Vefa Tarhan

01 Ağustos 2013

Yakın gelecekte bir kriz olmasa da önemli bir türbülans yaşanabilir!

Son 2 ayın gelişmelerin ışığında, ekonominin yakın gelecekte, bir kriz olmasa da önemli dereceli bir türbülans yaşayacağına inandığımı söyleyebilirim.

I. GİRİŞ

 

Bu yazı 6 bölümden oluşan ve her bölümü bir-kaç gün arayla yayınlanacak olan “Ekonominin bugünkü durumu ve daha da karanlık yakın geleceği” dizisinin giriş bölümünü temsil ediyor. Bu bölüm dizinin ana hatlarını çizip diğer bölümlerde hangi konuların tartışılacağını açıklayacak. İkinci bölüm, belki de ekonominin bugün içinde bulunduğu güç durumdan birinci derecede sorumlu olan büyüme-finansman ihtiyacı ilişkisini inceleyecek. Türkiye’nin geçmişte izlemiş olduğu ve benim görüşümce hala sorgulamadan devam ettirmekte olduğu, ‘mümkün olduğu kadar yüksek hızla büyüme’ politikası bir ‘başarı’ olarak pazarlanmasına rağmen, ülkenin bugün en önemli kırılganlık noktası olan dış finansman bulma probleminden birinci derecede sorumlu olan faktörü temsil ediyor.  Ekonominin geçmişte uygulanan sürdürülemeyecek bir hızla ve düşük kaliteli olan (cari açık yaratan) büyüme politikasının maliyeti bugün ödenmekte. Korkarım, bu maliyet yakın gelecekte daha da artacak.  Büyüme 2012’de yavaşlamış olmasına ve düşük büyüme hızı 2013’de de devam etmekte olmasına rağmen, geçmişte uygulanan yüksek büyüme hızlı ve cari açık yaratıcı politikayı, riske iştahın kurumuş olduğu bugünün küresel ortamıyla bir araya getirdiğimizde, söz konusu dış finansman sorununun yakın gelecekte devam edeceğinden, üstelik, daha da vahim hale geleceğinden şüphem yok.  Ayrıca, geçmişte günün birinde bu politikanın faturasının kesileceğini tahmin etmeme rağmen, zamanı konusundan emin değildim.  Bugün son gelişmelerin ışığında, geçmişin büyüme politikası / bugünün düşük küresel risk iştahı koşulları sonucu olarak doğacak problemlerin yakın zamanda gelişeceğine inandığımı söyleyebilirim.

 

Büyümenin boyutları

Büyüme politikasının iki boyutu olur: Büyümenin hızı ve kalitesi. Büyüme ile ilgili sorunları daha iyi açıklayabilmek için konuyu hem şirket, hem de ekonomi çerçevesinde değerlendirmek faydalı olur. Konuya şirket platformunda baktığımızda büyüme hızı satışlardaki artış ile, kalitesi ise, büyümenin şirkete ne derecede kâr/zarar yaratmakta olduğu  ile ölçülür.  Büyüme ekonomi düzeyinde incelendiğinde ise, kalitenin göstergesi, büyümenin ne derecede cari açık ya da fazla yarattığı hakkında olur.  Benim görüşümce, ekonomik yöneticilerin her şeyden çok büyüme konusuna öncelik vermiş olmalarının yarattığı  problemleri anlamadan, ekonominin bugün geldiği noktayı açıklamak mümkün olamaz.

Dizinin üçüncü bölümü ekonominin bugünkü durumunu yansıtan döviz ve faiz verilerini inceleyecek. Görüleceği gibi 2 ay gibi çok kısa zamanda bu verilerde çok sert ve olumsuz gelişmeler yaşandı. Bu bölüm söz konusu büyük boyutlu değişikliklerden ne gibi faktörlerin sorumlu olduğunu da inceleyecek.  Bu analiz sonucu olarak Türkiye’de faiz ve döviz değerlerinde kısa bir süre içinde yaşanan büyük çaplı değişikliklerin ülkenin yakın gelecekte dış finansman bulabilme konusu da yaşayacağı güçlüklerin bir göstergesi olduğu görüşünü savunacağım. Bir sonraki bölüm, ekonominin bugünkü noktaya nasıl gelmiş olduğu inceleyecek.  Bu bölümde yapılacak analiz, ekonominin bugün içinde bulunduğu güç koşulların hâkim olduğu ortamdan birbiriyle uyumlu olmayan hedeflerin aynı zamanda gerçekleştirilmeye çalışılmasının önemli derecede sorumlu olduğunu gösterecek.  

