekon'un renkli siması Sami Hoştan, Abdulmuttalip Tonçer ve Serhan Bolluk tahliye oldu. 
 
Silivri Ceza ve İnfaz Kurumları Yerleşkesi'nde, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nce dün görülen duruşmaya emekli Tuğgeneral Veli Küçük'ün de aralarında bulunduğu 30 tutuklu sanık katıldı.

Davanın 11 tutuklu sanığının gelmediği duruşmada, tutuksuz sanıklardan Güler Kömürcü Öztürk hazır bulundu. Duruşmaya, Ulusal Kanal İzmir Temsilcisi Hayati Özcan'ın savunmasına başlandı. Hayati Özcan'ın savunması ve çapraz sorgusunun ardından tahliyeler geldi.

'Ev tutarak NATO tesislerini izlemedim'

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nce, Silivri Ceza ve İnfaz Kurumları Yerleşkesi'nde görülen duruşmada savunmasına devam eden Özcan, iddianamede delil olarak sunulan, ''İzmir Şirinyer'deki NATO tesislerini kiralık bir ev tutarak izlediği ve fotoğraflarını çektiği bilgisinin doğru olmadığını'' ifade etti. Özcan, ayrıca ''tesislerde yangın çıkarılacak yerleri belirttiği yönündeki bilgilerin yer aldığı, altında kendi imzasının bulunduğu öne sürülen belgedeki imzayı araştırdığını ve bu imzanın NATO içinde çalışan yabancı uyruklu bir kişiye ait olduğunu öğrendiğini'' ileri sürdü.

Hayati Özcan, böyle bir eylemde bulunmasının mümkün olmadığını ifade ederek, ''Hayati Özcan bunu yapmaz, İşçi Partililer bunu yapmaz. Aklı başında vatanseverler bunu yapmaz. NATO'ya böyle karşı gelinmez'' diye konuştu.

İddianamede delil olarak sunulan ajandalarının çoğunda, haber amaçlı gittiği toplantılarda ya da İşçi Partisi toplantılarında aldığı notların yer aldığını savunan Özcan, PKK kampında çekildiği belirtilen fotoğraflardaki kişinin kendisi olmadığını, bu fotoğraflardaki hangi şahsı kendisine benzettiklerini de bilmediğini söyledi.

Özcan, ajandalarından birinde yer alan ''Eşbaşkan Çankaya'ya çıkarsa bir deniz bulacağız, o deniz de Van Gölü olacak ve onu denize dökeceğiz'' ifadesinin de, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek'in bir toplantıda yaptığı konuşma sırasında aldığı not olduğunu ileri sürdü.

Hayati Özcan, savunmasına, ''Bizi bırakınız, uçalım karargahlarımıza, vatan için çalışalım. Tahliyemi istiyorum'' sözleriyle son verdi. Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün de, ''Bitirdiniz mi savunmanızı, kenarda köşede bir şey kalmasın'' dedi.

Bunun üzerine Özcan, bu defa savunmasını tamamladığını söyledi. 

Çaprak sorgu yapıldı
 
Soruşturma aşamasında verdiği ifadelerin okunmasının ardından çapraz sorgusuna geçilen Özcan, Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel'in soruları üzerine, Ege Ordu Komutanlığı ve Şirinyer NATO tesislerinde tanıdığı ya da akrabasının bulunmadığını belirtti.

Savcı Pekgüzel'in, ''Bu CD'lerin sizden çıkmadığını söylediniz, ancak NATO tesislerine sabotaj olarak değerlendirilen bazı bilgiler içeren ve müzik CD'si gibi göründüğü halde özel bir programla açılan CD'ler hem evinizde, hem de iş yerinizde çıkmış. Bunu açıklar mısınız?'' sorusuna karşılık Özcan, ''İspat yükümlülüğü size düşer. Bu CD arama tutanaklarında yok. Var diyorsanız, siz ispat edeceksiniz'' diye konuştu.

Hayati Özcan, ''Hrant Dink'in öldürülmesine ilişkin davada Ogün Samast'ın avukatlığını yapan, Ergenekon davasının tutuksuz sanığı Fuat Turgut ile yaptığı bir görüşmede, Dink'in bazı kasetlerinden bahsettiğinin'' hatırlatılması üzerine, ''O görüntüler Hrant Dink'in Diyarbakır'da yaptığı konuşmaya ilişkindir. Ulusal Kanal'da yayınlanıyordu. Fuat Turgut'a bundan bahsediyordum'' dedi.

