Aralarında tutuklanarak İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Ekrem İmamoğlu'nun da bulunduğu 59'u tutuklu 414 kişinin yargılandığı İBB davasının 56. gününde savunma yapan İBB Emlak Yönetimi Daire Başkanı Kağan Sürmegöz, hakkındaki suçlamaların daha önce idari soruşturma kapsamında incelendiğini ve Danıştay’ın soruşturma iznini kaldırdığını söyledi. Sürmegöz, “İddianamede yer alan eylemlerle ilgili Danıştay kararını okuduğunuzda, hakkımdaki suçlamaların asılsızlığı görülecektir. Danıştay, belediyenin kira bedeli için tahmini bedel belirlemesinde yasal engel olmadığını açıkça ortaya koydu. Buna rağmen buradan kamu zararı çıkarılıyor” dedi. Sürmegöz, 20 yıllık İBB kariyeri boyunca hiçbir disiplin ya da adli süreçle karşılaşmadığını, olağan dışı kazancı, mal varlığı artışı bulunmadığını belirtti. Serbest bırakıldıktan 4 gün sonra yeniden tutuklandığını, ardından Bolu Cezaevi’ne sevk edildiğini anlatan Sürmegöz, 3 küçük çocuğundan yaklaşık 1,5 yıldır ayrı kaldığını söyleyerek, “Eşim, annem, babam çok zorlandı. Burada sessiz oturuyoruz ama inanın çığlık atıyoruz. Bu sürecin artık sonuçlanmasını istiyoruz” dedi. Emekli aylıklarının yeniden bağlanmasına ilişkin kararı olumlu bulduğunu söyleyen İmamoğlu ise, “1,5 yıl boyunca insanların emekli maaşını kesmek, onları adeta açlığa mahkûm etmek anlamına geliyor. Bunun bugün düzeltilmesini memnuniyet verici bir gelişme gibi sunmak, yargı sistemi açısından son derece üzücü bir tablo. Dünkü kararınıza rağmen adalet terazisi hâlâ buraya uğramadı” ifadelerini kullandı.
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da arasında bulunduğu İBB davasının duruşması, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’nin 1 No’lu Duruşma Salonu’nda devam etti.
Dünkü duruşmada, Medya A.Ş. Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker’in talebi kabul edilerek taşınmazlarının üzerindeki tedbir kaldırıldı. Ayrıca, tüm tutuklu ve tutuksuz sanıkların emekli aylıkları üzerindeki tedbir de kaldırıldı. İmamoğlu’nun babası Hasan İmamoğlu da emekli aylıkları tedbir bulunan isimler arasındaydı.
Bugünkü duruşmada ise İBB dosyasında etkin pişmanlıktan yararlanan Ertan Yıldız, Adem Soytekin ve Ali Nuhoğlu'nun mal varlıkları üzerindeki tedbir kararı kaldırıldı. Ayrıca Cebeci maden sahası olayında etkin pişmmanlıktan yararlanan ve 11 suç kaydı olan Sarp Yalçınkaya'nın da yurt dışına çıkış yasağı kaldırıldı.
Tutuklular alkışlarla salona girdi. Kadın tutuklular, cezaevinde Halk TV'nin izlenmediğini söyledi. Avukatları, gazeteciler ve mahkeme heyeti yerini aldı. İBB Emlak Yönetimi Dairesi Başkanı Kaan Sürmegöz'ün savunması başladı.
“20 yıldır İBB’de çalışıyorum”
1985 yılında İstanbul Yeşilköy’de doğduğunu, 2005 yılında İstanbul Metropoliten Planlama Merkezi’nde staj yaparak İBB ile tanıştığını anlatan Sürmegöz, 2006 yılında Kentsel Tasarım Müdürlüğü’nde göreve başladığını söyledi. Mimar Sinan Üniversitesi’nde yüksek lisans yaparak yüksek mimar unvanı aldığını belirten Sürmegöz, 2013’te şef, 2015’te Kentsel Tasarım Değerlendirme Komisyonu Başkanı, 2016’da ise merhum Kadir Topbaş döneminde kurulan Reklam Yönetimi Müdürlüğü’ne kurucu müdür olarak atandığını anlattı. Sürmegöz, “Bu görevler, mesleki birikimim ve kurumsal tecrübem dikkate alınarak tarafıma tevdi edildi” dedi.
“Reklam gelirlerini 27 milyondan 1,6 milyar liraya çıkardık”
Sürmegöz, 2016 yılında Reklam Yönetimi Müdürlüğü’ne atandığında, İBB iştiraklerinde dağınık şekilde yürütülen reklam alanlarını idari koordinasyon altında topladıklarını, İETT, İSPARK ve Metro A.Ş. gibi iştiraklerin kendi iştigal alanları dışına çıkarak reklam ihaleleri yaptığını anlattı. Bu yapıyı kurumsal bir sisteme taşıdıklarını belirten Sürmegöz, “2016 yılında yaklaşık 27 milyon lira olan reklam gelirini, 2017’de 40 milyon liraya, 2019’da 95 milyon liraya çıkardık. 2025 yılını ise 1 milyar 668 milyon lira reklam geliriyle kapattık. 2026 hedefimiz 3 milyar lirayı geçmek” diye konuştu.
