Gündem

ABD'nin Ankara Büyükelçisi Bass: Birleşik Suriye’den yanayız, otonom bölgelere karşıyız

"Sınırın güney tarafında, operasyona dahil olan gruplar içerisinde PYD veya YPG’nin bulunmaması gerektiğine inanıyoruz"

Rojava'da Afrin, Cezire ve Kobane olmak üzere üç Kürt kantonu bulunuyor

11 Aralık 2015 11:05

ABD’nin Ankara Büyükelçisi John Bass, Suriye içerisinde otonom bölgeler yaratılmasını desteklemediklerini belirterek, “ABD, siyasi süreçten nasıl bir Suriye çıkarsa çıksın, bu Suriye’nin birleşik bir Suriye olması gerektiğini düşünmektedir” dedi.

“Suriye güvenli bölgeyi sadece oluşturmak için değil, uzun vadede sürdürülebilirliğini sağlamak için gerekli askeri kaynaklar kapsamında kara unsurları da dahil olmak üzere önemli ölçüde bir kuvvet artırımına gidilmesini gerektiği görüşündeyiz” diyen Bass, “Şunu vurgulamak isterim ki; sınırın güney tarafında, operasyona dahil olan gruplar içerisinde PYD veya YPG’nin bulunmaması gerektiğine inanıyoruz" görüşünü dile getirdi.

Milliyet’ten Serpil Çevikcan’a konuşan Büyükelçi, ABD ve Türkiye’nin PYD ile ilgili bakış açılarında oldukça örtüşen noktalar olduğunu vurguladı.

Milliyet’te yer alan röportaj şöyle:

 

“Saldırı için daha fazla enerji sarf ediyorlar”

 

Dünyada ve özellikle bu bölgede, zorlu bir dönem yaşıyoruz. Türkiye’nin güneyinde, DAEŞ ile mücadelede yaşanan zorluklar ile Rusya’nın Suriye’deki çatışmaya doğrudan askeri müdahalesine ilişkin süregelen zorluklarla uğraşmaya devam ediyoruz. DAEŞ’in diğer ülkelerde şubeler yaratmasının yanı sıra Türkiye’de, Avrupa’nın geri kalan kısmında ve ABD’de saldırılar düzenleme konusunda daha fazla enerji ve çaba sarf ettiğini görüyoruz. Ve elbette Türkiye’de, PKK ile çatışmaların yeniden başladığını ve bunun yarattığı şiddet ortamına tanık oluyoruz. Bunun yanında, geçtiğimiz ay yapılan seçimlerin ardından Türkiye’deki siyasi kutuplaşma ve gerilimin devam ettiğini; basın özgürlüklerinin ve toplumdaki herkesin konuşmak, sesini duyurmak ve saygı görmek için sahip olduğu imkanlara ilişkin endişelerin sürdüğünü görüyoruz. Fakat, oldukça rahatsız edici olan bu manzaranın yanında, geçtiğimiz altı ay içerisinde önemli ilerlemeler de gördüğümüzü, ancak bunların günlük temelde fazla dikkat çekmediğini düşünüyorum.

 

“Daha az toprağı kontrol ediyor, daha az parası var”

 

Gerçek şu ki, DAEŞ şu anda Suriye’de altı ay öncekine nazaran daha az toprağı kontrol ediyor. Terör faaliyetlerini finanse etmek için daha az paraya sahip. Öte yandan, gücünü geri kazanması ve gerçekleştirdiği terör eylemlerini aynı seviyede sürdürebilmesi daha da zorlaşmış durumda. Ve burada, Türkiye’de, gerek çevredeki ve gerekse ülke içindeki ihtilaflardan kaynaklanan tüm zorluklara rağmen, önümüzdeki aylarda ve yıllarda ileriye dönük önemli gelişmeler için fırsatlar da bulunduğunu düşünüyorum. Türk ekonomisinin, çevredeki ve Türkiye içindeki zorluklara rağmen geçtiğimiz yıl büyüme kaydetmesi önemli. Bu zorluklara rağmen geçtiğimiz altı ayda bizim ilerleme sağlayabilmiş olmamız ise, ABD, Türkiye ve diğer ülkelerin bu konuları çözmek için birlikte çalışabilmelerinin bir yansıması. Müttefikimiz ve stratejik ortağımız Türkiye ile, koalisyonun ve NATO ittifakının üyeleriyle, karşı karşıya olduğumuz çok sayıda güvenlik sorununu birlikte ele almak için yakın bir şekilde çalışmayı sürdürmekte kararlıyız. Ayrıca, önümüzdeki sene içerisinde ekonomik kalkınmayı ve refahı artırmak, ABD ve Türkiye arasında daha güçlü ticaret ve yatırım bağlarını desteklemek için çalışmaya devam edeceğiz.

