Gündem

Başbuğ: Silahlar TSK'ya ait değil

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, Ergenekon soruşturmasında bugüne kadar ele geçirilen silahların TSK'ya ait olmadığını söyledi

30 Nisan 2009 03:00

Tempo24

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, Ergenekon soruşturmasında zanlı ve sanıkların peşinen suçlu ilan edilmesini, ses kayıtlarını ve gizli tanıklarla itirafçıların ifadelerinin iddianamelere dayanak yapılmasını eleştirdi. Poyrazköy’de silah ve mühimmat bulunan İSTEK Vakfı’na ait araziyle ilgili Bedrettin Dalan’ın iddialarını da yalanlayan Başbuğ, “Arazi bir vakfa ait 2. derece kara askeri yasak bölge. Yani TC vatandaşı herkes bu araziye istediği an girebilir” dedi.



Başbuğ, Genelkurmay Karargahı’nda düzenlediği ‘İletişim Toplantısı’nda gündemdeki konuları değerlendirdi.
Başbuğ, konuşmasına Ergenekon soruşturmasını değerlendirerek başladı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında bugüne kadar bulunan 45 adet silahın hiçbirisinin Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) ait olmadığını belirten Başbuğ, şunları söyledi:

Silahla mühimmat farklı şeyler

“Konuyu doğru temele oturtabilmemiz ve sağlıklı değerlendirmeler yapabilmemiz için önce silahla mühimmat arasındaki farkı ortaya koymamız lazım. Silahın ne olduğunu herkes iyi biliyor. Silah, tabanca, tüfek, top, havan gibi şeyler.
Burada silahın önemli olan noktası şu; Her silahın üzerinde mutlaka o silaha ait stok numarası var. Aynı numaraya ait iki tane silah olmaz. Birinci önemli olan nokta bu.
İkinci önemli olan nokta; Silah, askeri malzeme olarak sarf malzemesi değildir. Silah, envantere
girdikten sonra çıkıncaya kadar uzun süre kullanılan bir malzemedir.

Silahlar TSK’ya ait değil

Soruşturma kapsamında bugüne kadar bulunan 45 adet silahın hiçbirisi TSK'daki envantere dahil değildir. Bunu özellikle net olarak açıklıyoruz ve bunun doğru anlaşılmasını özellikle istirham ediyorum. Kime aittir? Ayrı bir konu. TSK'ya ait değil.
Bazıları, ki bir subayımızın üzerinde bulunan silahlar, kendi şahsi silahları, yani kayıtlı silahlar. Diğer silahlar nerelerden gelmiş, kaynağı neresi bu bizim konumuz değil, bu yargı sonucu ortaya çıkacak.
Bizim için önemli olan; bu silahların TSK'nın malı olmadığıdır. Bunun aksi, silahların TSK’dan çalınma anlamına gelir ki, silah, ordunun namusudur.”


Mühimmat bir kere kullanılır

Yorumlarda özellikle silah kavramıyla, silahlı kuvvetler arasında bağlantı kurulmaya çalışıldığını, bunun kesinlikle doğru olmadığını belirten Orgeneral Başbuğ, ikinci konunun mühimmat olduğunu ifade etti.
Çok çeşitli mühimmat olduğunu belirten Başbuğ, ''Law, el bombaları, tüfek bombaları birer mühimmattır. Mühimmatı bir sefer kullanırsınız, biter. Dolasıyla mühimmat sarf malzemesidir'' dedi. Başbuğ, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Her mühimmatın, silahlarda olduğu gibi özel numarası yok, kafile numarası var. Kafile numarası demek, örnek; Silahlı Kuvvetler diyor ki '6 bin tane bana law üret. Makine Kimya Endüstrisi 6 bin lawı üretiyor ve ürettiği 6 bin lawa aynı numarayı vuruyor. Bu lawlar çeşitli birliklere dağıtılıyor. Yalnızca kafile numaraları olduğu için bu konuda zorluklar yaşıyoruz. Ancak artık bazı tedbirler aldık.”