“İmamoğlu, ‘Hepinizin tecrübesine talibim’ dedi”
Kağan Sürmegöz, 2019 yerel seçimlerinin ardından Ekrem İmamoğlu ile ilk kez mazbata sürecindeki kısa başkanlık döneminde tanıştığını, seçimlerin yenilenmesinden sonra İmamoğlu’nun tüm daire başkanları ve müdürlerle toplantı yaptığını aktardı. O toplantıya giderken görevden alınacaklarını düşündüklerini ifade eden Sürmegöz, İmamoğlu’nun kendilerine, “Bugüne kadar kıymetli emekler verdiniz. Bundan sonra hepinizin tecrübesine talibim, hepinizle devam etmek istiyorum” dediğini aktardı. Sürmegöz, “Bize siyasi değil, kurumsal tecrübemizle bakıldı. Ben de görevime devam ettim” ifadelerini kullandı.
“Bağlı olduğumuz tek yer İstanbul Büyükşehir Belediyesi’dir”
Emlak Yönetimi Daire Başkanlığı’na 2022'de önce vekaleten, ardından asaleten atandığını, bu görevin de 16 yıllık kurumsal tecrübesi dikkate alınarak verildiğini söyleyen Sürmegöz, görev süresi boyunca yalnızca kamu yararı için çalıştığını vurguladı. Sürmegöz, “Hakkımda örgüt isnadıyla bağdaştırılabilecek hiçbir talimat süreci, gizli iletişim ya da kişisel menfaat söz konusu değildir. Kapalı bir yapı asla olmamıştır. Bizim bağlı bulunduğumuz tek yer İstanbul Büyükşehir Belediyesi’dir” dedi.
“Danıştay bizi haklı buldu”
İddianamedeki eylemlerin daha önce mülkiye müfettişi tarafından kendisine sorulduğunu belirten Sürmegöz, aynı konular nedeniyle Ekrem İmamoğlu ile birlikte haklarında soruşturma izni verildiğini ancak bu karara karşı Danıştay’a başvurduklarını söyledi. Danıştay’ın ayrıntılı inceleme sonunda soruşturma iznini kaldırdığını belirten Sürmegöz, “İddianamede doğrudan yer verilen eylemler Danıştay tarafından değerlendirildi ve tarafımız haklı bulundu. Bu karar, bugün hakkımda yöneltilen suçlamaların asılsızlığını ortaya koymaktadır” değerlendirmesini yaptı.
“Rüşvetten tutuklanmadım, örgüt üyeliğinden tutuklandım”
19 Mart operasyonunda gözaltına alındığını, dört günlük gözaltı sürecinin ardından Sulh Ceza Hakimliği tarafından serbest bırakıldığını anlatan Sürmegöz, savcılığın itirazı üzerine dört gün sonra yeniden gözaltına alındığını aktardı. Rüşvet ve örgüt üyeliği suçlamasıyla mahkemeye çıkarıldığını belirten Sürmegöz, “Rüşvet suçlaması kapsamında herhangi bir somut bilgi veya belgeye rastlanmadığı, anormal mal varlığı artışı ya da mali menfaat bulunmadığı gerekçesiyle rüşvetten tutuklanmadım. Ancak örgüt üyeliği nedeniyle tutuklandım. Yaklaşık 15 ayı doldurmak üzereyiz” dedi.
“İhale yeterlilikleri 2019’dan sonra uydurulmadı”
İhaleye fesat suçlamalarına ilişkin savunma yapan Sürmegöz, iddianamede "ihalelerdeki mali ve teknik yeterlilik kriterlerinin rekabeti daralttığı"nın belirtildiğini, bu kriterlerin 2019’dan sonra getirilmediğini söyledi. 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nun 16’ncı maddesinin idareye isteklilerden mali ve teknik yeterlilik arama yetkisi verdiğini belirten Sürmegöz, “Belediyemizin uzun yıllardır yaptığı tüm reklam ihalelerinde benzer yeterlilikler aranmıştır. Bu kriterleri biz 2019 sonrasında ortaya çıkarmadık” dedi.