 

“DAEŞ geri dönememeli”

 

(Obama, 98 km’lik Cerablus-Azez hattının Türkiye ile kapatılacağını açıkladı. Bu bölgedeki harekat tarzına yönelik Türkiye ile ABD tezleri arasında farklılık var mı, sınır nasıl kapatılacak?) Başkan Obama, Dışişleri Bakanı Kerry ve ABD’li diğer yetkililerin Türkiye’nin Suriye sınırının bu bölümüne ilişkin değerlendirmelerde bulunmaya devam etmeleri, DAEŞ’in, operasyonlarını sürdürebilmek için sınırdan insan, ekipman ve teknoloji geçirmek suretiyle sınırın Suriye tarafındaki varlığını kullanabilme kabiliyetinden duyduğumuz endişeyi yansıtyor. Bu yüzden, DAEŞ’i yenilgiye uğratma çabamızın bir parçası olarak, DAEŞ’in Türkiye ile Suriye arasındaki sınırdan artık yararlanamamasını kesinlikle sağlamamız gerekiyor. Fakat bu sorunu ele alırken, kalıcı bir çözüm ürettiğimizden emin olmak istiyoruz ki DAEŞ bu sınırdan püskürtüldüğünde bu sınırı artık kontrol edemesin ve Suriye’deki bu bölgeye geri dönme şansı olmasın. Kaçakçılık, suç örgütleri ve teröre karşı sınırların gerektiği şekilde kontrolünün sağlanması, sınırın her iki tarafının da kontrolünü gerektirir. Bu bakımdan, söz konusu problemin çözümünün bir kısmı Suriye, diğer kısmı Türkiye ile ilgilidir. Suriye tarafında, Suriye’nin kuzeybatısında yer alan ve sınır boyundaki kasabaları, yerleşimleri ve bölgeleri DAEŞ’ten geri almak için mücadele eden Suriyeli muhalif güçleri desteklemek amacıyla Türkiye ve diğer koalisyon üyeleriyle yakın bir şekilde çalışmayı sürdürüyoruz. Bu grupların bu sürecin önemli unsurları olduğuna inanıyoruz, çünkü söz konusu gruplar bu bölgelerden geliyor, Suriyeliler ve evlerine dönmek, topluluklarını korumak konusunda güçlü bir istekleri var. Ne yazık ki, bu guruplardan bazıları rejimin baskısı altındalar ve bu da söz konusu operasyona odaklanma kabiliyetlerini azalttı. Fakat DAEŞ’i bu bölgeden püskürtmeye kararlı olan sahadaki bu gruplarla çalışmaya ve onlara destek vermeye devam edeceğiz.

 

“Güvenli bölge mıknatıs etkisi yaratır, çözüm Suriyelilerde”

 

(Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde insani güvenli bölge oluşturulması düşüncesi sürüyor, ABD’nin sıcak bakmadığı bu konudaki çekincesi nedir?) Güvenli bölge, insani yardım amaçlı bölge ve uçuşa yasak bölge gibi kavramlara ilişkin zorluk, tüm bu kavramların uluslararası hukukta yer alan son derece belirgin yükümlülükleri içermesidir. Özellikle güvenli bölge, söz konusu bölgeyi meydana getiren ülkelere bu bölgede bulunan herkesin güvenliğini sağlama yükümlülüğünü verir. Suriye’deki çatışmanın durumu ve karmaşıklığını göz önünde bulundurduğumuzda, böyle bir güvenli bölgeyi sadece oluşturmak için değil, uzun vadede sürdürülebilirliğini sağlamak için gerekli askeri kaynaklar kapsamında kara unsurları da dahil olmak üzere önemli ölçüde bir kuvvet artırımına gidilmesini gerektiği görüşündeyiz. Ne bu katkıları ve kara unsurlarını sağlamaya gönüllü ülkeler görüyoruz, ne de bu amaç için yabancı kara unsurlarının konuşlandırılmasının, soruna uzun vadeli bir çözüm bulunmasına veya DAEŞ’i yenilgiye uğratmaya katkı sağlayacağını düşünüyoruz. Şurası çok açık ki, DAEŞ’in başarmaya çalıştığı şeylerden biri de, yabancı kara güçlerinin, özellikle de Avrupa ve ABD güçlerinin Suriye’ye konuşlandırılması ve böylelikle, bu durumu bir üye edinme aracı olarak kullanarak propaganda yoluyla daha fazla insanı düzmece hilafet devletlerini korumak adına kendilerine çekmek. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Davutoğlu da Rusya’nın alandaki varlığının savaşa katılmaya gelen insanlar için adeta yeni bir mıknatıs işlevi gördüğünü belirttiler. İşte bu yüzden, buradaki çözümün karada Suriyelilerin bulunmasıyla ve Suriye topraklarını kontrol etmeleriyle mümkün olduğunu düşünüyoruz.

 

“Hükümetin yapması gerekenler var”

 

Kısaca şunu da belirtmek isterim ki, sınırın kuzeyinde, DAEŞ’in hâlâ  varlığını sürdürdüğü bu süreçte sınırın daha iyi şekilde kontrol edilemebilmesi için Türk hükümetinin yapması gerekenler de var. Meksika sınırımız ile ilgili kendi tecrübelerimiz şunu gösteriyor; özellikle maddi bir çıkar veya belirli bir amaç için bir sınırdaki açıklardan faydalanma konusunda kararlı ve iyi organize olmuş gruplar söz konusuysa, her zaman bu konuda yapılabilecek daha fazla iş vardır. Fakat bu durum, devletin pek çok farklı kuruluşunun, ve bu durum özelinde konuşacak olursak, Türk hükümetinin çaba göstermesini gerektiriyor. Sınırda fiziksel engellerin ve bariyerlerin oluşturulmasını, giriş-çıkış yapan herkesin dikkatle izlenmesini, öte yandan, kaçakçılık grupları ve DAEŞ’e Türkiye üzerinden Suriye ve Irak’a insan geçirmesi konusunda destek veren gruplar üzerinde dikkatle durulmasını gerektiriyor. Tam da bu alanda Türk hükümetiyle ve diğer bazı müttefik ve ortaklarımızla yakın bir şekilde çalışmayı sürdürüyoruz; hepimiz daha fazlasını yapmalıyız ve Türkiye’nin bu önemli soruna ilişkin çabalarını desteklemek için daha fazla şey yapmakta kararlıyız.

 

"Hava sahasını ihlal ettiği açık"

 

(Rus uçağının düşürülmesini egemenlik hakkının ihlal edilmesinin sonucu olarak mı değerlendiriyorsunuz, başka bir düşünceniz var mı bu konuda?) Rus uçağının Türk hava sahasını ihlal ettiği son derece açıktır. Ve bunu, Türk hükümetinin, Rus hava araçlarının Türk hava sahasını ihlalinin sonuçlarına ilişkin yaptığı oldukça açık bir dizi uyarıdan sonra yapmıştır.

 

“PYD ve YPG olmamalı”

 

ABD Büyükelçisi Bass, “Şunu vurgulamak isterim ki; sınırın güney tarafında, operasyona dahil olan gruplar içerisinde PYD veya YPG’nin bulunmaması gerektiğine inanıyoruz. DAEŞ’i Kilis ve Cerablus arasındaki bölgeden püskürtmeyi amaçlayan bu operasyonda, PYD ve YPG’nin, bu alanı kontrol etmek amacıyla düzenlenen operasyonların bir parçası olmaması gerektiğine inanıyoruz” diye konuştu.

