Tuğrul Eryılmaz

16 Ekim 2020

Cihangir'in ödüllüleri, Ece'de kadın egemenliği, Hangimiz Bette, hangimiz Joan? Seksizm ırkçılık kadar kötü...

Taylan, Kuruçim, Karasu, SARAT, Alabora, Söğüt, Satlıgan, Eğin, Özkök, İnce, ben, Tahincioğlu...

Haftaya yine arkadaşlarımın ödül haberleriyle başladım. Bazı kötü niyetlilere, "Her ödül alan ünlüye arkadaşım dediğimi" iddia edenlere önerim doğru arkadaşlar seçmeleri. Ben ucuz magazin yapmıyorum. Neyse...


Desen: Kemal Gökhan Gürses

Geçen bir iki haftada ödül alanlar, edebiyatçı Jale Parla ve yönetmen Orhan Oğuz'du. Bu sefer üç ödüllü arkadaşım var, Antalya Altın Portakal'dan. 'Upper Cihangir'li komşum Ahmet Mümtaz Taylan en iyi erkek oyuncu ödülünü "Gelincik" le aldı. Eskiden Cihangir'deyken, sonra eşi yüzünden ve onunla beraber Balat'a düşen arkadaşım Nalan Kuruçim, en iyi yardımcı kadın oyuncu ödülünü aldı. Hem de en iyi yönetmen ve film ödülünü de alan Azra Deniz Okyay'ın "Hayaletler" filmiyle.

Altın Portakallı arkadaşım Nalan Kuruçim ve bir yayınevinde neşriyat müdürü olan eşi Cem Erciyes. (Foto: Cem Dinlenmiş)

Haksızlık etmeyeyim, Kuruçim ödülünü Nezaket Erdem'le (İnsanlar İkiye Ayrılır) paylaşmış. Üçüncü ödül ise kısa metrajda "Mammaville" filmiyle Irmak Karasu'nun oldu. O mu kim? Cihangirli avukat komşumuz Emel Ataktürk'ün kızı. Mezuniyet filminin gösterimini sanki dünmüş gibi hatırlıyorum. Şimdi de hepimizi mutlu etti. Sürekli kendimi pazarlamak gibi olmasın ama ilk uzun metraj filminde uygun bir ücretle oynayabilirim.

Mahallemizin kızı Irmak Karasu bütün ablalarını, bazı abilerini, bütün teyzelerini ve bazı amcalarını çok mutlu etti

Altın Portakal özel muhabirimden:

"Kortej olmadığı için olsa gerek, Yeşilçam ünlülerinden kimse yoktu ama kendisi bol ödüllü yönetmen Şerif Gören bütün filmleri seyretti. T24'ten Muammer Brav'la söyleşisinde "Cesareti ödüllendireceğiz" diyen Ercan Kesal başkanlığındaki jüri öyle de yaptı. Jüri dışında herkes Su Otel'de kaldı ve sabahlara kadar havuz başında sinema konuşuldu, mesafeli eğlenildi ve tabii ki dedikodu yapıldı."
 
Bir ödül de ucundan bana değdi. İzmir'den Diyarbakır'a arkeoloji haberleri atölyelerine katkıda bulunduğum SARAT, 2020 Eurepa Nostra büyük ödülünü kazandı. SARAT'ın Türkçe açılımı "Türkiye'nin Arkeolojik Varlıklarının Korunması".
 
Bu eğitim ve farkındalık ödülünden kendime pay çıkardığım için projenin esas sahipleri Dr. Gül Pulhan, Özlem Başdoğan ve Nur Banu Kocaslan (Şimdi T24'te ekonomi editörümüz) bana bozuk atmazlar.

Güzel kadınlarla bir gece

Mülkiye Yüksek Lisans'tan arkadaşım orta halliden iyice Feza Aygen beni Asmalı Cavit'e davet etti. Cavit Bey'in mekânına bitişik pasajına ilk kez gittim. Rahattı ve tıklım tıklım değildi. Bir 35'lik devirdik ve bol meze eşliğinde hamsi yedik. Cavit Bey Korona bahanesiyle fiyatları uçurmamış.
 
