Yalçın Doğan

16 Kasım 2017

Adalet Bakanı’nı sorgulama ve ötesi

Eğer Bakan’ın “yok” dediği bir siyasal baskının varlığı, daha sonra ortaya çıkarsa, o Bakan’ın siyasal ömrü orada noktalanıyor

Sorular yağmur gibi inerken, zaman kısıtlaması nedeniyle, soruyu soran milletvekilleri, bir anlamda sorguladıkları Adalet Bakanı’nı uyarıyor:

“Evet mi, hayır mı? Çabuk ol, zamanım geçiyor, evet mi, hayır mı?”

Önceki gün Amerikan Temsilciler Meclisi Adalet Komisyonu. Komisyonda Adalet Bakanı Jeff Sessions, Amerikan siyasal literatüründeki adıyla, “hearing” oturumunda, bir anlamda “Bakanı sorgulama, Bakana her türlü soruyu sorarak, onu sıkıştırma, ondan yanıt alma” oturumunda.

“Hearing” Amerikan Meclisi’nin en kritik, en heyecanlı, en merak uyandıran, en çok ilgi çeken oturumlarının başında geliyor.

Kendi partisi de sıkıştırıyor

Geçen akşam CNN International oturumu canlı yayınlıyor.

Adalet Bakanına yöneltilen soruları, soruların içerikleri ile birlikte, Bakana olan mutlaka yanıt isteyen tavırlarını gıpta ve özlemle izliyorum.

Her bir soru ve her bir tavır demokrasinin sonuna kadar örneklerinden.

Komisyonda hem Demokratlar var, yani muhalifler, hem de Cumhuriyetçiler, yani Trump’ın partisinden.

İktidar milletvekilleri bir nebze yumuşak olsa bile, yine de kendi partilerinden olan Adalet Bakanını sıkıştırmaktan pek çekinmiyorlar.

Gerçek demokrasi sahneleri. Katıksız demokrasi dersleri.

Asıl mesele Rusya ilişkileri

Sorgulamada asıl mesele, Amerika’da aylardır tartışılmakta olan, “Trump’ın Başkanlık seçimine Rusya yardım etti mi, etmedi mi?”

Bu konuyla ilgili yüzlerce yazı yazılıyor, yüzlerce konuşma var. Zaten konu en ciddi biçimde araştırılıyor, pek çok spekülasyon yapılıyor. Sanki Trump Rusya’dan yardım almış gibi, bir hava esiyor.

Bununla ilgili çok soru soruluyor Adalet Bakanına.

Türkiye de soruluyor

O oturumda Türkiye ile ilgili sorular da var.

Örneğin, eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Michael Flynn’ın Başkanlık seçimi öncesi ve sonrasında “Türk Hükümeti adına çalışıp çalışmadığı” soruluyor.

Bakan Sessions “Bilgim yok” karşılığını veriyor.

Bir milletvekilinin “Michael Flynn Fethullah Gülen’in Amerika’dan sınır dışı edilmesi yönünde çalışma yaptığını biliyor musunuz” sorusuna, Adalet Bakanı “Böyle bir şey hatırlamıyorum” diye yanıtlıyor. Ancak, “Türk Hükümetinin Gülen’in iadesi için ısrar ettiğini” belirtiyor.

Oturumda Michael Flynn adı çok sık geçiyor, çünkü Başkanlık seçimi sırasında Trump adına Rusya ile temas eden kişinin o olduğu iddiaları var ve bu araştırılıyor.

Demokratik keyif

İzlerken, oturumun en etkileyici yanlarından biri, milletvekillerinin Bakana soru sorarken ve ondan yanıt beklerken, “evet mi, hayır mı, çabuk söyle” diye sıkıştırmaları.

Komisyonda her milletvekilinin beş dakika süresi var. O süre içinde sorusunu soracak, yanıtını alacak. Hazır Adalet Bakanı orada, bir milletvekili birden fazla soru soruyor, kendisine tanınan beş dakikalık süre hiç bir biçimde uzatılmadığı için daha fazla soru sorabilmek amacıyla Bakanı sıkıştırmaktan başka çaresi kalmıyor.

Öyle dinamik ki, insan izlerken, gerçekten keyif alıyor.

“Demokratik bir keyif”.

Amerika’ya özgü sorular

Oturumda elbette Amerika’ya özgü başka zorular da var.

Örneğin, bir siyah milletvekili, “Adalet Bakanlığı bünyesinde çalışanlar arasında siyahların ve beyazları oranı nedir, neden daha az siyah çalıştırılıyor, bu ırk ayrımı değil midir?” diye soruyor.

Adalet Bakanı buna net bir yanıt veremiyor, o sahne oturumda Bakan’ın en güç durumlara düştüğü anlardan biri olarak kayıtlara geçiyor.

Ya da, kadınlara sarkıntılık ettiği öne süregelen bir kişinin Cumhuriyetçilerden senatör adayı olmak istediği yönündeki haberlere dikkat çeken bir muhalif milletvekili, Bakan’a “böyle birinin adaylığına ne dersiniz” diye soruyor. Bakan “Kesinlikle desteklemem” diyor.

Buna benzer Amerikan toplumunu ilgilendiren örnekler çok.

Başkan’ın sorgulanması

Benim dikkatimi çeken bir soru var, Trump-Rusya ilişkileri üzerine. Bir milletvekili soruyor:

“Siz Adalet Bakanlığı olarak, Trump’ın seçimi sırasında Rusya’dan yardım aldığı yönündeki iddiaları araştırırken, siyasal baskı altında kalıyor musunuz?”

Bakan çok net ve kesin bir dille reddediyor:

“Yok böyle bir şey, öyle bir siyasal baskı söz konusu değil”.

Soru ve yanıt, içerik, üslup ve tavır olarak çok hoşuma gidiyor.

Devamı olabilir. Devamı şu:

Eğer Bakan’ın “yok” dediği bir siyasal baskının varlığı, daha sonra ortaya çıkarsa, o Bakan’ın siyasal ömrü orada noktalanıyor.

Amerika Başkanlık sistemi ile yönetiliyor. Tek başına bu tür “hearingler” bile, Amerika’da Başkanlık sisteminde “yürütme ve yasamanın”, yani “kuvvetler ayrılığının” en net örneklerinden biri.

Milletvekilleri, yani yasama organının üyeleri, “Başkan ve Başkanlık hakkında”, yani yürütme hakkında şakır şakır soru soruyor, görüş belirtiyor.

Acaba anlatabiliyor muyum?