 

"Rus operasyonları nedeniyle başarı daha uzun süre alacak"

 

(Suriye’ye yönelik hava operasyonlarının yoğunlaşması beklenirken, bu operasyonlar neden hâlâ başlamadı?) İki şey söylemek istiyorum. Birincisi, aslına bakarsanız son aylarda tüm Suriye genelinde geçmişe kıyasla daha yoğun bir hava operasyonu yürütmekteyiz. Ve Rus varlığına rağmen, Suriyeli muhalif grupların Mare hattında ilk aşamada DAEŞ’e karşı birtakım önemli ilerlemeler kaydettiğini, bazı köyleri geri aldığını gördük. Fakat şurası açık; Rusya’nın varlığı ve operasyonlarını Esad rejiminin DAEŞ dışındaki karşıtlarına yoğunlaştırmış olması bunu daha karmaşık bir hale getirdi, ve bunun anlamı da bunun başarılmasının daha uzun süre alacak olmasıdır. Maalesef, Rusya Suriye’deki operasyonlarının çoğunluğunu DAEŞ dışındaki gruplara yöneltmeyi sürdürüyor. Ve bizim bakış açımıza göre bu faydalı bir durum değil.

 

“Nerelerde uçtuğumuzla ilgili düzenleme yaptık”

 

(İncirlik’ten daha az ABD uçağının kalktığı bilgisi doğru mu?) Suriye’deki operasyonları yürütürken güvenli bir mesafenin korunduğundan ve tüm koalisyon pilotlarının operasyonlarını güvenli bir şekilde gerçekleştirdiklerinden emin olmak için geçtiğimiz birkaç hafta içinde nerelerde uçtuğumuzla ilgili bazı düzenlemeler yaptık. Ancak, Suriye genelinde geniş bir coğrafyada çeşitli operasyonlar düzenlemeyi sürdürüyoruz.

 

“Rusya’nın operasyonu karmaşıklığı artırdı”

 

(Hava operasyonları konusunda daha dikkatli ve hassas davranılan bir döneme mi girildi?) Sanırım şunu söylemek doğru olur; Rusya’nın operasyonlarının başlamasıyla birlikte, coğrafyanın büyüklüğü ve farklı zamanlarda, farklı irtifalarda ve farklı hedeflere yönelik uçuşlar gerçekleştiren koalisyon uçaklarının sayısından dolayı halihazırda karmaşık olan Suriye’deki hava operasyonu, daha da karmaşık bir hale gelmiş durumda. Bu durum Türk Hava Kuvvetleri’nin Rus uçağını düşürdüğü olaydan sonra da geçerliliğini koruyor.

 

“Hiçbir kanıt yok”

 

(Rusya’nın Türkiye’ye yönelik DAEŞ odaklı iddiaları konusunda ABD’nin yeterli desteği vermediği söyleniyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın aile üyelerine kadar varan iddialar ortaya atılıyor. ABD bu iddiaları nasıl karşılıyor?) Rusya’nın dile getirmeye devam ettiği, Türkiye hükümetinin ya da üst düzey yetkililerinin ve aile bireylerinin DAEŞ ile birtakım yasadışı petrol kaçakçılığı ve petrol ticareti faaliyetlerinde bulunduğu yönündeki iddiaları destekleyen hiçbir kanıt görmedik. Geçtiğimiz 14-16 aylık süreçte, Suriye ve Irak üzerinden gerçekleşme ihtimali bulunan ve DAEŞ kontrolündeki petrolü de içeren tüm kaçakçılık olaylarını ele almak üzere Türk hükümetiyle çok yakın çalıştık. Son bir buçuk yıldır, Kırım ve Batı Ukrayna’daki anlaşmazlık başladığından bu yana, Rusya hükümetinin bir davranış örgüsü içinde ölçüyü aşan iddialarda bulunduğuna,  kanıt olarak da yönelttikleri suçlamayla ilgisi olmayan uydu görüntülerini ya da bilgileri sunduklarına şahit olduk. Bu nedenle, tüm gazetecilerin ve okuyucuların, Rusya hükümetinin ileri sürdüğü bunun gibi iddialara son derece şüpheci yaklaşmalarının önemli olduğunu düşünüyorum.

 

“Rus hükümeti tepkisini pahalıya mal olacak boyutta göstermek istiyor”

 

(Rus hükümetinden gelen yaptırım açıklamalarına karşı ABD’nin bakışı nedir?) Rusya’nın tepkisinin büyüklüğü ve yoğunluğu karşısında endişelendik; öte yandan, hiçbir ülkenin silahlı kuvvetlerinin bir mensubunu çatışmada kaybetmeyi istemeyeceğini de kabul ediyoruz. Her şeyden önemlisi, bu olayın münferit bir olay olması ve gerilimin daha da artmasına ya da Rusya ve Türkiye arasında daha fazla muhtemel askeri çarpışmalara yol açmaması gerektiğini düşünüyoruz. Rus hükümeti memnuniyetsizliğini kesinlikle pahalıya mal olacak bir şiddet ve boyutta göstermek konusunda kararlı görünüyor.