“Eski dönemdeki ihalelerde daha yüksek şartlar vardı”
Sürmegöz, 2011’den itibaren yapılan reklam ihalelerine ilişkin örnekler sunarak, 2011 billboard ihalesinde 20 milyon lira ciro şartı arandığını, bunun o günün kuruyla 11 milyon dolara denk geldiğini aktardı. 2013 LED ekran ihalesinde 15 milyon liralık yeterlilik, 2018 otobüs durakları reklam ihalesinde ise 13 milyon doların üzerinde ciro şartı arandığını belirten Sürmegöz, “Bize suçlama konusu yapılan yeni dönem ihalelerinde istenen şartlar, geçmiş dönemlerde aranan şartlardan farklı değildir. Hatta rakamsal olarak geçmiş dönemlerdeki şartların daha yüksek olduğu görülmektedir” şeklinde konuştu.
“73 firmanın yeterliliği vardı, rekabet nasıl engellendi?”
İddianamede, "İstanbul Ticaret Odası verilerine göre reklam unvanı bulunan 25 bine yakın firma olduğu ancak yalnızca 73 firmanın ihaleye katılım yeterliliğine sahip olduğu gerekçesiyle rekabetin sınırlandığı" iddiasının da yer aldığını söyleyen Sürmegöz, bu yaklaşımın gerçekçi olmadığını belirterek, "Unvanında reklam geçen her firma bu işi yapabilir anlamına gelmez. Bizim ihalelerimiz milyarlarca liralık kira ve yatırım yükümlülüğü içeriyor. Türkiye’de herhangi bir reklam ihalesine beşten fazla firmanın girdiği çok nadirdir. 73 firma bu alanda yüksek bir sayıdır” ifadelerini kullandı.
“Yeterlilik şartları operasyonel güvence için istendi”
Kent mobilyası üretimi, dijital baskı, matbaa, reklam ve dijital yayıncılık gibi faaliyet kollarının istenmesinin eleştirildiğini belirten Sürmegöz, bu alanların ihale konusu işin doğrudan parçası olduğunu kaydetti. Sürmegöz, “Kent mobilyası üretimi, işin yatırım tarafını oluşturur. Dijital baskı ve matbaa, uygulanan afişlerin ana konusudur. Reklam ve dijital yayıncılık ise işin asli unsurudur. Bunları istemesek asıl o zaman sorun olurdu” dedi.
"Alt işletmecilik devir değildir"
İddianamede, Kültür A.Ş. ve Medya A.Ş'nin kazandığı ihaleleri daha sonra alt yüklenicilere vermesinin de eleştirildiğini belirten Sürmegöz, bunun ihale devri olmadığını söyledi. Sayıştay’ın da yıllardır bu konuyu sorduğunu ancak yapılan açıklamalarla bunun devir değil alt işletmecilik olduğunun ortaya konulduğunu belirten Sürmegöz, “Devir olsaydı eleştiri haklı olurdu. Ancak burada şirketler işi ister kendileri yapar ister alt taşeron firmalarla yükümlülüklerini yerine getirir” şeklinde konuştu.
“Kimse ‘İhaleye giremiyorum’ diye şikâyet etmedi”
İhalelerin, Resmi Gazete’de, ulusal gazetelerde ve internet ortamında ilan edildiğini, süreçlerin kamuya açık ve denetlenebilir olduğunu ifade eden Sürmegöz, bugüne kadar hiçbir firmanın şartnameler nedeniyle ihaleye katılamadığına ilişkin başvuru yapmadığına işaret etti. Kağan Sürmegöz, “Encümene gelip ‘Bu yeterlilik şartları nedeniyle ihaleye katılamadık’ diyen olmadı. Dava açan olmadı. Şikayet eden olmadı. Suç duyurusu yok” dedi.
“Biz kimseyi engellemedik”
Sürmegöz, bazı tanıkların, “İBB, Medya A.Ş. ya da Kültür A.Ş. ihalelerine davet edilmedik” yönündeki beyanlarına ilişkin de konuştu. Bu beyanların işin ölçeğiyle uyumlu olmadığını söyleyen Sürmegöz, “Dört-beş duvar reklamı işleten bir firmanın ‘Büyük ölçekli reklam işletme ihalesine davet edilmedim’ demesi, orta ölçekli bir inşaat firmasının havalimanı projesine davet edilmediğini söylemesi kadar abestir. Özetle biz kimseyi engellemedik. Yeterlilikler ihaleye katılımı kısıtlamak için değil, işin operasyonel ve mali sürdürülebilirliğini sağlamak için belirlendi” diye konuştu.
“Alt yüklenici muvafakati, işin devri anlamına gelmez”
Kültür AŞ ve Medya AŞ’nin ihaleleri kazandıktan sonra alt yükleniciyle çalışmasına ilişkin iddialara yanıt veren Sürmegöz, iştirak şirketlerinin yalnızca “alt yükleniciyle çalışmak için muvafakat” talep ettiğini belirterek, "Bize kiminle sözleşme imzalayacağını bildirmez. Sadece ‘alt yüklenici almak istiyorum’ der. Biz muvafakat veririz. Ancak işin sorumluluğu alt yüklenicide değil, sözleşmeyi imzalayan ana firmadadır. Alt yüklenici alınması, sorumluluğun devredildiği anlamına gelmez” dedi.
