Bir konser filmi olarak Tamiri Mümkün: Karşı-hafıza ve umut

“Tamiri Mümkün konser filmine protez hafızalar bakış açısıyla yaklaştığımızda, filmin farklı yerlerde yaşayan, konsere ilişkin farklı deneyimleri olan insanlar arasında dijital teknolojiyle kolektif bir geçmiş yarattığını hissederiz. Bu kolektif geçmişin uzun zamandır içinden geçtiğimiz dar zamanlarda terapötik bir yanı da vardır elbette.”

 
Herkes kendini yaşar
Her çocuk hayal kurar
Tamiri mümkün kalbinin
Tamiri mümkün kalbinin
Yazılmışsa kaderim biri bana söylesin
Vazgeçtim hediyenden, bir mum yansın biz bilelim
Kırılmışız bir yerde
Tamiri mümkün kalbinin
Fark etmeden isteyince gerçekleşir hayallerin
Tamiri mümkün kalbinin
Tamiri mümkün kalbinin
 
mor ve ötesi, Tamiri Mümkün Kalbinin
 
mor ve ötesi’nin konser filmi Tamiri Mümkünün galası Kadıköy’deki tarihi Süreyya Operası’nda geçtiğimiz günlerde gerçekleşti. Grubun 28 Mayıs 2022 tarihinde BJK İnönü Stadyumu’nda otuz beş bin kişiye muazzam tarihî bir gece yaşattığı konserin Recep Yılmaz imzalı filmi ilk kez izleyiciyle buluştu. Film şimdi tam kırk iki kentte ve yüz altmış iki salonda gösterimde. Bu yazıda, on sekiz yaşlarından şimdi neredeyse kırklı yaşlarının ortasına uzanan bir yaşam dilimi süresince sıkı bir mor ve ötesi dinleyeni/severi olarak galaya katılmanın, Süreyya Operası binasının tarihî dokusu, geçmişten gelen kokusu ve şimdide gezinen gözleri eşliğinde bir konser filmini seyretmenin nasıl bir duygu haritasına ve bellek deneyimine yol verdiğinden bahsedeceğim. Bu bağlamda Tamiri Mümkün’ün bir konser filmi türü (genre) olarak hem mor ve ötesi dinleyenine hem de film seyircisine ne gibi imkânlar önerdiğine değineceğim. Başka deyişle, bu konser filmi “mümkün” sözcüğünü farklı eşiklerden, katmanlardan geçirerek yalnızca kendi sesini seyircisine duyurmakla kalmaz, başka olanaklar, boşluklar, onarım alanları sunar.
 
 
Yazıya başlarken bir konser filmi seyretmenin ne anlama geldiğini düşündüğümün ve sadece bir film seyretmenin daha ötesine geçen bir deneyimi işaret ettiğimin altını çizmek isterim. Tamiri Mümkün tarihî bir opera binasının içinde seyirciyi olabildiğince özgür bırakan bir film. İçindeki şarkılara hep bir ağızdan eşlik etmeye çağıran, geçmişteki o konser ânına bugünün bilgisi ve duygusuyla bir farkla iştirak etmeye davet eden, tek değil birçok duygumuza hitap eden interaktif bir film. Film boyunca Süreyya’da seyircilerin hep bir ağızdan söylediği şarkılarla konser filminden gelen alkışların zaman zaman salonda birbirlerine karıştığını söylemek, filmdeki otuz beş bin kişinin telefonlarından yansıyan ışıkların Süreyya’daki seyircilerin telefonlarından yansıyan ışıklara dönüştüğünü dile getirmek mümkün. Ya da mor ve ötesi üyelerinin filmde seyirciyle konuştukları, umuda, bir aradalığa, dayanışmaya vurgu yaptıkları anlarda filmi şimdi ve burada izleyenler olarak söylenenleri nasıl yüksek sesle yine hep bir ağızdan yinelediğimizi söylemek de mümkün. Tam da bu nedenle sinema salonundayken kurallar gereği bir biçimde disipline etmemiz gereken bedenimizi ve zihnimizi açıklığa doğru yerleştirir Tamiri Mümkün. Dahası, bir konser filmi olarak belleğin ve duygunun sinemada en etkili metaforlardan olduğunu hatırlatmakla kalmaz, bir konser filminin inşacıları olarak da onları önümüze koyar. Burada ilginç bir jestle karşılar bizi. Biliriz ki modernliğin göz merkezli doğası, gözü ve görmeyi ayrıcalıklı kılan kurgusu sinemada en genel biçimiyle görme eksenli bir ontolojiyi önceler. Tamiri Mümkün’de ise bu ontolojinin biraz kırıldığını, görmenin de ötesine geçen duyularımıza yer olduğunu anlarız. Filmi seyrederken salonda kimi zaman nasıl anlamlandıracağımızı dahi bilemediğimiz, havada asılı kalan yoğun duygulanımın devreye girdiğini söyleyebiliriz. Ancak filmin bence en etkili kısımlarından biri geçmişin bir anlamda yeniden inşası aracılığıyla seyirciyi geçmişe yakınlaştırmasındadır. Ve tam da bu noktadan ikinci elden bir tanıklığı mümkün kılmasıdır.
 
