Yılmaz Murat Bilican

23 Aralık 2016

Savaşın ölüm yüzü

En sona saklarlar seni, bir zafer haberi değilsin ki sen...

Öyle isteyerek filan değil, zorunlu gidersin,
Vatani görev filan derler,
Her “erkek” gider derler,
Peygamber ocağı derler, kutsarlar.
Hem nedir ki sayılı gün çabuk geçer derler…
Sırtını sıvazlayarak yollarlar.
Elin mahkum gidersin askere.
Devlet 18’inden başlar seni çağırmaya.
Gitmezsen gelir zorla alır götürür.

Gerçi gitmemenin bin bir yolu vardır, duyarsın bu yolları
ama ya çok para gerekir ona ya da güç,
İkisi de yoktur sende.

Ana kucağından çıkmanın sersemliğiyle, duymadığın bilmediğin yerlere savrulursun.
Yürü, yat, kalk, otur… Emir ve komuta başlar.
Gıkını çıkaramazsın. Sersemlersin iyice. Gün sayarsın.
Silah verirler eline. Birden başka bir varlığa dönüşürsün.
Hele ki o silahı doğrultacak birileri varsa.

Emre itaat en temel değer olarak öğretilir.
Emir emirdir, demiri keser.
Bir gün komutanın “hadi” der, al silahını.
“Yürü, tut, geçirme, durdur, vur” der.
“Düşman” der.
Kime karşısın haberin bile yoktur.
“Düşman” senin de oy verdiğin meşru hükümetin olabilir mesela.

İçerde ve dışarda başka “düşman”lar da vardır.
Düşman çoktur. Her yerdedir.
Nerede olursan ol, her an saldırabilirler, “vatanını onlardan temizlemek” görevin olur.
Kim onlar, ne isterler bilmezsin.
Arkadaşların havaya uçar, parçalanır yakınlarında.
Puslu bir karanlıkta intikam yeminleri eder birileri.
Seni sürerler ateşe.
Gün sayarsın, yaşamak istersin, daha çok yaşamak istersin.
Ölüm dolaşır, üstünde başında, her yerinde.
Öldür derler ya da öl.
Şehit olmak, şehadet şerbeti içmek derler, ölümü kutsarlar.

Ülkeni yönetenlerin hiç bilmediğin yüksek hedef ve politikaları uğruna, elinde silah başka topraklara götürülürsün.
Onlar çok konuşurlar ve hep kazanmaktan söz ederler.
Ülkenin çıkarları derler, devireceğiz, indireceğiz, güçleneceğiz derler.
El Bab’a götürürler seni.
Neden? Niçin? Nasıl? Nerededir?
Bilemezsin.
Devletimiz milletimiz adına onlar karar verir.
Sana sorma ve sadece emirlere itaat et derler.

Annen, baban, sevdiklerin senden haber bekler, kapı çalınsa yürekleri ağızlarına gelir.
Sana bir şey olacak diye korkarlar.
Bitecek elbet, geçecek bu günler dersin. Gün sayarsın.

Sonra Genelkurmay bir açıklama yapar.
Kalabalık cümleler içinden en çok sayılar seçilir.
Sayılar önemlidir onlar için.

Önce zafer sayılarını verirler.
“…havadan ve karadan sağlanan yoğun ateş desteği ile El Bab’ın ele geçirilmesine yönelik… Bab-Halep yolunda tam kontrol sağlanmıştır…Hava harekatları, topçu birliklerimiz… DEAŞ terör örgütüne ait hedefler yoğun olarak ateş altına alınmaya devam etmektedir…
3 adet ZSU-23 Silah monteli Pikap aracı,
2 adet DOÇKA monteli Pikap aracı,
3 adet Ağır Makinalı Tüfek monteli Pikap aracı ateş altına alınarak imha edilmiştir.
…67 hedef vurularak imha edilmiş;
138 DEAŞ teröristi etkisiz hale getirilmiştir.

Pikap, doçka, ağır makinalı, ateş, imha, terörist, 67, 138…
Sıra bir türlü gelmez sana, sen neredesin?

En sona saklarlar seni, bir zafer haberi değilsin ki sen.
“Öğleden sonra 3 ayrı bölgede bombalı araçlarla yapılan intihar saldırıları sonucunda TSK unsurlarımızdan toplam 10 Kahraman silah arkadaşımız şehit olmuş, ilk tespitlere göre 6’sı ağır olmak üzere 18 kahraman silah arkadaşımız yaralanmıştır. Yaralılara bölgedeki hastanelerde müdahale edilmektedir.”

Böylece bir TSK unsuru, kahraman bir sayı olursun.
Söylesene sen hangi sayının içindesin?
10 kahraman ölü mü?
6 kahraman ağır yaralı mı? (onlar da öldü)
18 kahraman kolu bacağı uçmuş yaralı mı?

Söylesene sen neredesin?
Hangisisin?