Gündem

Ankara katliamı yazarlar

...

11 Ekim 2015 14:38

Ankara'da 95 vatandaşın yaşamını yitirdiği ve 246 kişinin de yaralandığı barış mitingine yönelik katliam saldırısı köşe yazarlarının ana gündemi oldu. 18 gazeteden 62 yazar, yaşamını yitirenler arasında HDP ve CHP'lilerin de olduğu Ankara katliamını kaleme aldı.

Hürriyet’ten Ertuğrul Özkök, Doğan Hızlan, Yalçın Bayer, Ahmet Hakan, Rauf Tamer, Kanat Atkaya, Tolga Tanış; Radikal’den Cengiz Çandar, Ayşe Hür; Milliyet’ten Güneri Cıvaoğlu, Mehmet TezkanSina KoloğluHabertürk’ten Umur Talu, Murat Bardakçıoğlu; Zaman’dan Mustafa Ünal, Zeki Çol, Nedim Hazar; Cumhuriyet’ten, Orhan Bursalı, Hikmet Çetinkaya, Aydın Engin, Nilgün Cerrahoğlu, Mustafa Balbay, Can Dündar, Çiğdem Toker, Güray Öz, Ali Sirmen; Sabah’tan, Haşmet Babaoğlu, Mehmet Barlas, Şeref Oğuz, Mahmut Övür, Rasim Ozan Kütahyalı, Melih Altınok; Vatan’dan Güngör Mengi, Okay Gönensin, Müge İplikçi, Murat Çelik; Yeni Şafak’tan İbrahim Karagül, Abdullah Muradoğlu, Ali Nur Kutluoğlu, Merve Şebnem Oruç; Star’dan Ahmet Taşgetiren, Nuh Albayrak, Yiğit Bulut, Hasan Öztürk; Mensur Akgün, Özay Şendir, Resul Tosun; Bugün’den Nazlı Ilıcak, Nuh Gönültaş; Sözcü’den Uğur Dündar, Bekir Coşkun, Yılmaz Özdil, Saygı Öztürk, Mehmet Türker; Millet’ten Ergun Babahan, Bengüç Özerdem; BirGün’den Barış İnce, Doğan Tılıç; Yeniçağ’dan Ahmet Takan; Akit’ten Abdurrahman Dilipak, Ali Karahasanoğlu, Hasan Karakaya, Serdar Arseven; Meydan’dan Abdullah Kılıç Suruç’taki patlamayı değerlendirdi.

 

Doğan Hızlan - Hürriyet

'Ruh halini yaz'

Dün öğleyin Genel Yayın Yönetmeni Sedat Ergin'in odasına gittim.

Ona Büyükada'da bienal mekânlarını gezdim, onu yazacaktım, elim böyle şeylere varmıyor, dedim.
Bana neyi salık verdi biliyor musunuz?
"Ruh halini yaz."
Görünüşüm sanırım ona bu sözü söyletti.
Müjde kelimesi sözcüklerimizden silindi, silenlerden hesap sorulmayacak mı? Akan kanların hesabını soracağız sözü, beni hiç etkilemiyor, inandırıcı olmayan bir geveleme. O kadar kan döküldü ki artık hesabı sorulacakların DNA'sı siyasetin karanlığında eridi/eritildi gitti.
Katliam haberini duyunca zaten, beyaz Büyükada köşklerinin üstüne bir kan yağmuru yağdı.
Nasıl bir ruh hali? 
Bezgin, umutları kırılmış, yarını endişeyle bekleyen, yaşama sevincini unutan bir yaratığın ruh hali. İnsan diyemiyorum.
Uzun bir süredir, Türkiye'de mutluluk Kafdağı'nın ardında. Simurg kan gölünde debeleniyor.
Neyle avunacağımı kendime sorduğumda cevabını veremiyorum.

Yazının tamamı için tıklayın

 

Ertuğrul Özkök - Hürriyet

Ortadoğu Ankara'ya ulaştı

11.10.2015 Pazar

NE kadar tanıdık rakamlar, ne kadar bildik sahneler değil mi...

"Meydanda patlama... 30 ölü... Canlı bomba.. Bomba yüklü kamyon..."
Bağdat'tan geliyordu... Şam'dan, Halep'ten geliyordu.
* * *
Biliyorduk...
Diyorduk...
Biz Ortadoğu'ya girmeye çalışırken...
Bir baktık ki....
Ortadoğu yavaş yavaş bize doğru ilerliyor, içimize giriyor...
Bombalarıyla, kalleşlikleriyle, iç kavgalarıyla, mezhep savaşlarıyla, intihar bombacılarıyla, despotluklarıyla geliyordu...
* * *
Biz Ortadoğu camilerinde zafer namazı kılmaya hazırlanıyorduk... 
Ortadoğu başkentimizde 
cenaze namazı kılıyor.
* * *
Açık değil, apaçıktı...
Bombaların, sahillerimize vuran bebek bedenlerinin katili, bu bölgedir diyorduk... Bu uğursuz coğrafya, onun siyasi kültürü... Bu Ortadoğu...
Sokmayın bizi bu bataklıklara, dön-dürün yüzünüzü Avrupa'ya diyorduk...
* * *
O lanet coğrafya önce Reyhanlı'ya geldi...
Sonra Diyarbakır'a uğradı.
Oradan Suruç'a geçti...
Dün de Ankara'daydı...
Kapkara bayrağını dikti başkentimize...

Yazının tamamı için tıklayın

 

Ahmet Hakan - Hürriyet

Sen şahit ol ey Ankara'nın tren garı

"KAN dursun" diye önünde toplananların kanlarını akıttılar.

Gözümüzde bir damla yaş kalmadı.
Sen şahit ol ey Ankara'nın tren garı.

*

Üzerinde "Savaşa İnat Barış" yazan o otobüs var ya... 
Gün boyu kolu bacağı kopmuş yaralıları taşıdı.
Sen şahit ol ey Ankara'nın tren garı.

*

Yükseltilen gerilimden, üç oy fazla almak için dinamitlenen kardeşlikten, her gün atılan düşmanlık tohumlarından yararlanan kanı bozuklar, "barış" diye haykıran kardeşlerimizi öldürdüler.
Sen şahit ol ey Ankara'nın tren garı.

Yazının tamamı için tıklayın

 

Yalçın Bayer - Hürriyet

Yaşadığımız acı durumdan kimse yarar ummamalıdır

Ankara'da dün 'Savaşa hayır' temalı ve yurtdışı dahil, yüksek katılımlı bir barış mitingi, dolaylı olarak, HDP'nin siyasetine destek amacı da taşıyordu ama toplanma mahallinde patlayıcılar devreye sokuldu ve bir katliam yaşandı.

Türkiye'nin karşılaştığı en büyük hain saldırı ile karşı karşıya kaldık.
Yüreklerimiz yine parçalandı; acılarımız yine tazelendi.
Kaos ve panik havası ile Türkiye yangın yerine çevrilmek isteniyor.
Cumhuriyet tarihinin en kanlı terör saldırısında en az 95 kişinin ölmesi ve 246 yaralı olması dünyada büyük yankı uyandırdı.
Vatandaşlarımızın sağduyusu sahibiydi.
Herkes sorumluluğunu korumak istiyordu.
Güneydoğu'dan sonra terörün başkent Ankara'da gerçekleşmesi Türkiye'yi sarstı.
Hemen "Bu saldırganlar bu kadar nasıl rahat hareket edebiliyorlar" sorusu gündeme geliyor.
Terör nedeniyle dün hemen her kurumdan tepki doğdu; TÜSİAD'dan DİSK'e, gazeteci örgütlerinden iş dünyasına kadar...
Bunlar yetiyor mu? Bize göre kınamak yetmiyor.
Bu olayın bağışlanır yanı da olamaz.
Hainliğin karşısında insanlarımızın can güvenliği nasıl sağlayacaktır?
İktidardan bu güvence beklenmektedir.
Gerginliğin, kavganın hiçbir yararı olmuyor.
Başbakan'ın konuşması çok temkinliydi; bütün liderlere sorumluluk duygusu ile yaklaştı. Onları görüşmek için bir araya gelebileceklerini söyledi. Seçim güvenliği konusunda muhalefet tarafına karşı iktidarın söz dinlemez tavrı, çözümsüzlük noktasına vardırılmamalıdır.

Yazının tamamı için tıklayın

 

Kanat Atkaya - Hürriyet

Ya korku ya umut

Kim yaptı peki bu korkunç katliamı?

Hem seçim yolunda hem de savaş ve terör kıskacındaki Türkiye'den nefret edenlerden biri elbette.
Hesabın bol, ilişkilerin çarpık ve karmaşık olduğu böyle dönemler kaçırılmaz fırsattır karanlıkta bekleyenler için.
Öğrenebilecek miyiz peki "gerçekten" kim olduklarını?
Ben moralinizi bozmuş olmayayım, önceki saldırıları hatırlayın yeter...
*
Suruç katliamı ile tetiklenen şiddet sarmalındaki Türkiye bu cinnet ortamından yalnızca barış, özgürlük ve demokrasi ipine sarılarak çıkabilir.
Bilge bir insan olan İskoçyalı James Mill (Liberalizmin atababalarından John Stuart Mill'in de babasıdır) taaaaa 200 yıl önce "terör" üzerine şunları söylemiş:
"... korku yoluyla elde edilen itaat, umutla elde edilenden daha fazla olanağa sahiptir..."
Bombalarla, masumların kanıyla inşa edilmeye çalışılan "korku ortamı"nın mimarı terörist örgütler veya her kimse işte o kanlı ihale üstlenicileri itaat etmemizi istiyor.
Korkuya itaat etmemizi...
Bu savaşı sadece "umudumuzu" koruyarak, hep birlikte durarak, savaşa inat barışı yücelterek kazanabiliriz.
Ve sadece böyle huzura eriştirebiliriz bu bitmek bilmeyen kaosa kurban verdiğimiz masumların ruhlarını.
Hayatını kaybedenlere rahmet, yaralananlara acil şifa, başta yakınları olmak üzere herkese sabır ve yetkililere de basiret dilerim...

Yazının tamamı için tıklayın

 

Rauf Tamer - Hürriyet

Ne desem ki...

Bunlara terörist demek bile iltifattır. Katil, cani, alçak, kalleş, şerefsiz gibi kelimeler, olsa olsa bunlara verilecek birer rütbedir.

Dünya kuruldu kurulalı, böyle bir mahlûkat görülmemiştir.
Milletimin, memleketimin başı sağolsun.
Bütün gücümle haykırıyorum:
-Bizi Suriye'ye benzetemeyeceksiniz, benzetemeyeceksiniz, benzetemeyeceksiniz.

6 Eylül'de...
Hollanda'yla milli maçımızı Konya'da oynarken, Dağlıca'da alçak bir pusu... 19 şehit.
Hatırladınız mı?
Hani, Başbakan da maçtaydı da "ne işi var orda" diye sormuştunuz.
Dün de Çek Cumhuriyeti'yle milli maça hazırlanırken Ankara'da alçak pusu... 90 şehit, 200 yaralı.
Tatsız bir tesadüf değilse, milli duygularımızı köreltmek istiyorlar ama, bilakis, milli duygularımızı daha da kuvvetlendiriyorlar.
Derler ya: "Bir ölürüz, bin diriliriz." Biz tam öyleyiz şimdi.

