Gündem

Aydar: Devletin Kürt sorunu için bir yol haritası yok

Aydar, devletin Kürt sorununa artık daha bir farklı pencereden baktığını ancak bu konuda devletin bir yol haritası olmadığını dile getirdi.

27 Kasım 2010 02:00

T24 - 1994'te DEP davasının ardından yurtdışına çıkan ve 16 yıldır dönemeyen Eski DEP Milletvekili Zübeyir Aydar,  bugün PKK'nın Öcalan ve Kandil'den sonra gelen üçüncü karar merkezi olarak biliniyor. Milliyet gazetesi yazarı Aslı Aydıntaşbaş'ın diyalog sürecinden içinde bulunduğumuz zamana kadar devlet ile neler görüşüldüğü konusunda fikirlerini aldığı Aydar, devletin Kürt sorununa artık daha bir farklı pencereden baktığını ancak bu konuda devletin bir yol haritası olmadığını dile getirdi.

Aydar, PKK'nın silah bırakıp, K. Irak'a çekilmesini, Kürt halkının temel taleplerinin karşılanması ve kesin barış ortamının sağlanmasıyla mümkün olacağını da sözlerine ekledi. Aslı Aydıntaşbaç'ın bugün (27 Kasım2010) yayımlanan yazısı şöyle:


‘Merak etme sen’ edebiyatıyla olmaz

Hükümetin eksiği kamuoyunu yeterince hazırlamamış olması. Ciddi proje olmadığı için kamuoyu hazırlanmadı. Kamuoyu anlayabilecek durumda fakat ortada çok ciddi proje yok.
Bir diyalog var ama hep, “bize güven biz yaparız” deniyor. “Merak etme sen” edebiyatıyla bu olmaz. Merak etme Müslüm Baba’nın (Ferdi Tayfur’un) şarkısı var ya “Merak etme sen...” 



Aylardır Zübeyir Aydar’ın peşindeyim. “Neden?” diyeceksiniz. 1994’te DEP davasından sonra yurtdışına gidip 16 yıldır dönemeyen eski Siirt milletvekili, halen PKK’nın Avrupa’daki en üst düzey yöneticilerinden. Ama bir gazeteci olarak asıl merakım “üst düzey bir PKK’lı” olmasından gelmiyor. Aydar, 2006’dan beri PKK ve devlet arasında ara ara yapılan ve son dönemde İmralı’da hızlanan görüşmelerde kilit. PKK’nın İmralı ve Kandil’den sonra üçüncü karar merkezini temsil ediyor. Daha da ötesi, devlet, İmralı ve Kandil arasında koordinasyon işlevi var. 2006’dan beri yeri geldiğinde en üst düzey güvenlik görevlileriyle yüz yüze oturuyor, yeri geldiğinde geçen ay olduğu gibi bizzat devlet tarafından kendisine ulaştırılan Öcalan’ın mektubunu Kandil’de Murat Karayılan’a ulaştırıyor. Abdullah Öcalan’ın güvenine sahip; devletteki muhatapları da onu önemli bir arabulucu olarak görüyor. Bu yüzden Brüksel’in merkezinde dört katlı güzel bir eski binada yaptığımız söyleşi, son yıllarda devam eden kritik pazarlığa ışık tutar nitelikte...


HENÜZ DEVLETİN YOL HARİTASI YOK

Bir yandan İmralı’yla süregelen görüşmeler, bir yandan eylemsizlik için mektuplaşmalar. Şu anda ne oluyor? 

Aslında uzun çatışmalı yıllardan sonra, devletin bir kesiminde farklı bir arayış başladı. Bu 2005’te başladı, 2006’dan sonra hareketlendi. Devlette “Bu iş böyle gitmiyor buna farklı çözüm bulmak lazım” gibi bir anlayış var. Referandum öncesi İmralı’da diyalog hızlandı ve eylemsizlik süreci uzatıldı. 