Söz alan Doğu Perinçek de, Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmede, yanında bulunan kişinin Hayati Özcan olmadığını öne sürerek, yanındaki kişilerin Ömer Özer Turgut ve Ramazan Duran olduğunu iddia etti. Bu durumun gizli olmadığını, görüşmede kimlerin bulunduğunun bir çok defa haber yapıldığını kaydeden Perinçek, görüşmeye ilişkin fotoğrafların suç eşyası gibi elden ele dolaştırılmasını yadırgadığını söyledi.

Tutuklu sanık Hayati Özcan'ın avukatları Mehmet Cengiz, Ufuk Mansuroğlu ve Hikmet Fırat Aslan da, savunmalarını yaparak, müvekkillerinin tahliyesine karar verilmesini istedi.

Bölükbaşıoğlu'na 5. kez tahliye talebi

Duruşmada cumhuriyet savcısı Mehmet Ali Pekgüzel, tutuklu sanıklardan Vatan Bölükbaşıoğlu'nun 5. kez tahliyesini istedi.

Savcı yetiştirme vakfı

Öğleden sonra söz alan tutuklu sanıklardan Behiç Gürcihan, tahliye olması halinde ''Cumhuriyet Savcısı Yetiştirme Vakfı'' kuracağını ve savcı olmak isteyen gençlere burs vereceğini, ''Ergenekon'' davasını anlatacağını söyledi.

Gürcihan, burs almak isteyen gençlere tek bir soru soracağını ifade ederek, soru ve şıklarının da, ''Anayasa'nın 25. maddesine göre bir savcı sanığa hangi soruyu soramaz? a) İktidarı niye eleştiriyorsunuz? b) 60 yıllık müttefikimiz NATO hakkındaki görüşleriniz nelerdir? c) Şu sanık hakkındaki görüşleriniz nelerdir? d) Hiçbiri'' şeklinde olacağını söyledi.

Gürcihan, 25. maddenin, bir Cumhuriyet savcısının, ''hiç kimsenin düşünce ve kanaatlerinden dolayı yargılanamayacağı ve bu konuda soru sorulamayacağı hükmünü içerdiğini'' söyledi.

Gürcihan, tahliye olursa yapacağı ikinci şeyin ''hayatının kadınını bulmuşken dışarı çıkar çıkmaz çocuk yapmak ve çocuğunu bir hukukçu olarak yetiştirmek'' olduğunu bildirdi.

Kendi vicdan mahkemesinde ''mahkeme heyetini beraat ettirdiğini'' söyleyen Gürcihan, mahkeme heyetinin ''senin vicdan mahkemenin ne önemi var?'' diye düşünebileceğini savunarak, ''Sizin Ergenekon Davası'yla ilgili gerekçeli kararınızın 10 yıl, 50 yıl sonra okunma şansı, benim kitaplarımın okunması ihtimalinden daha az. Onun için benim vicdan mahkememin çok önemi var. İster çocuğuma sizi anlatırken, ister yazılarımda mahkeme heyeti için, 'İçine atıldıkları denge oyunu içinde pek çok hatalar yapsalar da her şeye rağmen sonunda düğümü çözmeyi başardılar'' demeyi çok arzu ettiğini söyledi.

Gürcihan, sözlerini, ''Savcısının Zekeriya Öz, tanığının Tuncay Güney olduğu bir mahkemede her şey mümkün, tahliyemi talep ediyorum'' diyerek tamamladı.

Erenerol'un can ve taciz şikayeti

Tutuklu sanıklardan Sevgi Erenerol da daha önceki 8 No'lu L Tipi Cezaevinden Bakırköy Kadın ve Çocuk Tutukevi'ne nakil talebinin Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü tarafından reddedildiğini bildirdi.

Cezaevinde sadece 2 kadın olarak bulunduklarını, erkek mahkumlarla aynı görüş alanını ve koridorları paylaştıklarını, zaman zaman koridordan geçerken erkek mahkumların rahatsız edici bakışlarına maruz kaldığını ileri süren Erenerol, bu durumun, ''insan onuruna aykırı olduğu gibi, aynı zamanda can ve ırz güvenliğini de tehlikeye attığını, maksatlı olarak burada bırakıldığını'' savundu.

Erenerol, tutuklu bulunduğu cezaevinin şartlarının yerinde tespit edilerek, Bakırköy Kadın ve Çocuk Tutukevi'ne naklinin yapılması talebinde bulundu.

Tutuklu sanıklardan Ümit Sayın, kendisine atfedilen ''örgüt üyesi olmak'' suçuyla ilgili herhangi bir kanıt bulunmadığını, ''halkı isyana tahrik'' suçunun da bir kaç telefon tapesine dayandırıldığını, bunun bazı mahkemeler tarafından delil olarak kabul edilmediğini vurgulayarak tahliyesini istedi.