Yazının tamamı için tıklayın

 

Tolga Tanış - Hürriyet

Ankara ve Çeçen lider 'Tek Kol'

Şimdi gelin, Ankara'daki bombalı saldırılar öncesi Türkiye'ye bu konuda dışarıdan ne tür uyarılar yapıldığına bakalım. 'Geliyorum' diye bağıran olayda Washington ve Moskova'nın Türkiye'de saldırı planlayan IŞİD sorumlulularının isimlerine varıncaya kadar ne tür işaretler verdiklerini inceleyelim.

Suriye'deki hırslarından önce asıl sorumluluğu kendi vatandaşlarının güvenliğini sağlamak olan Ankara'daki yönetimin nerede aksadığını da bu süreci ele alırken daha iyi ortaya koyabilirim diye düşünüyorum.

*

Ahmet Çatayev

Mart ayında, Çeçen güvenlik birimleri, gazetecilere Suriye'de IŞİD saflarında çatışan dokuz Çeçen'in ismini verdi.

Ruslar, Suriye sonrası Kuzey Kafkasların IŞİD için militan toplama yeri haline geldiğini görmüş, bu konuda artık somut adımlar atmaya karar vermişlerdi.

Açıklanan isimlerden biri de Çeçenlerin en önemli liderlerinden Şamil Basayev'in köyü Vedeno'dan Ahmet Çatayev'di.

'Tek Kol' lakaplı Çatayev, hayatı boyunca radikal örgütlere yakın olmuş biriydi. 

Nitekim lakabı da, bu yüzden Rusya'da cezaevine konulduğu 2000'lerin başında hapisteyken kangren olan kolunun kesilmesinden geliyordu.

Ancak 2003'te Çatayev hapisten kaçmayı başardı.

Ve sonra bir Çeçen olduğundan Rusya'da siyasi baskı gördüğünü söyleyerek Avusturya'dan sığınma hakkı aldı.

Nitekim bu siyasi mülteci statüsü, Çatayev'i sonra karıştığı pek çok kriminal olayda korudu.

Kamuoyunun onun adıyla tanışması ise 2012'de Gürcistan'da yaşanan Lopota Olayı'yla oldu.

Gürcü özel kuvvet birimleri, Dağıstan sınırındaki Lopota bölgesinde adı halen tespit edilememiş, esrarengiz bir paramiliter grupla çatışmaya girdi.

Olayda 3'ü Gürcü, 11'i meçhul örgütten 14 kişi öldü.

Çatışmada yaralananlardan biri de Çatayev'di.

Ancak yine ilginç bir biçimde Gürcüler sonra Çatayev'i serbest bıraktı.

Bu arada Çatayev, o çatışmada tek kolunun yanı sıra tek bacağını da yitirdi.

Yazının tamamı için tıklayın

 

Cengiz Çandar - Radikal

"Katliam"ın faturasını kim, nasıl ödeyecek?

Ankara'daki hain saldırıyı duyduğum anda, vicdan ve iz'an sahibi her insanın içinde ne gibi duygular uyandıysa, benim içimde de onlar uyandı.

Dehşet ve üzüntü. İçiçe geçmiş ilk iki duygu. Ülkemizin ve halkımızın geleceğine ilişkin derin kaygı...

Ardından hemen aklıma gelen, 7 Kasım seçimlerinden 48 saat önce Diyarbakır'daki HDP mitingini kana bulayan saldırı ve 19 Temmuz'da Suruç'ta 33 gencecik insanın bedenlerini paramparça eden katliam oldu. Onların HDP'li ya da HDP sempatizanı oldukları da bir sır değildi.

Türkiye'deki gidişatı ortamın değişmesinde ve 7 Haziran sonuçlarının iptal edilerek olayların 1 Kasım'a doğru yol almasında Suruç belirleyici bir kilometre taşıydı.

İktidar, Suruç katliamını boğuntuyu getirmişti. 24 Temmuz ile başlayan ve bambaşka yönde yol alan gelişmeler ile Suruç ve katliam unutturulmuştu.

Ankara Garı'nın önünde, dün, "Barış Yürüyüşü" için KESK, DİSK, TMMOB ve Türk Tabipler Birliği'nin çağrısı üzerine biraraya gelen insanlar HDP'lilerin toplanma yerinde halay çekmeye başlamışken tarihimizin en büyük "terör eylemi" ve en büyük katliamı meydana geldi. Gecenin geç bir saatinde 95 kişinin can verdiği 200 civarında kişinin yaralandığı belirlenmişti. Yaralı sayısının 400'e tırmandığından, ölü sayısının daha da artmasından korkulduğundan söz eden de vardı.

Bu alçak katliam, 5 Haziran Diyarbakır, 19 Temmuz Suruç saldırılarının 10 Ekim'deki üçüncü halkasıdır. Bunun tartışılacak bir yeri yok.

Yakın tarihimizin en büyük katliamının üçüncü halkasını teşkil ettiği, büyük can kayıplarına yol açan saldırılar zincirinin ortak paydası ise HDP'dir. Bunun da tartışılacak bir tarafı olamaz.

Yazının tamamı için tıklayın

 

Ayşe Hür - Radikal

Yakın tarihimizden katliamlar ve itiraflar

Gerçek failleri yıllar sonra ortaya çıkan ama faillerin cezasızlık geleneğinden yararlanan bazı örnek olaylar aktaracağım bu hafta...Sadece "gerçeğin çok yüzü olduğunu" akılda tutmamız için anlatıyorum bunları.

Dün Türkiye tarihinin en korkunç terör katliamı gerçekleşti. Bu yazıyı yazarken ölü sayısı resmen 86, gayriresmi 93, yaralı sayısı resmi 186, gayriresmi bundan çok fazlaydı. Yaralılardan bazılarının durumunun ağır olduğunu belirtti yetkililer. Yüreğim cayır cayır yanıyor, yanacak. Anlamı olmadığını bilsem de, başınız/başımız sağolsun diyor, yaralılara acil şifalar, geride kalanlara dayanma gücü diliyorum…

Olayı üstlenen bir örgüt yok henüz. Bu ilginç, çünkü terör örgütleri işledikleri suçları göğüslerini gere gere üstlenirler, çünkü terörün amaçlarından biri örgütün hedeflerini, gücünü geniş kitlelere ilan etmektir. Bekleyip göreceğiz. Olayın nasıl olduğuna (intihar saldırısı mı, bomba mı, bombanın türü ne vb…) dair bilgi de yok. Bu anlayışla karşılanabilir çünkü kesin bilgiye ulaşmadan açıklama yapmayı doğru bulmayabilir yetkililer, ama olayda eksikliğini kabul eden bir devlet yetkilisi de yok henüz. Aslında bu da hiç garip değil çünkü biz neredeyse tüm Cumhuriyet tarihi boyunca kamu görevlilerinin, siyasilerin ‘sorumsuzluğu’ konusunda geniş bir külliyata sahibiz. Sadece son yıllarda Roboski, Reyhanlı, Soma, Ermenek, Diyarbakır, Suruç ve daha nice katliamın ne failleri, ne sorumlularını öğrenebildik. Bakalım bu sefer farklı olacak mı? Bakalım bu olayın gerçek failleri ortaya çıkarılabilecek mi? 
Bakalım tek bir siyasi, tek bir kamu görevlisi olayda payı olduğunu kabul edip istifa edecek mi?

Yazının tamamı için tıklayın

 

Nagehan Alçı - Milliyet

Yeter!

Bu ülkeyi lime lime etmek, kanatmak istiyorlar. Oyun hamuru gibi istedikleri şekli vermek, istedikleri atı koşturmak istiyorlar. Bütün farklılıklarımıza, kavgalarımıza rağmen yarattığımız ‘biz’i unutturmak istiyorlar. Bir halı gibi bu toprakları altımızdan çekmek istiyorlar!

Çok üzgünüm. Gencecik insanların pırıl pırıl bir Ankara sabahında halay çekerken arkalarında dev bir bomba patlamasını defalarca art arda izledim. Ne tuhaf, ölüm ve yaşamın nasıl iç içe geçtiği bir coğrafyada yaşadıklarını bilircesine ‘bu meydan kanlı meydan’ diye haykırarak çekiyorlardı halaylarını. Düşünebiliyor musunuz? ‘Bu meydan kanlı meydan’ derken arkanızda canlı bomba patlıyor ve kendinizi bir kan banyosunda buluyorsunuz...

Ne olur bu oyunları görelim. Kesinlikle dış bir el ya da eller ülkemizi dizayn etmek istiyor. Hiçbir zaman yaşanan olayları dış mihraklarla açıklama kolaycılığına kaçan bir gazeteci olmadım. Komplo teorilerine prim vermedim. Ancak beş aydır Türkiye’de kaotik bir ortam var. Ülke  yabancı istihbarat teşkilatlarının ve bilimum terör örgütlerinin av sahası oldu. Bu saldırı Suruç’u fena halde hatırlatıyor. Benzer bir kitle, aynı yöntem, benzer vahşet görüntüleri...

Yazının tamamı için tıklayın

 

Güneri Cıvaoğlu - Milliyet

“Hattı” ve “sathı” müdafaa

Ankara’daki hain bombalı saldırıda hayatlarını kaybeden vatandaşlarımızı “barış ve demokrasi şehitleri”diye anıyor, onlara Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum.

Şifa dilediğim yaralılar da “demokrasi gazileridir.”

Bu rezil saldırının failleri kana bulaşmış elleriyle lanetlidirler.

……………………..

İnsanlarımız neden öldürüldüler, yaralandılar?

Sadece “barış, demokrasi içinde birlikte kardeşçe yaşanacak bir Türkiye için”toplanmışlar.

“Kan dursun”demek için oradaydılar.

“Terörü”kınıyorlardı.

EVET…

“Tertemiz, saf, su damlaları gibi duru, doğal ve insani”bir dilek…

Patlamalardan birkaç saniye önce genç kızların ve delikanlıların el ele halay çeken görüntüleri onların “masumiyet kanıtıydı.”

Yazının tamamı için tıklayın

 

Serpil Çevikcan - Milliyet

Katliam ve siyasi okuma

Terör söz konusu ise, sokaktaki insanın “Bir sonraki ne zaman olur, kim yapar” gibi akıl yürütmelerinin hiç biri, hiç bir zaman işe yaramaz.

Bu gerçeğin en acı örneklerinden birini dün Ankara’da yaşadık milletçe.
Yabancı ajansların “Ankara’nın göbeğinde kaos” diye duyurduğu bir manzaraya uyandık.
Olayı duyar duymaz ben de Gar’a koşan gazetecilerden biriyim.
İlk gördüğüm, yaralıları barış sloganları yazılı pankartları sedye yaparak taşıyanlar yeterli olmayınca sırtlayıp ambulanslara götürenlerdi.
Üzerlerindeki giysilerde, konusu barış olan yasal bir mitinge katılma “cesaretini” gösterenlerin kanı, dokusu; yüzlerinde olayın dehşeti vardı.
Bütün renkleri bordoya dönüştüren bir tablonun içinden koşup koşup yanımdan geçiyorlardı.
Herhalde en unutulmayacak ses çocuklarını arayanların çığlığıdır dünkü gibi. 
Çocuklarını, eşlerini, kardeşlerini...
Böyle bir ülkede yaşıyoruz işte.
“Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir Türk bilim adamı Nobel’i aldı” diye başlayan cümleye sevinemeden, cumhuriyet tarihinin en kanlı terör olayıyla yıkılıyoruz.
Terör ligindeki Türkiye
Suruç’ta 34 gencin ölümüyle sonuçlanan saldırıyla birlikte terörün fail ve tarz değiştiren bir başka versiyonuyla tanışan Türkiye, dört aydır o günün tetiklediği bir şiddet ortamıyla sınanıyor.
Kuşku yok ki dün ülkeyi kalbinden vuran saldırıya ilişkin detaylar ortaya çıktıkça bu işin de içte ve dışta oluşturulan bir konsorsiyumun işi olduğu anlaşılacak.
İster üst akıl deyin, ister maşa deyin, ne derseniz deyin bu acıları yaşatanların marifetiyle terörle sınavında gitgide daha çok Ortadoğulaşan bir Türkiye manzarasıyla karşı karşıyayız. 
Daha düne kadar İsrail-Filistin çatışmasında gördüğümüz canlı bomba eylemleri ya da Irak’ta ve şimdilerle Suriye’de yaşanan kanlı saldırılarla karşılaştırıldığında, Ortadoğu ligine düşmediği için rahat nefes alan Türkiye için çanlar çok acımasızca çalıyor.