Bütün bunlar bizim açımızdan bir barış arayışıdır. Biz örgüt olarak barışçıl siyasi çözümden yanayız. Örgüt kendisini hazırlıyor. Ama asıl önemli olan devletteki değişim ve arayış. Cepheden saldırma yerine, farklı bir biçimde acaba sonuç alabilir miyim diye bir yöntem değişikliği.


Bunu devlet PKK meselesinde askeri yöntemler yerine siyasi çözüm arayışında diye özetleyebilir miyiz?

Bizim açımızdan olması gereken sorunun müzakerelerle çözümü. Devlette de yansıyan biçimiyle, yöntem değişikliği var. Ama hâlâ olayı terörle mücadele olarak görüyorlar. 

Ama henüz siz de silahlı mücadeleyi bırakmış değilsiniz...

Ama biz kendimizi savunmak durumundayız. Ama bakın neler yaptık? Tümden silahları susturduk (eylemsizlikten söz ediyor), bu konuda kitlelerimizi, kadrolarımızı eğitiyoruz. Bir yol haritası yapıp verdik devlete. Ama henüz devletin yol haritasını görmedik. Keşke olsa. Fakat tabii şimdiye kadar olanları da küçümsemiyoruz. Şu anda diyalog havasında olması, başkanımıza heyetlerin gidip görüşmesi çok önemli ve bunları küçümsemiyoruz. Fakat henüz tam bir müzakere aşaması, “bu işten artık geri dönüşü yok” gibi anlatabileceğimiz bir durumda değiliz. 


SİLAH BIRAKSAK KİMSE DİNLEMEZ

İmralı ve Abdullah Öcalan tarafından, Osman Baydemir’in ‘silahlar sussun’ lafına büyük tepki gösterildi. Neden?  

Kürt tarafı siyasi bir çözüme hazır. Ama Türkiye’de “silahlı mücadele dönemi geçti” diye bir atmosfer yaratılmaya çalışılıyor. 

Baydemir haksız mı? Silahlı mücadele dönemi geçmedi mi? 

Hayır silahlı mücadele dönemi geçmedi. Silah bizde bir savunma arac. Bu çözümde son madde olarak ele alınacak şey. 


Silahlar sussa PKK’ya destek veren kitle mutlu olmaz mı? 

Temel talepler karşılanmazsa hayır. İnsanlara kabul ettiremeyiz. Hepimiz yönetim olarak, “Biz bu işten vazgeçtik silahı bıraktık” desek, karşılığında bir şey yoksa kimse dinlemez. Dağdaki adam der ki, ben o zaman dağa niye çıktım? Cezaevindeki der ki, ben o zaman neden bu kadar yıl cezaevinde yattım. Halk der ki, ben neden bu kadar acı çektim, bunun karşılığı böyle miydi? Biz ancak temel meselelerde taviz vermemek koşuluyla barışı kitlemize anlatabiliriz. Ama devlet diyor ki, ateşi kesin, silahlı güçler dışarı çıksın, silahı bırakın gelin, bize güvenin; böyle bir şey hiçbir yerde mümkün değil. 

Silahsızlanmanın detayları yol haritasında var mı? 

Var. Silah ve af son aşamadır. Türkiye bunu getirip en önde tartışmaya çalışıyor. Bu arabayı atın önüne koymaktır. O yol haritasında silahlı güçlerin ne zaman, nasıl hangi konuma geçeceği ve silahın son şeyinin ne olacağı yönünde bütün detaylarıyla var. Şimdi devlet de bunu müzakere edip ortak bir yol haritası haline getirmesi lazım. Veya bizim yol haritamız üzerinde madde madde tartışıp konuşmalıydık.


KUZEY  IRAK’A ÇEKİLMEDİK 

Basında Kuzey Irak’a çekildiğiniz yazıldı... 

Doğru değil. Bizim önümüze gelen bir öneri değil. Devlet geri çekilmemizi tabii her zaman ister. Ama bu konuda Sayın Öcalan’ın da bir önerisi olmadı. Net söylüyorum, yazabilirisiniz. Bunlar zaten devletle müzakere edilecek konular bunlar. 

