Gündem

12 gazeteden 46 yazar o ses kaydı hakkında ne yazdı?

Ayşe Arman: O konuşmalar gerçekse felaket... Ama değilse de felaket... Gerçekse, yolsuzluğun geldiği nokta açısından felaket. Değilse, üç kağıdın geldiği nokta açısından felaket

26 Şubat 2014 15:04

 Başbakan Tayyip Erdoğan ve oğlu Bilal Erdoğan'a ait olduğu öne sürülen ses kaydı Türkiye gündemine damgasını vurdu. Ses kaydının yayımlanmasından önce ortaya çıkan '7 bin kişinin dinlediği' iddiası da 'telekulak skandalı' olarak tartışmaya yol açtı. Başbakan ve oğluna ait olduğu iddia edilen ses kaydının montaj mı, gerçek mi olduğuna dair tartışmalar uzmanlar tarafından yorumlandı.

Hürriyet'ten Ertuğrul Özkök, Mehmet Y. Yılmaz, Sedat Ergin, Yılmaz Özdil, Ayşe Arman, Akif Beki; Zaman'dan Hüseyin Gülerce, Mehmet Kamış, Joost Lagendijk; Milliyet'ten Melih Aşık, Serpil Çevikcan, Mehveş EvinSabah'tan Mehmet Barlas, Engin Ardıç, Sevilay Yükselir; Star'dan Fehmi Koru, Hakan Albayrak, Mustafa Kartoğlu, Mustafa Akyol, Elif Çakır; Vatan'dan Güngör Mengi, Ruşen Çakır, Nilay Örnek, Müge İplikçi, Sanem Altan; Radikal'den Cengiz Çandar, Murat Yetkin, Eyüp Can, Ömer Şahin, Deniz Zeyrek, Cüneyt Özdemir; Cumhuriyet'ten Cüneyt Arcayürek, Utku Çakırözer, Hikmet Çetinkaya; Yeni Şafak'tan Markar Eseyan, Abdülkadir Selvi, İbrahim Karagül, Ali Bayramoğlu, Hilal Kaplan, Tamer Korkmaz, Özlem Albayrak, Taraf'tan Emre Uslu; Türkiye'den Ahmet Sağırlı, Melih Altınok; Bugün gazetesinden Nazlı IlıcakAdem Yavuz Arslan Türkiye gündemine oturan ses kaydı ve telekulak skandalını yorumladı.

12 gazeteden 46 yazarın o ses kaydı ve 'telekulak skandalı' hakkındaki yorumlarının bir kısmı şöyle:

 

Ertuğrul Özkök - Hürriyet

O kadar emin olma

Başbakan Tayyip Erdoğan “Allah” konusunda kendinden çok emin. Dün grup toplantısında üzerine basa basa konuşuyor. Her üç cümleden birinde “Allah benim yanımda” demeye getiriyor. O öyle diyor, ben de diyorum ki: “O kadar emin olma Sayın Başbakan...” Evet... “O kadar emin olma... Çünkü Yüce Allah sessizdir...” Senin sesin çok gür çıkıyor... Her gün her yerde bağırıyorsun, çağırıyorsun... “Allah benim yanımdadır” diyorsun... Biz duymadık... Bunu sana nerede, nasıl söyledi, bilmiyoruz...

-Ama bildiğimiz şeyler var. Yüce Allah hepimizin Yüce Allah’ıdır...

-Biliyoruz ki Yüce Allah sessizdir. Çıkıp kimseye “Senin yanındayım” demez...

-Yüce Allah sessizdir ama şunu da çok iyi biliriz. O Yüce Allah, yolsuzluğun şahidi değildir... Haksızlıkların alibisi değildir, adaletsizliklerin yoldaşı olamaz... Yüce Allah sizinle “aynı yağmurlarda yürümez, aynı yağmurlarda ıslanmaz”... Yüce Allah ayakkabı kutularının kefili değildir... Yüce Allah, hepimizin Yüce Allah’ıdır ve sessizdir... Yani diyeceğim ki Sayın Başbakan; şu son günlerde gördüklerimiz, işittiklerimiz, şahit olduklarımız... Bütün bunlardan sonra siz siz olun... Yüce Allah’ın sessizliğini, onun sizin şahidiniz olduğu şeklinde yorumlamayın.

Şu fani dünyanın adaletini, öteki dünyanın adaleti ile karıştırmayın... Unutmayın, bugünkünün hesabı burada veriliyor. Ötekininki ise öteki dünyada... Yani sessiz Allah’ın konuştuğu yerde... Ona sığının... Daha fazlasını beklemeyin... Ona sığının, ama ‘Mahkeme-i Kübra’da bile sizin lehinizde şahitlik yapacağından emin olmayın...

Yazının tamamı için tıklayın

 

Mehmet Y. Yılmaz – Hürriyet

Nasıl inanacağız bunca yalandan sonra

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile oğlu arasında geçen telefon konuşmalarının “montaj” olduğu söylendi. Nasıl inanacağız bunca yalandan sonra Bu konudaki samimi görüşüm şudur: İnşallah bu telefon konuşması kayıtları gerçekten de montaj olsun. Bir Başbakan’ın bu tür ilişkiler içinde olduğunun ortaya çıkması, aynı zamanda inandığım birçok şeyin çökmesi anlamına geliyor çünkü. O düzeydeki siyasetçilerin böyle ilişkiler içinde olmalarına peşin hüküm olarak inanmam, inanmak istemem. Ama gerçek hayat, inançlarımın saflık olabileceğini de düşündürüyor bana. Geçmişte söylediği sözler yüzünden artık kimsenin inanmadığı çobanın öyküsünü hatırlıyorum.

“Kabataş’ta başörtülü bacımı dövdüler, elimizde görüntüleri var” dedi. Ortada bir şey yok. Kadının söylediklerinin yalan olduğu ortaya çıktı, ama Başbakan hâlâ aynı yalanı meydanlarda haykırıp duruyor. “Camide içki içtiler, elimizde görüntüleri var” dedi. Böyle bir görüntüyü hâlâ gösterebilmiş değil, bunun doğru olmadığını söyleyen imamın başına gelmeyen de kalmadı. Ama hâlâ aynı yalanda ısrar ediyor. Uludere’de bir istihbarat hatası sonucunda insanlar bombalandı, öldürüldü. “Yaşananların aydınlanması için tüm imkânlarımızı kullanıyoruz” dedi, olayın üzeri örtüldü, hiçbir şey aydınlatılmış değil.

KPSS sorularını çalan çetenin yakalanması için en güvendiği adam olan MİT Müsteşarı’na talimat verdiğini söyledi, ortada hâlâ hiçbir şey yok. Urla’daki “fışkıyeli” villalar için “30 yıldır var” dedi, daha geçen yıl bile villaların orada olmadığı ortaya çıktı. Şimdi de diyor ki “o telefon konuşması montaj”. İyi de nasıl inanalım, bunca yalandan sonra?kime satacağına bile karar veriyor. Bayraktar’ın açıklaması, herkesin bilip, üzerinde kimsenin konuşmaya cesaret edemediği bu durumu gözler önüne serdi.

Yazının tamamı için tıklayın

 

Sedat Ergin - Hürriyet

Kaset olayına nasıl yaklaşmalıyız

1998 yılında DYP’nin bir üst düzey yöneticisi, bir basın toplantısı düzenleyerek Doğan Grubu’nun bazı yöneticilerinin yasadışı yollardan elde edilmiş dinleme kayıtlarını açıkladı, bunların kasetlerini gazetecilere dağıttı. Kayıtlardan biri, benimle o dönemde Hürriyet’in Genel Yayın Yönetmeni olan Ertuğrul Özkök arasında geçen bir konuşmaydı. O tarihte gazetenin Ankara Temsilcisi olarak görev yapıyordum. Yargıya gittim, yüklü bir tazminat kazandım. Ancak aldığınız yüksek tazminatlar, hedef olduğunuz saldırının ruhunuzda bıraktığı nahoş izleri silmeye yetmiyor. Başımdan geçen bu sevimsiz hadise, beni telefon dinleme konularında duyarlı, sorumlu bir vatandaş haline getirdi. Önce önemli bir ders çıkardım. Geçmişte başkalarının maruz kaldığı dinleme ihlalleri karşısında gereken özeni göstermemiştim. Yaşadığım olaydan sonra dinleme nedeniyle mağdur edilen insanların durumuna anlayışla yaklaştım. Onların ne hissettiğini ben de duyabiliyordum. Daha sonraki yıllarda dinlemeyle ilgili konular önüme geldiğinde bir gazeteci olarak dikkatli bir çizgi izlemeye çalıştım. Zamanla dinleme konusunda uzmanlaştığım için TBMM’de telefon dinlemeleri konusunda kurulan Komisyon’a geçen yıl tanık olarak davet edildim, burada uzun bir sunum yaptım, mevzuatta yapılması gereken iyileştirmelerle ilgili teknik düzeyde ayrıntılı önerilerde bulundum.

Yazının tamamı için tıklayın

 

Yılmaz Özdil - Hürriyet

O ses...O ses Türkiye

Babası telefon eder. Boşalt der... Sıfırla! Bilal başlar boşaltmaya... Bir kısmını Hasan abiye,bir kısmını Faruk’a verir, öbür kısmını, al bunlar sende dursun diyerek Mehmet’e verir, geri kalanını karanlık olunca halleder, başka yere taşır. Eniştesi akıl öğretir, 25 milyon doları Ahmet’e ver der, üstüyle Şehrizar’dan daire al der. Mehmet’e 20 milyon aktarır, dolar olarak... Bir kısmını başka yere koyar, hatta sorarlar Tunç abiye... 10 milyon avro alabilirim der, 10 milyonu Tunç abiye gönderir. Dağıt dağıt bitmez, bi ara yorulur sıkılır Bilal... Öüff der. 730 bin dolar artı 300 bin lira, Faik’e verir, 1 milyon lirasını sen al, üstünü akademiye aktar der. Akşamlar olur... Hâlâ sıfırlayamaz. Elinde 30 milyon avro kalır.