Yazının tamamı için tıklayın

 

Abbas Güçlü - Milliyet

Başkent yanıyor ve hâlâ sen ben kavgası

Ankara’daki terörü lanetliyor ve yaşamını yitiren demokrasi sevdalılarının ailelerine sabır diliyoruz.

Bu son olsun dedikçe arkası geliyor.

Siyasiler, başkentin göbeğindeki bu katliamı da görmeyecekse neyi görecek, neyi duyacak, ne zaman akılları başlarına gelecek, ne zaman ellerini taşın altına koyacak?

Lafın bittiği noktadayız artık.

Birbirinizi suçlamayı bırakın, çözüm üretin.

Millet sizden bunu bekliyor!..

Eğitim nereye gidiyor?

Eğitim, bilim, üretim, akıl, sağduyu, hoşgörü, en önemlisi de liyakat deyip duruyoruz.

Eğer adil değilseniz, gerisi teferruattır.

Önce adil, dürüst, güvenilir olduğunuzu inandırmalısınız ki arkası gelsin.

Bu durum hemen her konuda önemli ama insan yetiştirme düzeninde yani eğitimde çok daha önemli.

Eğer eğitimde fırsat eşitliği, adalet, liyakat yoksa çürümüşlük toplumun her zerresine kadar nüfuz eder.

İşte bu yüzden, eğitimde, sizin, bizim, onun işine geleni değil, doğru olan ne ise onu yapmak zorundayız.

Yoksa ne öğretmenlerin, ne de öğrenci ve velilerin eğitime güvenleri kalır ki o da felaketimiz olur.

Önemli olan yeni binalar yapmak, herkesin eline bir tablet vermek değil, eğitimin ruhunu anlamaktır ama maalesef bu noktadan her geçen yıl daha da uzaklaşıyoruz.

Alın size çok somut bir örnek...

Yazının tamamı için tıklayın

 

Sina Koloğlu - Milliyet

Yeter artık bile yetmiyor

Gazeteci Tülay Cengiz telefonda; ekranda, koşuşan yerde yatan insanlar... Sesi titriyor: “Can çekişenler vardı” Ağlıyor sözcükler dökülürken, “Yıldıramayacaklar canavarlar”... Halk TV’de canlı yayında. “Daha fazla konuşamayacağım”...

Yazımı yazmıştım. Sildim. En fazla yaptığım yazıyı silmek ve bu satırları yazmak.

İstenilen bu değil mi? Hayatların en sıradan, en sessiz hallerini alıp götürmek. TRT haber’de “IŞİD’in olması muhtemel” diye bir laf işitiyorum bunları düşünürken...

Muhtemel; olası, barış, terör, iktidar, etnik ne kadar sözcük varsa bu bombanın patlamasıyla kan ve feryat olarak yerlere saçıldı... Suruç’ta patladı sonra? Halay çekiyordu son karede Ankara’daki gençler... Bir alev topu yükseldi arkalarında.

Yazının tamamı için tıklayın

 

Mehmet Tezkan - Milliyet 

Bombanın bir adım ötesine

Ülkeyaşanamaz hale geldi..

Ülkeyönetilemez hale geldi..

Ülketerör ülkesi oldu..

Ülke ölümlerin kol gezdiği ülke oldu..

Ülkeinsanların gönül rahatlığıyla sokağa çıkamadığı ülke oldu..

Ülke babaların analarının çocuklarının yolunu gözlediği ülke oldu.

Ülke ülke olmaktan çıktı..

Yazının tamamı için tıklayın

 

Murat Bardakçıoğlu - Habertürk

İşte, yaşadığımız ilk lânet bomba faciası! 26 kişi ölmüştü

Ankara’daki faciayı yorumlamakta söz ve kalem âciz kaldığı için, bugün bombalı eylemlerle ilk tanışmamızın öyküsünü; İstanbul’da 1905’te Sultan Abdülhamid’i hedef alan ve 26 masumu canından eden saldırıyı anlatmakla yetiniyorum.

Biz, meydanlarda patlayan bombaların sebep olduğu katliamlar ile 1905’in 21 Temmuz’unda tanıştık. Ermeni teroristlerin zamanın hükümdarı Sultan Abdülhamid’i öldürmek maksadıyla o gün Yıldız Camii’nin önünde patlattıkları bomba 26 kişinin hayatına malolmuştu. Bombayı yerleştiren Charles-Edouard Joris adındaki Belçika vatandaşı yakalanmış ama Avrupa’nın baskısı yüzünden sınırdışı edilmişti

Bu yazıyı yazdığım sırada, Ankara’daki lânet eylemde can verenlerinin sayısının 86’ya çıktığı açıklanmıştı... Böylesine caniyâne bir işi yorumlamak ve hakkında bir sıfat kullanmak konusunda söz ve kalem âciz kaldığı için, meydanlarda patlayan bombalarla ilk tanışmamızın öyküsünü anlatmakla yetineceğim...

Bizdeki ilk bomba hadisesi 1905’in 21 Temmuz’unda İstanbul’da, Yıldız Camii’nin önünde yaşanmış ve patlama 26 kişinin hayatına malolmuştu...

Yazının tamamı için tıklayın

 

Umur Talu - Habertürk

Lanet olsun, hakikaten lanet olsun!

Bir ülke yamultula yamultula yarıldı, kırıldı, yeniden yeniden daha çok kanıyor.

“Biz kimseyi öldürmeyeceğiz” diye lütfedip sonra “oluk oluk kan akacak” diyebilen birileri kendi fotoğrafları yanına bir cumhurbaşkanınınkini de asıyorsa…

Velev ki başka hiçbir suç tanımına girmiyor; “Cumhurbaşkanına hakaret suçu” esas odur…

Devletin aklı başında olsa biraz!

Oysa Saray, istihbarat, Emniyet, yargı harıl harıl gazeteci toplamak, tutuklamak, hapse mahkum etmekle, sansür koymakla, hep başkasına saydırmakla meşgul.

“Tek kişilik dünyamız”da, kim yapmış olursa olsun, Suruç-Ankara hattı da böyle oluştu.

Birinden birine varan “Kısa başkanlık tarihi”nde, çıkmamış 400 milletvekili ile polis, asker, vatandaş, çocuk, yaşlı, genç ve “etkisiz hale getirilmiş” 400’den çok fazla can yatıyor!

“Barış”ın kıyısındaki bir ülkeden savaşın, katliamların cehennemine fırlatılmış bir memleket.

Yazının tamamı için tıklayın

 

Nedim Hazar - Zaman

Acının gölgesinde

Ölüm tüm lezzetleri acılaştırdığı gibi, şüphesiz futbola da kekremsi tadından ciddi miktarda iliştiriyor. Hele hele terör gibi, toplum ruhunda travmatik etki bırakan eylemler neticesinde gelen toplu ölümler, hayata dair kalan her şeyi önemsizleştiriyor, acılaştırıyor.

Ankara'da yaşanan alçakça saldırının kalplerimizde açtığı yaranın verdiği ıstırapla çıkıyorduk karşılaşmaya. Yaşadığımız ağır acı, oyun motivasyonu kadar, seyir zevkini de ciddi şekilde etkileyecekti şüphesiz.

Play-off'a katılabilme ihtimalimizin önündeki en büyük engel olan Hollanda, Kazakistan'ı yenerek neredeyse tamamen yitirdiğimiz motivasyonumuzu belki bir nebze yukarı çekmişti. Çekler gruptan çıkmayı garantilemenin vermiş olduğu rahatlıkla çıkıyordu maça ama bu bir yere kadar olumluydu bizim için. Nihayetinde kaleci de dâhil, esas kadronun yerine sahaya çıkan gençler kendilerini ispatlamak adına canımızı yakabilme potansiyeli taşıyordu. Bizim ise problemimiz bambaşkaydı.

Yazının tamamı için tıklayın

 

Nedim Hazar - Zaman

Acının gölgesinde

Gün vahşetle başladı. Dehşetle devam etti. Katledilen masum insanlar... Kana bulanan barış mitingi... Sönen hayatlar... Yaralanan vatandaşlar... Acı... Keder... Ve güzelim şu ülkenin yakasına yapıştırılan kader. Terör bu defa da en hayasız, en vicdansız, en acımasız, en adi katliamında bulunmuştu.Yazının tamamı için tıklayın

 

Zeki Çol - Zaman

Buruk mutluluk

Gün vahşetle başladı. Dehşetle devam etti. Katledilen masum insanlar... Kana bulanan barış mitingi... Sönen hayatlar... Yaralanan vatandaşlar... Acı... Keder... Ve güzelim şu ülkenin yakasına yapıştırılan kader. Terör bu defa da en hayasız, en vicdansız, en acımasız, en adi katliamında bulunmuştu.

Böylesi yürek yakan, öfkeyi, nefreti doruğa çıkaran, insanlıktan nasip almamış aşağılık yaratıklara lanet okutan bir yas gününde, futbol yazmak, inanın içinden gelmiyor insanın. Ama hayat, maalesef artık yaşamımızın vazgeçilmezi bu acılarla da olsa devam ediyor.

Ve o acı deryasının içinde, buruk mutluluklar, yüreklere düşen ateşin üzerine birkaç damla da olsa su serpiyor. Kapkara bir günün sonunu, güçlü bir umut ışığıyla aydınlatan Milli Takım'a teşekkür borçluyuz öncelikle.

En az bizler kadar onlar da acıyla dağlanan yüreklerin keyifsizliğini yaşayarak başladılar oyuna. İlk yarıda iyi oynayamadılar. Selçuk, Hakan, Oğuzhan, Arda gibi usta ayaklara karşın oyunu tutamadılar. Orta alandaki Çek üstünlüğünü kıramadılar. Hücumda hiçbir etkiyi sağlayamadılar. Ama savunmaya dönük oyunu arkada çoğalarak, ilk müdahaleleri yaparak iyi oynadılar. 41'de Dockal'ın kötü bir vuruşla avuta gönderdiği top dışında pozisyon vermediler. Oyunu kontrol edemeseler de skoru dengede tutmayı başardılar.

Yazının tamamı için tıklayın

 

Mustafa Ünal - Zaman

Ankara kana bulandı

Ankara'nın göbeği... Bakanlıklara yürüme mesafesi 15, Meclis'e 20 dakika. Ulus 5 dakika ötede. Barış mitingi için çeşitli şehirlerden gelenler Gar'ın önünde toplanmış.