Nasıl olur geri silahsızlanma müzakereleri? 

Olay silahlı güçler konumuna gelince bizimle devlet arasında karşılıklı mutabakat lazım. Şekli çok önemli değil. Yani silahlı güçler bir yerde mi toplanır, dışarıya mı çıkar, şekil çok önemli değil. O bir anlaşma maddesi çerçevesinde devletle konuşarak, tartışarak mutabakata bağlanması gereken bir madde. Örgütün de devletin de tatmin olması lazım. Rastgele bir kişi ya da birkaç kişinin verebileceği bir karar değil. 

Örgüt yönetimi gerçekte tartışarak karar veriyor, 10 defa düşünüp bir defa konuşuyoruz. Sorumluluklarımızı da biliyoruz bu halka ve Türkiye’ye karşı. Sorumlu siyaset yapmak istiyoruz.

HER TARAFTAN GÖRÜŞ ALDIK

Yol haritası neden yazıldı? 

Direk Başkanımız, “Ben bir yol haritası hazırlayacağım” demedi. Devlet tarafından kendisinden istendi. “Ne istiyorsunuz?” diye soruldu. Biz de bu yüzden her tarafta toplantılar yaptık. Her taraftan görüş aldık, örgüt görüşünü iletti, Türkiye’de aydınlardan, değişik kesimlerde, hatta Talabani ve Barzani’den de görüş alındı. Bunlar avukatlar aracılığıyla başkanımıza iletildi. 156 sayfalık bir sentez hazırladı ve 20 Ağustos 2009’da devlete verdi. Biz eylül ayında elimize geçmesini bekliyorduk ama söz de verilmiş olmasına rağmen maalesef bize verilmedi.

Ama içeriğinden haberdarsınız.

Bize içeriği çeşitli vesilelerle söylendi. Bu devleti çok da zorlayan bir belge değil.

Peki o zaman soralım. Temel siyasi talepleriniz nedir? 

Temel talepler, kabul edilmesi gereken şey, “Bu ülkede Kürtler diye bir halk var, ayrı bir millettir.” Bunun kabul edilmesi gerekir. Anayasa etnisiteye nötr olmalı. Ayrıca anadilde eğitim, kamuda hizmet alma ve verme ve idari değişim (demokratik özerklik)... 

Anayasa’da Türk ve Kürt ifadelerinin geçmesini mi istiyorsunuz? 

Hayır. Anayasa’da bir etnisite olacaksa, hepsi olsun. Yoksa bütün kimliklere nötr bir Anayasa olsun. anayasa temel hakları ele alan, kısa, özgürlükçü, demokratik ve sade bir metin olmalı. Yani devletin işleyişini kolaylaştıran, önünü açan bir metin olmalı. Anayasa bir etnik kimliğe göre hazırlanmamalı.


DEVLETLE MODEL KONUŞTUK 

Devletle yapılan görüşmelerde demokratik özerklik ya da ciddi olarak “Bask” gibi model konusu konuşuldu mu? 

Devletle tabii ki yapılan görüşmelerde bunlar konuşuldu. 

Son süreçte mi? 

Diyalogun başladığı süreçten bu yana hep konuşuldu. 

İmralı’nın tavsiyesini tam olarak kabul etmeyen bir karar alma şansı var mı üst yönetimin...

Şimdiye kadar öyle bir şey olmadı. Varsayımlar üzerinde de durmayalım.

Öcalan’la devam eden görüşmelerin içeriğinden söz eder misiniz? 

Başkanımız ‘bir nevi müzakereye geçtik ama henüz tam müzakere değil’ diyor. Amacımız bu işi müzakere seviyesinde tek tek tartışarak sonuçlandırabilmek. Bu konuda örgütte bir netlik var, başkan, dağ kadrosu, ova kadrosu, Avrupa kadrosu hepimiz böyle bir barışa çevrilmesi için elimizden geleni sarf edeceğiz. 