 

“Rus toplumunun yararına değil”

 

Her ülke, güvenliğine ve çıkarlarına yönelik gerçek ya da algıladığı tehditlere karşı nasıl tepki vereceğine ilişkin kendi bağımsız kararlarını verir. Bu vakada da Rusya açıkça bunu yapıyor. Uzun vadede, Rus tüketicilerin meyve, sebze ve diğer ürünlere erişimini azaltmanın, tatile gidebilecekleri yerleri kısıtlamanın toplumun yararına olmayacağını düşünüyorum.

 

“Sürece geri dönülmeli”

 

(Güneydoğu’da ciddi çatışmalar var, Tahir Elçi öldürüldü, çözüm süreci de rafta, bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?) Sayın Elçi’in ölümünün, 35 yıldan beri Türkiye’de bu ihtilafın altında yatan ve bunu ortaya çıkaran sorunlara barışçıl ve yapıcı bir çözüm bulunmasına kendini adamış herkes için büyük bir kayıp olduğunu düşünüyorum. Aynı şekilde, Türkiye’deki çatışmanın yeniden başlaması bu derin sorunların barışçıl bir şekilde çözüldüğünü görmek isteyen hiç kimseye yarar sağlamıyor. Çatışmanın her gün PKK unsurları tarafından şehirlerin belli kısımlarında özerklik ilan edilmesiyle sürdürülmesi ise büyük bir problem ve gerçek bir endişe kaynağı. Bu nedenle, devam eden çatışmaların sonlandırılması için en kısa sürede bir yol bulunması ve çatışmanın tekrar başlamasına neden olan sorunlar hakkında konuşma sürecinin başlatılmasının önemli olduğuna güçlü bir şekilde inanıyoruz. Bunun için, her şeyden önce PKK’nın çatışmayı durdurması gerekiyor; kimsenin savaşmaması ve ateş etmemesi için bir ateşkese ihtiyacımız var. Bunun sonrasında ise insanların birbirine ateş etmek yerine konuştuğu bir sürece geri dönülmesine ihtiyacımız var. Bizler, bu sonuca ulaşmayı isteyen herkes ile birlikte çalışmayı sürdüreceğiz.

 

“Konsolosluk endişeden kapatıldı”

 

(ABD’nin İstanbul Konsolosluğu’nda sıkı güvenlik önlemleri alındı. Bir tehdit mi söz konusu? Siz kendinizi Türkiye’de güvende hissediyor musunuz?) Geçtiğimiz birkaç gün içerisinde aldığımız önlemler ve konsolosluğa yönelik ek güvenlik tedbirleri hususunda Türk makamlarıyla yürüttüğümüz yakın çalışma, bu bölgede ve Avrupa’da ABD, ABD personeli ve tesislerine yönelik oldukça ısrarlı bir şekilde devam eden tehditler arasından bazı belirgin tehditlere ilişkin endişelerin bir yansımasıydı. Ancak biz dün bu tedbirleri alırken bile, ben İstanbul’daydım ve Türk hükümeti ile BM tarafından düzenlenen ve son derece önemli bir sorun olan kadına yönelik şiddetin azaltılması konferansına katıldım, iş çevreleriyle buluştum. Bu konuya yaklaşımımızı ortaya koyan iki adım söz konusu; bir yandan insanlarımızın güvenliğini sağlamak için önemleri alacağız; diğer yandan, Türk toplumu içerisinde varlık göstermeye, Türk iş çevreleri, üniversiteleri, ve halkıyla etkileşim içinde olmayı sürdürmeye kararlıyız.