Kongrelerin, siyasi buluşmaların yapıldığı Arena Salonu'nun hemen yanında. Geçen hafta MHP burada beyannameyi açıkladı. AKP, adaylarını Arena'da tanıttı. Siyasi partilerin en gözde mekânı.  Bir şölen havası var, kalabalık fazla. Halay çekenler, türkü söyleyenler, slogan atanlar birbirine karıştı. ‘Barış' diyen, ‘emek' diyen, ‘demokrasi' diyen pankartlar hazırdı. Miting meydanına yürüyerek gideceklerdi. Bahardan kalma gün Başkent'te.

Her şey yolunda giderken büyük gürültü koptu. Kulakları sağır eden, cam ve çerçeveleri patlatan. Peş peşe iki bomba. Bir anda ortalık cehennem yerine döndü. Ceset ve et parçaları sağa sola savruldu. Kan gölcükleri oluştu. Bir vatandaş, ‘Yürüyemedim, kandan kaydım düştüm' dedi. Kalabalık panikle, bilinçsizce oradan oraya kaçıştı. Şoku atlatan, yaralıların yardımına koştu.

Yazının tamamı için tıklayın

 

Can Dündar - Cumhuriyet


Kansız bir gökyüzü için…

Tam halay çekerlerken gelmiş katliam… 
Gençlerin dilinde Ruhi Su’nun türküsü: 
“Bu Pazar, Kanlı Pazar/ Dert yazar, derman yazar/ 
Kalkın ayağa kalkın/ gidiyor bu çocuklar... 
Bu meydan, kanlı meydan…” 
Tam o sırada patlıyor bomba… 
Meydan kana bulanıyor. 
Gidiyor çocuklar. 
Ülke ayağa kalkıyor.

***

Türkü, 1969’daki “Kanlı Pazar” için bestelenmiş. 
Ülkeyi darbeye sürükleyen saldırıların en büyüklerinden biriydi Kanlı Pazar; Taksim’de faşist saldırıda gençlere kıyılmıştı. 
68’de ışımaya başlayan gökyüzü, ilkin o dönem kararmaya başlamıştı. 
Dün Ankara Tren Garı’nın önünde açılan, “Ne de çok özlemişiz, gökyüzüne kansız bakmayı” pankartı, güneşi özleyenlerin çığlığıydı. 
O pankartı önce sedye yaptılar, sonra kefen…

***

“Kanlı Pazar”dan bu yana ömrümüz, “Katiller bulunsun / hesap sorulsun” sloganı atmakla geçti. 
Katiller bulunmadı. 
Hesap sorulmadı. 
Üst üste yığıldı ölülerimiz; gökyüzü bir türlü aydınlanmadı. 
O karanlıkta, yarım asır sonra, “Kanlı Pazar”dan “Kanlı Cumartesi”ye geldik. 
Dün tarihi gar binasının önüne barış için yürümeye giden gazetecilerden Doğan Tılıç’la konuştum: 
“Böylesi bir vahşeti, bir tek Afganistan’da görmüştüm” dedi. 
Canlı bombadan üzerine yapışan et parçalarını anlattı. 
O anlattıkça, gökyüzüyle aramızdaki boşluğa yeniden kan doldu.

Yazının tamamı için tıklayın

 

Orhan Bursalı - Cumhuriyet

Kitlesel katliamlar ülkesi

Evet sonunda tamamen katil çetelerinin hükmünü sürdürdüğü bir ülkeyiz. Sosyal düzen diye bir şey kalmadı. Can güvenliği sıfır. 
Miting yapma özgürlüğü, özellikle muhalefete sözde var, ama kullanımı onlarca can bedeli. 
Eleştirme hak ve özgürlüğünüz var, anayasa güvencesi altında, ama kullanımının bedeli, başta gazeteciler için, dayak, saldırı, hapis, korkutma, gözdağı, can güvensizliği... Necati Doğru ve Uğur Dündar iktidarın kontrolünde hapis cezasına çarptırıldılar. 
Yaşamak, bir ağaç gibi hür ve bir orman gibi kardeşçesine, uzuuuun yıllardır uzaktaki düş bile olamıyor. 
İktidar büyük bir güvenlik içinde “barışkardeşlik” mitingi yapabiliyor, tek bir olay çıkmıyor. 

Yazının tamamı için tıklayın

 

Hikmet Çetinkaya - Cumhuriyet

Barış mitingine bomba...

Kesin bir dil kullanamıyoruz ama Suruç katliamına çok benziyor... 
Günler öncesinden izin alınan Ankara’daki “Savaşa İnat, Barış Hemen Şimdi”yürüyüşü ve mitingini kana bulayanlar kim? 
Polis, istihbarat birimleri, MİT böyle bir mitingin önceden yapılacağını bilmesine karşın, ölümcül bir eylemin yapılacağı istihbaratı almamış mıydı? 
1 Kasım seçimleri öncesi Türkiye’yi kan gölüne dönüştürmek isteyen terör örgütlerinin arkasında içeride ve dışarıda hangi güçler var? 
Sorun bunların açığa çıkarılması... 
Örneğin, IŞİD’in böyle bir kanlı eylem yapacağı istihbaratı önceden ilgili kurumlara geldi mi gelmedi mi?

Yazının tamamı için tıklayın

 

Mustafa Balbay - Cumhuriyet

Kitlesel katliamlar ülkesi

Ankara Garı’nın önü felaket sonrasındaki ıssızlıkta cep telefonlarının sesiyle ağlıyordu. Büyük saldırıda yaşamını yitirenlerin, yaralı olarak hastaneye kaldırılanların olay yerinde kalan cep telefonları bir yükseltiye yan yana konmuş... Biri çalıyor, biri susuyordu... Olay yeri görevlileri çalan telefonlara refleksle bakıyor, sonra sanki telefon sahibinin yüzünü görmüş gibi başını çeviriyordu. Cep telefonlarının hemen hepsine kan bulaşmıştı. 
Ölü ve yaralıların kaldırılmasından sonra gittiğimiz Ankara Garı’nda kan bulaşan sadece cep telefonları değildi. Patlama yerinde asfaltın rengi kaybolmuştu. Kirli bir kan rengine bürünmüştü. Az ötede parçalanmış simit tezgâhı vardı. Çevreye dağılmış simitlere kan bulaşmıştı. 
Cep telefonlarının az ötesinde, arta kalan giysiler vardı. Tanımı zor bir et ve kan kokusu yayıyordu çevreye. 
Mitinge gelenlerin ellerindeki pankartların bir bölümü harman yapılmış, çevreye dağılanlar da parçalanmıştı. Onlar da akan kandan payını almıştı... 
Olay yeri inceleme ekipleri özel giysileriyle, ayakkabı poşetleriyle, hiçbir şeye bulaşmamaya çalışıyordu.

Yazının tamamı için tıklayın

 

Ali Sirmen - Cumhuriyet

Sözün bittiği an

Türkiye ölüme, sözün bittiği, her şeyin önemini yitirdiği ana uyandı... Ankara’daki barış mitinginde ölenlerin sayısı, saat 18.00 itibarıyla, 86 ölü, 186 yaralı idi. 
İnadına barış, inadına kardeşlik, diye gösteri yapanlara saldıran odağın adını vermek şu anda imkânsız. Ama kimin yaptığını bulmak güç değil. 
Kim barışı istemiyorsa, 
Kim kanın durmasına karşıysa, 
Kim gerginlikten, kaostan medet umuyorsa, 
Kim seçimin yapılmamasından yarar umuyorsa, ölümlerin sorumlusu bil ki o! 
Buna karşı yapacak tek şey var, daha yüksek sesle haykırmak: 
- İnadına barış! 
Oyunları bozmanın başka yolu yok. Herkesin 1 Kasım’da sandık başına gittiğinde Türkiye’yi rüzgâr ekerek, fırtına biçilen bugünlere kimin getirdiğini düşünmesi ve gereğini yapması gerek. 
Tabii seçim yapılırsa eğer!

Yazının tamamı için tıklayın

 

Aydın Engin - Cumhuriyet

Aman ateş kesilmesin, sakın kan durmasın...

Katlanılması zor bir acı... Zaptedilmesi olanaksız bir öfke... 
Ağızdan art arda dökülüveren, adresi belirsiz, hedefi bulanık, katmerli Ege küfürleri: “... Harar gibi darar gibi, on katlı mor katlı, yüz bin katlı, doğurana da, doğurtana da...” 
Aklına takılmış, dillendirmekten belli belirsiz utandığın bir soru: “Ölenler arasında ya Ankara bürosundaki kapı yoldaşlarından birkaçı varsa...” 
Sorduğundan değil sormayı düşündüğünden utanmak. Ne yani, yoksa Ankara bürosundaki kapı yoldaşların eksiksizse acın azalacak mı, öfken durulacak mı? 
Yine de soru aklına çengel atmış bir kere. 
Telefon. Murat Sabuncu... O habercidir. Bağlasan durmaz. Mutlaka miting alanının yolunu tutmuştur. Ara onu... 
“Aradığınız kişiye şu an ulaşılamıyor. Lütfen daha sonra...” 
Heeey... Yoksa Murat, Ankara Garı’nın önünde bir yerde cansız yatıyor da, cebindeki telefon da sustu da... 
Büroyu, doğrudan büroyu ara... 
Haber müdiresi Ayşe Sayın... 
“Efendim abi?.. Hayır abi... Bizimkileri soruyorsan hayır abi. Biz tamamız abi. Tamam mı abi? Evet abi?” 
O cümlelerin “Türkçesi”ni sen iyi tanıyorsun. Bu meslekte kaç kez benzeri konuşmalar yaptın. “Kısa kes abi. Sordun söyledim. Öğrendin işte. Biz tamamız. Şimdi bırak da işime bakayım. Biz tamamız ama Ankara’yı bir bilsen. Haberin yükünü bir bilsen abi...” 
Gencecik meslektaşını, habercinin hasını uzaktan öpüp kucaklayıp telefonu kapatıyorsun...

Yazının tamamı için tıklayın

 

Çiğdem Toker - Cumhuriyet

Düşen sadece ‘barış’ın dövizi

O koku burnumdan gitmiyor. Biliyorum, yaşadıkça gitmeyecek. 
Aklımdan da. 
Patlamanın ardından Gar alanına ulaştığımda hissettiğim ilk şey o: 
Burnuma dolan kan kokusu. 
İlk gördüğüm ise: İki TOMA. Ambulanslar yanaşmaya çalışıyor. 
Ağır çekime alınmış bir korku filmi izler gibi her şey... 
Üzerine “barış” pankartları örtülü, parçalanmış bedenleri daha sonra fark ediyorum. 
Yarım saat öncesine dek barış için halay çeken, yürüyüşe hazırlanan, arkadaşlarıyla buluşan bedenler. 
Yanlarından geçtiğim, sağ kalabilmiş herkes ağlıyor... 
“İyiyim” deyip kapatıyorlar telefonu. 
Polis noktasından güçlükle geçebilen bir otomobilden bir kadın sesi yükseliyor. Başını camdan çıkarmış. Yakınını arayan bir kadının feryadı bu. 
Gözleri kıpkırmızı, el ele tutuşmuş onlarca kadın-erkek. 
Yarım saat öncesine dek, “barış” adına birlikte yürümeye hazırlandıkları insanların artık yaşamayan vücutlarının çevresinde el ele tutuşarak canlı bir güvenlik çemberi oluşturmuşlar. O noktaya saatler sonra gelecek adli ekipler için. 
Katliamla yaşadıkları dehşetin büyüklüğüne rağmen, insanüstü bir gayretle sakin kalmaya çabalayıp dayanışma içine giren gençler. 
Ayaklarımın takılacağı şeylerden korka korka, gözlerim yeri taraya taraya adım atıyorum... 
Kana bulanmış bir “Barış Hemen Şimdi” dövizi... Az ötede parlak lame bir ayakkabı teki... Neşeyle ayağına geçirdiği sahibi kimbilir nerede?.. Yanında yanmış siyah bir kadın çantası. Camına kan sıçramış kırık bir gözlük, telefon kılıfı. 
Geçen hafta cansız bedeni panzerin ardında sürüklenen Hacı Birlik’in fotoğrafının yer aldığı yuvarlak dövizler. 