Tutuklu sanıklardan Abdülmuttalip Tonçer, kendisine ait telefon hattından Hayrettin Ertekin dışında başka herhangi bir sanıkla görüşmesi olup olmadığına, yine kendisine ait bir başka telefon hattının teknik takibe alınıp alınmadığına ve hakkında başka suçlar da dahil soruşturma açılıp açılmadığına ilişkin ilgili makamlardan bilgi edinilmesini talep etti.

Tekin'in gizli tanıklarla ilgili iddiası

Tutuklu sanıklardan Muzaffer Tekin, ''Hiçbir beklentisi kalmamış, namus düşmanları, katiller ve örgütlü uyuşturucu tacirlerinin iddia makamı için bu davada en önemli kaynak olduğunu'' ileri sürerek, ancak bunların çoğunun, ''kendilerine yapılan vaatler gerçekleşmeyince'' ifadelerini değiştirme noktasına geldiklerini iddia etti.

Tekin, bunlardan uyuşturucu kaçakçılığı ve adam öldürmekten tutuklanan Atilla Bağbars'ın, İçişleri Bakanlığı'na gönderdiği bir dilekçede, ''Hiçbir talebim yerine getirilmiyor, tutukluluğum sürdürülerek adeta verdiğim ifadeden pişman olmam isteniyor'' dediğini ve can güvenliği olmadığını iddia ederek tanık koruma programına dahil edilmesini istediğini savundu.

Muzaffer Tekin, gizli tanık Osman Yıldırım'ın ifadelerinin kendilerine parçalar halinde verildiğini ve bu ifadeleri incelediklerinde çelişkiler bulunduğunu tespit ettiklerini öne sürdü.

Tutuklu sanık Kemal Kerinçsiz, 9 No'lu gizli tanık olarak geçen Osman Yıldırım'ın 12 Mart 2008 tarihli ifade tutanağı incelendiğinde, tanığın ifadesinin aynı gün içinde tamamlandığının görüldüğünü, ancak ifadenin bir yerinde Yıldırım'ın ''İşte onların hepsini ben dün anlattım aslında'' diyerek, savcıların bir gün önce cezaevine Yıldırım'la görüşmeye gelerek kayıtlara alınmayan bir görüşme yaptıklarının ortaya çıktığını iddia etti.

Kerinçsiz, ''Yıldırım'a bir gün önce gelerek ifadesini dikte ettiriyorlar. Savcılığın tanığı nasıl yönlendirdiği inkar edilemez biçimde ortaya çıkmıştır. Bu görevin kötüye kullanılmasıdır. Mahkemenin bu çirkinlikler içinde yargılamayı bu savcılarla sürdürmesi mümkün değildir. Savcıların değiştirilmesi için Cumhuriyet Savcılığına müracat edilmesini arz etmekteyim'' dedi.

Savcıların, gizli tanığa ''Osmancığım'' şeklindeki hitabının da gizli tanık beyanına göre değiştirilerek evrakta tahrifat yapıldığını savunan Kerinçsiz, tanığın görüntü kayıtları üzerinde tarafsız bir bilirkişi incelemesi yapılmasını, ayrıca mahkeme heyetinin de bu görüntü kaydını izlemesini talep etti. 
 
Perinçek'in avukatının talebi

Tutuklu sanıklardan İP Genel Başkanı Doğu Perinçek'in avukatı Mehmet Cengiz, soruşturma kapsamında tutuklanan Adil Serdar Saçan'ın 9 Şubat 2009 tarihinde mahkemeye bir dilekçe gönderdiğini, bu dilekçede yaptıkları çalışmalara bazı kod isimler verdiklerini ve ilgili birimlere de bu şekilde bildirdiklerini kaydettiğini ileri sürdü.

Adil Serdar Saçan'ın, Tuncay Güney'e ilişkin yapılan çalışmaya da ''Veli Küçük ve Grubu'' adı verildiğini kaydettiğini belirten Cengiz, Saçan'ın Tuncay Güney'in mülakatına ilişkin olarak orijinal kayıtların bir süre önce sorulmasına rağmen bulunamadığını bildirdiğini iddia etti. Cengiz, bu doğrultuda Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı ile İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığından ''Veli Küçük ve grubu'' olarak sorulmasını talep etti.
Mahkeme Heyeti Başkanı Şengün, Adil Serdar Saçan'ın söz konusu dilekçesinin mahkemeye gelmediğini söylemesi üzerine Cengiz, Saçan'ın ''şüpheli'' olması nedeniyle dilekçenin soruşturma dosyasına gitmiş olabileceğini kaydetti. 
 