Tabii oralara kadar gidip Ece'ye uğramama suçu işlenemezdi...
Ben, Feza Aygen ve Cavit Bey mesafeli rakıda
İyi ki de işlememişiz. Ece'de göbek atanlar dışında herkes dışarda ve mesafeliydi. Ece Aksoy'un yamacına oturup rakı ve kavunla devam ettik. Ben 23'te kalkıncaya kadar (Feza Aygen kaldı) pek keyifliydim. 
 
Bir ara saydım, altı erkeğe karşılık tam 21 kadın vardı. Aklı başında insan başka ne ister. İnanmayanlar fotoğrafa baksınlar. Artık bir ay Cihangir dışına çıkmam.
Ece Aksoy'dan fotoğrafta en ünlü kişi Derya Alabora. Sonra burun farkıyla ben ve bir boy arkadan Cumhuriyet'in Mine Söğüt'ü. Hayranım olan diğer kadınların adlarını magazin değerleri standart olduğu için yazmadım. (Foto: Nedense Pencere'de çalışan Erel Eryürek)

Bu linkler ihmâl edilmesin

* Üçüncü Diyarbakır Karşılaştırmalı Edebiyat Günleri, Zehra Doğan'ın kişisel sergisi, 5-12 Ekim haftasının sansür gündemi ve daha fazlası Susma Platformu'da 

* Hood BASE'de "Hemzemin" sergisi: Korona'dan kurtulur kurtulmaz bu alternatif sanatçılarla mutlaka tanışmaya gideceğim. 

* Hakikat Adalet Hafıza Merkezi'nden panel daveti: Covid-19 günlerinde sivil alanı genişletmek

Tarihimden yapraklar

İlk fotoğraf milenyum başları. Daha İstanbul Kent Üniversitesi'ne dönüşmemiş olan Alman Hastanesi'nde 6 buçuk saat süren bir ameliyattan sonra Halil Ergün'ün evinde yatıyorum. Sırasıyla, ruh sağlığımı korumaya çalışan Şahika Yüksel, ameliyattan sonra beni iki ay evinde misafir eden okul arkadaşım Halil Ergün. Misafir dediysem, daha ilk haftanın sonunda "Bu tekerlekli arabanla seni duvardan duvara çarparım, odana kilitler aç bırakırım" tehditlerine başlamıştı. Şahidim Deniz Türkali'dir. "Ayol siz Bebek Jane'e Ne Oldu'yu çeviriyorsunuz" demişti. Tahmin edeceğiniz gibi ben gariban Joan Crawford, Halil Ergün acımasız Bette Davis'ti.

Fotoğraftaki üçüncü kişi "Biseksüel bir erkek olan" Simone De Beauvoir'ın kallâvi "İkinci Cinsiyet" kitabını çeviren feminist-sosyolog Gülnur Savran. Son kişi ise artık aramızda olmayan, Firuzağa Camii kahvesinin en kıyak solcusu Nail Satlıgan.

İkinci kare ise çok daha yeni. ""68'li ve Gazeteci" adlı nehir söyleşimin mimarı, kurgucusu Milliyet Sanat'tan Asu Maro (Altın Portakal'ın bir 'erkek sporu' olmadığını yazan kadın), bir zamanlar Radikal'de birlikte çalıştığımız ama sonra benim T24'e düşmem gibi şimdi Gazete Duvar'a düşen Pınar Öğünç, Radikal İki'de bana ve şimdi Bianet neşriyat müdürü olan Nazan Özcan'a tahammül eden editörler kraliçesi Nilgün Toptaş. Tabii ki hepsinden daha mühim ve ünlü olan ben.

Sıkça sorulan sorular ve cheap shots

* Eski stajyerim Oray Eğin Habertürk'te, pek sevdiği Ertuğrul Özkök'ün de müdâhil olduğu, "Türkçe edebiyat" tartışmasını yazarak bir Cihangirli olarak beni gaza getirmeye çalışmış... Cumhuriyet'ten 'Upper Cihangir'de ikâmet eden Özdemir İnce, "Türkçe edebiyat olmaz, Türk edebiyatı olur" deyip olayı bölücülüğe bağlamış.

