Yalçın Doğan

15 Şubat 2018

O rakamların her biri bir insan

İş kazalarında ölen işçiler, insan hakları ihlalleri, işkence ve kötü muamele, cinayetlere kurban giden kadınlar, hepsiyle ilgili “rakamlar” var...

Rakamlar korkunç.

Sadece 1 Ocak ile 12 Şubat arasında, bu yıl, 42 işçi iş kazalarında hayatını kaybediyor. Bunlar bilineni.

Bir de, bilinmeyenler var, örneğin İstanbul’daki “Üçüncü Havalimanı” inşaatında hayatını kaybeden işçilerle ilgili iddia, 400 işçinin öldüğü iddiası. Bu iddia şu anda Meclis’te.

Son on beş yılda Türkiye’de iş kazalarında hayatını kaybeden işçi sayısı 20 bin 500. Bu rakam Türkiye’yi Avrupa’da birinci, dünyada üçüncü ülke konumuna getiriyor.

Yine sadece ocak ayında, bu yıl, 28 kadın cinayete kurban gidiyor. Kadın cinayetlerinde Türkiye Avrupa’da yine ilk sırada.

Son on altı yılda hapishanelerde 3 bin 432 mahkûm hayatını kaybediyor. Bu konu da zaman zaman Meclis’e geliyor ama, sonuç malum, hiç bir somut veri çıkmıyor ortaya.

140 yeni hapishane

Gün geçmiyor ki, Türkiye’nin herhangi bir yerinde gözaltılar ve tutukluluklar olmasın, her gün o zincire yenileri ekleniyor.

Geçenlerde TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’nda, Komisyon Başkan Vekili CHP Milletvekili Şenal Sarıhan’ın verdiği bilgiye göre, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü açıklamalarda bulunuyor. Genel Müdür’ün açıkladığına göre:

“Hapishanelerde halen 235 bin tutuklu bulunuyor. Artık hapishaneler yetmez oluyor ve onun için 140 yeni hapishane yapılıyor”.

Türkiye’ye bakar mısınız?

Bol bol hapishane inşa etmekle meşgul.

Bu da Türkiye için ölçülerden biri.

Adalet ve yargı

Hapishane denilince, akla ilk gelen mahkemeler ve adil yargılanma hakkı.

Dünkü Cumhuriyet’in haberi ibretlik:

“Anayasa Mahkemesi kararlarına göre, son beş yılda 2 bin 71 adil yargılanma hakkı ihlali var”.

Yani, Anayasa Mahkemesi kararı ile sabit, 2 bin 71 davada adil yargılanma yok. Bu kadar davada insan hakkı ihlali var.

Peki, adil yargılanmayan insanlar ne yapıyor? Anayasa Mahkemesi kararıyla devletten tazminat alıyor. Kim ödüyor o tazminatı?

Biz. Sen, ben, o. Bizim vergilerimizden.

Birileri adil yargılanmanın önünü kesiyor, para cezasını ödemek bizim vergilerimize kalıyor.

Bunu geçelim.

Ama, asıl adil yargılanmadıklarına karar verilen insanlar?.. Ya onlar? Asıl cezayı onlar ödüyor. Adil yargılanmadıkları için belki hala hapisteler, belki hala haksız yere hapis yatıyorlar.

Her biri ayrı bir insanlık dramı.

Kafka’nın “Dava” kitabındaki gibi.

Aladağ Yurdu

Yargı sisteminin böyle işlemesi karşısında itirazlar yükseliyor, ama öte yanda insanların vicdanında derin izler bırakıyor.

İşlemeyen adalet, sürekli değişen yargıç ve savcılar, mahkeme heyeti değiştikçe değişen kararlar, aylarca hazırlanmayan iddianameler toplumu sanılanın ötesinde etkiliyor.

Toplum vicdanı...

Son örneklerden biri Aladağ Öğrenci Yurdu’nda çıkan yangınla ilgili mahkeme süreci. O yangında on biri çocuk, on iki kişi hayatını kaybediyor, 29 Kasım 2016’da.

Ertesi günü TV ve gazete haberlerini hatırlayın, herkes ayakta. Haber manşetlerde. Bir, iki gün, “yurdun bilmem nesi tutuklandı, yangın şu ihmalden çıktı” gibi haberler ardı ardına.

Sonra ne oluyor?

Şu oluyor.

O yangından sorumlu tutulanlar hapse giriyor, arada mahkeme heyeti değişiyor ve dört sanık tahliye ediliyor.

Ya ölen çocuklar?

Tekerleme hazır ve artık herkesin ezberinde:

“Allah rahmet eylesin, yakınlarına Allah sabır versin”.

Hak duygusu

Adalet sadece mahkemelerde verilen kararlar değil.

Aynı zamanda vicdanlardaki hak duygusu.

O çoktan kaybolmuş vaziyette.

İş kazalarında ölen işçiler, insan hakları ihlalleri, işkence ve kötü muamele, cinayetlere kurban giden kadınlar, hepsiyle ilgili “rakamlar” var.

Öyle değil.

O rakamların her biri bir insan.