Dizinin 5. Bölümü geçmişte uygulanan ekonomik politikaları gündeme getiriyor. Bu bölüm, ekonominin bugün içinde bulunduğu darboğazdan önemli ölçüde geçmişte uygulanan politikaların sorumlu olduğunun analizini içeriyor. Geçmişte uygulanan ve sürdürülebilinir olmayan büyüme  politikasının faturasının bugünün ve yakın geleceğin problemleri şeklinde kesilmiş olması tutsat krizi sonrası küresel konjonktürde yaşanan değişikliklerden kaynaklanıyor.  Konjonktürdeki değişmeye rağmen, geçmişte uygulanan politikaların bugün de aynı sonucu doğuracağı varsayımına dayanarak aynı politikaların uygulamaya devam etme eforlarının da  ekonomide problemler yarattığını açıklayacak.

Normal şartların hâkim olduğu ekonomik dönemlerde, şirketler ve ekonomilerde kararları belirleyen ana faktör kredi ve öz sermaye maliyeti iken, kriz sonrası ortamda odak noktası maliyetlerden küresel belirsizliklere kaymış vaziyette.  Maliyetlere hitap eden makro ekonomik politikaların var olduğunu biliyoruz. Ancak, bugünün dünyasında hem bu politikaların limitine ulaşıldığı için, hem de ekonomik belirsizliklere hitap eden ekonomik politikaların neleri içerdiğini bilmediğimiz için, sadece Türkiye’de değil, diğer küresel ekonomilerde de küresel belirsizliklerin yarattığı sorunlar çözülememekte ve ekonomiler işsizlik, yatırım eksiklikleri, finansman bulma, düşük büyüme hızı gibi problemler yaşamaktalar.  Küresel konjonktürün değişmiş olması, geçmişteki ekonomik politikaların bugün uygulanmasının bugün geçerli olmayacağı anlamına geliyor.  Ancak, ülke ekonomik yöneticileri hala geçmişin politikalarının bugünün ortamında işleyeceği illüzyonuyla davranmaktalar. Bu nedenle geçmişteki ilişkilerin bugün de geçerli olduğu varsayımına dayanan politikalar tabii ki olumsuz ve bilinmeyen/beklenmeyen sonuçlar yaratmakta. Bu bölümün diğer ana konusu, cari açığın finansmanında kullanılan kaynakların evrimi temsil  ediyor.  Bu bolumun ana sonuçlarından birisi, finansman kaynaklarının kriz sonrası gittikçe tehlikeli olan kısa vadeye kaymış olduğunu gösterecek.

Dizinin son bölümü ise iki konuya odaklanacak: 1. Geçmişte ekonomik politikaların ne gibi bir mekanizmayla oluşturulmuş olduğunu ve bu politika formasyonunun yarattığı eksiklikler/çarpıklıklar boyutlu olarak yarattığı problemler. Ekonomik politikaların rasyonel ve sağlam prensiplere dayanması için gӧrüş ҫeşitliliğine ve veri zenginliğine ihtiyaç olur.  İç ve dış siyasi politikaların oluşumunda geçerli olduğunu bildiğimiz bu durum, ekonomik politika oluşum sistemi için de geçerli. Ekonomik politikaların sağlam temellere dayanması, başarı şansının olması için, tıpkı iç-dış siyasi politikalarının formasyonunda olduğu gibi bu politikaların  oluşturma yöntemlerinin de  ‘çoğulcu’ unsurları içermesi gerekir.   Ekonomik politika formasyonunda bilimsel fikir alış-veriş eksikliği olduğundan, dolayısıyla, görüş çeşitliliğinin potansiyel katkısını içermediğinden, oluşturulan politikaların düşük verimli hatta yanlış olma olasalığı yüksek oluyor.  Buna rağmen, Türkiye’de ekonomik politikalar akademisyenlerin, muhalif grupların, ve sivil toplum kurumlarının katkılarını içeren çoğulcu bir sistem çerçevesinde oluşturulmak yerine, tek taraflı olarak hükümet tarafından belirleniyor. Bu mekanizma politikaların düşük kaliteli ve yanlış olabilme tehlikesini taşıyor.