Yazının tamamı için tıklayın

 

Akif Beki - Hürriyet

Ne yaptın Kemal Bey!

“Bu yaptığım yasal mıdır” demedi... İlk kez de yapmıyor ayrıca, alışkanlık haline getirdi, 17 Aralık’tan bu yana sürekli kaset dinletiyor. Kendisine sorsanız yolsuzlukla mücadele ediyor, iktidara sorsanız 17 Aralık’ta hükümete kumpas kuran paralel yapının değirmenine su taşıyor. Ama bu seferki farklı... Bundan önceki her kaset çalışında “Bunlar yasal dinleme, yasal” derdi. Dikkat ettim, bu sefer yasal mı, değil mi bahsine girmedi...

Yazının tamamı için tıklayın

 

Ayşe Arman- Hürriyet

Gerçekse felaket değilse de felaket

Sabah check up’a gidecektim. Her şeyden bihaber arabaya bindim. Süleyman, “Dinlediniz mi?” dedi. “Neyi?” dedim. “Başbakan’la oğlunun konuşmalarını neyi olacak!” dedi... Ve bana dinletti. Ağzım açık kaldı. Check up’a gittim. Akciğer röntgenimi çeken teknisyen, “Dinlediniz mi?” dedi. Kanımı alan hemşire, “Dinlediniz mi?” dedi. Tiroid ultrasonumu çeken doktor, “Dinlediniz mi?” dedi.  ‘Dinlediniz mi’ muhabbeti, mamografi çekilirken de devam etti. Sonra çıktım, ucuzluk vardı, çorap ve tight almaya bir dükkana girdim, yine aynı muhabbet. Galiba koca memlekette o ses kayıtlarını dinlememiş kimse yoktu!

O konuşmalar gerçekse felaket... Ama değilse de felaket... Gerçekse, yolsuzluğun geldiği nokta açısından felaket. Değilse, üç kağıdın geldiği nokta açısından felaket. Ama... Ben “Gerçektir” diye kafadan üzerine atlayamıyorum. Çünkü biz, bu ülkede tersine şeyler yaşadık, sahte dijital kanıtlarla mahkumiyetler gördük. Ama bir de şu var, hem “Montaj kaset” deniyor hem de, “Robot lobisi, devletin kriptolu telefonlarını bile dinliyor” deniyor... E bu da, bir nevi itiraf yerine geçmiyor mu? Kaset belki montajdır, belki değildir. Sonuçta öğreneceğiz neyin ne olduğunu. Ben sadece bu rezaletin bir dibi var mı onu merak ediyorum. Bakalım önümüzdeki günler nelere gebe...

Yazının tamamı için tıklayın

 

Hüseyin Gülerce - Zaman

Nereye kadar bu dinlemeler?

Binlerce kişinin telefonlarının dinlendiği haberlerinin ve Başbakan’ın oğlu ile yaptığı iddia olunan konuşmasının -dünkü CHP Grup toplantısında dinletildi- yankıları, seçim atmosferinin giderek bunaltıcı hale geldiğinin göstergesi.

Muhalefet, hükümetin istifasını isterken, Başbakan; “Montajla hazırlanan ve servis edilen ses kayıtlarıyla Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’na yönelik bir saldırı var.” diyor. Her iki durum için de yargıya müracaat etmenin dışında bir yol yok. Ancak böyle yapılmıyor.

Yazının tamamı için tıklayın

 

Mehmet Kamış - Zaman

Korku ve tehditle nereye kadar?

Önceki gün internete düşen dün de Kemal Kılıçdaroğlu’nun Meclis kürsüsünden okuduğu ses kayıtları dehşet verici. Çivisi çıkmamış normal ülkelerde böyle bir iddia varsa bu konu kamuoyuna izah edilir, durumun ne olduğu, ne olması gerektiği söylenmeye çalışılır, sonra bu konu teknik ve hukuki açıdan soruşturulur. Ama Türkiye’de çıkan her iddia hükümetin ve Başbakan’ın öfkesinin bir kat daha artmasına, tehditlerini daha üst perdeden savurmasına, her şeyi yakıp yıkmasına neden oluyor. Burası kendisinin söylediği gibi bir muz cumhuriyeti değil. Ne kadar üst perdeden tehdit ederse etsin, bu iddialar korkup yok olmayacak. Korkutmayla, sindirmeyle, tehditle gerçekler ortadan kalkmayacak.

Yazının tamamı için tıklayın

 

Joost Lagendijk - Zaman

AKP’nin yaptığı her şey yanlış değil

Türk siyaseti ve medyası, tarafsız gözlemcilerin herhangi bir haberin ne anlama geldiğini anlamasını imkânsızlaştıracak kadar kutuplaştı demek artık klişe haline geldi.

Bunun son örneği, elbette, Başbakan Tayyip Erdoğan ile oğlu arasındaki büyük miktar parayı nasıl ‘sıfırlayacakları’ konuşması olduğu iddia edilen sızdırılmış ses kayıtları. Ses kayıtlarının YouTube’da yayınlanmasından itibaren birkaç saat içinde, siyaset ve medyadaki AKP muhalifleri, 12 saatte 1,2 milyon kez tıklanan ve sosyal medyayı tümüyle kaplayan sansasyonel kayıtların özgünlüğünü teyit edebilmiş ve sahte olmadıkları sonucuna varabilmiş gözüküyor. Ana akım hükümet yanlısı medya ise gerçekse, en basitinden, iktidar partisinin konumunu savunulamaz yapacak kayıtları neredeyse hiç dikkate almadı.  Hükümet “Ahlaksızca bir montaj ürünü olup tümüyle gerçek dışıdır.” açıklaması yaptı. Sıradan bir Türkiye yurttaşı veya yabancı bir muhabir, eğer bir tarafı tutmuyorsa, tüm bunları nasıl anlamlandırabilir ve iki başlangıç noktası birbirinden bu kadar uzakken toplum veya medyada nasıl manalı bir tartışma açılabilir?

Yazının tamamı için tıklayın

 

Abdulkadir Selvi - Yeni Şafak

Başbakan ne söyledi

Başbakan Erdoğan henüz Meclise gelmemişti. Her kritik dönemde olduğu gibi bu kez de protokol girişinin olduğu tarafa bakan bir yerden Başbakan'ın gelişini izledim. Her zamankinden daha uzun bir kuyruk oluşmuştu. Başbakan'ı karşılamaya gelenlerin sayısı bu kez daha fazlaydı. Süleyman Demirel, siyaset bir duruş işidir derdi. Bu tür zor dönemlerde sergilenen duruş önemli. Dün AK Parti gruba da biraz bu gözle baktım. Grup dimdik ayaktaydı. Bu psikoloji çok önemli. Süleyman Demirel, 'Başbakanlık koltuğuna oturduğumda karşımda Menderes'in darağacındaki fotoğrafı duruyordu' demişti. Başbakan olarak çıktığı ilk yurt gezisinde, Giresun'da Menderes'in darağacındaki fotoğrafını gösteren emekli bir subayın kendisine mesaj verdiğini anlatmıştı.

 Yazının tamamı için tıklayın

 

İbrahim Karagül - Yeni Şafak

Binlerce kişilik yeni listeler yayınlanırsa!

Türkiye önceki gün öteden beri tartışılan bir tehlikenin dehşet verici bir örneği ile yüzleşti.

Binlerce insan, kurum, şirket, STK ve isimlerini hala bulamadığımız adresler yıllarca dinlenmiş, takip edilmiş. Devlet kurumundan, saygın isimlerden telekızlara varana kadar inanılmaz bir ağ inşa edilmiş. Şantaj listeleri oluşturulmuş. 17 Aralık darbesinin kesin gerçekleşeceğini düşünmüş olmalılar ki, dalga dalga hapislere doldurulacakların listeleri yapılmış.

Yeni Şafak isim listesini, belirleyebildiği adresleri tek tek yayınladı. İsimlerin ya da numaraların arasında kendi isimleri ya da numaraları olup olmadığını merak eden üç yüz bin kişi Yeni Şafak internet sitesindeki arama motorundan tespit yapmaya çalıştı.

Biz yayınladık, Türkiye ayağa kalktı. Listede isimleri olanlar mahkemelere koştu. Nasıl bir şebeke, nasıl bir çete, nasıl bir istihbarat ağı kurulduğu, bu ağın Türkiye'ye nasıl bir tuzak kurduğu, devlet içine yuvalanmış örgüt mensuplarının nasıl bir korku senaryosu yazdığı ortaya çıktı.

Yazının tamamı için tıklayın

 

Ali Bayramoğlu - Yeni Şafak

Demokrasinin önündeki risk

Yeni Şafak ve Star gazetelerinde yayınlanan binlerce kişilik dinleme listeleri dün İstanbul Başsavcısı tarafından doğrulandı.

Başsavcı Salihlioğlu şöyle diyordu:

'Yapılan ön incelemede herhangi bir silahlı terör eylemi ya da terör planlaması olmadığının görülmesine rağmen, 3 yıldan fazla bir süredir birçok kişi hakkında iletişimin denetlenmesi ve kayda alınması ile fiziki ve teknik takip kararları alındığı, bu kapsamda telefonların dinlendiği ve sinyal bilgilerinin değerlendirildiği, ortam dinlemesi ve fiziki takip yapıldığı anlaşılmıştır... Telefonları dinlenen ve kayıt altına alınan şahıs sayısı 2 bin 280 kişidir...'

Bugün gazetelerde yer alan, 'iyi ama MİT Yasası ne olacak', hükümet zamanında başkalarını dinlememiş miydi? Cemaat, AK Parti ortak değil miydi?' tarzı, sorunun etrafında dolaşan mırıldanmaları bir kenara bırakarak şunu söyleyelim.