“Muhammen bedeli ben değil, kıymet takdir komisyonu belirler”
"Nitelikli dolandırıcılık" suçlamasının temelinde "muhammen bedelin düşük belirlendiği" iddiasının bulunduğunu belirten Sürmegöz, ihale sürecinin iş akışını anlattı. Önce şartnamelerin hazırlandığını, ardından dosyanın Başkanlık Kıymet Takdir Komisyonu’na gönderildiğini aktaran Sürmegöz, "Muhammen bedeli belirleyen komisyonlardır. Raportör, şef, müdür yardımcısı, müdür, daire başkanı ve genel sekreter yardımcısı imzalarından sonra dosya encümene gelir. Encümen ihaleye çıkılıp çıkılmamasına karar verir” ifadelerini kullandı.
“Danıştay, belediyenin bedel belirlemesinde 'engel yok' dedi”
Bilirkişilerin “bedel borsaya, ticaret odasına ya da bilirkişilere sorulmalıydı” yönündeki değerlendirmelerine itiraz eden Sürmegöz, 2886 sayılı Kanun’un 9’uncu maddesinin belediyelere de muhammen bedel belirleme yetkisi verdiğini kaydetti. Sürmegöz, Danıştay kararlarını da hatırlatarak, “Danıştay, belediyenin kira bedeli için tahmini bedel belirlemesinde yasal engel olmadığını açıkça ortaya koydu. Buna rağmen buradan kamu zararı çıkarılıyor” şeklinde konuştu. Kağan Sürmegöz, geçmiş yıllarda muhammen bedel tespitlerinin matbu belgelerle yapıldığını, kendi dönemlerinde ise çok daha kapsamlı çalışmalar yürütüldüğünü söyledi. “1990’lardan 2015’lere kadar boşlukları doldurulan matbu evraklarla rakam tayin ediliyordu” diyen Sürmegöz, kendi dönemlerinde emsal bedellerin, piyasa araştırmalarının ve teknik verilerin dosyalara eklendiğini belirtti.
"Ecrimisilde kamu zararı hesabı yanlış"
İddianamede ecrimisil bedellerinin eksik belirlendiği iddiasına da yanıt veren Sürmegöz, müfettiş raporunda firmaların satış fiyatlarından hareketle yanlış bir kamu zararı hesabı yapıldığını savundu. Ecrimisilin, devletin özel mülkiyetindeki ya da hüküm ve tasarrufu altındaki alanlarda işgal nedeniyle istenen tazminat olduğunu anlatan Sürmegöz, İBB Emlak Daire Başkanlığı bünyesinde yaklaşık 5 bin ecrimisil dosyası bulunduğunu bildirdi. Sürmegöz, reklam uygulamalarına ilişkin ecrimisil dosyalarının yıllara göre azaldığını belirterek, 2021 ve 2022’de suçlama konusu edilen dosyaların tamamının kapatıldığını söyledi. Sürmegöz, “2015’te 1397 reklam ecrimisil dosyası vardı. 2019’da bu sayı 2900’e çıktı. Biz 2020’den sonra bunları kapattık. 2021’de 75, 2022’de 147 dosya vardı, 2022’den sonra reklam alanlarına ilişkin ecrimisil dosyalarının tamamını kapattık” dedi.
“Rüşvet ve suç geliri iddialarında tek bir mali veri yok”
Sürmegöz, hakkındaki rüşvet ve suç gelirlerinin aklanması suçlamalarını da reddetti. Yapılan finansal incelemelerde olağan dışı mal varlığı artışı, şüpheli para transferi ya da şahsına sağlanmış bir menfaat bulunmadığını belirtti. Sürmegöz, “Ticari yapılarla beni ilişkilendirecek hiçbir finansal veri yok. Suç gelirlerinin aklanması yönünden şahsıma aktarılan ya da lehime sürülen hiçbir gelir bulunmamaktadır” dedi.
İddianamede mal varlığına ilişkin hata yapıldığını, Silivri’deki iki taşınmazının edinim tarihlerinin yanlış yazıldığını belirten Sürmegöz, “Üzerimde iki tapu görünüyor. Bunların tesis tarihine 2022 yazılmış. Oysa Silivri’deki taşınmazlardan birini 2017’de, diğerini 2020’de krediyle aldım. Kredileri hala devam ediyor” diye konuştu.