Basın mensuplarına boş bir law mühimmatı gösteren Başbuğ, ''Bu bir kere kullanılır, ikinci kullanma olanağınız yok. İki, sarf belgesini yazdığınız, imzaladığınız zaman bu kayıttan düşer. Bir de adetler tabi binlerce ve üzerinde sadece kafile numarası var'' diye konuştu.
Başbuğ, şunları söyledi:

''Dolu law 200 metre mesafeden 30 santimlik bir zırhı deler. Elimde bu gördüğünüz kullanılmış law, boş law. Yani bu içindeki roket ateşlenmiş ve geride kalan alüminyum parça. Beykoz Poyrazköy'de kazılar yapıldı. Bir tanesinde beş tane paketlenmiş boş law bulundu. Bu boş lawı kullanma olanağı yok. Bu beş tane boş lawı niye gömdüler? Anlamakta zorluk çekiyorum.”

Araziye herkes girebilir

Başbuğ kazı yapılan Beykoz Poyraztepe'deki araziyle ilgili de şu bilgileri verdi: 

Dalan: Araziyi askerler kullanıyordu

“Arazi Milli Savunma Bakanlığı’na değil, bir vakfa ait. Arazi ikinci derecede kara askeri yasak bölge. İkinci derece kara askeri yasak bölgelere, sadece yabancılar giremez. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı herkes girer. Hatta vatandaşlar gerekli izinleri alırlarsa burada bina da yapar, oturur, faaliyet de yapar.
Araziyle ilgili ‘Kimse giremiyor’ gibi iddialara ortaya atıldı. Doğru değil, oraya herkes girebilir. Buna ancak Bakanlar Kurulu kararı ile kısıtlama konulabiliyor. Burada da böyle bir kısıtlama yok.”

Kazılarda ele geçirilen mühimmat konusuna da değinen Başbuğ, mühimmatların üzerlerinde sadece ''kafile numarası'' bulunduğuna dikkati çekti. Orgeneral Başbuğ, şöyle devam eti:

Mühimmat başka kurumlara da veriliyor

''Mesela bir örnek vereyim, bir taarruz el bombasından 6 bin 380 tane üretilmiş. Hepsinde aynı numara var. Bunlar çeşitli birliklere dağıtılmış. Yine bir law üretilmiş, 4 bin 500 tane. Rakamsal olarak on binlere yaklaşıyor. Önemli olan diğer bir husus, MKE tarafından üretilen mühimmatın hepsi TSK'nın envanterine girmiyor. Bazıları Emniyet Genel Müdürlüğü’nün ihtiyaçlarını karşılamak için onlara da devrediliyor. El bombası, law, hafif silah mühimmatı, tahrip kalıpları, tüfek bombası, aydınlatma fişeği, tahrip kalıpları, bubi tuzakları... Sadece TSK'nin envanterine giren mühimmat değil.

1988 yılında 3 bin 300 tane savunma el bombası üretilmiş. Bunun 3 bin tanesi Emniyet Genel Müdürlüğü’ne verilmiş, 300'ü de TSK'nın envanterine girmiş ve bu el bombalarından bir kısmı da bu bulunan mühimmatın içinde.''


TSK’nın gömülü silah ve mühimmatı yok

Orgeneral Başbuğ, kamuoyunda yanlış bilinen bir başka konuya daha açıklık getirmek istediğini belirterek, ''Deniliyor ki, 'Bulunan mühimmatın bir kısmı, TSK'nın Özel Kuvvetler Komutanlığı'na ait gömülü mühimmat olabilir'... Bunun net olarak cevabını veriyorum; 1986 yılına kadar TSK'nın özellikle Özel Kuvvetler Komutanlığımıza ait Türkiye sathında gömülü silah ve mühimmatı vardı. 1986 yılında alınan karar çerçevesinde silah ve mühimmatın tümünün toplatılarak depolara alınması emri verildi ve bu işlem 1998 yılında tamamlandı. Bu şu demektir, TSK'nın ülke sathında hiçbir yerde gömülü silah ve mühimmatı yoktur'' diye konuştu.

Mühimmatın kontrolü konusunda bazı sorunların olduğunun anlaşıldığını anlatan Başbuğ, daha sağlıklı, kontrol edilebilir bir sistem oluşturmaya çalıştıklarını söyledi.

El bombaları ve lawlara stok numarası veriyoruz

Bu konuda geçen yıldan itibaren mesafeler aldıklarını ve bazı faaliyetlere başladıklarını belirten Orgeneral Başbuğ, şu bilgileri verdi:

''Bizim mutlaka her el bombası ve her lawa özel stok numarası vermemiz lazım. Ama vereceğimiz bu numara silinememeli. Silindiği zaman da mutlaka o numarayı görmemiz lazım. Yeni üretilenlerden başlamak üzere el bombalara ve lawlara özel stok numarası verilmesine başlandı. Görülmeyen, bulanamayan yerlere numara veriliyor. Bulsalar dahi silme olanağı olmayacak. Bu uygulama envanterdekilere de uygulanacak.”