Yazının tamamı için tıklayın


Hilal Kaplan  - Yeni Şafak

Her şey çook güzel olacak

Belki duymuşsunuzdur, 'symphorophilia' diye bir rahatsızlık var. Türkçeye nasıl tercüme edildiğini bulamadım. Trafik kazası veya yangın gibi felaketler karşısında haz alan kişilere deniyor.

17 Aralık'tan beri, belli periyotlarla sosyal medyada, camiaya yakın bazı gazetecilerin de bu rahatsızlıktan muzdarip olabileceğini sanıyorum. Zira olur olmaz yerde bir bakmışsınız yine hesaplarından 'Her şey çook güzel olacak' yazmışlar. Ertesi gün de genelde ya yeni bir operasyon olmuş ya da kaset çıkmış, ülke gündemi alt üst olmuş ve onlara göre 'çook güzel şeyler' olmuş.

Bu arada maksat memleketin selâmetinden çok kendini savaşçısı gördüğü cephenin kazanması olunca, döviz mi fırlamış, faizler mi artırılmış, yine vatandaşın cebinden ödenecek bir ekonomik dalgalanmaya mı yol açılmış, ülkenin prestiji mi sarsılmış, şantaj-montaj işleri etrafı mı kuşatmış, halk kesimlerinin birbirine duyduğu güven tarûmar mı olmuş, umrunuzda olmuyor. 'Yeter ki bir şeyler 'patlasın' da keyfimizi bulalım' şeklinde hayat devam ediyor. Üstelik bu ruh hali sandığımızdan daha da yaygın.

Yazının tamamı için tıklayın

 

Tamer Korkmaz - Yeni Şafak

Paralel Telekulak

Big Brother kimmiş, ayan beyan ortada! Olsun, radikali madikali gözlerini faltaşı gibi kapatsınlar, kulaklarını da iyice tıkasınlar!

İtina ile Paralel Telekulak'ı yok saysınlar!

*

Paralellerin bir kumpası daha deşifre oldu...

2011'den itibaren üç yıl boyunca...

'Selam' adlı hayali bir terör örgütü üzerinden binlerce kişinin dinlendiği ortaya çıktı.

İstanbul Cumhuriyet Başşavcısı Hadi Salihoğlu telefonları dinlenen kişilerin sayısının 2280 olduğunu açıkladı ve bu sayının artacağının değerlendirildiğine dikkat çekti.

Paralel telekulakın yedi bin kişiyi dinlediği dile getirilse de, toplam dinleme sayısının bunun en az üç katı olduğuna dair iddialar var.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı, terör eylemi ve planlaması olmadığının görülmesine rağmen üç yıldır dinleme yapıldığını...

Yazının tamamı için tıklayın

 

Özlem Albayrak - Yeni Şafak

Neo cemaatten nekro cemaate

Sonuç: İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan açıklamaya göre, her şey gerçek. Herhangi bir silahlı terör eylemi ya da terör planlaması olmadığı anlaşılmasına rağmen 3 yıldan fazla bir süre, 2 bin 280 kişi dinlenmiş, mutat olduğu üzere bunlar Terörle Mücadele Şubesi'ne bilgi verilmeden yapılmış. Ayrıca, dinlenen kişilerin soruşturma konusu ile ilgisi olmayan, özel hayat kapsamındaki görüşmeleri de dosyaya dahil edilmiş.

7 bin, inanılması gerçekten güç bir rakamdı, resmi ağızdan açıklanan 2 bin 280 de en az ilki kadar inanılmaz...

'Sadece 60 kişi dinlendi' diye açıklama yapan savcıyla, başsavcılığın verdiği rakam arasındaki çelişki ise, daha birkaç hafta önce başsavcılığın dosyayı kendisinden alması üzerine, gazetecilere bildiri dağıtacak kadar kendinden geçebilen savcıların bulunduğu bir ülkede hiç de şaşırtıcı değil elbette.

Yazının tamamı için tıklayın

 

Markar Eseyan - Yeni Şafak

İttifakın 'olağanüstü gündem' tuzağı

Bu haberlerin gündeme bomba gibi düştüğü günün akşam saatlerinde 'zamanlaması manidar' şekilde Başbakan Erdoğan ve oğlu Bilal Erdoğan'a ait olduğu iddia edilen ses kayıtları ortaya çıkıyor. Görüşmede, dinlendiklerini, hatta görüntülü olarak takip edildiklerini ifade eden Başbakan ve oğlu, evlerindeki kamyonlarca parayı tahliye etmek için telefonda sakin sakin konuşuyorlar. 'İtirafname' gibi bu diyalogları dinlendiğini bildikleri telefonda 17 Aralık operasyonu günü gerçekleştiriyorlar. Başbakanlık anında açıklama yapıyor ve iddiaların gerçekdışı ve montaj ürünü olduğunu açıklıyor. Sızdırmanın gündemi değiştirme amaçlı olduğu çok açık.

Geçelim...

Başbakan Erdoğan, aday listesini süre aşımından sonra teslim eden CHP Sarıyer İl Teşkilatı'na seçimlere girme izni veren YSK hakkında 'Oradaki yapılanmayı biliyoruz' diyor. Dün de TÜBİTAK için 'Devletin kriptolu telefonlarını bile dinlemişler' diye açıklama yapıyor.

Yazının tamamı için tıklayın

 

Melih Aşık - Milliyet

Mazlumların ahı...

Başbakan Erdoğan, dün grupta son kasetle ilgili, “Alçakça, hayasızca, edepsizce montaj” dedi. Dediği doğru olabilir mi? Olabilir. Peki bantın montaj olup olmadığı nasıl anlaşılır? Kemal Kılıçdaroğlu’nun dediğini yaparsa... Yani, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’na (TİB) başvurup oğlu Bilal Erdoğan’la arasında geçtiği iddia edilen o konuşmaları yaptığı söylenen saatlerdeki resmi telefon kayıtlarını ister ve onları kamuoyuna açıklarsa...
AKP kaseti alelacele ABD’de inceletmiş. Montaj demişler. Çok olağan.
Bantı hazırlayanlar gereksiz buldukları bölümleri kesmiş olabilirler. O zaman montaj olur. Ama özü sahih mi değil mi? Sorun burada...Böyle bir bant ortaya çıkınca “montaj - dublaj” demekle suçlamalar sıfırlanmaz.
BDP lideri Demirtaş binlerce kişinin bu tür kanıtlarla hapse atıldığını söyleyip sordu:
“Montaj deyip kurtulmak kolay ise, niye bu kadar insan kurtulamıyor...”
Başbakan Erdoğan’a göre Deniz Baykal kaseti de paralel yapının marifetidir.
Baykal böyle iddialara nasıl yaklaşılması gerektiğini izah ediyor:
“Ortadaki komploların kimler tarafından, nasıl, ne şekilde, kimin talimatıyla, nerede hazırlandığını ortaya koyacak delilleri bekliyorum. Sayın Başbakan bu olaydan bu yana geçen sürede ne yazık ki bu konuda aydınlatıcı bir çalışma yapabilmiş değildir...”
Binlerce kişi böyle kaset oyunlarıyla AKP - Cemaat koalisyonu tarafından linç edildi.
Şimdi kasetlerin hedefine Başbakan oturtuldu.. Ne demişler? Alma mazlumun ahını...

Yazının tamamı için tıklayın

 

Serpil Çevikcan - Milliyet

Böcek 30 kişinin işi

Güvenlik bürokrasisinden Ankara kulislerine yansıyan son bilgilere göre, cihazlarla ve faillerle ilgili çalışmalar önemli sonuçları açığa çıkardı.
Buna göre, biri Başbakan’ın Subayevleri’ndeki evi, diğeri Başbakanlık Resmi Konutu olmak üzere iki ayrı yere aynı model iki cihaz yerleştirildi.
İleri teknik özelliklere sahip bu cihazlar, elektrik hattına bağlı bulundu ve böylece kesintisiz yayın yaptığı anlaşıldı. Yani söz konusu iki cihaz da hatta bağlı olduğu sürece devamlı olarak yayın yapabiliyordu. Cihazların sürekli hatta bağlı kalması ise, elektrik prizlerinin çıkartılıp, yerlerine cihazların bağlı olduğu prizlerin monte edilmesiyle sağlandı.

Aldığı sesleri, 200-300 metreye aktarma özelliğine sahip cihazlardan ilki 28 Aralık’ta Subayevleri’nde bulundu. İlk cihazın bulunduğu gün, Ankara’da MGK toplantısı yapılıyordu. Uzman ekipler, cihazı, teknik cihazlarla bulabildi.
İlk cihazın teknik cihazlarla uzun süre aranarak bulunmasının ardından ikinci cihazı bulmak zor olmadı. Ekipler, ilk cihazın bulunduğu yere bakarak, ikinci cihazı benzer bir yerde buldu.
İkincisinin Resmi Konut’ta bulunma tarihi ise 30 Aralık.
Saptamalardaki önemli bir ayrıntı, cihazların monte edildiği prizlerin yeri.
Prizler, her iki konutta da Başbakan Erdoğan’ın kullandığı kriptolu telefonların hemen altında bulundu.
Bu durum, karşı tarafın dinlenemediğini, ancak Erdoğan’ın en kritik görüşmeleri yaptığı bu telefonlardaki konuşmaların en yakın ve en net şekilde kaydedilebildiğini ortaya koydu. Aynı zamanda Erdoğan’ın, o odalarda yaptığı bütün konuşmaların da kayda alınabildiğini gösterdi ki buna ortam dinlemesi deniliyor.