Yazının tamamı için tıklayın

 

Güray Öz - Cumhuriyet

İnadına Barış Diyenlere Bomba

Şimdi herkesin aklındaki soru bu saldırının seçimlerle nasıl bir ilgisinin olduğudur. Tablo net değil mi: Bir yanda barış isteyenler var, onların karşısında ise bombaları patlatanlar, onların arkasındakiler var. Besbelli ki Barış, Demokrasi ve Emek Mitingi’’ni gerçekleştirmek için bir araya gelenlerin talepleri de seçimle ilgilidir. Onlar seçimlerin Türkiye için bir kurtuluş olmasını, barışın, demokrasinin egemen olmasını, benim de aralarında olduğum gazeteciler de halkın haber alma hakkının önündeki engellerin kaldırılmasını, gazetecilere yönelen baskının ortadan kalkmasını sağlayacak bir sonucun seçimlerden çıkmasını istiyorlardı.

***

Bombayı patlatanların ise bunun tam tersini istedikleri; baskının, zorbalığın sürmesinden yana oldukları çok açıktır. Bunu mafyözlere kadar düşmüş seçim mitinglerinde de görebiliyoruz. Açıkça “Oluk oluk kan akacak” diyenlerin ya da onların arkasındakilerin sorumluluğu gizlenemez artık. Demek ki onlar seçimlerde ya da sonrasında demokratik bir gelişmeye izin vermek istemiyorlar.

Yazının tamamı için tıklayın

 

Nilgün Cerrahoğlu - Cumhuriyet

Ankara’da ‘oluk oluk’ kan aktı

"Oluk oluk kan akacak” dedi Sedat Peker, Rize mitinginde... Bu sözlerden 24 saat geçmeden başkentin kalbinde hakikaten “oluk oluk kan aktı”. 
Bu satırları yazarken ben, ölü sayısı “95”i bulmuştu. 
Gördüğümüz aynı filmi hep yeniden görür gibiyiz. 
Ama gene de şoke olmadan edemiyor insan. 
Şarkılar, türküler, barış sözcükleriyle halay çeken heyecanlı, gencecik insanlar... 
Yaşamlarının baharındalar. 
Sonra bir patlama oluyor. Güneş kararıyor... 
Parçalanan bedenler... 
Kopan uzuvlar... 
Sahipsiz kalan “Barış şimdi!” pankartları, muhalefet bayrakları, kişisel eşyalar, giysiler, kim bilir bir teki nerede olan pabuçlar... 
Ve oluk oluk kan! 
Çok korkunç bir ülkede yaşıyoruz. 
İnsanların kanından, kurbanlık koyun kanı gibi böyle rahatlıkla, uluorta “oluk oluk akacak” diye bahsedilebildiği ve bilfiil sonra “oluk oluk kanın” sokakları, meydanları sulayabildiği bir yer burası.

‘Güvenli ülke’: 95 ölü... 
Bunlar olurken Türkiye, üstelik Avrupa kapılarının bekçiliğini yapmak karşılığında dünyada alenen “güvenli ülke” ilan edilmek istiyor. 
Dün de yazdım: Kaçak göçmenlerin gardiyanlığını yapmak karşılığında Cumhurbaşkanı Erdoğan Avrupa’dan “Türkiye’nin güvenli ülke ilan edilmesini” talep etti. 

Yazının tamamı için tıklayın

 

Mehmet Barlas - Sabah

Kararı bombalar değil seçmenin oyları belirleyecek

1 Kasım seçimlerininin ne anlama geldiğini, herhalde hepimiz daha iyi anlamaya başladık... Türkiye'nin faili meçhul cinayetlerle dolu günlere dönmesini isteyenler ve"Kürt Sorunu"nun sadece bir "Terör Sorunu" olarak görülmesini amaçlayanlar 1 Kasım seçimlerinde halk çoğunluğundan cevaplarını alacaklar. "Barış Açılımı"nı "Öcalan sizi satıyor" diyerek sabote edenler "Oyum inadına HDP'ye" deseler de, toplumun bilinci bunları marjinal olmaya mahkum edecek. 

Devlet sahipsiz değil 

Devletin sahipsiz olmadığını hepimizin artık görmüş olmamız gerekiyor. Burada ülkenin yönünü bombalar değil, seçmenlerin verdiği oylar belirliyor. Ve seçim sandığından çıkacak sonuç yerine bombalara, silahlara siyasi iradelerini ipotek edenler, mutlaka hüsrana uğruyor. "Derin Devlet"le "Vesayetsiz demokrasi" arasındaki farkı görmeyenler hala eski rüyaları görseler de, Yeni Türkiye'nin gerçekleri yaşamı yönlendiriyor artık.

Yazının tamamı için tıklayın

 

Şeref Oğuz - Sabah

Terörün miting tarzı: Katliam

Cumhuriyet tarihimizin en büyük terör komplosu, Başkentimizde sahnelendi. Terör örgütü PKK'yı kullanan ama onu da aşan boyutta bir "istikrarsızlaştırma" projesi bu...
Arkasında kimlerin olduğunu henüz isimlendiremiyoruz ama hissediyoruz. Bu katliamınkimin ekmeğine yağ süreceğinden yola çıkınca, vardığımız adresler ne yazık ki Kandil'i de kapsayan ama onu da aşan çokuluslu şeytan ittifakı oluyor.
Demokratik haklarını meşru platformlarda savunan gençler üzerinden sergilenen bu katliamı, duygusallık boyutuyla değil, akıl ve bilgi odağında ele almakta fayda var. Zira bir sonraki adımda nereye yürüneceğini kestirmek için daha fazla veriye ihtiyacımız var.
İstikrarsızlaştırma sürecinin 2 temel amaç taşıdığını görüyoruz; Türkiye'yi, Ekonomik açıdan Yunanistan'a benzetmek, siyasi yönden Suriye'ye çevirmek... Ekonomiye yönelik saldırıların akim kalınca; sokağı karıştırmak, mayınlamak, meydanları kana bulama yolu seçilmiş gibi görünüyor.

Yazının tamamı için tıklayın

 

Mahmut Övür - Sabah

Türkiye'ye saldırı

Ankara'nın merkezinde patlayan bombalar 86 insanımızın yaşamını yitirmesine, yüzlercesinin de yaralanmasına yol açtı.
Hepimizi sarsan, yüreğimizi yakan ve tarihimizin en vahşi terör saldırısıydı bu...
Böyle bir saldırıya karşı Türkiye'nin neresinde ve hangi konumda olursa olsun, vicdan sahibi bir insanın vereceği ilk tepki, hiç kuşkusuz saldırıyı terör olarak nitelemek ve lanetlemekti.
Çünkü bu saldırı, sadece bir partiyi, bir görüşü veya tek tek kişileri hedef almadı, topyekun bir toplumu, Türkiye'yi hedef aldı.
Peki, neden Türkiye?
Nedeni o kadar açık ki, Türkiye, hem içeride derin bir dönüşüme imza attı hem de bölgesinde olup bitenlere ilişkin sözü var. Dahası bölgenin de demokrasi limanı olan tek ülke.
Bu yüzden Türkiye, son birkaç yıldır derin bir iç ve dış operasyonun hedefinde.
Sadece son iki yılda akla hayale gelmeyen öyle tuzaklar kuruldu ki, Türkiye, tıpkı Irak ve Suriye'de olduğu gibi her an, her yerde bombaların patladığı, farklı toplumsal kesimlerin birbirini boğazladığı bir ülkeye çevrilmek istendi. Etnik ve mezhepsel çatışmaya sürüklemek için her şey yapıldı.

Yazının tamamı için tıklayın

 

Rasim Ozan Kütahyalı - Sabah

Terör Türkiye'yi yıldıramayacak...

Kelimeler kifayetsiz kalıyor... İnsanın içinden hiçbir şey yazmak gelmiyor. Ankara'nın ortasında korkunç bir katliam yaşadık. Son 4 aydır Türkiye olarak çok ciddi bir fetret devrine girdiğimizi açık açık itiraf etmek zorundayız. Türkiye'nin sokaklarına yeniden kaos ve istikrarsızlık egemen olmuştur. Bu ülkede yaşayan 80 milyon insan olarak yeniden silkinmek ve ayağa kalkmak zorundayız. Tiksinti verici iç iktidar kavgalarını bırakmak ve sağduyu zemininde buluşmak zorundayız... 

***
Ankara'daki kalleş terör saldırısı neticesinde oluşmuş felaket manzaralarını büyük bir hüzünle seyrederken milyonlarca İstanbullu olarak teröre karşı gür sesimizle haykırdığımız o Yenikapı Mitingi'ni hatırladım. İşte şimdi yeniden YENİKAPI RUHU denilen birlik ruhunu canlandırmak vaktidir. AK Parti'lilerin CHP'lilerin MHP'lilerin ve vicdanı olan herkesin teröre karşı yekvücut olma vaktidir. Türkiye toplumu olarak teröre karşı tek ses olabileceğimizi ve terörizme karşı dimdik durabileceğimizi gösterdik o gün Yenikapı Meydanı'nda. Bu mitingleri her şehrimizde her gün düzenleyelim... 

Yazının tamamı için tıklayın

 

Melih Altınok - Sabah

Dış politika tesirli iç bomba

Dün Cumhuriyet tarihinin en büyük terör saldırılarından birini yaşadık. Ankara'da HDP'nin ve bazı sivil toplum kuruluşlarının düzenlediği gösteride patlayan iki bomba tam 86 canımızı aldı.
Katliamın dumanı hala tütüyor. Dolayısıyla failin kim olduğuna dair peşin hükümler sadece ve sadece bu kanlı eylemi yapan teröristlerin işine yarar. Tıpkı saldırıdan dakikalar sonra sosyal medyadaki hesabında saldırıyı MİT'in yaptığına dair akla hayale sığmayacak iddialarda bulunan Can Dündar'ın ve yönettiği Cumhuriyet gazetesinin yaptığı gibi.
Ortada yitip giden 86 can varken siyasi husumeti vicdanını bastıran basına ya da "Oyum HDP'ye" diye twit atabilen Hasan Cemal'e şaşırmıyoruz.
Peki, daha ölülerimiz yerdeyken, "saldırı devletin planlı katliamıdır" diyebilen HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş'a ne buyrulur? Milyonlarca oy almış bir siyasi parti liderinin bu sorumsuzluğu neyle açıklanır? Selahattin Bey ne biliyor? Yoksa son olarak bir babayı küçük kızının yanında katlettikten sonra, Ankara'daki saldırıdan hemen önce ateşkes ilan eden PKK'yı gözlerden ırak tutmak mı istiyor? Bir cevabı olduğu sanmıyorum. Peki aşağıdaki şu sorulara verecek bir yanıtı var mıdır dersiniz?