Geçmiş ve hafıza
 
Tamiri Mümkün esasen geçmişi nasıl hatırladığımız, ne kadarını hatırladığımız ya da unuttuğumuzu, hatırlama/unutma edimlerimizin geçmişe yönelik pratiklerini, geçmiş ve bellek arasındaki temel noktaları farklı bir içerik ve biçimde yeniden düşündürttü bana. Paul Ricoeur’ün belirttiği gibi, “hafızanın konusu geçmiştir” (Ricoeur, 2017, s. 34) önermesini, bellek kavramının geçmiş zamanla ilgili, geçmiş zamana içkin deneyim ve algıların hatırlanması ile ilgili olduğunu biliriz. Tamiri Mümkün ise sinematik kurgusuyla belleğin, yeni bir zaman anlayışıyla geçmişin geçmişte kalmadığı, belleğin geçmiş izlenimler üzerine kurulan yeni bir mefhum olduğu görüşüyle yakından konuşur.
 
Konser filmini izlerken Bergson’da farklı bir zeminde ifade bularak geçmişin tam da şimdide yaşamaya devam eden kendinden dinamik ve dönüştürücü bir süreç olduğunu derin biçimde hissettim. Bunun belki de en birinci nedeni şu olabilir. Mevcut bilimsel paradigma çerçevesinde sosyal yaşantımızda ve eylemlerimizde nesnel zamana göre hareket edip onu merkez alırız. Zamanı ölçülebilen bir nicelikmiş gibi ele alan bu anlayış, Bergson’a göre yaşamın içsel dinamiğini ve dolayısıyla gerçek doğasını kavramaktan oldukça uzaktır. Aslında zaman, yaşamın akışını olduğu gibi yansıtan ve deneyimimizde doğrudan verili olan uzayla karışmamış saf süredir. Bu anlayış, statik zamanın aksine, oluşun ve yaşamın yaratıcı gücünün dinamik zamanı olarak da tanımlanır. Burada geçmiş ve şimdiki zaman birbirini kucaklayarak var olur.
Başka deyişle Bergson’da zaman, mekânsallaşan bir kavram olarak tasarlanmaz ve bellek zihinsel bir eylem ve oluş biçimi olarak zamanın süreklilik hali üzerinden hiç kesintiye uğramayan, akış halinde addedilir (Bergson, 2015, s. 52). Tamiri Mümkün işte tam da bunu “mümkün” kılar: Kurgusuyla, şarkılarıyla içsellik ve bir süreklilik anlayışıyla kesintiye uğramayan içsel zamanımıza seslenir. On yıllardır mor ve ötesi şarkılarıyla tanıklık ettiğimiz, üzüldüğümüz, yas tuttuğumuz, iç çektiğimiz, öfkelendiğimiz, yıldığımız, sevindiğimiz, umutlandığımız, âşık olduğumuz, havalara uçtuğumuz, çiçeklendiğimiz, akış halinde ve ölçülemeyen zamanlarımıza seslenir.
 
Bu yanıyla, egemen yapı ve kurumların politik müdahaleleriyle üretilen bir geçmiş zaman kurgusu yoktur karşımızda. Buradaki önemli nokta ise ulus devletin, dolayısıyla iktidarın, zamanından ve tarihinden başka bir zamanın ve tarihin var olduğunun tanınmasıdır. Bu bağlamda bir konser filmi türü olarak Tamiri Mümkün’ün seyirciye bu açık zemini, belki de bir karşı-hafızayı sunduğunu söylemek anlamlıdır.
 