Başbuğ, mühimmatlarla ilgili yaptıkları kontrolü de şöyle anlattı:
“Herhangi bir yerde mühimmat ve silah bulunduğu zaman, Ankara'da kuvvet komutanlıklarında, o kafile mühimmat hangi birliklerdeyse nokta denetleyicisi gönderiyoruz. Ayrıca, her olaydan sonra birliklerden resmi rapor alıyoruz. Mühimmatınız tamam mı, eksik mi? Bu iki sistemi yaklaşık 1 yıldır çalıştırıyoruz. Birliklerden alınan raporlar ve ani denetleme sonuçlarına göre mühimmat eksiğimiz gözükmüyor.
O zaman bu mühimmat nereden geldi? Kaynaklardan birisi Irak.Her açıdan bize problem olan bir yer. 4-5 sene evvelki Irak'a gittiğinizde sokakta neredeyse Doçka uçak savarı parayı verip çantasına koyup getirirdiniz. El bombası Kaleşnikov, law...

Diğer kaynak, iç güvenlik harekatında kontrol zorluklarımız var. Bunları da gizleyemem. Operasyona çıkan bir birliğin operasyondan sonra üzerindeki mühimmatı tam kontrol etmemiz güç. Birliklerde yapıyoruz, atışlardan sonra kovanlar sayılıyor. Bu, operasyonda olmaz. Yine de daha iyi çalışan sistemler bulmaya uğraşıyoruz. Mesela sarf belgeleri artık daha üst komutanlar tarafından onaylanıyor.”

Askeri yargı çalışıyor

Orgeneral Başbuğ, bulunan silah ve mühimmat konusu olduğu anda, ismi geçenlerle ilgili derhal askeri yargı sistemini çalıştırdıklarını da söyledi.

Askeri savcıların hemen olayla ilgili soruşturma açtığını belirten Başbuğ, ''Şu ana kadar bu konuda askeri soruşturma açılmayan hiçbir konu yok. Poyraztepe'de bulunan malzemelere ilişkin adı geçen kişilerle ilgili Kuzey Deniz Saha Komutanlığı Savcılığı soruşturmayı o gün açtı” dedi.

Poyrazköy'de bulunan mühimmatı kimlerin ne amaçla yapmış olduğu sorusunun muhatabının kendisi olmadığını ifade eden Başbuğ, konunun yargı aşamasında olduğu için bu soruların muhatabının da yargı olduğunu söyledi.

Lawlar yabancı ülkelere de satılıyor

Bir gazetecinin, ''Poyrazköy'deki kazılarda bulunan el bombalarının kafile numaralarını taşıyan benzeri mühimmat Emniyet Genel Müdürlüğüne verilmiş olabilir mi?'' şeklindeki sorusu üzerine de Başbuğ, Poyrazköy ile ilgili olarak ilk raporların geldiğini, tam incelemediğini söyledi. Başbuğ şu yanıtı verdi:
“Bulunan mühimmatla ilgili net dökümler yok. Bildiğim bir şey var, dolu bulunan 29 veya 25 tane law var. Bu lawlardan kafile numarası, stok numarası olanlardan biri SAT komutanlığının envanterinde yok. MKE law silahını sadece Türkiye için üretmiyor, yabancı ülkelere de satıyor. Her law silahının üzerine stok numarasını vurduğumuz zaman bilinmezlik sorunu ortadan kalkacak.''


Davaya özel isim takılmamalı

Orgeneral Başbuğ, Türk Silahlı Kuvvetlerinin ''Ergenekon'' davasına ''genel bakışının nasıl olduğunun'' sorulması üzerine de davanın özel isimle anılmasının yanlış olduğunu ve ilgili mahkemenin ''davanın özel izinle anılmaması yönünde kararı'' bulunduğunu söyledi. Başbuğ, ''Hukuk devleti miyiz? Saygı göstereceğiz. İşimize geldiği zaman evet, işimize gelmediği zaman hayır. Bu noktanın altını çizmek isterim. Özel isimle bir davanın anılması doğru değil.
Mahkeme kararı da olduğuna göre, buna hepimizin saygı göstermesi lazım'' diye konuştu.