"Ne var bunda? Alev Coşkun'un Atatürk kitaplarını pazarlayan Cumhuriyet'in sağ Kemalist yazarı" deyip geçecektim. Zaten "boomer" Özkök, en "tarafsız" yazıyı yazıp tarafları haklı ve haksız bulmuştu. Ama komşum Cihangirli kadın gazeteci Şengün Kılıç'ın bana yolladığı Özdemir İnce yazısı beni mecburen duruma müdahil etti, gazeteciler için seksizmin ırkçılık kadar affedilmez bir hata olduğunu hatırlatarak. 

Ertuğrul Özkök- Oray Eğin- Özdemir İnce

Yazının başlığı " Kız oğlan kız ama altı aylık gebe". Yazı Devlet Bahçeli'ye hitaben yazılmış. Bir de bitiş cümlesini aktarayım "Kızlık zarı (bekâret) dikilir ama bozulan anayasal düzen tamir edilemez."
"Teşbihte hata olmaz" deyip geçeyim mi?  Haklı olabilirsiniz.. Milliyetçi sağı, Kemalist sağıyla bu heteronormatif dünyada bana yer yok.

Tuzu kuru Oray Eğin'in ben, Özkök ve İnce gibi "boomer"ları anlayabilmesi, çözümleyebilmesi için en az bir 25 yıl gerekli. Özkök ve İnce arasındaki zarif "kovcu" polemiği hâlâ devam ediyor. 

* Evet Türkiye'de Türkçe caz var. Eğer meraklıysanız TRT Radyo 3'te Jazz Akademisi'ni dinleyin. Pazartesi geceleri 23'te... En son Mustafa Avşar'ın "Acılı Pizza"sını dinledim. Lezzetliydi.
 
 
* İzmir stajyer magazincim  'Melek the akademisyen' müjdeli haberi verdi. Alsancak'taki Mülkiyeliler lokali işletmesi, Kemal Özçakar'a tevdi edilmiş. Daha önce yönettiği yeri bildiğim için çok sevindim. Eminim lokal o bürokratik taşra havasından kurtulacak. Açılış bu hafta sonunda. 'Melek the akademisyen' oradan fotoğraf ve dedikodu gönderecek. Tragedya, 'geçmiş olsun', 'hoşgeldin'den başka kuş tanımayan Mülkiye Angara'dan sonra 'Melek the akademisyen' çok iyi geldi. 

Advertorial

Kuzguncuklular
 
 
Kitabın yazarı Başak Baysallı edebiyat öğretmeni. Fakat "Fresko Apartmanı" öykülerinde mefâilün, feilâtün,feilün (inşallah doğru yazdım) anlatmıyor.
 
Bağlantılı öykülerinde Kirkor, Rüya, Ani, Eleni, Ali, İsmail...anlatılıyor. Hani herkes şikâyet eder ya "Geçmişimizle yüzleşemiyoruz" diye. İşte öyle bir kitap bu, ortak acılar, aşklar.
 
112 sayfalık kitabı ben bile üç seansta okuttum bir öğrencime. Baysallı'nın ilk okuduğum kitabı olan "Fresko Apartmanı" bana iyi geldi. Edebi değeri üzerine kelam etmek magazinciliğimi aşar.
 

Tahincioğlu'ndan yakın tarih

T24 Ankara Temsilcisi Gökçer Tahincioğlu'nun son romanı "Kiraz Ağacı"nı haftaya koyacaktım ama içimden bir ses "Fresko Apartmanı" ile arka arkaya okunsalar ne iyi olur dedi.
 
Yakın tarihimizden, belki de unutmaya çalıştığımız, bir başka acı. Tahincioğlu "hatırlayın" diyor. Romanı bana Polonezköy'deki Haber Atölyesi sırasında imzaladı. Onu da altı günde okuttum bir öğrencime. "Mühür" diye bir ilk kitabı olduğunu da Polonezköy'de öğrendim. Kim demiş gazeteciden iyi edebiyatçı çıkmaz diye...

Müzik önerisi 

Bu haftanın müzik önerisi Mülkiye'den sınıf arkadaşım Prof. Erdal Yavuz'dan. Ruhi Su'nun öğrencisi operacı baba söylüyor, oğulları çalıyor.