Reklam alanlarına ilişkin teknik çalışmaları anlatan Sürmegöz, BİMTAŞ ile 2018’de başlayan ve 2020’de tamamlanan kapsamlı bir çalışma yaptıklarını söyledi. Bu çalışma kapsamında otobüs durakları, billboardlar, megalightlar, ATM yan yüzeyleri, çiçek büfeleri, üst geçitler, LED ekranlar, araç içi ekranlar ve tramvay giydirmeleri gibi reklam mecralarının tek tek standartlaştırıldığını anlatan Sürmegöz, “Tüm reklam ürünlerinin ölçülerini, malzemelerini, reklam yüzeylerini ve yer seçim kriterlerini belirledik. Billboardun kaldırıma mesafesinden iki ürün arasındaki mesafeye, parklardaki metrekare sınırından metro istasyonlarındaki yerleşime kadar her şeyi teknik olarak çalıştık” dedi.
Reklam alanları için İstanbul genelinde değer haritası oluşturduklarını belirten Sürmegöz, kira ve ecrimisil kıymet takdirlerinin bu haritalar üzerinden yapıldığını belirterek, "Her ana artere bir değer skoru ürettik. Bir reklam alanına ya da işgal tespitine dokunduğumuzda karşımıza birim fiyatı gelir. Bilirkişilerin dediği gibi elimiz cebimizde ‘buranın fiyatı budur’ demedik” ifadelerini kullandı.
İmamoğlu: Emekli aylıklarının kesilmesi baştan sona zalimce bir uygulamaydı
Sürmegöz’ün savunmasının ardından çapraz sorgusuna geçildi. Sürmegöz’e soru sormak üzere söz alan İmamoğlu, konuşmasına Sürmegöz ve ailesine destek vererek başladı. Sürmegöz’ün küçük çocukları ve eşinin yaşadığı zorluklardan haberdar olduğunu belirten İmamoğlu, “İnşallah bir an önce yuvana kavuşmanı yürekten diliyorum” dedi.
Mahkemenin emekli aylıklarının yeniden bağlanmasına ilişkin kararını olumlu bulduğunu bildiren İmamoğlu, “1,5 yıl boyunca insanların emekli maaşını kesmek, onları adeta açlığa mahkûm etmek anlamına geliyor. Bunun bugün düzeltilmesini memnuniyet verici bir gelişme gibi sunmak, yargı sistemi açısından son derece üzücü bir tablo” ifadelerini kullandı.
“Bu nasıl bir suç örgütü?”
Sürmegöz’ün 2006 yılından bu yana İBB bünyesinde görev yaptığını hatırlatan İmamoğlu, örgüt suçlamasının belediyenin kurumsal yapısını hedef aldığını söyledi. Özellikle bu dosyada kamuoyuna anlatılmak istenen “örgüt şeması” ile belediyenin gerçek işleyişi arasında derin bir çelişki olduğunu belirten İmamoğlu, “Kağan Bey 2006’da İBB’ye girmiş. Ben belediye başkanı olmadan tam 13 yıl önce burada görev yapmaya başlamış. Bugün burada örgüt üyeliği isnadıyla yargılanıyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde bugün yöneticilerin yüzde 60’tan fazlası eski dönemlerden kalan kadrolardır. Yedi yıl geçti, hâlâ yüzde 60’ın üzerinde. Bu nasıl bir suç örgütü?” diye konuştu.
“Partili olabilirsin ama partizan olduğun an benim evladım değilsin”
Beylikdüzü Belediye Başkanlığı görevini devraldığı sabah babasının kendisine söylediği sözleri aktaran İmamoğlu, bu anlayışın tüm yöneticilik hayatına yön verdiğini bildirdi.
İmamoğlu, “Babam bana bir söz söyledi; ‘Partili olabilirsin ama partizan olduğun an benim evladım değilsin.’ Bu benim için çok kıymetli bir sözdür. Kamuda çalışan herkese de bu anlayışla baktım. Devlet memuruna devlet memuru olarak baktım. Önünde başka, arkasında başka hesap taşıyan bir gözle hiçbir zaman bakmadım” dedi.
“Kağan Sürmegöz’ün atanması nedeniyle siyasi eleştiri aldım”
Sürmegöz’ün daire başkanlığına yükseltilme sürecine ilişkin de konuşan İmamoğlu, bu atama nedeniyle kendi siyasi çevresinden dahi eleştiri aldığını ancak tüm atamaların kurumsal değerlendirme mekanizmalarından geçerek yapıldığını vurguladı.
İmamoğlu, “Bir kişiyi çok beğensem bile tek başıma karar vermem. En az 3-4 ayrı görüşmeden geçer. Üstleri değerlendirir, kurumsal mekanizmalar işler, sonra önümüze gelir. Çünkü ben bugün varım, yarın yokum. İnsanların kariyerini kişisel tercih belirleyemez” dedi.
“2019 sonrası gelir artışının sebebi denetim ve saha hâkimiyeti”
İmamoğlu, Sürmegöz’e İBB’nin emlak, reklam ve ecrimisil gelirlerindeki büyük artışın nedenini sordu.
