Gündem

"Cumhuriyet'i çok sevmiştim"

Milliyet gazetesi yazarlarından Hasan Cemal, 'Balbay günlükleri üzerine üçüncü yazı'sını kaleme aldı. Cumhuriyet yıllarını anlattı.

21 Mart 2009 02:00

Balbay günlükleri üzerine üçüncü yazı

Evet, Cumhuriyet’i çok sevmiştim!


Hayatımın 1973’le 1992 arasındaki on dokuz yılı Cumhuriyet gazetesinde geçti.
Her kademesinde gece gündüz çalıştım. Muhabirlik, sekreterlik, istihbarat şefliği, Ankara temsilciliği ve on iki yıla yakın da Genel Yayın Müdürlüğü...
Hayatımın en genç, en güzel yıllarıydı. Sevinçleri, hüzünleri hep iç içe yaşadık Cumhuriyet’te. Gazeteciliğin keyfini gerçekten çıkardık. Olağanüstü dayanışma örnekleriyle dolu dostluklar kurduk.
Gazeteci milleti olarak 12 Eylül’ün karanlık günlerini demokrasi mücadelesi içinde elbirliğiyle aştık.
Üstelik çok iyi bir gazete yaptık, üstelik sadece gazete vererek...
Ve Başyazarımız Nadir Nadi‘nin varlığı da bize bağımsız gazeteciliğin anlamını haber peşinde koştururken, mutfakta gazeteyi pişirirken iş içinde öğretti.
Bir başka deyişle:
Başımız dik gazetecilik yaptık!
Ama hayat çizgisi dümdüz değil. Gün geldi, vazo maalesef kırıldı. Cumhuriyet ikiye bölündü 1991 yılının sonlarında, Nadir Nadi’nin ölümünden kısa zaman sonra.
Önce İlhan Selçuk ve onunla birlikte hareket edenler gitti Cumhuriyet’ten. Bir süre sonra da biz ayrılmak zorunda kaldık.
Peki, vazo neden kırılmıştı?
Ben bu sorunun yanıtını, 2005 yılı sonunda çıkan Cumhuriyet’i Çok Sevmiştim isimli kitabımda ayrıntılı biçimde yazdım.
O kalın kitabı herkesin alıp okumak gibi zorunluğu yok tabii. Bu yüzden, “Vazo neden kırıldı?” sorusuna muhatap olmaya devam ettim ve dilim döndüğü kadar da yanıtlamaya çalıştım.
Ama şimdi şunu rahatça söyleyebilirim. Cumhuriyet gazetesinin Ankara temsilcisi Mustafa Balbay‘ın Ergenekon kapsamında su yüzüne çıkan günlükleri, Cumhuriyet’teki kavga neydi sorusunun tüm ipuçlarını taşıyor(*).
Günlükler neyi mi sergiliyor?
Cumhuriyet gazetesinin tek hakimi ve Başyazarı İlhan Selçuk’la, Ankara temsilcisi ve yazarı Mustafa Balbay’ın askerle ilişkilerini sergiliyor. Askere hizmet arzlarını sergiliyor.
Darbe tertipleri içindeki yüksek komutanlarla iç içeliklerini sergiliyor.
Peki, gazetecilik mi bu?
Elbette değil.
Darbe tertipleri içindeki büyük paşalarla böylesine sıkı fıkılık, böylesine hizmet arzıyla bir gazete gazete olabilir mi?
Hayır olamaz.
Peki ya ne olabilir?
Türkiye’de darbe ortamı oluşturmaya yönelik yayınların, dezenformasyonların, psikolojik savaşların bir karargahı haline gelebilir ancak...
Gazete bu değildir.
Şimdi şunu bir kenara yazabilirsiniz. Cumhuriyet’te vazo neden kırıldı sorusunun bir yanıtı, İlhan Selçuk’la bizim aramızdaki gazete ve gazetecilik anlayışından kaynaklanmıştır.
Yaşar Kemal’in 1997’deki deyişiyle:
“İlhan Selçuk koca Cumhuriyet’i askerin gazetesi haline getirdi.”(**)
Cumhuriyet’te vazo neden kırıldı sorusunun ikinci yanıtı, Türkiye’de ve dünyada laiklik ve demokrasiye bakıştan kaynaklanıyor.
İlhan Selçuk, çok partili demokrasiyi de, Türkiye’nin Batı dünyası içinde yer almasını da, Türkiye’nin Avrupa Birliği yolunu da, Türkiye’de ‘pazar ekonomisi’ni de hiç sevmedi.
1989’da Berlin Duvarı’yla birlikte ‘Komünizm’in çöküşü de İlhan Selçuk’u fazlasıyla rahatsız etti. Sovyetler Birliği’ne toz kondurmazdı.
İlhan Selçuk’a göre, Atatürk de son tahlilde demokrasiden yana değildi, Türkiye de 1945’de çok partili rejimle birlikte demokrasiye değil, karşı devrim sürecine adım atmıştı.
İlhan Selçuk çizgisi buydu.
Hiç değişmedi.
Genel Yayın Müdürü olarak benim ve benim arkadaşlarımın Türkiye ve dünyaya bakışlarına ters bir çizgiydi bu...
Ancak İlhan Selçuk bizim dönemde ve Başyazarımız Nadir Nadi hayattayken, bu çizgisini daha çok üstü örtülü izledi, hatta takiyye yaptı denilebilir.
Vazo kırılıp Cumhuriyet’in tek hakimi olduktan daha bir kaç ay sonra, 22 Temmuz 1992’de, İlhan Selçuk’un köşesindeki başlık şöyleydi:
“Yeni Turan!..”
‘Kızılelma’ çağrısı yapıyordu:
“XX. yüzyılın başında Ziya Gökalp, yeni ‘Kızılelma’yı iki dizede vurguluyor: Vatan ne Türkiye’dir Türklere ne Türkistan / Vatan büyük ve müebbet bir ülkedir Turan.”(***)
İşte böyle.
İlhan Abimiz, kendi başına kalınca, ‘9 Mart(1971) yenilgisi‘nden 21 yıl sonra yeniden ‘askerciliğe’ dönüş yapmış ve Avrupa Birliği’ne alternatif Avrasyacılık politikasını -bugün bazıları kendisi gibi olan Ergenekon sanığı büyük paşalarla dirsek teması içinde- yürütmeye başlayarak Ergenekon yolculuğuna koyulmuştu.
Balbay günlükleri bu nostaljik ama demokrasi açısından tehlikeli serüvenin hüzünlü, acı örnekleriyle dolu...
Daha önce de belirtmiştim:
Cumhuriyet’in gazete olarak yaşamasını görmek beni ancak mutlu eder.
—————————————
* Mustafa Balbay Günlükleri’nin tam metnini okumak isteyenler, Tempo24.com.tr ile 17 Mart 09 tarihli Taraf gazetesine bakabilirler.
** Hasan Cemal, Cumhuriyet’i Çok Sevmiştim, Doğan Kitap, 2005 Aralık, sayfa 508-509.
*** Cumhuriyet’i Çok Sevmiştim, sayfa 500.

ETİKETLER

haber