 

“PYD’ye bakışımız Türkiye ile aynı”

 

(Türkiye, Fırat’ın batısını kırmızı çizgi ilan etti. PYD-YPG konusunda Türkiye ile ABD’nin görüş ayrılıklarının olduğu söyleniyor, iki ülkenin bu konudaki çıkarlarının örtüşmesi mümkün mü?) Aslında bence iki hükümetin PYD ile ilgili bakış açılarında oldukça örtüşen noktalar var. ABD, siyasi süreçten nasıl bir Suriye çıkarsa çıksın, bu Suriye’nin birleşik bir Suriye olması gerektiğini düşünmektedir. Gelecekte dini, etnik, veya ideoloji temelli otonom bölgelere bölünmüş bir Suriye’yi desteklemiyoruz. Ve daha önce de belirttiğim gibi, Türkiye’nin, PYD’nin Kilis ile Cerablus arasındaki bölgeyi kontrolü altına alması ve Suriye’nin kuzeybatısı, orta kuzeyi ve kuzeydoğusunda kontrolü altında olan bölgeleri birleştirmesine yönelik endişelerini oldukça önemsiyoruz. Bu nedenle de, Suriye’nin kuzeybatısında faaliyet gösteren Suriyeli muhalif grupların bu bölgenin kontrolünü sağlamak için yürüttüğü operasyonlara destek vermek amacıyla beraber çalışmayı sürdüreceğiz.

 

“Otonom bölgeleri desteklemiyoruz”

 

(PYD’nin kantonlaşmasına, Kürt koridoru oluşturmasına sıcak bakmadığınızı mı anlamalıyız?) Daha önce de söylediğim gibi, bütün Suriyeliler bunun ülkelerinin ve vatandaşlarının yararına olduğu konusunda hemfikir olmadıkları sürece, Suriye içerisinde otonom bölgeler yaratılmasını desteklemiyoruz. Ve DAEŞ’e karşı operasyonların Suriye’nin belirli bölgelerindeki nüfus yapılarını değiştirmeye izin verdiği yönündeki bir anlayışı da desteklemiyoruz. Çatışmalar sonucu yerinden edilen insanların kendilerini güvende hissettiklerinde evlerine ve toplumlarına dönebilmelerinin çok önemli olduğuna inanıyoruz.

 

“Rusya, DAEŞ dışında herkesi hedef alıyor”

 

(Uçak krizinden sonra ABD’nin karşı çıkmasına rağmen S-300 füzelerini Suriye’ye getiren, burada hava üssü sayısını ikiye çıkaran Rusya ne yapmaya çalışıyor?) Niyetlerinin ne olduğunu Rus hükümetine sormalısınız. Rus operasyonlarının DAEŞ dışındaki herkesi hedef almasından duyduğumuz kaygılar devam etmekte. Rusya’nın operasyonlarının yüzde 70 ila 80’inin DAEŞ dışındaki hedef ve gruplara yönelik olması ve Rusya’nın klinikler gibi askeri olmayan hedefleri vurduğunu hala görüyor olmamız, tüm bunların Suriye’de siyasi bir geçişi sağlayacak koşulları yaratmaya katkıda bulunmayacağını gösteriyor. Hepimiz bu anlaşmazlığın bitmesi gerektiğine inanıyoruz.

 

“Esad’ın geleceği olmadığına inanıyoruz”

 

(Esad, Viyana’da alınan kararları kabul etmedi, burada belirlenen takvimin uygulanma olasılığı nedir?) Şu anda devam etmekte olan diplomatik ve siyasi çabalar tam da yönelttiğiniz soruyu test eder nitelikte.  ABD, Türkiye ve diğer ortaklarımızın Suriye’deki geçiş süreci konusunda Rusya, Suriye ve Esad rejiminden farklı bir vizyona sahip olduklarına şüphe yok.

Öte yandan, tüm uluslararası ortakların ve ülkelerin, Suriye’deki ilgili tüm tarafların aynı masada oturup çözüm araması konusunda desteğini sunmasının hepimizin yararına olacağını düşünüyoruz. Çünkü, esasen günün sonunda bu süreci asıl sahiplenmesi gereken Suriyelilerdir ve başarıya ulaşılabilmesi için bir yol üzerinde anlaşması gerekenler Suriyelilerdir. ABD’nin, Esad’ın tüm meşruiyetini kaybettiği ve Suriye hükümetinin başı olarak bir geleceği olmadığına inanmaya devam ettiğini netleştirmek önemlidir.