Dava dosyasına gelen belgeleri okuyan Mahkeme Heyeti Başkanı Şengün, Danıştay saldırısına ilişkin tüm cerayim evrakının ve cenaze görüntülerinin mahkemeye gönderildiğini bildirdi.

Saçan'ın dilekçesi

Öte yandan avukat Mehmet Cengiz'in talebinde bahsettiği Adil Serdar Saçan'ın dilekçesinde, Tuncay Güney'in sorgulanması sonucunda ortaya çıkan bilgilere ilişkin hazırlanan dosyaya ''Veli Küçük ve grubu'' adı verildiği ve bunun gerekçeleri anlatılıyor.

Bu dosya kapsamındaki izinlerin de bu isimle alındığı belirtilen dilekçede, ''Çünkü Organize Suçlar Şube Müdürlüğü Mafya Örgütleriyle mücadele için kurulmuştur ve örgüt isimleri liderlerinin isimleriyle anılmakta ve arşivlenmektedir. Başsavcılıkta izni Susurluk olayının soruşturma numarası üzerinden, yani Hazırlık 1997/894 numarası üzerinden verilmiştir'' denildi.

Dilekçede, Emniyet Genel Müdürlüğünün bu bilgilere sahip olmasına rağmen salt mahkemenin yazısı üzerinden arşiv taraması yaparak, kasten yanıltıcı yanıt verip, bu isimde bir örgüte rastlanmadığını belirttiğini, yine Tuncay Güney'in kaset çözümlerinin kendilerinde bulunmadığını bildirdiği öne sürüldü.

Bu arada, tutuklu sanıklardan Bekir Öztürk, Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün'e yönelik yazdığı ve davaya ilişkin görüşlerini içeren şiiri basın mensuplarına dağıttı.

3 tahliye kararı


''Ergenekon'' davasında, tutuklu sanıklardan Sami Hoştan, Serhan Bolluk ve Abdülmuttalip Tonçer'in tahliyesine karar verildi.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada Mahkeme Heyeti, dosya kapsamı, suç vasıflarının değişme ihtimali ve tutuklulukta geçen süreyi dikkate alarak, Sami Hoştan, Serhan Bolluk ve Abdülmuttalip Tonçer'in tahliyesini kararlaştırdı.

Mahkeme Heyeti, bu sanıkların yurtdışına çıkışlarına yasak getirdi.

3 kişi davaya müdahil oldu

Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün, alınan diğer kararları da açıkladı.

Tutuklu sanıklardan Sevgi Erenerol'un, ''kişisel verileri kaydetmek''le suçlandığını belirten Mahkeme Heyeti, kişisel verileri kaydedilen kişiler arasında davaya müdahil olma talebinde bulunan Prof. Dr. Hüsamettin Erdem, Prof. Dr. Tacettin Uzun ve Yrd. Doç. Dr. Hidayet Işık'ın da bulunduğunu bildirdi.

Mahkeme Heyeti, suçtan zarar görme ihtimalleri bulunduğundan Erdem, Uzun ve Işık'ın müdahil, Hüseyin Güner'in de bu kişiler adına müdahil avukatı olarak davaya katılmasına hükmetti.

Zülfiye Kurt ile müdahil olma talebinde bulunan bazı kişilerin taleplerini reddeden Mahkeme Heyeti, avukat Mehmet Cengiz'in talebi doğrultusunda Emniyet Genel Müdürlüğüne yazı yazılarak, belirtilen kişilerle ilgili ellerinde herhangi bir kaset varsa istenmesini karara bağladı.

Mahkeme Heyeti, tutuklu sanıklardan Sevgi Erenerol'un dilekçesindeki talebin mahkemece olumlu bulunduğunu belirterek, gereğinin takdiri ve ifası için Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğüne gönderilmesini kararlaştırdı.

Kemal Kerinçsiz'in avukatı Tolga Akalın'ın talebini reddeden Mahkeme Heyeti, Sami Hoştan, Serhan Bolluk ve Abdülmuttalip Tonçer dışındaki tutuklu sanıkların, dosya kapsamı, delil durumu, atılı suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığının devam etmesi ve suçun CMK'nın 100. maddesinin 3. fıkrasında sayılan suçlardan olması nedeniyle bu hallerinin devamına karar verdi.

Duruşma, 23 Şubat Pazartesi günü saat 09.30'a ertelendi.

ETİKETLER

haber