Yazının tamamı için tıklayın

 

Güngör Mengi - Vatan 

Bitmeyen kara gün!

Dün yine Türkiye kara bir güne uyandı. Kara Cumartesi, kara Salı, kara Çarşamba derken haftanın tüm günleri bir kötülüğü, bir vahşeti simgeler hale geldi. Ankara’da sendika ve meslek örgütlerinin yapacağı ve bazı partilerin de katılımı beklenen “Emek-Barış-Demokrasi Mitingi” öncesinde patlatılan iki bomba ile 95 vatandaşımız hayatını kaybetti, 246 kişi yaralandı. 
 
Üç gün ulusal yas ilan edilen ve sivillere yönelik bu lanetli, alçak saldırıyı, bırakın “siyasi” amacı hiçbir “insani neden”le açıklamak mümkün değildir. Saldırıdan sonra konuşan ve bazıları olay yerinde bulunan birçok isimin ortak noktası “miting alanında güvenlik önlemi alınmamış olması”ydı.

Yazının tamamı için tıklayın

 

Müge İplikçi - Vatan

Kara Cumartesi

Ankara’daki mitinge yönelik saldırı, bu ülkenin barışa, huzura ve dostluğa inanan bütün insanlarına yapılmıştır. Bunlara inananları yenemeyeceksiniz. Ne yaparsanız yapın.
 
Yenileceksiniz. Kendi karanlığınızda boğularak. Kendi çirkinliğinizde, kendi fesatlığınızda kendi kendinizi yok edeceksiniz. Ediyorsunuz da zaten.
 
Bu ülke er ya da geç o barışı elde edecek. Size rağmen edecek. Ve bir gün bu ülkenin insanları cumartesilerini ölmeden, ölüm korkusu yaşamadan mutlulukla geçirecek.
 
Ve ister inanın ister inanmayın siz kaybettiniz.
 
Kaybedeceksiniz.

Yazının tamamı için tıklayın

 

Oktay Gönensin - Vatan

Katliamın amaçları

Cumhuriyet tarihinin en büyük katliamını yaşadık. Hepimizin yüreği yanmaya devam edecek.
 
Bu korkunç katliamın bir amacı var. Bu amacın tespiti için “hedef bütün Türkiye’dir” demek yetmiyor.
 
Katliamın hedefi solculardır. Barış mitingi yapan, şiddetin bütün taraflarına karşı tavır alan solculardır.
 
Suruç katliamının hedefi de solcu, sosyalist gençlerdi, Kobane Kürtlerine insani desteğe gideceklerdi.
 
Başbakan’ın saydığı terör örgütlerinin çoğunun aslında böyle bir katliam için bir nedenleri görülmüyor. PKK’nın bunu yapmış olmasının da herhangi bir mantığı şu anda yoktur.
 
IŞİD’in Suruç’ta olduğu gibi, Ankara’da da solculara katliam yapmasının bir mantığını bulmak da zordur.
 
Bu katliam, söz konusu örgütleri çok aşan bir eylemdir ve Ankara’da yapılması bile amacın yüksekliğinin kanıtıdır.
 
Başbakan, Reyhanlı, Suruç ve Diyarbakır’daki bombalı saldırıların faillerinin yakalandığını söyledi.

Yazının tamamı için tıklayın

 

Murat Çelik - Vatan

Ne çok öldük!

Cumhuriyet tarihinin en büyük katliamını yaşadık. Hepimizin yüreği yanmaya devam edecek.
 
Bu korkunç katliamın bir amacı var. Bu amacın tespiti için “hedef bütün Türkiye’dir” demek yetmiyor.
 
Katliamın hedefi solculardır. Barış mitingi yapan, şiddetin bütün taraflarına karşı tavır alan solculardır.
 
Suruç katliamının hedefi de solcu, sosyalist gençlerdi, Kobane Kürtlerine insani desteğe gideceklerdi.
 
Başbakan’ın saydığı terör örgütlerinin çoğunun aslında böyle bir katliam için bir nedenleri görülmüyor. PKK’nın bunu yapmış olmasının da herhangi bir mantığı şu anda yoktur.
 
IŞİD’in Suruç’ta olduğu gibi, Ankara’da da solculara katliam yapmasının bir mantığını bulmak da zordur.
 
Bu katliam, söz konusu örgütleri çok aşan bir eylemdir ve Ankara’da yapılması bile amacın yüksekliğinin kanıtıdır.
 
Başbakan, Reyhanlı, Suruç ve Diyarbakır’daki bombalı saldırıların faillerinin yakalandığını söyledi.

Yazının tamamı için tıklayın

 

İbrahim Karagül - Yeni Şafak

Asla korkmayacak, diz çökmeyeceğiz!

Ülkemiz, insanlarımız, devletimiz, sokaklarımız, şehirleriniztehdit altında.

Özgürlüğümüz, varolma hakkımız, birlikteliğimiz, gelecekhayallerimiz tehdit altında.

Bizi aynı mahallede yaşayamaz hale getirmeye çalışıyorlar.

Sokaklarımızı kan gölüne çevirmek, evlerimizi ateşe vermekistiyorlar.

Dün Ankara'da tarihimizdeki en büyük terör saldırısına maruz kaldık.

86 insanımız hayatını kaybetti, onlarca yaralımız var, kayıplarımız artabilir.

Canımız yandı, kanımız aktı, müthiş derecede kaygılıyız.

Bu saldırı doğrudan ülkeye, hepimize, tamamımıza yöneliktir.

Saldırganların kimliğini, mağdurların kimliğini sorgulamak, buna göre duruş belirlemek, buna göre tavır almak ahlaksızlıktır.

Sadece iki taraf vardır. Biri saldırgan ikincisi mağdur.

Yazının tamamı için tıklayın

 

Ali Nur Kutlu - Yeni Şafak

Üçüz saldırıyı kim yaptı?

Onlarca ölünün olduğu bir ortamda konuşmak da, yazmak da zor. Haklı olsanız bile, sizi haksız pozisyona sokacak ters durumlara düşebilirsiniz. Neticede bu dünyada insan canından daha kıymetli bir şey yok, insanın ölümü kadar acı veren başka bir duygu yok.
Selahattin Demirtaş'ın dediği gibi, Diyarbakır, Suruç patlamalarının nerdeyse kopyası oldu Ankara'daki saldırı. Üçüz saldırı oldu yani. Ölü sayısı maalesef diğer iki saldırıdan daha çok olacağa benziyor. Üzüntü verici, lanet edilmesi gereken bir hainlik.
Bu durumu siyaseten bir fayda haline getirmek çok utanç verici. Ancak olacak, tıpkı Diyarbakır ve Suruç'ta olduğu gibi, siyasi malzeme yapılacak bu konu. Patlamadan hemen sonra verilen demeçler ve sosyal medyada yazılanlar böyle olacağını gösteriyor zaten.

Soğukkanlı şekilde değerlendirmeler ve analizler yapmak zorunda herkes. Hamasetle bu patlamayı AK Parti ve devletin üzerine yıkmak, zaten birilerinin hep yaptığı şey. Ancak şunu da söyleyeyim, bu saldırıyı hemen PKK'nın üzerine yıkmak da bence kolaycılık. Hepsinin gerekçesini sağlam temellere oturtmadan, böyle ithamlar havada kalır.

Yazının tamamı için tıklayın

 

Abdullah Muradoğlu - Yeni Şafak

Nereye doğru gidiyoruz, bilen var mı?

Önceden tasarladığım bir konu hakkında yazı yazma şansım neredeyse hiç olmadı. Yazımı teslim etmeme yarım saat, bir saat kala, konu değiştirdiğim çok oldu. Akşamdan beş on kitap, beş on makale karıştırarak çatısını kurduğum yazıyı yine rafa kaldırmak durumunda kaldım. Ülkemiz öyle bir süreçten geçiyor ki gün içinde bile gündem çok hızlı şekilde yer değiştiriyor.
Başkentin göbeğinde patlayan bombalar içinde olduğumuz tehlikenin boyutlarını ele veriyor. Dün neyi tartışıyorduk, bugün neyle başladık güne! Bir önceki gün ülkemizin gündemi çok daha farklıydı. Ülkemizin kaderi hakkında kaygı duymamız gereken vahim olaylar yaşanıyor. Ufuk açıcı, mâkûl ve yapıcı tartışmalardan giderek uzaklaşıyoruz. İyimser olmak için ipucu yakalamamız ve sıkıca tutunmamız gerekiyor ama karamsar olmak için çok fazla sebep var. Bu fırtınalı sularda gemiyi güvenli bir limana çekmek şu an için yapmamız gereken tek şey.

Yakın çevremizde, Irak'ta, Suriye'de kanlı bir iç savaş yaşanıyor. Ülkemizin bir bölümünde neler yaşadığımız ise belli. Artık 'içerisi' ve 'dışarısı'nın birbiriyle sarmalandığı bir durumla karşı karşıyayız. İçerde olan her şeyin dışarıyla, dışarıda olan her şeyin içeriyle ilgili olduğu tehlikeli bir süreçten geçiyoruz. “Siz savaşla ilgilenmiyor olabilirsiniz, fakat savaş sizinle ilgileniyor” gibi Troçki'ye atfedilen sözün ifade ettiği noktadayız tam da. Bu sarmaldan nasıl çıkacağımızı hep birlikte konuşmalıyız. Bunu konuşmanın toplumsal zeminini bulmalıyız. Maalesef, 'siyasi bencillik' ve 'siyasi kibir' yüzünden bu zemin hızla altımızdan kayıyor.

Yazının tamamı için tıklayın

 

Merve Şebnem Oruç - Yeni Şafak

Şam’dan Ankara’ya uzanan mayın tarlası

Ölü sayısının bu yazının yazıldığı saatlerde 86'ya ulaştığı Ankara'daki korkunç bir saldırı sonrası, 'duayen' gazetecilerden tutun siyasetçilere toplumun önde gelen isimlerinin, sağduyulu olmak yerine patlama gerçekleşir gerçekleşmez faili devlet olarak tespit etmeleri, buna yönelik açıklamalarda bulunup bu yönde sosyal medya paylaşımlarında bulunmaları, nereden baksanız, farklı amaçlara hizmet eder ve suçlanan tarafın 'kimin işine yarıyorsa suçlu odur' tespitleri yapmasına yol açar. Ortaya çıkan kaos haliyse şüphesiz Türkiye'nin ve Türkiye halkının aleyhinedir. Saldırının ardında IŞİD olabilir, PKK olabilir, DHKP/C olabilir, ardında karmakarışık bir noktaya gelmiş bölgesel meselelerde kendine Türkiye'yi sıkıştırarak avantaj sağlamak isteyen herhangi bir ülkenin parmağı olabilir. Demirtaş'ın sorumlu bir siyasetçi olmak yerine, daha olayın üzerinden saatler geçmeden bir müneccim rahatlığıyla “Ankara'daki saldırı devlete karşı değil, devlet tarafından halka karşı yapılmıştır” diyerek halkı kışkırtması ise ardında iyi niyet aranabilir bir durum değildir. Nitekim teröre karşı mücadele eden devleti “Ölümsüzler Taburu”nun metropollerde harekete geçme ihtimaliyle tehdit eden PKK'nın, seçime kadar ateşkes kararı aldığını bu korkunç saldırının hemen ardından açıklaması da insanda bir tiyatro oynanıyormuş hissi oluşturmuyor değil.