Sürmegöz ise en önemli dönüşümün saha denetimi ve tespit mekanizmalarının güçlendirilmesi olduğunu, önceki dönemde saha tespit ekiplerinin zayıf kaldığını, özellikle kaçak reklam alanları ve işgallerin yeterince denetlenmediğini anlattı.
Sürmegöz, “Saha ekiplerimizi güçlendirdik. İşgalleri tek tek tespit ettik. Tahliyeleri artırdık. Ecrimisil süreçlerini etkinleştirdik. Kıymet takdir komisyonlarını genişlettik. Dışarıdan değerleme almaya başladık. Gelir artışı da doğrudan bu kurumsal dönüşümden geldi” dedi.
“Kaçak panolar kaldırıldı, gelirler şeffaf hale geldi”
İmamoğlu, özellikle İstanbul genelinde kaçak billboard, reklam panosu ve dijital ekranlara ilişkin çok sayıda ihbar aldıklarını, bu alanların ciddi kamu zararına neden olduğunu söyledi.
Sürmegöz de bu tespitleri doğrulayarak, “Bu işgallerin tamamını kaldırdık. Hepsini ihale süreçlerine dahil ettik. Sayıştay da 2020 sonrası bu eleştirileri raporlarından kaldırdı. Gelirler bu sayede şeffaf ve denetlenebilir hale geldi” ifadelerini kullandı.
“Benden ya da benim adıma hiçbir hukuksuz talep geldi mi?”
İmamoğlu, Sürmegöz’e, görev yaptığı süre boyunca kendisi veya kendisi adına hareket eden herhangi bir kişi tarafından, “Benim adıma olabilir, dolaylı olabilir… ‘Şunu halledelim’, ‘Bu işi çözelim’, ‘Şuna göz yumun’, ‘Bunu geçirin’ gibi hukuksuz, ahlaksız ya da mevzuata aykırı tek bir teklif aldınız mı?” diye sordu.
Kağan Sürmegöz, “Yok Başkanım. Hiçbir şekilde yaşamadık” yanıtını verdi.
“Burada bir bilirkişi raporu cinayeti yaşanıyor”
İmamoğlu, dosyada yer alan bilirkişi raporlarının sanıkların hayatını doğrudan etkilediğini belirterek, bu raporların yalnızca hukuki değil, insani sonuçlar da doğurduğunu söyledi.
Sürmegöz’ün üç küçük çocuğundan ayrı bırakıldığını, eşinin ve ailesinin ağır bir süreç yaşadığını hatırlatan İmamoğlu, özellikle Bolu Cezaevi sevkini anımsattı.
İmamoğlu, “Burada bir bilirkişi raporu cinayeti yaşanıyor. Bu raporlar insanların hayatına, çocuklarına, ailelerine doğrudan tesir ediyor. Kağan Bey’in küçücük çocukları var. Ailesiyle birlikte ağır bir mağduriyet yaşadı” dedi.
“Adalet terazisi buraya uğramadı”
Konuşmasının sonunda mahkeme heyetine çağrıda bulunan İmamoğlu, uzun tutukluluk halinin kabul edilemez noktaya geldiğini söyledi.
İmamoğlu, “Dünkü kararınıza rağmen adalet terazisi hâlâ buraya uğramadı sayın başkan. kaç ay daha uğramayacak? bir yıl daha mı? lütfen bu tabloyu yeniden değerlendirin” diye konuştu.
Sürmegöz'ün avukatı Güngör: Bu iddianame savcılığın garajındaki ejderhadır
Sürmegöz'ün avukatı Prof. Devrim Güngör'ün savunması başladı. Güngör, müvekkilinin yaptığı savunmanın ardından iddianamede Sürmegöz'e yönelik suçlamaların temelsiz olduğunun ortaya çıktığını belirtti. Avukat Güngör, "Bir sanığın veya avukatının, kendisinin veya müvekkilinin neyle suçlanmış olabileceği konusunda akıl yürütmesi, tahminde bulunması, birtakım varsayımlara dayanarak zihninde hayali bir iddianame yazması ve buna göre kendini savunmak durumunda bırakılması kabul edilemez" dedi ve iddianamede oluştuğu belirtilen kamu zararının hesaplanmasında farklı yöntemler kullanılmasının keyfiyet içerdiğini, objektiflikten uzak olduğunu vurguladı.
Sürmegöz'ün ailesinin bayram ziyareti öncesinde başka bir cezaevine sürgün edildiğini söyleyen avukat Güngör, müvekkilinin ne ile suçlandığının bu iddianameye bakarak değerlendirmenin mümkün olmadığını ifade etti. Güngör, Carl Sagan'ın Garajımdaki Ejderha hikayesine atıf yaptı ve "Bu iddianame savcılığın garajındaki ejderhadır" diyerek savunmasını bitirdi.