Başbuğ, 14 Nisan 2009'ta Harp Akademilerinde yaptığı konuşmada, ''Türk Silahlı Kuvvetleri olarak demokratik rejime bağlıyız ve saygılıyız. Bunda en ufak tereddüt olmamalı. Demokrasinin elbete en vazgeçilmez temel noktalarından bir tanesi yargı bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğüdür'' ifadesini kullandığını anımsatarak, anayasal düzen ve hukuk düzenini her ülke için çok önemli olduğunu vurguladı.
Bir ülkede anayasal ve hukuk düzeninde zafiyet varsa o ülkenin zor bir noktada bulunduğunu belirten Başbuğ, herkesin mevcut yargı sistemine ve hukuk düzenine zarar verecek davranışlardan kesinlikle kaçınması gerektiğini kaydetti.

Medya olarak kendinizi sorgulayın

Türk Silahlı Kuvvetleri olarak yargıya ve hukuk sürecine dikkatli olmaya, dikkatli hareket etmeye azami şekilde dikkat ediyoruz'' diyen Orgeneral Başbuğ, şunları kaydetti:

''Bu kapsamda Türk Silahlı Kuvvetleri olarak her zaman hukuka sonuna kadar güvenilmesi düşüncesindeyiz. Hukuka, hukuk sistemimize, yargıya sonuna kadar güvenmek zorundayız. Başka alternatifi yok. Bu herkes için geçerli.

Mahkemeler kesin karar verinceye kadar herkes suçsuzdur. Bu uluslararası bir hukuk kuralıdır. Bu yürütülen soruşturma kapsamında, masumiyet karinesine tam uyuluyor mu? Baştan itibaren kişileri suçlu ilan etmeye kimsenin hakkı yok. Kişilerin kişisel haklarını da zedeliyoruz. Yarın o kişiler, temenni ederiz beraat ederlerse bu kişilere verilen kişisel zararları kim kapatacak.
Burada medyaya çok önemli görev düştüğü ortada. Medya bu konuda sağlıklı hareket etse, bu sorun ortada olmaz. Medya olarak siz de kendinizi lütfen sorgulayın.''

Topluma korku veriliyor

Orgeneral Başbuğ, ''soruşturmanın gizliliği'' ilkesinin Türkiye'de gerçekten var olup olmadığının diğer bir tartışma konusu olduğunu, soruşturma ve yargılama yapılırken kurumların saygınlığına ve güvenliğine de zarar verilmemesi gerektiğini söyledi.
Poyrazköy'de bulunan mühimmat ve silahların bir televizyon kanalında 50 dakika gösterildiğini, 6-7 dakikalık aynı görüntü bandının 10 sefer gösterildiğini belirten Başbuğ, ''Haberle bir SAT ilişkisi ve bir kişiyle ilişki kuruluyor. Bu bir haber midir? Haberdir, kamuoyuna verilmelidir.
Ama bunun 50 dakika, defalarca verilmesinin amacı nedir? Bu kurumlara zarar vermiyor mu? 50 dakika bu kazıların gösterilmesi acaba gerçekten bir habercilik midir? Yoksa kamuoyuna korku, karamsarlık vermek midir? Medyamızın haber vermekle bir taraftan kamuoyuna karamsarlık veriyor muyuz? Sorgulanmalı'' diye konuştu.

Orgeneral Başbuğ, bir gazetenin, bir itirafçının konuşmalarını 5 gün yayımladığını da anımsatarak bunun da gerçekten habercilik olup olmadığını sordu.
Haberlerle kurumsal bağ ilişkisi kurulmaya çalışıldığını ve bunun da Türk Silahlı Kuvvetlerini rahatsız ettiğini ifade eden Orgeneral Başbuğ, haberlerin veriliş şekli, süresi ve kamuoyunda yaratacağı etkinin de göz önüne alınması gerektiğini söyledi.

Kimin ses bandıyla karşılaşacağız

Başbuğ, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''Türkiye artık her sabah kalktığı zaman, acaba kimin ses bandıyla karşılaşacağız dediği bir ortama geldi. Ses bantları legal, kanuni yollarla mı olmuş? Hayır. O ses bantları gerçekten doğru mu? Hayır, bir kısmı belki doğru, bir kısmı belki ilave edilmiş. Bununla nereye gideceğiz. Bu da bizi çok rahatsız ediyor. İddianamelere bakıyoruz. İddianamede yer alan öyle konular var ki. Ben
bir tanesini örnek vereceğim.