Protez hafızalar ve imkânlar
 
Sinemada geriye dönüş(ler), belleği geri getirme, belleği geçmişle ilişkilendirerek bugüne çağırma ve elbette bir karakterin hikâyesini kurmanın yolu olarak karşımıza çıkar. Bu durum oldukça güçlü bir duygusal bağa işaret ederken, kimi zaman ilk elden yaşantılara dayanmayan bir empatiye ve özdeşime yol verir. Tamiri Mümkün’de klasik anlamda bir geriye dönüş yoktur elbette, ancak geçmişte gerçekleşen tarihî bir konser aracılığıyla hem o konserde bulunmuş insanlarda hem de o gün orada konseri dinleyememiş insanlarda bir çeşit özdeşleşme yoluyla kolektif bir geçmiş yaratma sürecinin kapısını aralar. Özellikle benim gibi o gün o konsere gidemeyen onca dinleyeni belki de nakledilebilir (protez) ve böylece otantiklik, sahiplik veya miras iddialarına dayalı olmayan bir geçmiş ve hafıza ile buluşturarak geleneksel hafıza biçimlerine de meydan okur.
 
Kültürel travma ve hafıza çalışmalarının önemli isimlerinden Alison Landsberg, protez hafızalar (prosthetic memory) kavramını ortaya atarken modernitenin yeni bir kamusal kültürel bellek yarattığından bahseder (Landsberg, 2004, s. 8). Bu yeni kültürel bellek kişiyle geçmiş hakkındaki tarihsel anlatının ara yüzünde, bir anıtta, bir müzede veya bir sinemada yaşanan deneyimlerle ortaya çıkar. Bu temas ânında kişi yaşamadığı bir tarihi belki de daha derinden ve kişisel hissederek tarihi üzerine alır. Protez hafıza travmalar tarihiyle yakından ilişkilidir. Özellikle Holokost tarihine veya Amerikan kölelik tarihine gönderme yapar. Soykırım müzesi, tarihin büyük gösterilerle ve anıtlarla yeniden canlandırılması veya Schindler’in Listesi gibi filmler aracılığıyla kitlesel bellek teknolojilerini görünür kılar.
 
İnsanlar bu teknolojiler aracılığıyla zamanı ve tarihi kendi iç sesleriyle yeniden yaşamak isterler. Buradaki ilginç nokta ise kişinin kendi anıları ve tarih içindeki akışı ile kolektif bellekle ilişkisinin bir bakıma yeniden kurulmasıdır. Böylelikle Landsberg, protez anıların kamusal alanda serbestçe dolaştığını ve insanın kişisel yaşantı arşivinin bir parçası haline geldiğini söyler. Başka deyişle, yaşamadığımız bir deneyimi yaşamış gibi oluruz. Bir tarih sadece onu yaşayanlara ait olmaz. Sinema ve diğer kültürel teknolojiler ise bu protez hafızaları görünür kılan en temel harçlar olarak karşımıza çıkarlar.
 
Tamiri Mümkün konser filmine protez hafızalar bakış açısıyla yaklaştığımızda, filmin farklı yerlerde yaşayan, konsere ilişkin farklı deneyimleri olan insanlar arasında dijital teknolojiyle kolektif bir geçmiş yarattığını hissederiz. Bu kolektif geçmişin uzun zamandır içinden geçtiğimiz dar zamanlarda terapötik bir yanı da vardır elbette. Konser boyunca yinelenen dayanışma, adalet, bir aradalık, umut temennileri Türkiye’deki çeşitli gösterim salonlarına doğru şimdi ve burada kendi yolculuğunu yaparken farklı bedenlerle, farklı mekânlarla, onların kendi hikâyeleri, tarihleri ve istençleriyle temas edecek ve yepyeni ihtimam ağları kurabilecektir. Resmî tarihe ve anlatılara karşı müzikal bir hafızanın nasıl umutlu, yaratıcı ve dönüştürücü bir kuvvet olduğunu bize (yeniden) hatırlatacaktır. Bir konser filmi türünün bu dünyaya nasıl bir müdahalede bulunduğunu, ne yaptığını, imkânlarını ve yer yer de kısıtlarını ortaya koyacaktır. Bu nedenle Tamiri Mümkün içinde bulunduğumuz zamanda önemi ve kıymetiyle bugüne değin pek konuşmadığımız konuları da gündeme taşıyacaktır.
 
 
 
KAYNAKÇA
  • Bergson, Henri, Madde ve Bellek, çev. Işık Ergüden, Dost Kitabevi, Ankara, 2015.
  • Ricoeur, Paul, Hafıza, Tarih, Unutuş, çev. M. Emin Özcan, Metis Yayınları, İstanbul, 2017.
  • Landsberg, Alison, Prosthetic Memory: The Transformation of American Remembrance in the Age of Mass Culture, Columbia University Press, New York, 2004.