Ama mevcut hükümet nasılsa seçimlere kadar eylemsizlik sözü aldım. Zaman kazandım, sonrası Allah kerim, yaklaşımında da olmamalı. Karşı taraftan beklentimiz, bu işe ciddiyetle yaklaşılması. Önerilerimiz Türkiye’yi küçültmüyor, büyütüyor. Kimsenin sofrasından bir şey almıyor, hatta eksik olanı tamamlıyor. O zaman o ülkede herkes daha rahat birbiriyle kucaklaşır. 


ÖCALAN KARAYILAN’A MEKTUBUNDA NE DEDİ? 

Öcalan, Murat Karayılan’a bir mektup yazıp anlattı görüşmelerin içeriğini. Mektup önce size mi geldi?

Mektup örgüte geldi diyelim. (Duruyor) Yalnız şunu söyleyebilirim: Avukatlar üzeri değil. Bunlar büyük işler, yalnız avukatların işi değil. Hayati meseleler. Bu açıdan tabii ki herkes konuşurken de söylerken de, dilimize dikkat etmek durumundayız. Ben de buna dikkat ediyorum.
Mektupta fazla detay yok. Başkanımızın özellikle belirttiği, iki tane komisyonun kurulması: Bir hakikatler ve uzlaşı komisyonun oluşturulması, diğeri de siyasi konuları ele alan Anayasal komisyonun oluşturulması. Bunları gelen heyetle tartıştığını söylüyor. Heyetle ortak dili biraz daha iyi yakaladığını söylüyor. Uzun görüşmelerden sonra birbirimizi daha iyi anlıyoruz, diyor. Mektup hem bize, hem devlet yetkililerine perspektif veriyor. 2011’e kadar görüşmelerin sürmesi lazım, beklemek olmaz. Seçimlere kadar bu işin perde arkası altyapısının hazırlanıp, seçimlerden sonra bunların pratikleştirilmesi lazım. 

Ama gerçekçi olmak gerekirse 2011 seçim ortamında bu konuda herhangi bir adım atılması zor.
Aslında kamuoyu biraz yanlış okunuyor. Herkes “Türkiye kamuoyu çok milliyetçi” iddiasında. Yanlış analiz. Kamuoyu aslında barışa onay veriyor. Referandum öncesinde MHP söylemini “AKP, PKK ile görüşüyor, bunlar bu ülkeyi bölüyorlar” diye kurdu ama sonuçlara bakın, AKP değil, MHP zararlı çıktı. 


AKP PROJEYE CHP VE MHP’Yİ ORTAK EDEBİLİR

O zaman her şey güllük gülistanlık, yakında el sıkışıp memlekete döneceksiniz demektir. Sıkıntı ne peki? 

Hayır. Bir diyalog var. Ama hep, “bize güven biz yaparız” deniyor. Bu böyle olmaz. Yani “Merak etme sen” edebiyatıyla bu olmaz. Müslüm babanın şarkısı var ya “Merak etme sen” (Not: Orijinali Ferdi Tayfur bestesi) Kamuoyunda hükümete güven var. Hükümetler kamuoyunu olumlu veya olumsuz etkileyebilirler. AKP rahatlıkla CHP ile oturup onları bu projeye ortak edebilir, MHP ile oturup onları bu projeye ortak edebilir, sivil toplum örgütleriyle oturup ortak edebilir. Kamuoyu böyle hazırlanır. Bu iş hükümete düşüyor. 

Peki kamuoyu bir yana, devletteki muhataplarınınız psikolojik olarak yıllarca mücadele ettikleri bir güçle el sıkışmaya hazır mı? 

Sorun bu. Başkanımızın son tespiti, devlet bürokrasisinin hükümetten, siyasi erkten daha sağlıklı yaklaştığını söylüyor. Devlet hükümetten daha hazır. 

“Devlet” derken askeri mi kastediyor?...

Tek başına asker değil. Güvenlik bürokrasisi. Kendisiyle görüşen kesimler. O gerçeği görüyor, öbürü teorik yaklaşıyor.


ETİKETLER

haber