2. Dizinin son bölümü ayrıca uygulanmakta olan ekonomik politikaların ve küresel gelişmelerin yakın gelecekte enflasyon, cari ve mali açık, büyüme, gibi değişkenlerde ne gibi sonuçlar yaratma potansiyeli olduğu konusunda analize dayanan tahminleri de içeriyor ve ekonominin yakın gelecekte karşılaşacağı muhtemel problemleri tartışıyor.

Sonuç olarak, bu dizinin nihai gayesi şu şekilde özetlenebilir:  Ekonominin şu an içinde bulunduğu güç durumu anlamak, mevcut politikalar devam ederse ilerde daha da güç koşulların hakim olacağı ekonomik ortamı değerlendirmek, ve ekonominin bu duruma düşmesini önleyebilecek ekonomik politika önerileri yapmak.

 

Dizinin vardığı sonuç

Altı bölümlük bu dizinin sonunda vardığım ana sonucun ne oduğu konusunda muallakta kalmanızı istemiyorum. Akademisyenler genellikle aleni tahminler yapıp reputasyonlarını tehlikeye atmak istemezler. Tabii ben de bu grubun bir üyesi olarak genellikle aynı şekilde davranırım.  Örneğin, borsa, faizler ve başka piyasa verileri konusunda aleni bir şekilde tahminlerde bulunmam.  Sonuç olarak herkes gibi benim de kristal bir kürem yok. Ama, bazı durumlar olur ki reputasyonumu tehlikeye atmaktan çekinmem. Ancak bu durumlarda bile, tahminimin kesin bir zaman boyutu olamaz. Yazılarımı, söyleşilerimi, vs. takip edenler bilir; epeyce uzun bir zamandır Türkiye’nin bir dış finansman darboğazı tehlikesi ile karşı-karşıya olduğunu ifade etmekteyim. Bu konudaki görüşüm  bugün de aynı. Ancak, geçmişte problemlerin eninde sonunda oluşacağını düşünmeme rağmen, problemlerin ne zaman ortaya çıkacağı konusunda bir tahmin yapmaktan çekiniyordum. Bugünün ekonomik koşulları daha ileri gidip, son 2 ayın gelişmelerin ışığında, ekonominin yakın gelecekte, bir  kriz olmasa da önemli dereceli bir türbülans yaşayacağına inandığımı söylemeye cesaret etmemi mümkün kılıyor.

Bu türbülansı dış finansman bulmada yaşanacak güçlüklerin tetikleyeceğinden neredeyse emin olduğumu ifade etmekten çekinmem için bir neden görmüyorum. Bahsettiğim zorlukların hâkim olacağı durumun bir 2001 krizi seviyesinde olacağını sanmıyorum.  Ekonomi 2001 öncesine oranla daha sağlam temellere dayanıyor.  Ancak, yine de önemli boyutlu, güç koşulların hâkim olduğu bir ortamın oluşmasının önlenebileceği bir senaryoyu kurgulamada güçlük çekiyorum. Dış finansman kaynak alternatiflerinin üzerinden teker teker geçtiğimde bir çıkış kapısı göremiyorum.  Zaten devede-kulak niteliğinde olan doğrudan yatırımların önemli bir seviyeye ulaşabileceğini düşünmenin realistik olduğunu savunmak mümkün değil.  Aynı şekilde, tasarruflarda da kısa vadede büyük bir artış beklenemez.  Uzun vadeli finansal yatırımcılarının risk iştahının neredeyse kurumuş olduğunu biliyoruz.  Ekonominin dış finansman kaynaklarının  yüzde 90 küsürünün kısa vadeli kaynaklardan oluşması (2013, 1. Çeyrek), gelişmiş ülke faizlerindeki artışlar, ve yabancı yatırımcıları korkutucu nitelikli ‘faiz lobisi’, ‘komplo teorileri’ retoriği ile birleştirildiğinde ve yatırımcıların güvenini kazanmanın çok uzun zaman aldığı, kaybetmenin ise çok çabuk gerçekleştiği gerçeği denkleme dahil edildiğinde,  bir rekoru temsil eden en az 223 milyar dolarlık finansman ihtiyacının sancısız bir şekilde karşılanabilma opsiyonunun olmadığı görüşümün gerekçeleri ortaya çıkıyor.  Ekonomik koşulların bu şekilde olması, ekonominin önemli boyutlu bir çalkantı dönemine hamile olduğu gerçeğini apaçık olarak ortaya çıkarıyor.

