Şule Gürbüz bizim her şeyimiz!

Söz, bu kez Şule Gürbüz okurunda: Şule Gürbüz okuruyum ve biliyorum, normal bir okur, sevdiği saydığı yazar için yapılan eleştirilere yanıt vermez, kitabını okur, bilir ki zaman zaten hükmünü verecek. Yine de...

19 Mayıs 2016 13:58

Son yıllardaki en tuhaf kitap eleştiri yazısını okudum geçenlerde. Bu garip yazı, Ahmet Ergenç'e ait. Ergenç'in Şule Gürbüz'ün Öyle miymiş? kitabı hakkındaki rahatsız edici bir dille kaleme alınmış yazısını içim ezilerek, bir tür musibete, bulaşıcı bir hastalığa yakalanmış gibi okudum. Bu yazıda Ergenç'in sadece yazara değil de okuruna da saldırması üzerine elime kalem alıp bir isyan başlatmak gerektiğine karar verdim. Çünkü Ahmet Ergenç yalnız değil, kendisi yeni yeni edebiyat dünyasına yayılan ve giderek etlenip butlanan bir editör prototipi ve ona benzeyen editörlükten güç alan eleştiricilerin önde gelen ismi. (Bu benmerkezci ve "egoist" takım ayrı bir yazı konusu, işin içinde edebiyat dünyasının iktidar kavgası var. Konuyu dağıtmamak için editör, yayıncı ve gazetecilerin ortak iktidar mücadelesini bir başka zamana erteliyorum, onlar birbirlerini Ergenç'in Facebook sayfasındaki yorumlarda zaten pışpışlıyorlar, oysa bizim konumuz başka.)

Şule Gürbüz okuruyum ve biliyorum, normal bir okur, sevdiği saydığı yazar için yapılan eleştirilere yanıt vermez, kitabını okur, bilir ki zaman zaten hükmünü verecek. Yine de yapılan haksızlık karşısında susmak elimden gelmiyor. Okur, okurluğunu bilmeli elbette ama eleştiri yaptığını söyleyen biri, neyi eleştirdiğini, kimi eleştirdiğini bilmez mi? Bence Ahmet Ergenç neyi eleştirdiğini bilmiyor. Okuduğu metni kavramakta güçlük mü çekti, konuyu yanlış mı anladı, halisünasyon mu gördü bilemiyoruz, belli ki Öyle miymiş? okuru değil, hatta edebiyatın düşünceli hâlini garipsediğinden kendini başka bir yerde vaaz kürsüsünün dibinde bulmuş, ne var ki kürsüde kimse olmadığından oraya çıkıp buyurgan ve genellemeci bir dille önyargılarını hempalarına duyuruyor.

Öyle miymiş?, Şule Gürbüz, İletişim YayınlarıYazısına bakarak Şule Gürbüz hakkındaki bilgisinin son derece sığ olduğunu söylemek de mümkün. Elbette ortada bir put yok, Şule Gürbüz bir kitap yazdığında ortalık yıkılmıyor ama Ergenç'in kendi dünyasında putları yıkmak gibi niyeti varsa fikir sahibi olmadan önce bilgi sahibi olmalıydı.

Evvela okurdan yola çıkmış Ergenç, bence ilk vahim hatası bu, üstelik Şule Gürbüz okurunu bir tarikatın mensuplarına benzetiyor. Anlamıyorum, bütün okurlar bir midir? "Şule Gürbüz okurları da kendine kapalı, ortak bir hissiyatı paylaşan ama bu hissiyatın ne olduğunu birbirine dahi söyleyemeyen ya da söylemekten imtina eden küçük bir tarikat gibi." diye buyurmuş mesela, oysa biz 700 kadar okur bir internet sitesinde bir araya gelip hissiyatımızı rahatlıkla dile getiriyoruz. İsteyen grubumuza üye olabiliyor, tek şartımız Şule Gürbüz okuru olması. (Bu nedenle Ahmet Ergenç grubumuza katılmak istediğinde bir Şule Gürbüz okuru olamadığı için aramıza kabul etmedik. Grubumuz adı üzerinde, Şule Gürbüz okurlarının toplandığı bir grup, Şule Gürbüz okuru olmayanlar kendilerine Ahmet Ergenç'in liderliğinde ayrı bir grup kurabilirler elbette. Kendileri bilir.) Bir Şule Gürbüz okuru, ilgili konudaki yorumunda Ergenç'in olumsuz manada eleştirdiği "eli boş, mahzun ayrılma" durumunu "aslında tam da Şule Gürbüz okuyucuları olarak bizi ona bağlayan şey" olarak değerlendirdi, bu da okurun yazara fikren Ergenç'ten daha yakın durduğunu ve daha kavrayışlı ve daha olgun olduğunu gösteriyor bence.