Yazının tamamı için tıklayın

 

Mehveş Evin - Milliyet

Siyasetçilere açık çağrı

İster yargılansın, ister tehdit edilsin, ister itibarı karalansın... Bir insanın vicdanı rahatsa korkacak hiçbir şeyi yoktur! Hesap verebildiği sürece, gece başını yastığa koyduğunda rahat bir uykuya dalabilir. Bu üç kuruşluk dünyanın kralı, odur.
Ama hesap veremiyorsanız, arkanızda -veya kasanızda- milyonlar olsa dahi kimse sizi kurtaramaz. Hiçbir şey, o rahat ve huzurlu uykuya dalmanızı sağlayamaz...
Başbakan Tayyip Erdoğan ve oğlu Bilal’in konuşmaları olduğu iddia edilen tapelerle ilgili en çok tartışılan konu, gerçek olup olmadıkları. Bu noktada artık pek bir ehemmiyeti yok. Çünkü ok yaydan çıktı bir kere.
Erdoğan dün, tümüyle yalanlamadığı, “montaj” dediği kayıtları imal etmenin çok kolay olduğunu söylemekle yetindi. Ancak bu kadar ciddi iddialar-kayıtlar ortalıkta dolaşırken bir ülkenin başbakanı, konuyu “sürece” veya “yerel seçim sonrasına” havale etme lüksüne sahip değil.

Yazının tamamı için tıklayın

 

Mehmet Barlas - Sabah

"Milletten yüz bulamayanlar lobisi" kasetlere bel bağladı

Algı yönetimi mühendislerinin de toplum mühendisleri gibi başarısız olmaları galiba kaçınılmaz... 30 Mart yerel seçimlerine uzanan süreçte tanık olduğumuz ve Başbakan Erdoğan'ın deyişi ile "Vaiz lobisi" tarafından tezgâhlanan kaset komploları, Kemal Kılıçdaroğlu dışında pek kimseyi etkilemiyor.
Artık ne seçmen Ankara'daki saray oyunlarını uzaktan izleyen eski seçmen, ne de medya eskisi gibi aynı merkezden güdülen tek sesli koro görünümünde... Sosyal medya da, herkesin sesini duyurduğu gerçekten sosyal yapıda şimdi.
Kendilerini "Din"e adadıkları zannedilenlerin, gerçekte "Dinleme"ye meraklı olduklarını hemen herkes fark etti. Ama dinleme ile kalmayıp, dinlenenleri çarpıtarak kesip biçen ve montajlayan bu kadronun mumu da, artık her iftarda sönüyor.

Vaiz lobisi ve diğerleri 

Ülkelerine ve toplumlarına hizmet ettikleri için yaşarken cehennem azabına müstahak görülen Adnan Menderes ve Turgut Özal'ın çektikleri kamu belleğine kazınmışken, aynı kadere Tayyip Erdoğan'ın da mahkûm edilmesi mümkün olabilir miydi?
Vaiz lobisinin tetikçileri olan algı yönetimi mühendislerinin, artık rüyalara ve beddualara değil, yurt ve dünya gerçeklerine bakmalarının zamanı gelmiştir, geçmektedir. Seçmenden oy almayı başaramadıkları için türlü çeşitli darbelerle iktidara ortak olmayı yeğ tutan siyasetçilerin, mesleklerinin gereklerine uymalarının zamanıdır artık...
Başbakan Erdoğan'ın dünkü AK Parti grup toplantısında yaptığı konuşmada "28 Şubatçılar" hakkında söylediklerini ve mesela "Aynı yazarlar aynı yüzsüzlükle aynı edepsizlikle bir kez daha milli iradeyi aşağılamaya başladı" demesini, bunların muhatabı olanlar dikkatle değerlendirmelidirler.

Yazının tamamı için tıklayın

 

Engin Ardıç - Sabah

Kemalist küçük burjuva ayaklanmasıdır

Hükümete düşmanlık güdenlerin haziran ayından beri tekrarlamayı çok sevdikleri bir cümle var: "Gezi'den sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak!"
Bu slogan, faiz lobisinin ve İstanbul sermayesinin sözcülüğünü yapan bazı iktisatçıların kitaplarına altbaşlık bile oldu.
Aradan sekiz ay geçti, neyin eskisi gibi olmadığını ve bundan sonra da neyin olmayacağını merak ettim.
Hükümet yeni bir darbe girişiminin daha üstesinden geldi, demek ki herşey eskisi gibi...
Olmayacak da nasıl olmayacak? Örneğin her kafanız bozulduğunda ayaklanma mı çıkaracaksınız? HSYK tasarısı, Internet tasarısı, MİT tasarısı... Peki o zaman hani taşlarınız ve Molotov kokteylleriniz arslan parçaları?
Bir başka safsata, Taksim ayaklanmasını "tertemiz, pırıl pırıl çocukların başlattığı" ama sonradan yasadışı örgütlerin ona el koyduğu palavrasıdır.
Nitekim akıllı uslu sandığımız (ama işine gelince hükümete ordu sopasını sallamaktan da utanmayan) Murat Belge üstadımız, "Gezi'yi başlatan Kemalist muhalefet değildi, başlamış olaya sonradan katıldı" demiş...

Yazının tamamı için tıklayın

 

Sevilay Yükselir - Sabah

Hangisi daha makbul?

Başbakan Erdoğan'la oğlu Bilal arasında geçtiği iddia edilen telefon görüşmeleri internete düştüğü sıralarda canlı yayındaydım a haber'de. Tesadüf işte. Ya da İlahi adalet... Konuğum olan hukukçular Kezban Hatemi ve Fidel Okan'la bizim gündemimiz de dinlemelerdi. Dinlemeler konusunda Türkiye'nin geldiği noktayı tartışıyor ve CHP Lideri Kılıçdaroğlu'nun 3 yıl önce... Oda TV Davası'na ait telefon tapelerinin ortaya saçıldığı o dönemde Samanyolu TV'de yaptığı açıklamaları izliyorduk. Aynen şöyle demiş Kılıçdaroğlu: "Kim veriyor bu dinleme kayıtlarını? Bunlar gizli değil mi? Soruşturma gizli değil mi? Bunları veren savcının bu ülkede hesap vermemesi diye bir olay olabilir mi? Kim bu savcı? Hukukun üstünlüğüne inanıyorsak, soruşturma gizliyse, iddianame ortaya çıkmadan bu servisleri yapan kim? Bu nedir biliyor musunuz? CHP'ye karşı bir komplo kurmak istiyorlar!"

Yazının tamamı için tıklayın

 

Fehmi Koru - Star

Bu kadar çirkinliği gönlüm kaldırmıyor

Yazıları yazarken, sıra tarih atmaya geldiğinde, yılı belirten kısımda elim kendiliğinden ‘5’ rakamına gidiyor; her seferinde önce 2015 yazıp sonra onu 2014 olarak düzeltiyorum...

Daha yeni başlamış bu yılın bir an önce bitmesini isteyenlerdenim.

Sebebi basit: Çok yoğun ve pek üzücü geçiyor bu yıl... Önceki gün, iki savcının istediği, bir mahkemenin verdiği izinle binlerce kişinin telefon görüşmelerinin dinlenip kaydedildiğini öğrenerek güne başladık; günü, Başbakan Tayyip Erdoğan ile oğluna ait olduğu söylenen ve eve istif edilmiş paraları nereye saklayacaklarını konuşan sesleri YouTube’ta dinleyerek tamamladık...

İkisinin de yalan, yanlış, uydurulmuş olmasını arzu ederek...

‘Komplo’ sözcüğüyle ifade edilebilen girişimlerin ‘inanmayı kolaylaştırıcı’ yönleri vardır; inandırmak üzere kurgulanırlar çünkü... Belgeyse, kâğıdından zarfına ve içinde yazılanlara kadar her şeyi ‘’Ben sahteyim’’ diye bağırmaz; bir ses kaydıysa, dinlerken seslerden hareketle ‘’Bu çakma’’ diyemezsiniz...

Cep telefonlarını dinleme kararı verdiği ismen belirtilen savcıların ‘’Hayır böyle bir şey yok’’ demesi, ne yalan söyleyeyim, beni rahatlatmıştı; tâ ki, yeni başsavcının ‘’Maalesef doğru, 2248 kişi gerekmediği halde dinlenmiş’’ açıklamasına kadar...

Hükümetin derhal yaptığı ‘’Sahte’’ açıklaması, Başbakan Erdoğan’ın partisi grubunda ‘’Baştan ayağa sahte’’ demesi, ardından ABD’de görüşlerine başvurulan uzman kuruluşun ilk raporunun dinlediğimizin ‘montaj ürünü’ olduğu kanaatini desteklemesi rahatlatıcı...

Yazının tamamı için tıklayın

 

Mustafa Kartoğlu - Star

81 ilden paralel dinleme listeleri çıkarsa şaşırmayın

İçişleri Bakanı Efkan Ala, Mersin’i kastederek “Bir ilde valiyi, parti teşkilatlarını, yerel medyayı, iş adamlarını, kentin önde gelen tüm isimlerini dinlemişler” açıklaması aslında ‘paralel telekulak’ın işaret fişeğiydi.

Önceki gün STAR’da yayınlanan ve dün bizzat İstanbul Başsavcısı’nın doğruladığı tarihin en büyük dinleme skandalının boyutu sadece İstanbul’la sınırlı değil. Bayramların klişesi gibi; “Yurdun dört bir yanında, yavru vatan KKTC’de ve dış temsilciliklerde” diyebileceğimiz kadar geniş ve kapsamlı...

Telekulak skandalını ‘tarihi’ yapan sadece boyutu değil, ‘sistematik’ oluşu.

- Önce illerde ‘ekip’ yapılanması tamamlanıyor;

- Ardından ekibin savcısı harekete geçiyor ve görev alanıyla ilgili olsun olmasın kentin bürokrasisi ve ileri gelenleri hakkında dinleme kararı alınıyor;

- Karar ‘hakim’e onaylattırılıyor. Bunun için ‘imzasız ihbar mektubu’ ve ‘kuvvetli suç şüphesi’ yeterli oluyor.