Sürmegöz'ün avukatı Ağaçdiken: Hakim beş dakika dinleyip tutuklama kararı verdi
Güngör'ün ardından Kağan Sürmegöz'ün bir diğer avukatı Berfin Ağaçdiken'in savunması başladı. Avukat Ağaçdiken, müvekkilinin önce adli kontrolle serbest bırakıldığını daha sonra savcılık itirazıyla hakim karşısına çıkartıldığını hatırlattı, "Hâkim neye dayanarak itirazı kabul etti? Beş dakika dinledi sonunda tutuklama kararı verdi" dedi.
Ağaçdiken, dosyadaki bilirkişilerin kamu görevlisi yani taraf olduğunu, objektif rapor veremeyeceklerini söyledi ve mahkemenin yeni bir bilirkişi raporu almak zorunda kalacağını belirtti. Dosyadaki mevcut bilirkişi raporunun bozma sebebi sayılacağına dikkati çeken Ağaçdiken, Danıştay'ın benzer durumlarda verdiği kararı duruşma salonundaki herkese gösterdi.
"A'dansa hakkında işlem yapılmıyor, B'dense 1,5 yıl tutuklusun"
Avukat Ağaçdiken, savunmasını noktalarken, Sürmegöz'ün suçlandığı encümen kararlarında AKP'li üyelerin de imzasının olduğuna değindi ve "Onlar yargılanmıyor, haklarında bir soruşturma var mı? A'dansa hakkında işlem yapılmıyor, B'dense 1,5 yıl tutuklusun" ifadelerini kullandı.
Ağadiken'in ardından Sürmegöz'ün avukatı Burak Antika söz aldı ve müvekkilinin sıfır eylemden tutuklu olduğunu, örgüt üyeliği iddiasıyla hapiste olduğunu belirtti ve "Bu da oldukça soyut bir iddia" dedi.
Antika'nın savunmasının ardından mahkeme başkanı duruşmayı bitirdi.
İBB davasında şu ana kadar neler oldu?İlk duruşmadan bugüne 51 sanık tahliye edildi, tutuklu sayısı 59'a düştüMahkeme heyeti geçtiğimiz celselerde, sanıklardan İBB Özel Kalem Müdürü Kadriye Kasapoğlu, Özgür Karabat’ın şoförü Sırrı Küçük, Ağaç A.Ş çalışanı Fatih Yağcı, iş insanı Ali Üner, iş insanı Evren Şirolu, iş insanı Ebubekir Akın, İSPER personeli Davut Bildik, Altan Ertürk, Hüseyin Yurttaş, Murat Ongun’un şoförü Kadir Öztürk, Mustafa Bostancı, Kadriye Kasapoğlu’nun şoförü Sabri Caner Kırca, Baran Gönül, Mahir Gün, Esra Huri Bulduk, Şehide Zehra Keleş Yüksel, Başak Tatlı ve zabıta memuru Nazan Başelli, İBB'de veri uzmanı İsmet Korkmaz, İBB'de yazılım koordinatörü Emrah Yüksel, İBB'de bilgisayar mühendisi Mehmet Çağlar Kuru, İBB Şehir Planlamacısı Nuri Cem Ceylan, İBB Sosyal Medya Danışmanı Ulaş Yılmaz , reklamcı Yusuf Utku Şahin, İmamoğlu'nun koruması Çağlar Türkmen, iş insanı Adem Soytekin, Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney'in Özel Kalem Müdürü Seyhan Özcan, reklamcı Esma Bayrak, Fatih Keleş'in yeğeni Murat Keleş, İBB Kamulaştırma Müdürü Fatih Özçelik, Beyoğlu dosyasından tutuklu İnan Güney'in eniştesi İsmail Akkaya, İş İnsanı Harun Cengiz Beğenmez ve İş insanı Mehmet Kaya, Iraz Bayrak, Orhan Gazi Erdoğan, Engin Ulusoy, Mustafa Keleş, Gökhan Köseoğlu, Seza Büyükçulha, Ahmet Şahin, Cevat Kaya, Hakan Aplak, Yunus Göçer, Hasan Yalaz, İpek Elif Atayman, Alper Aydın, Erdinç Çolak, Ahmet Güldü, Yavuz Saltık, Mustafa Karaoğlu ve Halit Burak Atalan'ın tahliyesine karar verildi. Adem Soytekin'in savunması öne alındıMahkeme başkanı, "etkin pişmanlık" hükümlerinden yararlanan ancak tutukluluk hali devam eden ve savunmaların alınması için hazırlanan listede 105. sırada bulunan Adem Soytekin'in, savunmasının öne alınmasını kabul etti. Savunma yapacak son kişi olan Soytekin'in savunması, Pehlivan'dan sonraya alınmıştı. Soytekin, savunmasının alınmasının ardından yapılan tutukluluk incelemesinde tahliye edildi. Soytekin şu ana kadar 8 kez "etkin pişmanlık"tan yararlanmak üzere ifade vermişti. Bir kere tahliye edilen Soytekin, verdiği ifadeler tutarsız bulunduğu için yeniden tutuklanmıştı. Soytekin'in verdiği ifadeyle Pehlivan tutuklanmış; Pehlivan’ın avukat yönlendirmesi yapmasıyla "Soytekin'i 'etkin pişmanlık'tan vazgeçirmeye çalıştığı" iddia edilerek Pehlivan'a "örgüt üyeliği" iddiası yöneltilmişti. İnan Güney'in dosyası birleştirildi, sanık sayısı 414'e çıktıBeyoğlu Belediyesi'ne yönelik suçlamalara ilişkin olarak aralarında Başkan İnan Güney'in de olduğu, 3'ü tutuklu 7 kişi hakkındaki dosyanın bu davayla birleştirilmesi kararı sonrasında, davadaki sanık sayısı, 92'si tutuklu 414'e çıkmıştı. |
