Cengiz Bektaş’ın ardından: “Kalben burada olduğunuzu biliyorum”

Ardında sayısız mimari eser, şiir ve deneme bırakarak aramızdan ayrılan Cengiz Bektaş'a veda...

"Sevgili dostlar, birçoğunuzun duyduğu doğru, ne yazık ki sevgili Cengiz Bektaş’ı yitirdik. Onu uğurlarken yanımızda olmak istediğinizi biliyoruz. Bunu biz de isterdik ama bildiğiniz gibi zamanın tuhaf bir aralığından geçiyoruz. Böyle bir aralıkta o şöyle derdi; 'Kalben burada olduğunuzu biliyorum, n’olur gelmeye kalkmayın'. Elçiye zevâl olmaz. Lütfen onun bu isteğine uyun ve onu anmak için iyi bir zamanda buluşmak üzere sevgiyle ve sağlıkla kalın."

Bu zorlu günlerde böyle veda etmek zorunda kalan ustanın söylediklerine kulak verelim önce. Mimarlığı filan bir yana bırakıp, doğanın kalanını nasıl yok saydığımızı, bu egoistliği, onun dönüp nasıl bizi vurduğunu, vuracağını konuşalım.

“Sözüm ona gelişmiş ülkeler, çevreyi en çok kirleten ülkeler. İlerlemeyi teknoloji zannedenler, benim çocukluğumun cennetini cehenneme çevirdiler. Sanıyorum bunun değişmesinin başlangıcı yaşama biçimimizi değiştirmekten geçiyor.”

1981'de mimarlık öğrencisi iken almışım Benim Oğlum Bina Okur kitabını.  1966-1980 yılları arasında yazılan yazılar var içinde. Safranbolu'da pencerelere bakarken hep hatırladığım o alıntının arka kapağında yer aldığı küçük kitap. “'O eski püskü evin resmini çekeceğine şu bizim güzel evimizinkini çeksene" diye betonarme evinin penceresinden seslenen kadın artık yalnız değil. 'Eski püskü evlerin sadece fotoğrafı çekiliyor zaten, kimse yaşamıyor o evlerde, yaşamak istemiyor. Kimse 'yuva' peşinde değil, herkes 'mal' istiyor. 

“Kimin için ne yaptığını çok iyi bilmek zorundadır mimar. Bu yörede, bu kişilere yapı yaptığını unutmamak, daha açıkçası çok iyi bilmek zorundadır. (…) Ancak o zaman kişiliği olan bir mimarlık ortaya koyabilecektir.

Bir gün, bu ülkenin, bilinçli, kendini, çevresini, birlikte yaşadığı kişilerini iyi tanıyan, geçmişimizi kendi kaynaklarımızdan, sağlıklı, nesnel yoldan değerlendirebilen mimarların, bu ülkede, tıpkı geçmişimizde olduğu gibi, kişiliği olan bir mimarlık ortaya koyacaklarına inanıyorum.” (Kendimizi Tanımak, 1966)

Şiir, masal arası bir anlatım; Kuzguncuk'tan, Ortahisar'dan, Safranbolu'dan sade desenler; Anadolu'nun kıymetini usulca hatırlatan anekdotlar; anlama, kıymet bilme, koruma üzerine ders vermeden ders olan bir pırlanta. Daha sonra yüzleri bulan bir külliyatla, gazete yazılarıyla tekrar tekrar hatırlatılan konuların özeti.

2018'de bir yerel yayın organına verdiği röportajdan alıntılarla, kendi sözleriyle Cengiz Bektaş:

"26 Kasım 1934 Denizli Çay Mahallesi doğumluyum. Mevlevilik ve Nakşibendilik var ailemde, Bektaşlar derler. Çocukken su arığı üzerinde köprüler, bentler, adalar yapardık, çelik çomak oynardık. Gazi İlkokulu'nda ve İstanbul Şehzadebaşı’nda okudum. Ortaokulu ve liseyi İstanbul Erkek Lisesi'nde okudum. O dönemde izcilik yaptım.

Lise 1'den beri mimar olmayı düşünmüştüm ve oldum. Başka hiç bir sınava girmedim. Devlet Güzel Sanatlar Akademisini ve İTÜ’yü bir arada kazandım ama ben Akademi'yi tercih ettim. İki yıl orada okudum, sonra Münih’e gittim. Münih’te iki yıl çalıştım. ODTÜ Şehircilik Bölümüne öğretim görevlisi olarak çağrıldım. Burada bir yıl çalıştım. Askerden sonra Ankara’da kendi büromu kurdum. Mimar olmak isteyen gençlere elbet olun derim.