- Hedef kişilerin cep, ev, iş telefonları, santralleri dinleniyor; bulunduğu yerler ‘böcek’le veya uzaktan dinleniyor. Onlarla konuşan herkesin kayıtları tutuluyor; önemli bir kişiyse onun telefonu da listeye ekleniyor.

‘Yasal’ olarak fiziki takip yapılıyor, görüntüler, fotoğraflar çekiliyor.

Bitti mi, hayır...

Yazının tamamı için tıklayın

 

Mustafa Akyol - Star

Bin musibet, bir nasihat

Türkiye çok akıl almaz bir dönemden geçiyor. Normal ülkelerde on-onbeş yılda bir yaşanan, istisnai olaylar olarak tarihe geçen skandallar, bizim anormal ülkemizde neredeyse her gün patlak veriyor.

Pazartesi günkü Star’ın manşetten verdiği “Telekulak skandalı” bunun bir örneği. Eğer gerçekten de binlerce kişi düzmece bir “terör örgütü” kılıfı altında yıllarca dinlendiyse, zaten çoktan bir “Muhaberat Devleti” olmuşuz demektir. Bu dinlemeleri kimin yaptığı, kimin onayladığı, sonra hangi amaçla kullandığı veya kullanmayı planladığı mutlaka açığa çıkarılmalıdır.

Pazartesi gecesi interneteservis edilen ve gündeme atom bombası gibi düşen, hükümetin “montaj” olduğunu açıkladığı ses kaydı, daha da vahimdir. Nasıl yorumlanırsa yorumlansın, her halikarda çok vahimdir.

Bu vehametlerin vebalinin kimin üzerinde olduğu sorusuna verilen cevap ise herkesin siyasi cenahına, meşrebine, mahallesine göre değişiyor. Ancak, meseleyi bir kaç adım geri çekilip değerlendirmek, birbiriyle kavga eden grupları kavga ettiren “sistemiksorun”u görmek de mümkün.

Yazının tamamı için tıklayın

 

Elif Çakır - Star

Nasıl derler Pensilvanya’da ‘Game Over’ Hocaefendi!

Hey sen oradaki, Pensilvanya eyaletinde Pocono Dağı eteklerinde yer alan malikânesinde yaşamını sürdüren ve kendisini ölümsüz zanneden fani!

Sana sesleniyorum...

Pazartesi günü Star ve Yeni Şafak gazetesinin ‘Paralel örgüt 7 bin kişiyi dinledi’, ‘Derin kulak Pensilvanya’ manşetlerini okuyunca ne hissettin?

a) Yakalanmışlık hissi...

b) Panik...

c) Eyvah artık bizim için yolun sonu göründü duygusu...

d) Hiçbiri, rezilliğe devam... 

Nasıl bir ruh haline büründüğünü bilmiyorum Hocaefendi ve işin doğrusu merak da etmiyorum...

Ancak bildiğim birkaç şeyi söylemeden önce sizin çocuklardan haber vereyim sana...

Yazının tamamı için tıklayın

 

Hakan Albayrak - Star

Onlar artık RESMEN hain

Kimimiz siyasetçi, kimimiz akademisyen, kimimiz gazeteci, kimimiz yazar, kimimiz sivil toplum temsilcisi, kimimiz işadamı, kimimiz sanatçı... binlerce terörist bir araya gelip, Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde bir örgüt kurmuşuz, iyi mi?

Kendileri gibi düşünmeyen kim varsa “Selam Terör Örgütü” başlığı altında fişleyip takibe almışlar.

Belki ileride davadan döner diye kendileri gibi düşünenleri bile takibe almışlar, açıklarını bulup koz olarak saklamak için.

Yedi bin kişinin telefonlarını dinlemişler.

Benim üç telefonumu dinlemişler.

Zindana tıkmak istiyorlarmış bizi.

Telefon konuşmalarımızı eğip-büküp terör delili gibi kullanmaya yeltenmişler.

‘Hapse tıkamadıklarımızı da çamur atıp iz bırakmak suretiyle itibarsızlaştırırız’ demişler.

Kimler mi?

Yıllardır hoşgörü, sevgi, dostluk, kardeşlik, barış deyip duranlar.

Şimdilerde diktatörlükten, otoriterlikten, baskı düzeninden vs, vs, vs, dem vuranlar.

Ahlak abidesi, demokrasi şampiyonu filan geçinenler.

Yazının tamamı için tıklayın

 

Güngör Mengi - Vatan

Seçim daha çok kirletir

Türkiye birkaç yıldan beri “kuvvetler ayrılığı” ilkesinin vazgeçilemez değerinin ispatlandığı bir laboratuvarda yaşıyor.

Yanlışı bizim görmemiz yetmez. Yolundan çıkan treni rayına oturtmak, reddi imkânsız bir sorumluluktur.

Bunu hükümet yapacak.

Dün sabah Türkiye bir şokla uyandı.

Başbakan ile oğlu arasında geçtiği iddia edilen bir telefon konuşmasının ses kaydı internete konuldu.

Kayıt, eldeki büyük paranın ne şekilde ortadan kaldırılacağı talimatını taşıyor.

Son söz yargının

Başbakan “ahlâksızca bir montaj ürünü” diye tepki gösterdi.

Muhalefet hükümeti istifaya çağırdı.

CHP lideri Kılıçdaroğlu kaydın montaj olmadığını, “Ağrı Dağı kadar gerçek” olduğunu savundu.

BDP montaj savunmasını kimsenin ciddiye almayacağını söyledi.

Rejimi temiz tutan şey, sistemin şeffaf, yani denetlenebilir olmasıdır.

Başbakan Erdoğan’ın yaptığı yanlış yönetimin ve yönetenlerin güvencesi olan bu özellikleri yaşatmaması, bütün oyunu “tek adam” rejimi üstüne kurması olmuştur.

Yazının tamamı için tıklayın

 

Ruşen Çakır - Vatan

Beş soruda cemaat-hükümet savaşında durum

1) Başbakan Erdoğan ile oğlu Bilal Erdoğan arasında geçtiği söylenen telefon konuşmaları gerçek mi, yoksa montaj mı?

Her vatandaşın bu konuda kişisel değerlendirmeleri olması doğal ancak kayıtların gerçek ya da kurmaca olduğunun kararını ancak, konunun uzmanlarının da fikrini alacak olan bağımsız mahkemeler verebilir ki ülkemizde yargı bağımsızlığı başlı başına bir sorun olduğu için bağlayıcı ve herkesin riayet edeceği bir kararın oluşmasını beklemek hayal olur.

Bununla birlikte bu kayıtları dolaşıma sokan ve muhtemelen Fethullah Gülen cemaatiyle irtibatlı kişilerin yeni kayıtları (ki görüntülü olanlar da gelebilir) devreye sokmaları hâlinde durum daha da netleşebilir.

Öte yandan Bilal Erdoğan’ın 25 Aralık soruşturmasının zanlılarından olduğunu ve bir süredir teknik takip altında bulunduğunu; 17 ve özellikle 25 Aralık soruşturmalarının hedefinde aile fertleri, yakın arkadaşları ve bakanları üzerinden bizzat Başbakan Erdoğan’ın olduğunu akılda tutmak gerekir. Yani önceki akşam internete düşen kayıtlar, ister sahici, ister sahte olsun, 17-25 Aralık sürecinin doğal bir uzantısıdır.

Yazının tamamı için tıklayın

 

Nilay Örnek - Vatan

Ya o Başbakan'ın eşi olsaydınız?

Bir sabah uyandınız; Facebook’tan Twitter’a pek çok sosyal medya aracında ‘hızla’ bir Youtube videosu dolaşıyor… İngiltere Prensesi kaçırılmış; elleri bağlı, gözleri yaşlı, kendisini alıkoyanın mesajını okuyor. Söylediği özetle şu, “Eğer İngiltere Başkanı istenilen saatte, ‘canlı yayında’ bir domuz ile cinsel ilişkiye girmezse İngiltere’nin çok sevilen, genç ve güzel prensesi öldürülecek! Eğer bir hile, oyun olursa yine öldürülecek.”

Herkes bilgisayarları başına kilitlenmiş; haber kanalları bunu haber yapıp yapmamayı tartışırken; CNN gibi ‘Amerikan’ kanalları haberi veriyor ve ardından başka bir şey konuşulmaz oluyor: 

İngiltere Başbakanı bir domuzla birlikte olacak mı?
Siz Başbakan olsanız ne yapardınız? Nasıl bir çıkış yolu arardınız?
Ya Başbakan’ın eşi olsanız? Ya da onun ekibinden biri?
Halk önce, kamuoyu yoklamalarında “Olur mu öyle şey? Başbakan böyle bir şey yapmazsa da hakkı var” diye görüş bildiriyor. 
Bu arada Başbakan’ın çalışanları, kaçıranı ararken devreye ‘yedek bir plan’ sokmaya kalkınca iş seyir değiştiriyor. Kamuoyunda “Başbakan domuzla bir araya gelmeli” görüşü ağırlık kazanıyor... 
Yine soruyorum; siz olsanız ne yaparsınız? Yanıtı zor bir soru. 
Zaten ilk sezon, ilk bölümüne böyle bir giriş yapan ‘Black Mirror’ da (Kara Ayna) çok sıradan bir dizi değil.

Yazının tamamı için tıklayın

 

Müge İplikçi - Vatan

Babalar ve oğulları

Gündemimize son düşenleri gün yüzüyle düşünmeye başladığımda o şarkı kulaklarımda çınlıyor: ‘Nedir bu gördüğüm rüya olsa!’

