"Zamanın zamanla tamir edeceği bir son"

Günümüzün önde gelen Amerikan şairlerinden Susan Stewart Köz [Cinder, New and Selected Poems, (2017)] adlı seçme şiirler kitabından 160. Kilometre için şiirler seçti. Ahmet Güntan’ın çevirisiyle Türkçede ilk kez tanışacağımız Susan Stewart’ın şiirlerinden ikisini tadımlık olarak sunuyoruz.

21 Eylül 2021 12:53

 

 

 

 

 

 

 

Orman[1]

 

Şimdi uzanmalı ve ormanı hatırlamalısın,

çünkü orman kayboluyor—

hayır, aslında çoktan yok oldu

ve bu yüzden hatırladığın ayrıntılar

az çok bir hayat taşıyabilir.

 

Umduğun hayat değil ama bir hayat

—şimdi uzanmalı ve ormanı hatırlamalısın—

yine de, sen “ormanda” diyebilirsin ona,

hayır, aslında çoktan yok oldu,

başlangıç noktasına yakın bir yerden başlamak, o eşikten

 

Veya eşik yerine ilk fidandan, hatırladığın yerden

(umduğun hayat değil ama bir hayat)

sağlammış gibi, yerde, çünkü orası bir deniz,

yine de, sen “ormanda” diyebilirsin ona,

ki asla üstünde sürüklenemeyiz, oradaydık veya değildik,

 

Üstünde kayılan bir yüzeyi yok. Aynı zamanda hayatta bir boşluk

veya eşik yerine ilk fidandan, hatırladığın yerden

tabakalar zamanla katlandıkça, siyah toprak orası,

sağlammış gibi, yerde, çünkü orası bir deniz,

sol taraftan inen bir ışık, her zaman aynı parlaklıkta.

 

Önde ve arkada ormanın benekli kuşları ötüyor

üstünde kayılan bir yüzeyi yok. Aynı zamanda hayatta bir boşluk,

bir düzen kurulamayan yerde müzik olmadan ötüyorlar,

tabakalar zamanla katlandıkça, siyah toprak orası,

geniş bir ışık kartelasının gri hatlar arasında dilimlendiği yerde,

 

Havanın kuruyan küf dokunuşuna sahip olduğu yerde,

önde ve arkada ormanın benekli kuşları ötüyor:

mantar ve fisto kalıplı küflerden gelen güzel koku.

Bir düzen kurulamayan yerde müzik olmadan ötüyorlar,

tepedeki kuru yapraklardan bir şey düştüğü halde

 

Bizim buraya bir şey inmiyor.

Havanın kuruyan küf dokunuşuna sahip olduğu yerde,

(benim büyüdüğüm o yerde) orman kördüğüm olmuştu,

mantar ve fisto kalıplı küflerden gelen güzel koku,

böğürtlene dolaşık, iyi huylu ve içli çanak yaprak, eğreltiler

 

Ve beşparmakotunun bozulan kıvrımları, yalancı çilek, sumak—

bizim buraya bir şey inmiyor,

lekeli. Derenin üstünde salınan alt dallardan biri

benim büyüdüğüm o yerde, orman kördüğüm olmuştu

ve tam omuz genişliğinde bir mağara.

 

Girişi bir çeşit sınır olarak düşündüğümde—

ve beşparmakotunun bozulan kıvrımları, yalancı çilek, sumak—

ne yaptığımı anlayabilirsin. Bazen orada yürüdüğümüzü hayal ediyorum,

(…şekerciboyası, lekeli. Derenin üstünde salınan alt dallardan biri)

orman gibi bir şeye benzeyen yerde.

 

Ama belki de başka cinstir, toprağın yumuşak yeşil iğneciklerle

(girişi bir çeşit sınır olarak düşündüğümde)

örtülü olduğu yerde, orada çam eğreltilerinin hemen altında

ne yaptığımı anlayabilirsin. Bazen orada yürüdüğümüzü hayal ediyorum.

Ve hemen altında sivri kahverengi yapraklar uzanıyor,

 

Çirkinleştiren karanlık, sonra köklerin soğan biçiminde ışıması.

Ama belki de başka cinstir, toprağın yumuşak yeşil iğneciklerle,

tuhaf biçimde birbirine benzeyen ama aslında tekil, hemen altında

örtülü olduğu yerde çam eğreltilerinin.

Bir zamanlar ormanda kaybolmuştuk, tuhaf biçimde birbirine benzeyen ama aslında tekil,

ama gerçek şu ki, artık, orman bize yenildi bugün.

 

 

 

 

Köz

Maşa yapmak için ateşe ve alevden

korunmak için maşalara ihtiyacımız

vardı; kumaşı temizlemek

için küle ve kül lekesini silmek

için kumaşa ihtiyacımız

vardı; yolumuzu bulmak için

yıldızlara ihtiyacımız vardı, yıldızları

bulanıklaştıran ışığı yapmak için de;

bir sonu işaretlemek için ölüme

ihtiyacımız vardı, zamanın zamanla

tamir edeceği bir son.

Aşkın kucağına doğmak, sonuç olan—

aşkla yaratılmak, ihtiyaç olan.

Söyle bana, pejmürde şarkıcı,

köz tohumu nasıl taşır.

 

 

 

                                                      


[1] “Gün gelir orman deneyimini artık kimse hatırlamaz olur” diyen Ryszard Kapuściński’ye ithafen.