Ayrıca Şule Gürbüz okurları olarak, sesimiz pek çıkmıyor diye bize ezilmek, hırpalanmak mı reva görülmelidir? Ergenç yazısının arkasından hızını alamayıp, Twitter üzerinde Şule Gürbüz okurlarını muhafızlara da benzetmiş.

Benim Şule Gürbüz ile ilgili yayımlanan yazılara ilişkin küçük testlerim var (övgü ya da yergi, bakışı hiç önemli değil, anlayışı önemli, değişmeyen sorularım vardır). Bu yazıda da öyle yaptım, ama daha ilk soruda Ahmet Ergenç çuvalladı. Kamyonla getirip yığdığı onca döküntünün içinde, eleştirdiği kitabın ana damarlarından biri olan "kara mizah" değerlendirmesi aradım mesela, yok.

İkinci sorum ise akışla ve kurguyla ilişkili. Ahmet Ergenç gibi yorumcuların kurgu meselesinde en büyük hataları Şule Gürbüz'ü diğer yazarlarla, eserlerini de diğer eserlerle karşılaştırıp bir yoruma varmaya çalışmaları. Edebiyatın temel değerleri ortak ama buzdağının tepesine bakıp hüküm vermeye girişenlerin bazen yanlış değerlendirmeleri oluyor.

Sahneye bir müzik grubu çıktığında ve eserlerini seslendirdiğinde vaaz mı vermektedir? Biz dinleyiciler/okurlar piyano veya çello çalan biri karşısında ne yapmalıyız? Bir tarikatın mensupları gibi birbirimize söyleyemediğimiz ortak hissiyatımızı nereye gizlemeliyiz?

Ergenç, Öyle miymiş?'in müzikle bağlantısını keşfedememiş.

Biz Şule Gürbüz okurları, laf kalabalığı yapılmayan, kavramların yerli yerinde kullanıldığı, kibirli olmayan, kendini, ne yazdığını bilen, okurla didişmeyen ve okuru aptal yerine koymayan kaliteli eleştiriler okumak istiyoruz.

Şule Gürbüz, bizim her şeyimiz, dünyamız, aklımız, fikrimiz, geleneklerimiz, kültürümüz, yaptıklarımız ve düşündüklerimize ilişkin bence ortaya esaslı bir eser koymuş ve sessizce tekrar çalışma masasına dönmüş. Her kitabı bir önceki kitabı aşmış, her yazdığı eserle bir merhale geçmiş olduğu halde, biz okurlar aynı gelişmeyi gösteremedik diye düşünüyorum. Eleştiriciler ise anlaşılan okurun da fersah fersah gerisine düşmüş, yayıncılık dünyasının hızına ayak uydurup, ince şeyleri anlamaya vakit ayıramamış ve okudukları kitabı değerlendiremeyen kafası karışık bireylere dönüşmüş.

Eleştirmenlerin, anlayışlı, düşünceli, ileri görüşlü olmaları, kendilerini geliştirmeleri hakkaniyetli, insaflı ve izan dolu yazılar yazmalarını beklemek biz okurların hakkıdır. Lakin hakkımızı bir yana bıraktık, hangi internet sitesini açsak, hangi kitap ekini, hangi edebiyat dergisinin kapağını kaldırsak, yazarın kim olduğunu bilmeden, diğer kitaplarını okumadan yazılan sığ yazılar sanki hafriyat kamyonuyla önümüze dökülüyor. Bu haksızlığa bir son verilsin dilerim.

Ortadaki tuhaf eleştiri zincirinin ilk halkası zaten külliyen bozuk, diğer yazılar da -bu yazı dahil- ilk halkayı eleştiren eleştiriler olduğundan ne yazık ki henüz Öyle miymiş? hakkında dört başı mamur bir inceleme okuyamadık.

Bir başka şehre giden insanın "efendim burası Beyoğlu'na benziyor, şurası da tıpkı Sirkeci" demesi gibi, bir başka yerde yalnız kalan insanın dünyanın öteki ucunda korkudan titreyerek kendine güvenini inşa etmeye çalışması gibi okuru da, yazarı da bir şeylere benzetip, başka bir şeye benzemez olan bir eser karşısında korkuya kapılıp ne okuduklarını idrak edememeleri iki farklı sonuca yol açıyor, ya kör övgü, ya da benmerkezci yergi.

İlki saflıktan, ikincisi kötülükten besleniyor.  

 

*Şule Gürbüz okuru.