 

2000 Ağustosu’nda 2001 krizi tahminim

2001 krizinden söz açılmışken şunu söylemek isterim: 2000 Ağustosu’nda İzmir’de bir konferansda, yakın bir zamanda ekonominin önemli boyutlu bir kriz yaşayacağını, ayrıca bu krizi finansal sektör problemlerinin tetikleyeceğini tahmin etmiştim.  Sanırım kriz sonrası bazı gazeteler benim tahminimden bahsetmesine rağmen, medya bu tahminime geniş bir yer ayırmamıştı. Ancak, aynı konferansa katılan zamanın İş Bankası Genel Müdür yardımcılarından ve TSPAKB Başkanı Sayın Yusuf Ziya Toprak, tahminime ve krizin finansal sektörden kaynaklanacağına inanmadığını ifade etmişti.  Anladığım kadarıyla, kriz başladığında benim tahminimi meslektaşlarıyla paylaşmış. Bu nedenle, kriz sonrası beni TSPAKB üyelerine kriz konusunda bir sunum yapmak için davet etmişti.

Yukarda bahsettiğim gibi Türkiye ekonomisi bugün, 2000 Ağustos’ta olduğundan çok daha sağlam temellere dayanıyor. Ekonomi, son 13 yılda önemli ve olumlu mesafeler kaydetti. Dolayısıyla, kriz kelimesini kullanmanın doğru olmayacağını düşünüyor ve ‘önemli dereceli bir  ekonomik çalkantı’ teriminin daha gerçekçi olduğuna inanıyorum.  Ancak, bazı koşullar bir araya gelirse (örneğin, Türkiye’nin zaten dış finansman sağlama konusunda bir darboğaza girmesi, Avro bölgesi problemlerinin hortladığı bir döneme rastlarsa), kriz durumu bile yaşanabilir. Boyutunu tahmin etmek zor olsa da, ekonominin önemli dereceli bir çalkantı yaşayacak olmasını ve bu ekonomik turbülansın boyutu ne olursa olsun, problemlerin yukarda belirttiğim gibi dış finansman kaynakları bulmada yaşanacak güçlüklerin tetikleyeceğini ve bu durumun yakın gelecekte gerçekleşeceğini yüksek bir ihtimal olarak görüyorum.

 

Makro Ekonomi ve Kurumsal Finansman

Akademik kariyerimin başında yaptığım araştırmalar makro-ekonomik konulara, bilhasssa para politikası ve bankacılık ile ilgili sorulara cevap bulmaya odaklanmıştı. Daha sonra, araştırma ilgim kurumsal finansman konularını kapsadı. Bilindiği gibi, kurumsal finansman, konuları şirket bazında inceler. Kurumsal finansman dalının ana konuları şirketlerin reel sektör yatırımları için kullandıkları yöntemleri, şirket değerini artıracak sermaye yapısının nasıl belirlendiğini (şirketin ne gibi öz sermaye ve kredi kompozisyonu kullanması gerektiği), şirket sermaye maliyetinin hesaplanmasını, şirket birleşmeleri işlemlerini vs. içerir.

Araştırmalarımın bu iki değişik alanı kapsamış olması ekonomik/finansal sorulara cevap ararken konulara hem ekonomi hem de şirket boyutlu perspektifleri kullanarak bakabilmemi mümkün kıldığı için çok faydalı oldu.  Her iki alanda da araştırmalar yapmış birisi olarak, ekonomi ve finans dallarının sayılı ortak konuların olduğunu söyleyebilirim.  Dolayısıyla, bir soruya cevap ararken her iki perspektifin de kullanılabilinmesi, sanırım  konuların daha geniş kapsamlı olarak incelenmesini mümkün kılıyor.