Yazının tamamı için tıklayın

 

Ahmet Taşgetiren - Star

Türkiye’ye sabotaj

Ankara’da DİSK ve KESK’in öncülüğünde sol grupların katıldığı “Emek, Barış, Demokrasi” mitingi öncesinde Ankara Garı önünde patlama, 95 ölü, 246 yaralı.

Evet, bu yeni bir sabotaj Türkiye’ye karşı.

5 Haziran, tam seçim öncesi. Diyarbakır’da, HDP mitingi sırasında... Seçim sonuçlarını HDP lehine dört puan etkileyen bir patlama...

20 Temmuz. Suruç. Kobani’nin Türkiye gündemine “Ortadoğu’da Kürtlerin tarihi tırmanışı” bağlamında girdiği ve 6-8 Ekim olaylarıyla Türkiye sokaklarının cehenneme çevrildiği süreçte, sol grupların Kobani’ye gitmek ve “çocuklara oyuncak götürmek” açıklamasıyla toplandığı sırada canlı bombalı bir patlama... 34 ölü. Kürt siyaseti etrafında sol tahkimatın gerçekleşmesi...

1 Kasım seçim süreci. Devlet teröre karşı yoğun bir mücadele veriyor. 2000’e yakın teröristin ölü olarak ele geçirildiği etkin bir mücadele. HDP’nin terör örgütünden kendisini ayrıştıramaması, bu yüzden“Türkiyelileşme bunun neresinde?” diye sorgulanması ve nihayetinde PKK’nın çatışmasızlık çağrısı yapmak zorunda kalması gerçeği...

İşte bu ortamda Suruç benzeri bir katliam girişimi.

Hemen peşinden DİSK vs kaynaklı olarak devlete, polise, iktidara, Cumhurbaşkanı’na yönelik suçlamalar...

Böyle durumlarda “Devletin istihbarat zaafı” üzerinde durulabilir. Ve bu yüzden devlet muaheze edilebilir. Bunu yapalım, devletin gerekli güvenlik tedbirleri alıp almadığını sorgulayalım.

Yazının tamamı için tıklayın

 

Nuh Albayrak - Star

Devlet önce sensörlerini temizlemeli

Gelelim dünkü menfur olaya...

Bu saldırının, demokrasiye, bütünlüğümüze karşı yapıldığından elbette bir şüphe yok.

Ancak bunlar, gerekçe olamaz.

En kritik günlerde, ülkenin başkentinde, MİT ve Emniyet’in yanı başında, ilan edilmiş bir miting öncesinde bu çaptaki bir patlamanın gerçekleştirilebilmesi, yukarıda bahsettiğimiz sensör arızalarının en belirgin sonucudur.

Bugün terörle mücadeledeki en büyük zaaf da budur.

Devletin en hassas noktalarından terör örgütüne veya aracılarına her türlü bilgi ve desteğin verildiğine dair çok ciddi şüpheler vardır.

Bu öldürücü mikropla mücadele çok yavaş ve etkisiz yürümektedir.

Bugün Diyarbakır başta olmak üzere en hassas bölgeler, İstanbul ve Ankara’dan sürülen (!) paralel memurlarla doludur.  

“Efendim, memurin muhakematı sebebiyle bunlar atılamıyor, ancak yer değiştirilebiliyor” deniyor ama bu yapılan, kanserli mikropların daha geniş alanlara yayılmasını sağlamaktan öte bir anlam taşımamaktadır.

Devleti yıkmaya çalışanları bertaraf etmek her şeyden önce demokrasiye, insanlığa ve daha da önemlisi kendisine güvenen milletine karşı en önemli görevidir.

Bunun yöntemi devletin bileceği iştir.

Yazının tamamı için tıklayın

 

Yiğit Bulut - Star

Canımızı, kanımızı emenler

Böyle bir günde sözü sakınmaya gerek yok; Türkiye Cumhuriyeti Devlet’i ve bu ülkenin insanlarının kendilerine verdiği imkanları “yok sayarak” hala terör örgütleri ve başka ülkelerin istihbarat servisleri ile bu topraklarda kan akıtanlar... Millet’in verdiği kürsüye çıkıp “arkamızı şu terör örgütüne dayadık” diyenler ve bunlara sırf kendi “yerleşik düzenleri” devam etsin diye destek verenler... 

Size sesleniyorum; asla ama asla sanmayın ki; NE YAPTIĞINIZIN, KİMLERLE İŞ TUTTUĞUNUZUN ve NEYİ AMAÇLADIĞINIZIN farkında değiliz! Bu devlet, bu ülke, bu millet, bu coğrafyanın insanları HEPİNİZİN birlikte NE OLDUĞUNUZUN FARKINDAYIZ! Olmayanlar da olmaya, gözleri açılmaya başladı! Her şey en kısa zamanda daha da açık hale gelecek!

KAOS’TAN KENDİLERİNE DÜZEN biçmek isteyen sizler, SİZE SESLENİYORUM; KURDUĞUNUZ DÜZEN’i korumak adına kanına girdiğiniz masum insanların akıttığınız kanında boğulacaksınız! Bu artık bir var olma mücadelesiyse uzaklardaki süslü binalarından size akıl verip, sizi yönetenler dahil hiçbiriniz için GERİ DÖNÜŞ YOK!

Yazının tamamı için tıklayın

 

Hasan Öztürk - Star

‘Batı kampı ile Türkiye yeniden’ derken Gar katliamı

95 vatandaşımızın hayatını kaybettiği, yüzden fazlasının yaralandığı Gar Meydanı saldırısını nasıl okumalıyız? 

Bu okumaya şöyle başlamayı uygun görüyorum.

Türkiye “Batı kampı”na geri dönerken nasıl bir dönüş olacak. Eli kolu bağlı mı yoksa bir odak olarak mı?

Ankara’daki saldırıyı ben Türkiye’nin iddialarından vazgeçirilmesine dönük bir saldırı olarak okuyorum.

Ve gün birlik günüdür diye düşünüyorum.

Milletimizin başı sağ olsun.

Yazının tamamı için tıklayın

 

Mensur Akgün - Star

Barışmak değil, barıştırmak gerekiyor

Ankara’daki terör eylemini çok büyük bir olasılıkla gerçekleştiren ortak düşman IŞİD’e karşı verilecek mücadelede yerimizi sağlamlaştırabiliriz. Bir daha böyle büyük trajedilerin yaşanmasını engelleyebiliriz. Önerdiğimiz güvenli bölgenin de PKK/PYD’den azade bir bölge olarak kalmasını sağlayabiliriz. Umarım bu arada kendi barış sürecimizi de canlandırabiliriz, ötekileştirici, yabancılaştırıcı siyasi söylemden ve yazı dilinden kendimizi kurtarabiliriz. Hepimizin başı sağolsun...

Yazının tamamı için tıklayın

 

Özay Şendir - Star

Bilmiş cümleler tükenince...

Yazdan kalma bir güne başlamıştık...

Kızım şarkılar söyleyerek açmıştı gözlerini...

Güzel bir gün başlamıştı herkes için.

Fikirlerini söylemek ya da protestolarını dile getirecek 30 insan için günün geri kalanı olmadı.

Terör canımızı yaktı, birlikte üzüldük...

Ve en önemlisi hala birlikte üzüldüğümüzü görmek gibi bir teselli yaratıyor beynim kendi kendine...

Yazının tamamı için tıklayın

 

Resul Tosun - Star

Ahlaksızlıktır, alçaklıktır, şerefsizliktir

Bu eylemin başkentin göbeğinde vuku bulması doğrudan Türk devletine verilen bir mesajdır kanaatimce.

Eylemi gerçekleştirenlere bakarak olayı küçük bir örgüte indirgemek fotoğrafın arka planını okumamak gibi bir basiretsizlik olur.

Terörist başı Karayılan’ın 12 gün önce “metropollerde bomba patlatırız” sözünü unutmadık ama böyle bir eylemi kendi kararıyla yapacak kadar bağımsız olduğunu zannetmiyorum.

Eylemi gerçekleştiren hangi örgüt olursa olsun arkasında büyük güçlerin bulunduğunu unutmamak gerekir.

Çevremizde sürekli tırmanan gelişmelerle de içimizdeki siyasi ortam ile de ilişkili olduğunu gözardı etmemek lazım.

Yazının tamamı için tıklayın

 

Nazlı Ilıcak - Bugün

Katliam, öncesi, sonrası…

Türkiye’nin hangi noktaya sürüklendiğini, idrak ve izan sahibi insanlar görüyordu. İktidar hırsının doğurabileceği felâketleri herkes seziyordu. Ama maalesef, Ahmet Davutoğlu gereken iradeyi sergileyemedi; teslim oldu. 7 Haziran’da koalisyon kurulmalıydı. Kurulmadı… Çünkü AK Parti, CHP’ye 3 ayla sınırlı bir hükümet teklifiyle gitti. Kurulamadı çünkü MHP hiçbir şekilde HDP ile aynı resmin içinde görünmek istemedi.

Güvenlik güçleri darmadağın edildi. Terör uzmanı polisler görevlerinden alındı. Suçlu ilân edildi. İstihbari dinlemeler, havuz medyasının da çabalarıyla suç gibi gösterildi. Oysa özellikle Türkiye gibi yakın terör tehdidiyle karşı karşıya bulunan ülkelerde, istihbarat çok önemlidir ve şiddet eylemlerini önleyici mahiyettedir. Zaten, istihbari dinlemenin bir adı da önleme dinlemesidir. Somut bir suç şüphesi bulunmasa dahi, her türlü bilgi sıkı takibe alınır ve hedef şahsın örgüt ile ilişkisi tespit edilmeye çalışılır.

Yazının tamamı için tıklayın

 

Nuh Gönültaş - Bugün

Böyle bir vahşeti ancak bir faşist yapabilir!

Vay anasına sayın seyirciler…

- Kim bir mitingin ortasında, barış için bir araya gelmiş insanların ortasında bomba patlatır ki?

- Ve kim ya da kimlerin bunu yaparken amacı ne olabilir?

- Amacı ne olursa olsun, sonunda ne elde etmiş olur ki?

Yani kim ya da kimler bu kadar vahşileşebilir?

İnsan zihni bu olanlar karşısında adeta dumura uğruyor. Düşünme yeteneğini bir süreliğine kaybediyor!

Nasıl olur?

Kim böyle bir vahşeti planlayabilir?

Planlayanın da tetiği çekenin de insan olabileceğini düşünebilir miyiz?

Yazının tamamı için tıklayın

 

Uğur Dündar - Sözcü

Katliamlar ülkesi…

Reyhanlı,
Diyarbakır,
Suruç,
Ve dün Ankara…
Barış Mitingi’ndeki korkunç katliamda yürek yakan
bilanço:
95 ölü, 246 yaralı…

* * *

Katilleri biliyoruz,
Kanlı senaryonun faillerini isim isim, resim resim görür gibi oluyoruz.