Rüyaların piri Freud, bu yaşadıklarımızın bilinçaltımızdan gündelik yaşama nasıl yansıdığı konusunda ne derdi bilemiyorum. Ancak ‘Ben ne siyasetçiyim ne de hukukçuyum. Her baba-oğula karışamam kardeşim ama ne olursunuz erkek egemen bir toplum olarak artık şu Oidipus kompleksi ile net bir biçimde yüzleşin’ dediğini duyar gibi oluyorum.

Kısaca hatırlayalım: Freud’un Oidipus Kompleksi’nde çocuk babasını rakip görür, babasına düşmanlık besler ve onu öldürmek ister. Başka bir deyişle çocuğun büyüyebilmesi için babasının gölgesini o ya da bu şekilde aşması gerekir. Gerekir de bu hiç de kolay bir adım değildir. Çocuğun bu uğurda yenilip gitmesi, savrulması ve muhtemelen ilk etapta kaybetmesi söz konusudur. Babasının gölgesini aşarak kendini bulmaya çalışan oğlanın hikâyesi zaman zaman büyük bir trajediyle sonlanır. Ancak şunu biliriz: Er ya da geç kahraman kendi özbenliğiyle buluşacaktır. Büyük edebiyat yapıtları bu döngüyü bol bol kullanmıştır.

Yazının tamamı için tıklayın

 

Sanem Altan - Vatan

Kasetler ve sesler…

Seslerin maceraları var…

Bazı ülkelerde bu maceralar, sanatla, aşkla, mutlukla, mutsuzlukla, ölümle, ölümsüzlükle ilgili oluyor…

Bazı ülkelerde de bizim gibi “kasetlerde” dolaşan sesler sadece kirlilik ve utanç getiriyor.

Geçtiğimiz cumartesi akşamı İtalyan tenor Bocelli’yi dinlerken aklımdan ucunu tutamayacağım kadar fazla şey geçiyordu…

Sesler ve hayatlar…

12 yaşında futbol oynarken kaza geçirip iki gözünü de kaybeden Bocelli, sahnede mikrofonla mesafesini anlayabilmek için öne doğru eğilip burnunu mikrofona çarptıkça onu eğlendiren bir şey oluyormuş gibi sessizce gülümsüyor, ona baktığımızı bildiği için de o gülümseyişine bir mahcubiyet karışıyordu.

Küçücük anlardı bunlar, belki de çok az kişinin farkettiği.

Ama ben burnunu mikrofona çarptıkça öyle gülümseyebilen bir adamın acılarını merak ederek başladım onu dinlemeye.

Yazının tamamı için tıklayın

 

Cengiz Çandar - Radikal

Bitiş...

Gerçekten demokratik bir ülkede yaşıyor olsaydık, Tayyip Erdoğan’ın 24 Şubat gecesi oğlu Bilal ile arasında cereyan eden 17 ve 18 Aralık (2013) tarihli telefon konuşmalarının tapelerinin yayımlanmasından sonra dün itibariyle istifa etmesi gerekirdi.

Öyle olmadığımız için, Tayyip Erdoğan iktidara asılmış durumda ve daha da kuvvetli asılacağa benziyor. 24 Şubat gecesinden sonra daha da kuvvetle asılmaya mecbur. Zira, bu noktadan sonra iktidardan parmaklarını gevşettiği noktadan itibaren, gerçekten de 'Yüce Divan' ihtimali beliriyor. Yaşadığımız ülke şayet, Baas’ın Irak’ı, Suriye’si gibi –Tayyip Erdoğan’ın dönüştürmeye çalıştığı türden- olsaydı, zaten bu tartışmaları yaşamıyor olurduk. İktidarın ve iktidar sahiplerinin tüm keyfi tasarruflarının üzeri örtülür, örtüyü açmak isteyenler de amansızca ve acımasızca –Tayyip Erdoğan’ın yapmayı arzuladığı şekilde- bastırılırdı.

Türkiye tam öyle değil. İşte 'demokratik bir ülke, açık toplum' ile bağdaşmayan yeni internet yasasına rağmen, sosyal medya olanca canlılığıyla o yasayı şu anda 'kadük' hale getiriverdi. Tayyip Erdoğan-Bilal Erdoğan arasında 17-18 Aralık tarihlerinde gerçekleşen telefon görüşmelerini 'YouTube'dan dinleyenlerin sayısı tapelerin dolaşıma girmesinin üzerinden 24 saat geçmeden 2 milyona ulaşmıştı. Tayyip Erdoğan, kendi medyasını oluşturalı ve geri kalanın önemli bölümünü korkutalı ve sindireli beri, Türkiye’de bir demokratik ülkede olması gereken türden 'özgür medya'dan söz etmek imkânsız. İktidar medyası ve merkez medya, dün elbirliğiyle 'Tayyip ErdoğanBilal Erdoğan tapeleri'ne sansür uyguladı. Ana muhalefet liderinin TBMM’deki konuşmasına bile bu sansürü yaydı ama söz konusu tapeler tüm dünya medyasında yer bulduğu gibi, işte Türkiye’de en az 2 milyon kişi, 'YouTube Türkiye rekoru'nu kırarak, kısa süre içinde bunları izledi ve dinledi.

Yazının tamamı için tıklayın

 

Eyüp Can - Radikal

İki büyük skandal

Biliyorum medya ve kamuoyu her zamanki gibi yine ikiye bölünecek. Fakat bu kez her ikisi de birbirinden sarsıcı iki skandalla karşı karşıyayız. Eğer Başbakan ve oğluna ait olduğu iddia edilen ses kayıtları gerçekse bu, hükümetin çökmesi demek; değilse -ister adına ‘paralel yapı’ deyin isterseniz ‘telekulak çetesi’ fark etmez- bu da onların çökmesi demek. Soyut suçlamalara, komplolara, insanların zekâsıyla alay eden açıklamalara artık vatandaşın karnı tok. BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın dediği gibi: "Bu ses kayıtlarının gerçekliğini ortaya çıkarmak 20 dakikanızı alır. İster TÜBİTAK’a ister Amerika’da bağımsız bir kurula gidin yeter." Çünkü iddialar hem dehşet hem de somut. Tek taraflı kara propagandaya da komplekse de gerek yok. Gelin iktidar-muhalefet her iki skandalın üzerine beraber gidelim… Birini görüp diğerine gözümüzü kapatmayalım. Devekuşu gibi kafamızı kuma sokmayalım. Her ikisinden de gerçekse hesap soralım.Yalan ve iftiraysa her ikisi için de iftirayı atanların yakasına yapışalım. "Güneş balçıkla sıvanmaz." Hiç değilse bu kez çapaksız, balçıksız iki gözümüzü de açalım.

Yazının tamamı için tıklayın

 

Ömer Şahin - Radikal

AK Parti'de yüzler gergin CHP'de gülüyor

Başbakan Erdoğan'a grup toplantısında gençlik kolları büyük destek verdi ama milletvekilleri bir hayli gergin görünüyordu. CHP ise adeta ölü toprağını atmış gibi. Siyasi tarihin en uzun gecelerinden biri önceki akşam yaşandı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile oğlu Bilal Erdoğan’ın konuşmaları olduğu öne sürülen ‘tape’ler deprem etkisi yaptı. CHP ve MHP yönetimleri toplandı, hükümeti istifaya çağırdı. Başbakan Erdoğan da MİT Müsteşarı ve kurmaylarını toplayarak “Tapeler ahlaksız, montaj” dedi. Malum, salı günü (dün) gruplar toplanıyor, haftalık mesajlar veriliyor.

Meclis, dün de son dönemin en kritik günlerinden birini yaşadı. Tapelerin gölgesinde başladı gruplar. Bütün gözler Başbakan Erdoğan’ın üzerindeydi. Vereceği mesajlar, hatta jest ve mimikleri bile merakla beklendi. Erdoğan’ın bir saat gecikmeli gelişi heyecan dozajını artırdı. Bu sırada sayısız spekülasyon yankılandı. Meclis’in çatısı altında. Erdoğan’ı normalden daha coşkulu bir kitle karşıladı. Gençlik kolları ağırlıklı misafirler locaları doldurmuştu. Sürekli slogan attılar. Şair Nurullah Genç’in şiirinden uyarladıkları, “Tasalanma yiğidim, zaman bizden yana, millet bizden yana…” dizesini toplu halde bağırarak okudular. Tribünde, partinin seçim şarkısı ‘Dombra’yı bile söylediler.

Yazının tamamı için tıklayın

 

Deniz Zeyrek - Radikal

Birçok ilde dinleme yapılmış...

Türkiye, internete düşen ses kayıtları ve dinleme listelerinin şokunu yaşarken, Ankara'da kayıtların ve dinlenen vatandaş listelerinin çok daha fazla olduğu endişesi hâkim. Türkiye, internete düşen ses kayıtları ve dinleme listelerinin şokunu yaşarken, Ankara’da kayıtların ve dinlenen vatandaş listelerinin çok daha fazla olduğu endişesi hâkim. Her ilden, o ilin valisi, askeri ve sivil yöneticileri ile ileri gelenleri hakkında dinleme yapıldığı bilgisinin ortaya çıkmasını bekleyen yetkililer, tape sızıntısının da devam etmesini bekliyor. Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu’nun yeni atadığı savcılar ise dosyaları devralmaya başladı. Bu çerçevede, süren soruşturmalarla ilgili dinleme kararları gözden geçiriliyor. Ankara kulislerinde, bu incelemelerin sonunda dinlemelerin münferit değil sistematik olduğu, bazı isimlerin yaşamadıkları illerde dinlendiğine dair bulgular elde edildiğine dikkat çekiliyor. Tapelerin dijital havuzlarda toplanması, söz konusu verilerin uluslararası iletişim hatları kullanılarak transfer edilmesi nedeniyle, başta Başbakan olmak üzere birçok kritik ismin konuşmalarının da yabancı istihbarat kuruluşlarının eline geçtiği değerlendirmesi de yapılıyor. Başbakan’ın kriptolu telefonu ile yaptığı görüşmelerin bir kısmı da dinlemelere takılmış. Erdoğan’ın Aydınlıkevler’deki ofisindeki dinleme cihazı da odadaki kriptolu telefonun çok yakınında bulunmuş. Kesintisiz yayın yapma kapasitesine sahip bir cihaz olan böcek, elektrik hattına doğrudan bağlı olduğu için de güç kaynağı sorunu yaşamamış. Cihazın 200-300 metre mesafeye yayın yapma kapasitesi olmasından dolayı, 300 metre çapında bir alanda yansıtıcı kullanıldığı tahmin ediliyor. Bu da dinleme operasyonunu yapanlarının sayısının 30-40 kişilik organize bir ekip olduğu yönünde bir görüşün benimsenmesine neden olmuş.