 

“Hava aracı konuşlandırmaya yönelik görüşmeler var”

 

(Türkiye’nin hava savunma sisteminin desteklenmesi konusunda ABD veya NATO’nun adımı olacak mı?) Başkan Obama, NATO müttefiklerinin liderleri ve NATO Genel Sekreteri’nin, Türkiye’nin bağımsızlığını, topraklarını ve bütünlüğünü savunma konusunda destek sunduklarını ve NATO’nun Türkiye’nin topraklarını koruma yönündeki destek taahhüdünü gördünüz. Geçen haftaki NATO bakanlar toplantısında da bakanlar, birliğin alabileceği ek önlemleri görüştüklerini belirttiler. Öte yandan, İncirlik’te faaliyet gösteren ABD kuvvetleri, Almanların keşif uçuşu kararı ve bazı diğer NATO başkentlerinde devam eden hava aracı konuşlandırmaya yönelik görüşmeler söz konusu. Tüm bunlar, Türkiye’nin hemen güneyinde güvenliğini tehdit eden ihtilaflarla başa çıkma konusunda NATO müttefiklerinin gösterdiği varlık, ortaklık ve müttefiklik açısından oldukça kuvvetli bir sinyalidir.

 

“Başika krizi konuşarak çözülür”

 

(Musul yakınlarındaki Başika’ya asker takviyesi farklı iddialara yol açtı. ABD’nin yer alacağı bir Musul harekâtının hazırlığı olduğu iddiaları da var) Irak’taki askeri operasyonlar ve askeri faaliyetler konusunda ilk prensibimiz şudur; ABD, diğer koalisyon üyeleri ya da açık konuşmak gerekirse herhangi bir ülke tarafından Irak’ta yürütülen faaliyetlerin Irak’ın egemenliğine saygı göstermesi ve Irak hükümetinin rızasıyla ve onayıyla gerçekleştirilmesi gerekir. Öyle görünüyor ki, Türkiye’nin kuvvet takviyesinin kamuoyuna yansımasının ardından Irak hükümeti güçlü bir tepki verdi ve söz konusu konuşlandırmanın Bağdat’la koordinasyon içinde gerçekleştirilmediği ve Irak hükümetinin onayının alınmadığı iddiasında bulundu. İki hükümetin sahip olduğu farklı perspektifler düşünüldüğünde, iki hükümetin bir araya gelerek konuşmasının, ivedilikle bu farklılığın üstesinden gelmeye çalışmasının, çözüm için uğraşmasının ve Türkiye’nin Irak’ta yürüttüğü askeri faaliyetleri her ne ise bunların Irak hükümetince onaylanan faaliyetler şemsiyesi altına dahil edilmesi için çalışılmasının son derece önemli olduğunu düşünüyoruz. Müsteşar Fidan’ın Bağdat’a gideceğini bu sabah gördüm, bunun son derece önemli ve yapıcı bir adım olduğuna inanıyoruz.

 

“Koalisyon faaliyeti değil”

 

(Bu yanıtınızdan Başika’daki takviyenin koalisyonla ilgisi olmadığı ve ABD’ye bilgi verilmediğini mi anlamam gerekiyor?) Türkiye’nin Kuzey Irak’ta yürüttüğü eğitim faaliyetleri, koalisyon kapsamında gerçekleşmiyor; bağımsız bir şekilde gerçekleştiriliyor. Bu nedenle bu faaliyetler konusunda, koalisyon faaliyeti olmaları halinde sağlanacak düzeyde bir koordinasyon ve bilgi paylaşımı gerçekleşmedi.

 

“Ben Musul konusunda o sonuca varmazdım”

 

(Yanıtlarınızdan Musul’a dönük bir harekat düşünülmediği işareti mi almalıyım?) Ben bu sonuca varmazdım. Musul’un kurtarılması ve Irak’taki meşru makamların konrolüne iade edilmesi, Irak’ın egemenliğinin yeniden kurulmasının desteklenmesi açısından koalisyonun oldukça önemli bir önceliği ve hedefi olmayı sürdürüyor. Fakat Suriye’deki operasyonlarımızda olduğu gibi, operasyonları düzenlediğimizde, koalisyon Musul’da operasyonlar düzenlediğinde, sonucun başarılı ve daha uzun vadede sürdürülebilir olduğundan emin olmak istiyoruz.