Yalçın Doğan

25 Haziran 2021

"Siyasi vesayet" askeri emrine alıyor

"Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanları suç işlerlerse, Tek Adam artık doğrudan yargıç konumunda!.."

Genelkurmay Başkanı... Ya da kuvvet komutanlarından herhangi biri...

Mesela...

"Görevinden dolayı suç işlerse..."

Yargılanması gerekiyor, değil mi?..

Yoook, o kadar kolay değil artık.

"O Genelkurmay Başkanı ya da kuvvet komutanının yargılanması ancak ve ancak Cumhurbaşkanı izin verirse mümkün!.."

Ya da...

Yine Genelkurmay Başkanı ya da kuvvet komutanlarından herhangi biri...

Mesela...

Bu kez "görevinden dolayı değil" de...

"Rüşvet, zimmet, kaçakçılık, ihaleye fesat karıştırmakla suçlanırsa..."

Yargılanması gerekiyor, değil mi?..

Yoook, o kadar kolay değil artık.

"O Genelkurmay Başkanı ya da kuvvet komutanının yargılanması ancak ve ancak yine Cumhurbaşkanının iznine bağlı!.."

Bu nasıl mümkün?..

Henüz değil ama, mümkün hale geliyor.

Şu anda Meclis'te Askeri Ceza Yasası'nda değişiklikler öngören bir yasa önerisi görüşülüyor. O değişikliğin maddelerinden biri de, aynen böyle.

Dolayısıyla...

Yargı üzerinde zaten varolan siyasi güç, zaten yok olan kuvvetler ayrılığı, yargının zaten siyasetin emrine girmiş olmasına bir halka daha ekleniyor.

"Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanları suç işlerlerse, Tek Adam artık doğrudan yargıç konumunda!.."

Partili cumhurbaşkanı

Siyasal sistem, daha ötesi kurumlar, her anlamda ve her alanda öyle lime lime ediliyor ki...

Kabile devletlerde bile olmayan bu ucube rejimde Cumhurbaşkanı aynı zamanda "bir partinin genel başkanı".

Genelkurmay Başkanı ile kuvvet komutanlarının yargılanması iznini kendisine bağlayan "partili bir Cumhurbaşkanı" bu son yasa değişikliği ile ne yapıyor?..

"Askeri kendi siyasi vesayeti altına alıyor.

Askeri kendi partisinin emrine alıyor.

Askeri kişisel iradesine bağımlı kılıyor."

Sayısız yetkilere sahip Tek Adam, her gün o yetkinin sınırlarını biraz daha genişletiyor.

Yetkisinin sınırları genişlerken, demokrasinin sınırları geriliyor demek, ne kelime, iyice iğdiş ediliyor.

Ondan sorulmayan hemen hiçbir şey kalmıyor.

İktidara geldiğinde, "askeri vesayeti" kaldırmak üzere adımlar atarken...

Getirdiği "siyasal vesayet" demokrasiyi ortadan kaldırıyor.

Devletin çarkları artık işlemez hale geliyor.

* * *

İntiharlara polis intiharları ekleniyor

"Ben mesleğime aşıktım, küçük düşürdüler, tükendim, ruhumu erittiler. Allah'ım sen yardım et, sana sığınıyorum."

Giresun'da 24 yaşındaki "polis memuru Semanur'un" son satırları bunlar.

Bu notu bırakıyor ve...

"Haziran başında intihar ediyor."

Açlıktan, evine ekmek götürememekten ailesine karşı mahcup düşenlerin intihar ettiği bir ülkede, şimdi de, polis intiharları artıyor.

1990 yılında 5 polis intihar ediyor. 2011 yılında 26 polis intihar ediyor.

2013 ile 2020 yılları arasında 53 polis intihar ediyor.

"2021 yılında, altı ayda toplam 600 sivil insan intihar ediyor.

Yine son altı ayda intihar eden polis sayısı 34'ü buluyor."

Bu kadar insanın intihar ettiği başka bir ülke var mı?..

Ve intihar vak'aları neden bu ölçüde tırmanıyor?..

"Ekonomik sıkıntı ve huzursuzluk ülkede kol geziyor. Polislerde ise, kim bilir nasıl siyasi baskı söz konusu!.."

Haklı olduğunu bildiği, gördüğü insanlara karşı, verilen emirle, biber gazı kullanmak, onları coplamak nasıl bir duygu alaborası yaratıyor, kim bilir!..

Tek adam rejiminin yarattığı mengenede başka bir özellik var.

"Avrupa'da yüz bin yurttaşa ortalama 340 polis düşerken, Türkiye'de 100 bin yurttaşa 494 polis düşüyor."

Tek adam rejiminin karakterini gösteren bir başka veri.

"İstikrar için" diye getirdikleri sistem, en büyük "istikrarsızlığın kaynağına" dönüşüyor.

Haydi, bunu 'şahsım' görmüyor, zaten görse de, bile bile getiriyor bu sistemi, yakın çevresini geçin, AKP milletvekilleri bu gidişatın nasıl farkında değil, onu anlamak güç.

Ya da farkındalar ama...

Günün birinde bu maceranın, her yönüyle bu ağır faturanın tamamı ortaya çıkar.

* * *

Dodik'in fazileti nedir acaba?..

21 pare top atışı... Kılıç kuşanmış süvariler, on altı Türk devletini temsil eden bayraklar eşliğinde... Tipik Osmanlı özentisi... Saray zaten malum, "itibardan tasarruf olmaz" vaziyetinde...

Derken milli marşlar...

Geçtiğimiz mart ayındaki bu tören Bosna - Hersek Devlet Konsey Başkanı Milorad Dodik'in Saray'da karşılanması için düzenleniyor.

Kim bu Dodik?..

Belli ki, öyle değerli ki, geçenlerde Antalya'ya bir toplantı için geldiğinde, "PTT onun resminin bulunduğu pul bastırıyor!.."

Neymiş bu Dodik böyle!..

Bizim bildiğimiz Dodik'in özelliklerinden biri şu:

"Yaklaşık 8 bin 373 Bosnalı Müslüman'ın öldürüldüğü Srebrenitsa Katliamını 'uydurma' diye niteliyor, katliamı inkar ediyor."

Öldürülenler Müslümanlar, bizimkilerin kırmızı çizgilerinden biri.

Buna rağmen, Müslüman katliamını inkardan gelen biri nasıl böyle anlı, şanlı törenlerle karşılanıyor, adına nasıl pul bastırılıyor, onun faziletini "şahsımdan" başka kimsenin bilmesi mümkün değil.