Yazının tamamı için tıklayın

 

Cüneyt Özdemir - Radikal

Kaset savaşlarının 5N1K'sı

Sanırım işin en acıklı yanı burası. Bu ses kayıtlarını yapanların tamamı devlet görevlisi. Sızdırılan ses kayıtları bize ne söylüyor? Bu kayıtlara toplu olarak baktığınızda nasıl bir telekulaklar ülkesinde yaşadığımızı görüyoruz. İster Türkiye’nin Başbakan'ı ister Türkiye’nin en büyük olduğu iddia edilen cemaatinin lideri Fethullah Gülen, isterse Metin Şentürk olun fark etmiyor, herkes herkesi dinliyor. Hem de öyle teker teker de değil, biner biner dinliyor. Öyle kısa bir dönem için de değil günlerce, aylarca, yıllarca konuşmalarınızı dinliyor ve saklıyor. Balıkçı Hasan da "Dinleniyor muyum" diye şüphelenmekte haklı, Başbakan da kriptolu telefonunda konuşurken "Bu telefon dinleniyor" derken haklı. Zira konuşmalar dinleniyor, dosyalanıyor ve uygun bir zaman için bekletiliyor. Bu dinlemeler konusunda göruyoruz ki kimsenin günahı kimseden az değil. Bireysel haklar, özgürlükler ruhuna hep beraber güçlü bir el- Fatiha okusak da bu günahlar arınılacak gibi gözükmüyor. Başbakan ve oğlunun ses kayıtları neden sızdırıldı? Bu soruya isterseniz başka bir soru ile cevap verelim. Siz bu ses kayıtlarının sızdırılmasına şaşırdınız mı? Bu kayıtlar zaten sızdırılacaktı. Zaten sızdırılmak için kaydedilmişti. Doğru soru olsa olsa "Neden şimdi sızdırıldı" olmalı. Zamanlama bu sefer manidar değil! Zira bir gün önce Star ve Yeni Şafak 7000 telefonun dinlendiğini iddia eden haberi yayımlayıp ‘algı savaşı’nda önemli bir cephe açmıştı. Dün akşam yayımlanan Erdoğan ile oğlu Bilal arasındaki görüşme gündemi tersyüz etti. Bir gün önce saldırıya hazırlanan hükümet, bu ses kaydının yayımlanmasından sonra savunmaya çekilmek zorunda kaldı. ‘Algı savaşı'nda satranç hamleleri devam ediyor.

Yazının tamamı için tıklayın

 

Murat Yetkin - Radikal

Erdoğan'sız Türkiye

Yerel seçime gidiyoruz. Erdoğan gitsin diyen muhalefetin yerle, yerelle, seçimle ilgili politikalarını pek göremiyoruz.

Bu kavga başlarken, 17 Aralık günlerinde Gülen cemaati-hükümet tartışmalarında bir laf geziyordu ortada, şöyle diyordu taraflar: Fitne var! Fitne yani yüksek ateş. Araplar kadim zamanda metalleri topraktan ayırma işlemine ve işlemi yapmak için kurulan ateşe bu ismi vermişler: Fitne. Ülkede fitne var lafında iki taraf da anlaşıyordu. Ülkede fitne varsa, ateş yüksek demektir. Hepimiz de o ateşteyiz demektir. Fitne ateşi, kaset kavgalarıyla sürüyor. Formül basit: Yok kaset, yap kaset. Cevap da basit: Yok kanun, yap kanun. Derinlikli, karmaşık, büyük bir toplum değil de siyasetle ilgisiz, yüzeysel ve zayıf, küçük bir toplumda üç beş saraylı entrikalar çevirir gibi.

‘Yer’sizleşen yerel seçim

Oysa, bir yandan da seçime gidiyoruz. Yerel seçim. Beldeler, kasabalar, kentler, idari düzen olarak da fizik yapı olarak da kararlı ve dönüşsüz biçimde dönüştürülüyorken. Tam yerel seçimlik meseleler. Sulukule’nin kadim ahalisi Romanların mülklerine mevzuat-idari yetki katakullileriyle el konulduğundan bu yana sayısız kanun, yönetmelik ve idari kararla sürüyor 'kentsel dönüşüm'ler. Yerel seçime giderken onu konuşan var mı? Daha geçen yaz, kentin ortasında, Taksim Meydanı’nda ağaçları kesip yerine kışla ihya etme kararına itirazla altüst olmadı mı ortalık? Kan, gözyaşı, tazyikli su, gaz, plastik-gerçek mermiler eşliğinde kimine rüya, kimine karabasan gibi günler geçmedi sanki… Sanki onlar başka bir ülkede oldu da şimdi yerel seçime giderken herhangi bir 'yer'le ilgili bir politik söylem, program, plan filan görmüyoruz, duymuyoruz. Varsa yoksa kasetler. Bir hukuk oluşuyor “Kasetler önemli ama çünkü yolsuzluklarla ilgili" deniliyor. Öyle de iktidarı, daha doğrusu onun başındaki kişiyi 'devirecek yolsuzluklar' dışındaki yolsuzluklarla kimsenin ilgisi yok gibi. Korkarım bu fitnede asıl 'yok' olan 'siyaset', alanla, mekânla, insanla ilgili siyaset. Her operasyon, kaset dalgası bir yasayla karşılanıyor malum. Gelinen yer: Hükümeti sevmeyenleri çok mutlu eden bir diskotek oluştu, hükümet de her kıpırtıya yeni mevzuat düzenlemeleriyle yanıt verdi. Kaset fırtınası geçse de geçmese de elde kalacaklar vahim. İnternet yasasıyla mevcut kısıtlı fikir özgürlüğü, internet mecrası itibariyle tamamen bir yargısız infaz alanı haline getirildi. TİB, MİT’in yavru kuruluşu olarak parmakla klavye arasına yerleşecek kadar donanımlı hale getirildi. Kimin lehine? Hükümette kim varsa onun. MİT var bir de. Kemal Göktaş ve Doç. Dr. Öznur Sevdiren’in ifade farkı ama ortak içerikli tanımlarıyla artık 'kendine has bir anayasa'sı var MİT’in ya da MİT yasası, 'paralel anayasa' olarak mevzuattaki müstesna yerini alıyor. Öznur Sevdiren’in dün Radikal’de çıkan değerlendirmesinden özetle: MİT kanunu, tüm kanunların dışında ve üstünde. Personeli, artık dokunulmazlığı en yüksek faaliyet grubundan, milletvekillerinden daha zırhlı. Kendisine has bir mahkemesi de var, kurumuna özel. Kimin lehine? Hükümette kim varsa onun.

Yazının tamamı için tıklayın

 

Cüneyt Arcayürek - Cumhuriyet

Bir Öyle Bir Böyle...

Skandallar iç içe. 
Kısacası on iki yıldır ülkeyi, dilediğini yapmayı halktan yetki aldığını söyleyerek pervasızca yöneten bir Başbakan’ın… … Bakanlar Kurulu’ndan sonra hükümet sözcüsüne açıklattığına göre:
7 bin kişiyi dinleten savcı ile dinleme izni veren hâkim bağımsız yargıya mensup oldukları için hükümetin bunları etkilemesi ve ne yaptıklarından haberdar olması mümkün değilmiş! 
Raftaki bu yalancı dolmayı kamuoyu önüne koyan sözcü Arınç’ın hükümetini savunmayı içeren bu sözlerine ancak yandaş saftirikler inanabilir. 
Türkiye’de bu iktidarın gerçekleri saptırma sanatındaki ustalığı bu kez de sahnede. Uçan sineğin kanat seslerinden bile bilgi sahibi olduğunu iddia eden bir hükümetin bu açıklamalarına inanacak mantık ve insaf sahibi tek bir birey bulamazsınız.
Bu nasıl bir ikiyüzlülüktür yarabbi; bir değil beş on kez açıkladığı sözde gerçekleri, bir süre sonra halkın gözünün içine bakarak yalanlayan böyle bir iktidar ve liderini dünyanın beş kıtasında arasanız bulamazsınız.

***

Şimdi ne diyor? 
2011’den beri Tevfik İslam diye tanımlanan, var mı yok mu fazla bilinmeyen bir terör örgütüyle ilgili, tabii yine imzasız bir ihbar üzerine savcının 7 bin kişiyi, üstelik mahkeme kararı ile dinlettiğinden her yerde gözü ve kulağı olan bu hükümetin haberi yokmuş... 
Şimdi kıyameti koparıyor. 
Ama fırsat bu fırsat 17 Aralık’tan beri üstünü örtmeye azmettiği ne kadar yolsuzluk ve rüşvet olayları varsa bunları paralel yapıya (Gülen cemaatine) yüklemeye…
... Ve hükümete sıçralayan mangırsal rüşvet iddialarının uydurma olduğunu bu son vesile ile kanıtlamaya hevesli iki iktidar borazanı yandaş gazete Başbakan’ın paralel yapıyla ilgili iddialarını desteklemek görevini bir kez daha üstlenmiş görünüyorlar ve...
... Önceki gün yapılan açıklamalar dikkate alındığında 7 bin kişiyi dinlemeyi içeren bombanın kimin kucağında patlayacağını kestirmek olanaksız.