* * *

Çünkü dehşet senaryosu Diyarbakır’da denendi, daha kanlısı Suruç’ta sahnelendi ve Ankara’daki ise göstere göstere geldi.
Amaç çok net:
Yurttaşları sokağa dökmek, kardeşi kardeşle çatıştırıp birbirine kırdırmak ve oluşacak kaos ortamında 1 Kasım seçimlerini iptal ettirmek…

Yazının tamamı için tıklayın

 

Bekir Coşkun - Sözcü

Defol git…

Reyhanlı,
Diyarbakır,
Suruç,
Ve dün Ankara…
Barış Mitingi’ndeki korkunç katliamda yürek yakan
bilanço:
95 ölü, 246 yaralı…

* * *

Katilleri biliyoruz,
Kanlı senaryonun faillerini isim isim, resim resim görür gibi oluyoruz.

* * *

Çünkü dehşet senaryosu Diyarbakır’da denendi, daha kanlısı Suruç’ta sahnelendi ve Ankara’daki ise göstere göstere geldi.
Amaç çok net:
Yurttaşları sokağa dökmek, kardeşi kardeşle çatıştırıp birbirine kırdırmak ve oluşacak kaos ortamında 1 Kasım seçimlerini iptal ettirmek…

Yazının tamamı için tıklayın

 

Yılmaz Özdil - Sözcü

Milletimizin başı sağ olsun deniyor ama... Baş'ı değiştirmezsek millet sağ olmayacak...

Hemen çıkmaz ortaya…
Saklanır.
Ortalığın yatışmasını bekler.
“Yazılı açıklama” yapar.
“Kınıyorum” der.
“Şiddetle” kınar.
“Lanet”ler.
“Menfur saldırı” der.
“Teessürle öğrendiğini” söyler.
“Hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, ailelerine ve aziz milletimize başsağlığı, yaralılara acil şifalar” diler.
“Birlik ve beraberliğimizin hedef alındığını” anlatır.
“Ülkemizin huzuruna, istikrarına kastetildiğini” belirtir.
“Faillerin en kısa sürede belirleneceğine inandığını” ifade eder.
“Sağduyu” çağrısı yapar.
“Siyasi partileri ve medyayı sorumlu davranmaya” davet eder.
“Programlarını iptal” eder.
“İçişleri bakanından bilgi” alır.
Hep aynı klişedir.
Reyhanlı, Suruç, Ankara.
Hep böyledir.
Öbürü desen…
“Güvenlik zirvesi” toplar.
“Derhal” toplar.
“Gerekli talimatları” verir.
“Şiddetle” kınar.
“Lanet”ler.

Yazının tamamı için tıklayın

 

Mehmet Türker - Sözcü

Lanet olsun!..

Türkiye’nin Afganistan’a, Irak’a, Suriye’ye dönmesine sebep olanlara lanet olsun!..
Kim olursa olsun, iktidar hırsıyla ülkemizi kaosa sürükleyenlere, Türk Milleti’ni ateşe atanlara lanet olsun!..
Beceriksizliği, basiretsizliği, rehaveti yüzünden Türk Ulusu’nu acılar içinde bırakanlara lanet olsun!..
Kan içmeye doyamayanlara lanet olsun!..
Bu alçaklığa, bu ihanete lanet olsun!..

* * *

Suruç katliamı ve seçimlerden bir gün önce HDP’nin Diyarbakır mitinginde patlayan bombalardan sonra, Başkent Ankara’nın göbeği yeni bir büyük katliama sahne oldu…
Bu kanlı ve karanlık günde 86 güzel insanımız hayatını kaybetti, 186 insanımız yaralandı!..
Oysa onlar, “Barış ve Demokrasi” için yola çıkmışlardı…
Türkiye’nin her yerinden otobüslerle Ankara Garı’nın önüne geldiler; kortej oluşturup Başkent’in en merkezi yeri Sıhhiye Meydanı’na çıkacaklar, barış ve demokrasi çin haykıracaklardı…

Yazının tamamı için tıklayın

 

Saygı Öztürk - Sözcü

Siz, sorumluluktan kurtulamazsınız

Emniyet Genel Müdürlüğü’nün üst düzeydeki bir yetkilisine, “Böyle bir eylem bekliyor muydunuz?” diye sordum. “Evet” dedi. Ardından da, “Seçim ortamının gerginliğinden faydalanmak isteyen terör örgütleri, fırsat bulunca eylem yapar. Nasıl Suruç’ta, Diyarbakır’da HDP mitinginde, Reyhanlı’da patlamalar olduysa, Ankara’da da kanlı bir eylem gerçekleştirdiler” dedi.
Toplumda büyük tepki çeken eylemleri başlangıçta örgütler üslenmez. Bazen hiç üslenmez. Amaçları toplumda korku, dehşet yaratmak olduğu için kimin yaptığı da bazen önemli görülmez. Soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcıları, emniyet mensupları bu durumda bombalanın balistik inceleme sonuçlarını beklerler.

Terör örgütlerinin eylemde kullandıkları patlayıcının miktarı, patlayıcının içindeki malzeme, düzeneği farklıdır. Örgütler, öğretildiği şekliyle patlayıcıları hazırlar, düzeneğini yapar. Örneğin patlayıcının dinci bir terör örgütünün mü, bölücü örgütün mü, solcu örgütün mü olduğunu uzmanlar hemen anlar. O yüzdendir ki Ankara’daki patlamayı hangi örgütün gerçekleştiği dün akşam saatine kadar belli değildi.

İstihbarat birimlerinin, örgütler içindeki “canlı bomba”lar hakkında bilgileri oluyor. Ama önemli olan o kişinin eylemi nerede, nasıl gerçekleştireceğine ilişkin sağlam bilgilere sahip olunmasıdır. İşte bunu öğrenmek kolay olmuyor. O yüzden eylem önlenemiyor. Yine incelemeler sonucu, “aranan” ya da “canlı bomba” olabileceği değerlendirilenler de DNA incelemesi sonucu anlaşılacak. Güvenlik birimleri bu incelemeler sonucu “canlı bomba”nın kimliğini ve hangi örgüte mensup olduğunu da belirleyebilir.

Yazının tamamı için tıklayın

 

Ergun Babahan - Millet

Diyarbakır, Suruç ve Ankara: Katil aynı!


Bir ülkenin başkentinde düzenlenen barış mitinginde bomba patlatılıp 100’e yakın insan öldürülüyorsa, birinci derece sorumlu devlettir. Devletin içindeki kimi odakların parmağı olduğu kesin görülen bu saldırıların ortak özelliği, yayın yasağı kapsamına alınması ve unutulmaya terk edilmesidir.
 
Mafya reislerinden medet umar hale düşmüş zihniyet, dünkü saldırıların baş sorumlusudur.
Eğer, hukuk yolundan çıkar, yolsuzluğa bulaşırsanız, iktidar sizin için nöbet veya bayrak değişiminin ötesinde bir anlam kazanır ve ölüm-kalım meselesine dönüşür. Bugün tanıklık ettiğimiz olayların temel nedeni budur. İktidarın sandık yoluyla değişmesinden duyulan korku ve rahatsızlığın dışa vurumlarına tanıklık ediyoruz.
Kürtlerin ve solcuların her 'barış' diye sokağa çıkmasında bombaların patlaması tesadüf değildir. Barış diyenin sesini keserek, kanlı bir ortamda insanları susturarak, sindirerek iktidarlarını sürdürebileceklerini sanıyorlar.
Kişisel çıkarı için koalisyon hükümeti kurdurmayanlar, Türkiye’yi belirsizliğe sürükleyenler, bu patlayan bombaların insanları korkutacağını ve tek bir partiye yönlendireceğine inanıyor olmalı...

Yazının tamamı için tıklayın

 

Bengüç Özerdem - Millet

Barışı telaffuz bile edemiyoruz


Terör, ülkenin kalbini vurdu! Ankara'da dün sendikalar ve sivil toplum kuruluşlarının katılımı ile düzenlenmesi planlanan “demokrasi, barış, kardeşlik” mitingi öncesi, tren garına giden köprü altındaki toplanma noktasında, iki ayrı patlama meydana geldi.

Patlamalarda yaklaşık 100 kişi hayatını kaybetti, 200 kişi ise çeşitli şekillerde yaralandı…
Ülkemizde barışın telaffuz bile edilmesi, kahpe terör saldırılarına hedef oluyor!

Yazının tamamı için tıklayın

 

Barış İnce - BirGün

Sürgün ülkeden zalimlerin en zalimine

Zalim
En zalim
Ey zalim…

“Ülkendeki kuşlardan ne haber” mi vardır? Bilmez misin, mezara bile koydurmadığın kırık kanatlılar vardır. İplere sarılı sürüklenmiş ankalar vardır. Aşkın celladını bırak, yar yüzü göremeden toprak olanlar vardır. Alnında kanı kurumamış sabiler, kıyıda kalmış seferiler, on sekiz fersahlık bekleyişler vardır.

“Hep suç sende değil” ya seni yakıp yıkan bir ihtiras vardır. O hırslara yenik hülyalar vardır. Ne yapsan boş, ezelden gelmeyen bir terbiye vardır. Çoktan çatlamış bir damar, yüreğe düşememiş vicdan cemresi vardır. “Sakın kader deme”, yazar ki alnın huzurdayken bile içinde bir keder vardır. Gökleri yırtan binalarının arasından toprağa düşememiş tohumlar vardır. Yıkılan köyler, dağıtılan müsamereler, aslında unutturmak istediğin bir evvel vardır. Özlemi çekilen hatırat, geri dönülmez bir yok oluş vardır. 

Sırların sırrına ermek için değil, dünya nimetlerinden tatmak için sende anahtar vardır. Yediğin hurmaları gizleyecek hempalar, yalanlarına ortak muhteris evlatlar vardır. Ama bir tarafını da tırmalar ki ateşten yaratılanın elinde bir diğren vardır. 

Yazının tamamı için tıklayın

 

Doğan Tılıç - BirGün

20 metre: Ölümle yaşam arasındaki mesafe

Her şey o kadar güzel başlamıştı ki, güneşli bir Ankara sabahı; Türkiye’nin her yerinden insanlar barış türküleri söyleyerek, bir arada, özgürce ve demokratik bir ülkede yaşama arzularını haykırmak için gelmişler, neşe içinde Ankara Garı’na, kortejdeki yerlerini almadan önce toplanacakları noktaya yürüyorlar.

Son günlerde artık can güvenlikleri de kalmayan gazeteciler de bu mitingde seslerini güçlü bir şekilde duyurmak için hazırlandılar. Gar’ın önünde bir grup meslektaş toplanıyoruz; BirGün’den Sebahat Karakoyun, Hürriyet Ombudsmanı Faruk Bildirici, ÇGD Başkanı Ahmet Abakay, Haber-Sen’den Osman Köse kortejdeki yerimizi almadan önce gelecek diğer arkadaşları sohbet ederek bekliyoruz.

Birdenbire müthiş bir patlama sesi, kendimizi yere atıyor ve etrafımızdakileri de sakin olmaya ve yere yatmaya çağırıyoruz. Hemen ardından ikinci patlama. 20 metre kadar ilerimizde patlamalar. 20 metre ilerimizde, bir dakika önce bizim gibi neşeyle barış türküleri söyleyen insanlar ya ölü ya yaralı artık.

Çığlıklar, ağıtlar, öfke ve lanet okumalar havada; yerler insan eti parçalarıyla dolu. Metrelerce öteye yayılmış insan parçaları… Bu canlı bomba demek.

Yazının tamamı için tıklayın

ETİKETLER

ankara