T24'ün İBB iddianamesine ilişkin dosyasıİstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da aralarında yer aldığı 105 kişinin tutuklu bulunduğu, İBB'ye yönelik yolsuzluk soruşturmasını tamamladı. 3 bin 700 sayfayı aşan, 402 kişinin sanık olarak yer aldığı iddianamede, İmamoğlu'nun Beylikdüzü Belediye Başkanlığı'ndan itibaren "sistem" kurarak, bu sistem sayesinde, önce İstanbul Belediye Başkanı seçildiği, ardından CHP'yi ele geçirdiği, ardından da CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı olarak fon oluşturduğu belirtildi ve 142 ayrı eylemden, 828 ila 2 bin 352 yıla kadar hapsi istendi. "Ekrem İmamoğlu suç örgütü" adı verilen yapıda yer aldığı öne sürülen örgüt yöneticileri, örgüt üyeleri ve örgüte yardım eden isimlerin, "suç örgütü kurma", "suç örgütü yönetme", "rüşvet alma", "rüşvet verme" suçlarını işledikleri öne sürüldü. İddianamede, iş insanlarından para toplanmasına dayalı olduğu iddia edilen "sistem" için, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın da sıkça kullandığı "ahtapotun kolları gibi" ifadesi dört kez kullanıldı. Özgür Özel'i CHP Genel Başkanı olarak seçen ve eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu'nu partiden uzaklaştıran ismin İmamoğlu olduğunun öne sürüldüğü iddianamede, CHP yönetiminin de suç yoluyla elde edilen gelirleri kullandığı ve bütün eylemlerden haberdar olduğu iddia edildi. İki CHP'li vekil de İmamoğlu'nun örgütünde olmakla suçlandı ve dokunulmazlıklarının kaldırılması istemiyle fezleke hazırlandı. Başsavcılık, anayasadaki parti kapatma maddelerine atıf yaparak, söz konusu eylemleri "ihbar" yazısıyla Yargıtay Başsavcılığı'na da bildirdi. İddianamede, oluşan kamu zararının 160 milyar TL ve 24 milyon dolar olduğu öne sürülerek, İmamoğlu ve oğlu ile çok sayıda kişinin şirketlerine, CHP İl Başkanlığı binasına el konulması talep edildi. İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunulan iddianamede 15 gizli tanığın ifadeleri de yer alıyor. İddianamede "etkin pişmanlık"tan yararlananların sayısı 76 kişi olarak açıklandı. 7 bölümden oluşan iddianamenin birinci bölümünde "suç örgütünün genel yapısı ve özellikleri" ikinci bölümde, "soruşturmanın genel özeti", üçüncü bölümde "örgüt lideri" olarak nitelendirilen İmamoğlu'nun Beylikdüzü Belediye Başkanı olduğu dönemde ilçedeki eylemleri yer aldı. Dördüncü bölümde İmamoğlu'nun İBB Başkanı olduğu dönemde "örgütün tıpkı bir ahtapotun kolları gibi İstanbul geneline yayılan eylemlerinden" bahsedildiği belirtildi. Beşinci bölümde İBB iştirakleriyle ilgili suçlamalar yer alırken, son bölümde de hakkında kamu davası açılan şüphelilerin üzerine atılı eylemlerle ilgili suç tasnifleri ve sevk maddelerine yer verildi. İstanbul il binasının alınması sırasındaki para görüntüleri, "örgüt faaliyeti ile ilgili sızan ilk görüntüler" diye nitelendirildi. GÖKÇER TAHİNCİOĞLU'NUN ANALİZİ İBB iddianamesinde "örgüt" çabası: Sadece İmamoğlu değil CHP de yargılanıyor! İBB'ye yönelik "yolsuzluk" iddianamesinde İmamoğlu'na 2 bin 352 yıla kadar hapis istemi: İşte tüm detaylar, suçlamalar, istenen cezalar... |