1957'de Frankfurt’ta Bedia Çolak ile evlendim. Daha sonra bir evliliğim daha oldu. Üçüncü evliliğimi Gönül Seyfullah ile İstanbul’da yaptım. Eşim mimardır. Dört çocuğum var, dört tane de torunum var.

On beş yaşında şiir yazmaya başladım. Bir adam, ocağa kömür atıyordu, ondan esinlenerek ilk şiirimi yazdım. Yüz altı kitap yazdım. Yirmi iki tanesi şiir kitabı olup diğerleri deneme, araştırma, inceleme ve çocuk yazınına giren kitaplardır.

Tasarlayarak, okuyarak ve yazarak günüm geçiyor. Roman okuyamam, bilgi kitaplarını okumaktan hoşlanırım, devamlı okurum. Suyla oynamak hobimdir. Aynı zamanda resim yapar, desen çizerim.

Muğla’dan bugün insanlığı empatiyi unutmuş kentlerin ders almalarını öneririm. O yüzden Muğla’dayım.”

Cengiz Bektaş, her şeyden önce bir hocadır elbette. Ofisinden geçenler için, mimarlık öğrencileri için, doğa, insan, yapı ilişkileri üzerine düşünmek isteyenler için. Döne döne okunabilir söyledikleri. Sevgiyle uğurluyorum.

 Cengiz Bektaş'ın 2001 yılında Ağa Han Mimarlık Ödülüne layık görülen eseri:
Akdeniz Üniversitesi sosyal tesis ve çevre düzenleme projesi.

Arşivine SALT'tan ulaşabileceğiniz Cengiz Bektaş'ın basılı eserleri:

Şiir:

Kişi (1964), Akdeniz (1970), Mor (1974; yeni bas., bütün şiirleri, 1998), Dört Kişiydiler Bir de Ben (1975), Yeryüzünün Yüreği (1978), Yerdeli Gökdeli (1980), Zeytinli Fırın Sokağı (1981), Güz Ey (1983), Dört Kişiydiler Bir de Ben + Ustalarım (1984), Fide (1987), On’u Birden (1992), Ustalarım, Dışların İçi (1994), Su Belleği (1998), Su Gölgesi (2002), Sevgi Alnımın Teri (2003). 

Deneme-İnceleme:

Mimarlıkta Eleştiri (1967), Bedri Rahmi – Nakışlı Bir Deneme (1975), Benim Oğlum Bina Okur (1980), Duvarların Dışı da Senin (1982), Yuva mı Mal mı (1983), Kimin Bu Sokaklar Alanlar Kentler (1987), Hoşgörünün Öteki Adı: Kuzguncuk (1996), Kültür Kirlenmesi (1996), Kent (1996),  Ev Alma Komşu Al (1996), Yaşama Kültürü, Bak Bak Desinler (1998), Barış Sofrası (2001), Kentli Olmak ya da Olmamak (1999-2004).

Derleme:

Kocasinan (1968), Halk Yapı Sanatından Bir Örnek: Bodrum (1977), Antalya (1980), Babadağ Evleri (1987), Şirinköy Evleri (1987), Akşehir Evleri (1987), Koruma Onarım (1992), Kuşadası Evleri (1992), Mimarca Merme (1993), Kuş Evleri (1994), Türk Evi (1996), Selçuklu Kervansarayları (1999), Halk Yapı Sanatı (2001). 

Çocuk Kitabı:

Koca Rıza (1981), Usta ile Çırak (1989), Ebemevi (1989), Sevgiyle Yap (1990), Çağıl Nasıl Mavi Oldu? (1995), Kitap Bahçesi I-II (2005).

Çeviri:

Çizmeli Kedi (1981), Sappho (şiir, Azra Erhat ile, 1978).

Mimari:

Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürlüğü (O. Vural ve V. Özsan ile birlikte, 1964), Türkiye Büyükelçiliği (Bonn, O. Vural ve V. Özsan ile birlikte,1964), Etimesgut Camisi (1965), Merkez Bankası Şubesi (Denizli, 1971), Silivri Toplu Konutları (İstanbul, 1972), Babadağlılar Çarşısı (Denizli,1973-75), Türk Dil Kurumu Binası (Ankara, 1977), Binevler Toplu Konut Yerleşmesi (Edirne, 1978), Demir Çelik Fabrikası (İzmir, 1983).

• 

 

GİRİŞ RESMİ:

 

Cengiz Bektaş ve en bilinen eserlerinden Türk Dil Kurumu binası (iç mekân).