DGM'ler kapandı mı?
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

DGM'ler kapandı mı?

"Bugünden 20 yıl önceye bakıldığında, insan, en azından ayrıksı bir yargılamanın yapıldığını devletin kabul ettiği bu mahkemelerin bile özlenir hale gelmesine bakıp şaşıp kalıyor"

Evet, DGM'lerin kapatılmasının üzerinden 20 yıl geçti. Yolu DGM'den geçmiş farklı kesimlerden sanatçı ve aydın ekseninde bir bellek kazı çalışması ile "DGM'ler neydi" sorusunun yanıtlarını sizlerle paylaştık. Elbette, bu eksen konunun sadece çok kısıtlı bir kısmını aktarmamıza vesile oldu. Yine dosyayı bilimsel verilerle desteklemek doğru olandı ancak sağlıklı kaynak olmayışı buna engel oldu. Kaç sanatçı ya da aydın DGM'de yargılandı hâlâ bilmiyoruz. Tıpkı diğer DGM davalarını içeren istatistiği bilmediğimiz gibi.

Ancak dosyanın tamamlanması için sorulması gereken önemli bir soru daha var: "DGM'lere ne oldu?"  İşte bu soruyu zamanında DGM alanında önemli haberlere imza atmış deneyimli gazeteci Gökçer Tahincioğlu'na yönelttim. Sözü Tahincioğlu'na bırakıyoruz.

İsmi değişti ancak bütün kudretiyle yaşıyor: DGM

GÖKÇER TAHİNCİOĞLU

DGM'lerin kaldırılacağı haberi kulislere ilk yayıldığında herkes biraz dudak bükerek karşıladı.

Mümkün müydü?

Gerçekten de özel yetkilerle donatılmış, savcıları, hakimleri özel statüde olan bu mahkemeler kaldırılabilir miydi?

Öyle ya Türkiye, yıllar boyunca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin DGM'lerden askeri hakim ve savcıların çıkartılması yönündeki kararlarına, seri mahkûmiyetleri de gözönünden alarak direnmiş ancak Abdullah Öcalan yargılamaları sırasında, sonradan bir aksilikle karşılaşmamak için bunu kabul etmişti.

DGM'lerin yapısal olarak hukuka aykırı uygulamaları bulunduğuna yönelik kararlara ise kulaklarını kapatmıştı.

Ancak gerçek de olabilirdi haberler. Zira AKP, 2002'de iktidara geldikten sonra seri halde AB'ye uyum paketleri çıkarmaya başlamış, asker ve bürokrasinin iktidarına yönelik direncini AB meşruiyeti ile açmaya çalışmıştı. İslami kesimin de büyük tepkisini çeken DGM'lerin kaldırılmasını istiyor olabilirdi.

Kulis haberlerini sıcak bilgiler izlemeye başladı. 2004'te, Ankara Hakimevi'nde heyetler, DGM'lerin akıbetini konuşmak için toplanmaya başlamışlardı.

Aynı esnada, Ankara, İstanbul, İzmir başta olmak üzere DGM'lerin bulunduğu kentlerde, yargılamalar bütün şiddetiyle sürüyordu.

Özel binaları vardı DGM'lerin. Adliyelerin içerisinde ancak ayrı bir dünya gibiydi. İçinde ayrı bir polis merkezi bulunurdu. Adliyelerin genel girişlerinden ayrı bir girişleri vardı ve halk adliye içerisinden DGM binasına geçemezdi. O girişleri sadece hakim ve savcılar kullanabilirdi. Hakim ve savcıların korumaları, özel araçları olurdu. Ve yargılamanın yapıldığı salonlarda özel önlemler alınırdı. Zaten yargılama usulleri de ceza maddeleri de bütünüyle diğer ağır ceza mahkemelerinden farklıydı.

Terörle Mücadele Kanunu, bu kanunun atıf yaptığı ceza maddelerinin kuralları geçerliydi burada. Savcılar, özel yetkiler kullanarak soruşturmaları yürütürdü.

Şimdi bunların hepsi değişecek miydi?

* * *

Değişmedi.

Uzun toplantılardan sonra DGM'lerin kapatılacağı bilgisi bir müjde ve büyük bir sivilleşme adımı olarak kamuoyuna duyuruldu.

Ancak hazırlanan ve kısa sürede yasalaşan taslak okunduğunda isim değişikliğinin anlamsızlığı da açıkça görülüyordu.

DGM'leri kaldıran düzenleme, aslında bir yıl sonra yürürlüğe girecek olan yeni Türk Ceza Kanunu ile yeni Ceza Muhakemesi Kanunu'na uyum düzenlemesi olmaktan başka anlam taşımıyordu.

Terörle Mücadele Kanunu'nun eleştirilen tüm düzenlemeleri, özel yetkiler, özel statüler bütün ihtişamıyla yerli yerinde duruyordu. Bir fark vardı elbette. Artık bu mahkemelere DGM denilmeyecekti. Savcı ve hakimlerin "hüzünlenmesine" yol açabilecek tek düzenleme buydu. Öyle ya bir tarihti o isim aynı zamanda. 100 bini aşkın davanın görüldüğü, yüzbinlerce kişinin mahkum edildiği bir tarih…

* * *

Tabelalar kısa sürede indi.

Ancak adliyelerden ayrı düzenlenmiş yerleşim, özel statülü hakim ve savcılar, özel polis merkezi, özel soruşturma ve yargılama usulleri, hepsi yerli yerindeydi…

Yeni tabelaya özel yetkili mahkeme yazıldı. Sonra o tabeladan da ayrıksı bir görüntü verdiği için vazgeçildi.

Zaten terör suçları artık bu binalara sığmıyordu.

DGM'lerin yerinde görev yapan mahkemelerin sayılarının artması gerekiyordu. Artık adliyelerin içerisindeki ağır ceza mahkemelerinden bazıları da özel yargılamalarla görevlendirilmeye başlandı. Savcıların sayıları arttı.

Ayrı bir binaya sığmayan, belki da adliyenin geneline yayılan bir DGM vardı artık. DGM'ler kaldırılmamış, bütün adliye DGM'ye dönüşmüştü.

Bugünden 20 yıl önceye bakıldığında, insan, en azından ayrıksı bir yargılamanın yapıldığını devletin kabul ettiği bu mahkemelerin bile özlenir hale gelmesine bakıp şaşıp kalıyor.

Umutlara, hayal kırıklıklarına şaşıp kalıyor.

Bütün adliyenin DGM'ye dönüşmesine, bütün dosyalara terör kelimesinin sirayet etmesine şaşırıp kalıyor.

DGM'ler bir dönemin adıydı evet.

Ve o kadar güçlüydüler ki öldürülmeye çalışıldığında yüzlerce parçaya bölünüp çoğalarak yaşamlarına devam ettiler.

12 Eylül'ün bu çocukları kısaca söylemek gerekirse, artık her yerdeler.

Dizinin diğer yazıları:

 

İlgili İçerikler