İkinci iddianamede 1993 yılında Bingöl'de meydana gelen olayla ilgili bir gizli tanığın ifadesi var. Gizli tanık kimdir, ne kadar güvenilir. Bunun beyanı iddianamede yer almış. Alabilir. Ama şunu sormak bizim hakkımız, bu gizli tanığın vermiş olduğu ifadeyi siz o iddianamede geçen kişilerle bağ kurmanız lazım. Olay var, iddianamede suçlanan kişilerle olayın organik ilişkisi yok. O zaman niçin koydunuz? Sormaya hakkımız yok mu? Sadece gizli tanık, onu destekleyen delil de yok. Neticede bir şey konmuşsa iddianameye, o iddianame kapasında ismi geçen kişilerle, olaylarla onların bir ilişkisi olmalı ki bir anlam ifade etsin. Bu çok sık karşılaştığımız durum.

İddianamelere baktığımız zaman, bazı olayların sadece gizli tanık ve itirafçılara dayandığını görüyoruz. Gizli tanık artı itirafçılar. Bütün yan dosyaları incelemedik. Ama sadece, özellikle bazı konuların gizli tanık ve itirafçılara dayanmış olması da insanı bir noktada düşünme noktasına sürüklüyor. Silahlı Kuvvetler olarak bizler yargı sürecini sabırla takip edeceğiz, sonuca saygılıyız.''

Başbuğ gazetecilerin sorularını da yanıtladı.
Emekli generallerin de TSK’nın bir mensubu olduğu hatırlatılarak, '' Eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'ün de ifadesi alındı.
Daha önceden bunun sizde bilgisi var mıydı?'' sorusu üzerine Başbuğ şunları söyledi:

''İkinci iddianamede bu konu ayrılmıştır. Ancak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Özkök'ün tanık olarak ifadesine başvurma ihtiyacını duyduğu anlaşılıyor. Bu, Başsavcılığın bu konuyla ilgili soruşturmaya devam etme niyetinde olduğunu gösteriyor. Sayın komutanımı konuyla ilgili bizden hukuki boyutuyla adli müşavirliğimizden bilgi talep ettiler. Adli müşavirliğimiz de gereken yardımı yaptı.”

Demokratik rejime bağlıyız

Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek'e ait olduğu iddia edilen günlüklerle ilgili olarak Genelkurmay Başkanlığı'nın bu konuda bir inceleme yapıp yapmadığı, ''darbe iddialarının'' Genelkurmay Askeri Savcılığı’nın yetkileri çerçevesinde bir
değerlendirmeye alınıp alınmadığı, ordu içinde ayrı bir çalışma olup olmadığına
ilişkin sorular üzerine de Özkök, şunları söyledi:

dolayısıyla Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bünyesinde mevcut demokratik rejime aykırı faaliyette bulunan kimse bulunamaz, barınamaz.
TSK olarak biz demokrasiye, demokratik rejime, hukuk devletine bağlıyız ve saygılıyız. Dolayısıyla TSK bünyesinde mevcut demokratik rejime aykırı faaliyette bulunan, farklı düşüncede olan kimse bulunamaz, barınamaz, buna müsaade etmeyiz. Dolayısıyla bu konulara ilişkin olarak şu anda TSK’nın bünyesinde böyle bir sorun yoktur. Ve bu soruna yönelik herhangi bir araştırma
inceleme ihtiyacı da yoktur. Genelkurmay Başkanlığı'nın elinde bu konuyla ilgili hiçbir belge de yoktur. Yargı sonucu beklenmeli.''

Başbuğ, bir başka soruyu yanıtlarken de ''İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yürütmekte olduğu soruşturma''yla ilgili olarak sürecin kamuoyuna yansımasına ilişkin bazı tespit ve düşünceleri gerekli yerlerde ilgililerle paylaştıklarını söyledi.

Topraktan silah fışkırıyor!

Orgeneral Başbuğ, Mehmet Ali Brand’ın sorusunu sorarken ''topraktan silah fışkırıyor'' ifadesini kullanması üzerine bu ifadeyi kullanmanın doğru olmadığını söyledi. Başbuğ, bunun kamuoyuna yanlış bir mesaj verebileceğini ve güzel bir tabir olmadığını vurguladı. ''Elbette bir yargı süreci var. Kamuoyu yargı sürecine güvenmeli, kamuoyu yargı süreciyle ilgili bilgilenmeli, hiç itirazımız yok'' diyen Başbuğ, ancak kamuoyunun korku ve karamsarlığa sevk edilmemesi gerektiğini bildirdi.

