Bir kılavuz arşiv çalışması: Yeraltı Kütüphanesi

Yeraltı-Kütüphanesi

Yeraltı Kütüphanesi: 90’lar Türkiyesi’nde Altkültür: Rock, Dergi, Fanzin, Edebiyat

KORAY SARIDOĞAN

Karakarga Yayınları 2020 232 s.

“'90’lar Türkiyesi’nde Altkültür: Rock, Dergi, Fanzin, Edebiyat'” alt başlığıyla yayımlanan Yeraltı Kütüphanesi’nde Koray Sarıdoğan detaylı bir araştırmayla 2000’lerin ilk yıllarına kadar uzanan önemli bir dönemi inceliyor... Kitap ilk bakışta müzikle ilgiliymiş gibi görünse de, aslında müzik ufak bir yer tutuyor incelemede. Filizlenen altkültürün lokomotifi diyebileceğimiz rock müzikten daha büyük bir kültürden, yayıncılığa kadar sirayet eden bir duruştan bahsediyoruz."

ÖMER İZGEÇ

Koray Sarıdoğan’ın çalışmasının iki yönüyle önemli olduğunu söyleyebiliriz. Yeraltı Kütüphanesi’nde geçmiş ve bugün yarına bağlanırken, olgular Türkiye’nin içinden geçtiği siyasi atmosferden koparılmadan gerçekçi bir şekilde aktarılıyor. Sarıdoğan ürün, üretim ve paylaşım şekliyle kimilerince altın çağ olarak nitelendirilen bu dönemi nostalji güzellemesi tuzağına düşmeden, Yeni Türkiye’de yitirilen birçok olgunun salt yasını tutmadan, umudu diri tutarak inceliyor.

Rock altkültürünün müziğiyle, yaşam tarzıyla, giyim kuşamı ve dahi kendi medyasıyla filizlendiği dönem aslında ‘90’lardan önce, ‘80’lerin sonlarına uzanıyor. ‘90’lardaki yapay özgürlük duygusunu, bu yapaylığın getirdiği sığlığı ve ona itiraz olarak gelişen altkültürü 12 Eylül darbesinden ayırmak gerçekçi olmayacaktır. 12 Eylül darbesinin kültürel, sosyolojik, psikolojik yıkımı sonrasında yeni bir dönem başladı. Tüketen, eğlenen, sorgulamayan, gazeteden kupon kesen, televizyon karşısında saatler geçiren, darbeyle birlikte içerikleri denetlenerek boşaltılan gazeteleri okuyan, dört bir koldan dayatılan arabesk ve pop müzikle uyuşan bir toplum bu. Bir yandan yozlaşan bir kültür, öte yandan liberal ve muhafazakâr iktidarların elinde biçimlendirilen kirli Türkiye gündemi: Devlet-mafya-polis, tarikat-siyaset-ticaret üçgenleri, Uğur Mumcu, Çetin Emeç, Bahriye Üçok cinayetleri, Sivas Katliamı, ölüm oruçları, PKK sorunu, Bosna Savaşı ve diğerleri... İşte ‘90’lar altkültürü bu hengâmeye itiraz edenlerin, dayatılan ifade araçlarını, tarzlarını ve mecralarını reddedenlerin oluşturduğu bir kültür. Bu bağlamda, halihazırda şikâyetçi olduğumuz ne varsa, işte bu altkültür aslında onlarla çatışıyordu. Sadece eğlenmeye, tüketime dayalı bir hayat, amaçsız bir yaşam, sürekli borçlanmaya, tektipleşmeye ve itaate zorlayan sistem…

Yeraltı Kütüphanesi ilk bakışta müzikle ilgiliymiş gibi görünse de, aslında müzik ufak bir yer tutuyor incelemede. Filizlenen altkültürün lokomotifi diyebileceğimiz rock müzikten daha büyük bir kültürden, yayıncılığa kadar sirayet eden bir duruştan bahsediyoruz. Koray Sarıdoğan, ilk bakışta doğrudan politik gibi görünmeyen, hatta en yakın olabileceği sol cenah tarafından da Batı menşei ithal bir kültür, emperyalizmin bir uzantısı olduğu gerekçesiyle dışlanan bu altkültürün tamamen apolitik olmadığının altını çiziyor. Müzik özelinde bu kültürden beslenen, üretim araçlarını kullanıp yaşam tarzına yakın duran Bulutsuzluk Özlemi, Yaşar Kurt, Diken, Moğollar gibi isimler gerek sözleriyle gerek duyarlıklarından beslenen eylemleriyle kendilerine özel bir yer ediniyor. Tartıştığı bu konularla, Sarıdoğan bilinen ‘90’lar tezini derli toplu bir incelemeye dönüştürüyor.