Yazının tamamı için tıklayın

 

Hikmet Çetinkaya - Cumhuriyet

Devletin İçinde Savaş!..


Her şey ortaya döküldü, ses kayıtları, görüntüler... 
Bu olay nedir? 
Tam 40 yıllık bir örgütlenmenin artık devlet içinde ne denli güçlü olduğunungöstergesidir. 
Bunun üzerini örtmeye gerek yok! 
Dokunursan yanarsın
Doğrusu bu işte! 
Dokundular ve yandılar!
Ortaklık bozulunca her şey ortaya saçıldı, Başbakan Erdoğan’ın, oğlu BilalErdoğan’la yaptığı iddia edilen telefon görüşmesi bomba gibi gündeme düştü. 
Dolar yine yükseldi! 
Toplumu ayrıştırarak, rüşvet ve yolsuzluk savlarının üzerini örterek bir yere varılmıyor.
Bunun yakın siyasal tarihimizde örneklerinin ne denli çok olduğunu, üstününörtülmeye çalışılmasına karşın bir işe yaramadığını Ahmet Hakan’ın “Tarafsız Bölge”programında DYP, CHP, ANAP ve RP’li eski deneyimli bakanlar anlattı.

Yazının tamamı için tıklayın

 

Utku ÇAkırözer - Cumhuriyet

Son Düzlükte Sıra ‘Görüntülerde’ mi?

Siyasi partiler 30 Mart seçimleri öncesinde belki de TBMM’deki son grupkonuşmalarını dün yaptılar. Grup konuşmalarına damgasını vuran olay, BaşbakanTayyip Erdoğan ile oğlu Bilal Erdoğan arasında 17 Aralık operasyonundan hemen sonra yapıldığı ileri sürülen telefon görüşmelerinin kayıtlarıydı.
CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu dinleme olduğu ileri sürülen ses kayıtlarını partisinin grup toplantısında dinletirken, BDP lideri Selahattin Demirtaş Meclis’te, MHP lideriDevlet Bahçeli de Bilecik’te Erdoğan’a bu kayıtlar nedeniyle çok ağır biçimdeyüklendiler. 
Başbakan ise bir taraftan ses kayıtlarını “alçakça montaj” olarak nitelendirirken, aynıkonuşma sırasında “Devletin kriptolu telefonlarını bile dinliyorlar” diyerek kendisavunmasını zayıflattı. Grup konuşması sonrasında sosyal medyadaki genel algı, o ses kayıtlarının gerçek olduğu ve kriptolu telefon üzerinden yapılmasına karşın dinlenmiş olduğu şeklindeydi.

Yazının tamamı için tıklayın

 

Emre Uslu - Taraf

O kayıtlar neden montaj olamaz

Başbakan Erdoğan’ın oğlu Bilal ile yaptığı konuşmalar internete düştü. Kayıtlarda Erdoğanların evlerinde saklı paraların polisten kaçırılması konuşuluyor.


Erdoğan bu kasetin montaj bir kaset olduğunu açıkladı.


Erdoğan’ın “montaj” argümanı inandırıcı mı?


Öncelikle ahlaki açıdan hiç bir inandırıcılığı yok. Zira Başbakan’ın son dönemde söylediği hiçbir şey doğru çıkmıyor. “Kabataş’ta başörtülü kadını dövdüler”, “Savcı 22 kez yurtdışına çıktı”, “Böcekçi polisler kaçtı”, “Camide içki içtiler” gibi birçok açıklama yaptı hiçbiri doğru çıkmadı. Bu kadar gerçeğe aykırı beyanda bulunan bir başbakan kimseyi inandıramaz.


Olgulara bakacak olursak: Bilal Erdoğan zaten yolsuzluk soruşturması kapsamında dinlenmiş. Bu kapsamda savcıya ifade de verdi. Eğer Bilal Erdoğan savcıya ifade verdiyse mutlaka Erdoğan ile ilgili ses kayıtları olmalı. Bu nedenle Bilal Erdoğan’ın böylesi bir dinlemesinin olması “hayatın olağan akışına” uygun görünüyor.

Yazının tamamı için tıklayın

 

Melih Altınok – Türkiye

Tekerrür eden tarih değil aptallığınız

 

Cumhuriyet’in ilk yıllarında “muhalefet ihtiyacı” Mustafa Kemal’in programını kendisinin yazdığı partileri, güvendiği arkadaşlarına kurdurmasıyla gideriliyordu.

Mustafa Kemal’in ardından da tablo değişmedi. CHP’nin tek parti dönemindeki ilk seçim de; muhalefete propaganda yasağı getirilmesi yetmiyormuş gibi, açık oy gizli sayım “ilkesine” göre yapıldı.

Yine olmamıştı. Bunca baskıya rağmen halk sandıktan “ötekileri” çıkarttı. CHP, akademi, basın ve öğrenci muhalefetinin ittifakı sonuç vermeyince “cuntaları” devreye girdi. Seçilmiş başbakanı, bakanları tutuklayıp idam ettiler. Halktaki huzursuzluğu ise, bugünkü youtube’un, twitter’ın muadili “iletişim araçları” yoluyla gidermeye çalıştılar.

İşte aşağıdaki bildiri, o günlerin arşivindendir. Sandıkla gönderemedikleri halkın sevgilisi başarılı bir başbakanı, Menderes’i ve bakanlarını asmadan önce itibarsızlaştırmak için yegane delillerinden biri…

Doğru, askerî vesayet ve “sivil” ilişkileri çetin cevizdi. Zira memleketin tapusunun da bizlerin velayetinin de kendilerinde olduğuna inanmışlardı. Devirdikçe de devirdiler. Ama bu halk da hiç yılmadı, hemen toparlandı ve inadına temsilcilerini iktidara taşıdı.

Yazının tamamı için tıklayın

 

Ahmet Sağırlı - Türkiye

Alo Süleyman ekibi saf mı değiştirdi? “Yaktın bizi Süleyman!”

Süleyman abimin ekibi sondan bir önceki bombayı patlattı. Ama ne kayıtlar.. Başbakan 17 Aralık günü oğlunu aramış, “Oğlum evdeki paraları taşı” demiş.

Demekle kalmamış ne kadar para olduğunu sormuş, oğlu da muhasebeci gibi döküm vermiş. Hem de telefonda. Hem de dinlendiği bilinen bir telefonda. Hem de “Baba bizi dinliyorlar” dediği bir telefonda..

Bu montaj bile değil. Üretilmiş bir kayıt. Bir tek işe yarar: AKP’nin bütün hesaplarını kamu vicdanında ibra etmeye yarar.

Bunu, hırsı aklını örtenler anlayamaz.

Bir de görevli olanlar anlamamış gibi yapar.

Sivaslı abi, eski bakan abi, “Ben dinledim şüphe yok o ses Başbakan’ın” dedi. Durdu durdu turnayı gözünden vurdu. Turnanın başında bir de demeç patlattı: Ben zaten yolsuzluk olduğu için partiden ayrıldım. (2007’de ayrılıyor, niye ayrıldığını 2014’te açıklıyor.)

Kemal Abi de yine kürsüde kayıt dinletti, tape okudu, yağdı gürledi.

Bahçeli, “İtibar edilecek bir kayıt değil”, deseydi geniş kitlelerden sempati toplardı. Daha sonra söyleyeceklerine itibar edilirdi.

Artık bu işler seçim  kampanyası olmaktan çıktı. Çok müptezel hale geldi. Bazı insanların her tarafından irin akıyor.

Yazının tamamı için tıklayın

Nazlı Ilıcak - Bugün

Sinmemek gerekir

Kaset bombası sosyal medyaya düşünce, birçok kişi arazi oldu. Ses çıkarmıyorlar; görüş beyan etmiyorlar. Oysa ilk günden itibaren insanlar tavırlarını belli edecek medeni cesareti sergilemeli. Kemal Kılıçdaroğlu'nun dediği gibi, medyanın topluma karşı sorumluluğu var.

27 Nisan e-muhtırasında da böyle olmuştu. Yaşar Büyükanıt'ın Genelkurmay internet sitesinde yayınlanan görüşleri ortaya çıkınca, medya büyük bir sessizliğe gömülmüştü.

İnsanların üzerine korku sinmiş. Dünyanın hiçbir yerinde, tabii özgür ülkelerden söz ediyorum, böyle bir kaset bombası sükût edilerek geçiştirilemez. "Montaj" diye üstü örtülemez. Maalesef Türkiye sindirilmiş insanlar topluluğu haline gelmiş. Ama yavaş yavaş sesler yükselecek, buna inanıyorum.

Yazının tamamı için tıklayın

 

Adem Yavuz Arslan - Bugün

Devlet gücüyle linç

'Büyük yalanlar söyleyip çok tekrar etmek' en bilinenkara propaganda taktiğidir.

Üstelik bir yalanı yeteri sıklıkla tekrarlarsan halk eninde sonunda inanır.Bu arada hata yaptığını da asla kabul etmezsin. Yazıya bu hatırlatmayla girdim çünkü 14 Kasım'dan bu yana iktidar eliyle yürütülen bir kara propagandayla karşı karşıyayız.

Yolsuzluk operasyonunun detayları ortaya döküldükçe de bu kampanyanın dozu, şiddeti artıyor.

Ankara'da PH uzmanı dar bir kadronun hazırladığı yalanlar, propaganda bültenleri önce gazetelere manşet oluyor, hükümetin Twitter timlerince yayılıyor ardından da Başbakan'ın konuşma metinlerine sokuluyor.

Devlet eliyle ve imkanlarıyla Cemaat linç ediliyor.

Aynı taktik telekulak iddialarında da uygulandı.

Yeni Şafak ve Star'ın ortak haberine göre 'Selam örgütü kapsamında 7 bin kişi dinlenmiş.'

Yazının tamamı için tıklayın