Gündem

'Sanat konusunda söz hakkı siyasilerin değil, sanatseverlerindir'

Başbakan Tayyip Erdoğan'ın "devlet eliyle tiyatro olmaz" sözlerini eleştirdi

03 Mayıs 2012 13:12

CHP İstanbul Milletvekili Binnaz Toprak, "siyasi ortam edebiyat ve sanat insanlarımızı öylesine bunaltıyor ki çareyi yaratıcılıklarına değer veren başka ülkelere gitmekte buluyorlar. Orhan Pamuk gitti, şimdi sıra Fazıl Say gibi bir müzik dehasında" dedi.

Binnaz Toprak'ın Cumhuriyet gazetesi için "Devlet eliyle tiyatro" başlığıyla yazdığı (3 Mayıs 2012) yazı şöyle:

 

‘Devlet Eliyle Tiyatro’

 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Şehir Tiyatrosu’na getirilmek istenen yönetmelik değişikliğine itiraz eden sanatçıları “despot aydın” olmakla suçlayıp “kibirli” bulmuş. Bununla yetinmeyip bir de “zavallılar” yaftasını eklemiş. Siz misiniz Başbakan’a kibirli davranan, “ben size gösteririm” edasıyla bundan böyle devlet tiyatrolarını özelleştireceğini söylemiş. “Hükümet olarak bizler istediğimiz oyunlara sponsor olur, desteğimizi veririz” demiş. Gerekçesi ise “devlet eliyle tiyatro olmaz” iddiası. Ayrıca eklemiş: “Soruyorum, yahu siz kimsiniz? Bu ülkede tiyatro sizin tekelinizde mi? Bu ülkede sanat sizin tekelinizde mi? Sanat konusunda söz söyleme ehliyetine sahip olan sadece sizler misiniz?”

Önce şunu belirteyim: Evet, bu ülkede tiyatro ve sanat “onların” tekelinde. Onlar kimdir derseniz, bugüne kadar tiyatroyla, sinemayla, plastik sanatlarla, müzikle, mimariyle, edebiyatla, estetikle, geleneksel sanatlarla uğraşmış herkes. Başbakan açısından ne yazık ki “onlar”, kendi dünya görüşü ve ideolojisine yakın durmayan insanlar. Bugüne kadar İslami çevrelerden gelip de tüm bu alanlarda yeteneklerini ve yaratıcılıklarını ortaya koymuş kişiler çok sınırlı. Hele hele bu çevrelerden, uluslararası ün kazanmış, önemli ödüller almış tek bir isim bilmiyorum.

Sanat alanında Türkiye’yi yüceltmiş, ortalama eğitimin altı yıl olduğu bir ülkede kitlelere sanatı sevdirmek için uğraş vermiş, nesilden nesle bir sanat ve edebiyat çevresi oluşturmak için çaba harcamış insanları “zavallı” diye nitelendirmek başbakan sıfatına yakışan sözler değil. Başka hangi demokratik ülkede bir belediye başkanı “Böyle sanatın içine tükürürüm” diyebilir, bir başbakan “ucube” bulduğu heykelin yıkılmasını emredebilir ya da sanatçıların topuna “zavallı” ve “despot” der? Bu tür bir siyasi ortam edebiyat ve sanat insanlarımızı öylesine bunaltıyor ki çareyi yaratıcılıklarına değer veren başka ülkelere gitmekte buluyorlar. Orhan Pamuk gitti, şimdi sıra Fazıl Say gibi bir müzik dehasında.

Evet, sanatçılar kibirlidir. Kibirli olmaya da hakları vardır. İngiliz yazar Oscar Wilde’ın, Amerikalı gümrük memurunun “Deklare edecek bir şeyiniz var mı” sorusuna verdiği cevap ünlüdür: “Dehamdan başka deklare edecek hiçbir şeyim yok!” Sanatçı kibrinin gerisinde ortalama insandan farklı yeteneklerinin olması, ortalama kişilerin değer yargıları ve dünya görüşlerinin ötesinde bakış açıları geliştirmesi, genel geçer normları sorgulaması, toplumu kışkırtarak ileriye taşıması, eşyayı, insanı, kurulu düzeni altüst etmesi, sanatına olan saygısı yatar. Onların kibrinin sınırı siyasetçilerde değil, sanattan anlayan sanatseverlerde biter. Sanat konusunda söz söyleme ehliyetine sahip olanlar da siyasetçiler değil, sanatı takip eden, sanat hakkında okuyan/yazan bu gerçek sanatseverlerdir.

“Devlet eliyle tiyatro” olup olmayacağını Başbakan bir zahmet incelesin. “Devlet eliyle” neredeyse “hiçbir şeyin olmadığı” Amerika Birleşik Devletleri’nde bile ne çok kent ve eyalet tiyatrosu olduğunu öğrenip şaşıracaktır. Sanatın pek çok devlet tarafından desteklenmesi çağdaşlığı otoyol, köprü, yapay kanal, alışveriş merkezi vb. yapıların inşasıyla sınırlı tutmamalarındandır. Başbakan’ın “Hükümet olarak bizler istediğimiz oyunlara sponsor olur, desteğimizi veririz” cümlesi ise iyice talihsizdir. Bu tür sponsorluklar hükümet eliyle yapıldığında, destek hükümet üyelerinden değil, vergi veren herkesin cebinden çıkacağından cümledeki “bizler ve “istediğimiz” kelimeleri hiç mi hiç uygun düşmemekte. Başbakan’ın devlet tiyatrolarını özelleştirme isteğinin arkasında ise her zamanki gibi eleştirilmiş olmasına karşı duyduğu kızgınlık olduğu anlaşılmakta. “Kusura bakmayın, hem maaşınızı alacaksınız hem de istediğiniz gibi yönetime verip veriştireceksiniz, böyle saçmalık olmaz” demiş. Demokrasi açısından bunun da talihsiz bir cümle olduğunu düşünüyorum.