Bir kılavuz arşiv çalışması olarak Yeraltı Kütüphanesi

Çalışmayı önemli kılan ikinci unsur ise türlü kaynaklardan, söyleşi konuklarından edinilen tanıklıklar, belgelerle bir kılavuz arşiv oluşturma çabası. Bir yanıyla bu arşiv çalışması yeni medyanın/yaklaşımların söz konusu olduğu, bir dönüşüme tanıklık ettiğimiz şu günlerde geriye bakıp, ‘90’larda kendiliğinden oluşan bu altkültüre imkânsızlıklar içerisinde eşlik eden yayıncılık ürünlerini anmak, yeni kuşakları da bunlardan haberdar etmek demek. Koray Sarıdoğan’ın yıllara yayılan emeğinde, metnine sinen enerji ve tutkusunda böylesi çalışmaların, o yılların nitelikli ama unutulmuş eserlerin yeniden basımlarına da vesile olacağı umudunu görüyoruz. Bu yazma, paylaşma, katkıda bulunma dürtüsünün, imkânsızlıkları engel olarak görmeyen azimli ve biraz hırçın tutumunun ‘90’ların sözü geçen altkültürünün mirası olduğunu söylemek yanlış olmaz. Bu kültürün başat özelliği yerin üstündeki, arkasında büyük holdingler veya devlet gücü olan yayınlardan uzakta, tanışmayan insanların birbirlerine yeraltındaki ürünler sayesinde ulaşıp çoğalmasıdır.

Bu arşiv çalışması dönem Türkiyesi’ni ana akım medyanın arşivinden, siyasi tarihle ilgili yazılarından takibin tek taraflı, eksik ve yapay bir okuma olacağını da hatırlatıyor. ‘90’lar gençliğini bu kültüre yaklaştıran sebepleri, onların hassasiyetlerini dönemin koşulları çerçevesinde görerek yapılacak okumalar ise tamamlanmış bir Türkiye manzarasına bir adım daha yaklaştıracaktır.

Koray Sarıdoğan

Kitapta işlenen bir başka olgu ise medyanın ve kapitalin ikiyüzlülüğü. İlk başlarda kendi yağında kavrulan, kıyıda köşede üretip paylaşan “çocuklar”ın dikkat çekmesi, çoğalması işin rengini değiştiriyor, bu kültür sektör ve medya tarafından nakde çevrilecek potansiyel bir tüketim mecrası olarak görülüyor. Öncelerinin korkulan, hor görülen, alay edilen Rock/Metal toplulukları, sektörün dikkatini çekmesiyle daha geniş kitlelere ulaşıyor. Bu bazı isimler için boyunduruk ve ödün vermek demekken, bazı isimler için bir değişikliğe yol açmıyor. Medya ve sektör “yeni tat” olarak paketledikleri bu kültürü satılabilir olduğu sürece sömürmeye başlıyor. Yıllardır en fazla birkaç bin kişiye ulaşabilmiş, bata çıka yoluna devam eden müzik dergilerine, kitleyi bilgilendirmek için onların talebine göre yayımlanan müzik kitaplarına, üç beş arkadaşın bir araya gelip kendi cebinden vererek kotardıkları fanzinlere ana akımın talip olması gecikmiyor. Sarıdoğan, bunun (satılabilen, pazarlanabilen, ilgi çeken “şey”) uzantısı olarak medyanın 1999 Satanizm Operasyonları’ndaki gözüdönmüşlüğünü, ikiyüzlülüğü de dönemin tanıklıkları ve gazete kupürleriyle sunuyor.

Mirastan geleneğe ‘90’lar ruhu

‘90’ların inatçı, niteliğin karşısına niceliği, kalıplaşmış ve tekdüzenin karşısına hissederek, deneyimleyerek, inanarak hazırlanan işleri koyan altkültürüne bir saygı duruşu niteliğinde olan çalışması ile Koray Sarıdoğan önemli bir işe imza atmış. Nostalji güzellemesi yapmayan, umudu canlı tutan, üretme isteğini körükleyen “Yeraltı Kütüphanesi” bu kültürle temas içinde olanların çok iyi bildiği bir saptamayla bitiriyor:

“80’lerden itibaren bütün bu kitap boyunca anlattığımız mecralarda, ortamlarda, kurumlarda pişen insanlar, bugün de yayın dünyasının önemli yerlerinde üretim yapmaya devam ediyorlar. Farkında olarak veya olmayarak bir yol açtılar ve onlardan sonra gelenler, gelmekte olanlar da oradan geçiyorlar. Onların mayasını yoğurduğu arşiv ve bellek hamuru sayesinde, bugün yöntemleri değişse de yeni kuşağın nitelikli yazarları, yayıncıları, müzisyenleri, bugünün sığlaştıran hızında kaybolmuyorlar.”

Son olarak Yeraltı Kütüphanesi, benzer bir çalışmanın aynı dönem üniversite amatör toplulukları için yapılması gerekliliğini düşündürdü bana. Amatör ruhla profesyonel işler yapan tiyatro toplulukları (ODTÜ Oyuncuları gibi), fotoğraf kulüpleri aynı şekilde özenli, kaliteli üretimlerle, muhalif ve alternatif seslerin yükseldiği, bugünün üretimlerini etkileyen işlere imza atarak değerli isimlerin yetiştiği önemli yerler. Yeraltı Kütüphanesi’ndeki hayalet halen bu topluluk odalarında, öğrenci evlerinde dolaşıp köklü bir damarı besliyor.