Destek vermek ya da vermemek olmaz

Başbuğ, Ergenekon soruşturmasıyla ilgili kendisinin ilave etmek istediği noktalara olduğunu belirterek, şöyle devam etti:
''Bu süreçle ilgili olarak deniliyor ki 'bu soruşturma sürecine Silahlı Kuvvetler, Genelkurmay Başkanlığı destek veriyor', 'izin veriyor', 'bu soruşturma Genelkurmay Başkanlığının desteği arkasında ve izniyle oluyor'. Bir hukuk devletinde herhangi bir kurumun yürütülmekte olan bir yargı sürecine destek vermesini veya vermemesini düşünmek kadar ayıp bir şey yoktur. Biz hukuk
devletindeyiz. Bir hukuk devletinde ne demek bir kurum bu hukuk sürecine destek verecek veya vermeyecek. Böyle şey olur mu? Önemli olan bu sürecin yasalar çerçevesinde yürütülüp yürütülmemesidir.

Askeri bölgede arama

Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 119. madde 5. fıkraya bakarsanız askeri mahallerde aramanın nasıl yapılacağı çok açık yazılı. Biz yasalara uymak zorundayız. Nedir sistem? Savcılık Merkez Komutanlığına bilgi verir, merkez komutanlığı personeliyle gelinir ve arama neyse bu mahalde yapılır.”

GATA’yla ilgili yazılanlar ahlaksızlık

Başbuğ, İstanbul Haydarpaşa GATA Hastanesi ile ilgili haberlere de açıklık getirdi. Tutuklu statüsünde olan muvazzaf veya emekli askerlerin askeri hastanelere sevkinin mevcut mevzuat çerçevesinde ve Adalet Bakanlığının gözetiminde yapıldığını vurgulayan Başbuğ, ''Bu süreçle ilgili olarak bizim askeri makamlar olarak hiçbir ilgimiz, hiçbir dahlimiz yoktur'' dedi.

Bu konuyla ilgili olarak Adalet Bakanı'nın da açıklamalarda bulunarak sevklerin mevcut mevzuata uygun olarak yapıldığını ifade ettiğini belirten Başbuğ, sözlerini şöyle sürdürdü:

“ Bizim bu süreçle ilgili ne yetkimiz var ne de bu olayların içinde bulunan bir kurumuz. Açık söylüyorum, gerçekten yalan ve çirkin bir iftira.
GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesine yapılan sevkler ve bu kişilere uygulanan tedaviler İstanbul Tabip Odası Başkanı tarafından tetkik edildi ve rapor da yayınladı. 'Gerek sevk konusunda gerekse hekimlik uygulamalarında bir sorun yoktur' denildi. Adalet Bakanlığı da bir tetkik
yaptı.
Siz kalkıp buna rağmen sistemli bir şekilde 'Bu kişiler hasta değil, GATA'ya usulsüz olarak sevkedildiler'... Hangi usulsüzlük? Adalet Bakanlığı gözetiminde oluyor. 'GATA'da yapılan tedaviler asılsız' Nereden biliyorsunuz? En çirkini, deniliyor ki 'Bazı tutuklu durumda olan kişilerin tahliyeleri asker kanalıyla yapıldı' Çok açık söylüyorum, GATA tarafından düzenlenen bir rapora istinaden bugün tutukluluktan tahliye durumuna geçen bir kişi bana söyleyin. Bu kadar olur mu Bu konuyu bu kadar çirkin şekilde yalan ve iftiralara dayalı olarak gündeme getirmek ahlaksızlıktır.''

Başbuğ, ''TSK olarak hiçbir şeyden çekincemiz yok. Her şeyi yasa ve emirler neyse ona göre yapıyoruz. Her konuda açık ve samimiyiz. Karşıdan da açıklık bekliyoruz'' dedi.

Başbuğ, ''Cihan Haber Ajansı elamanının TSK helikopterine alınmamasına ilişkin de bu konuda herhangi bir kasıt olmadığını, bu konuda elinde bilgi olanlar varsa, kendilerine ulaşması halinde bunu inceleyip gereğini yapacaklarını'' kaydetti.

ETİKETLER

haber