Ümit Otan

31 Aralık 2015

Diyarbakır'da barışı aradık ama şimdilik bulmak zor görünüyor...

Ya vicdanlarımız ayağa kalkacak, ya da 'kardeşiz' demeye yüzümüz olmayacak, utanacağız...

İlk kez gittiyseniz, bir film setinde olduğunuzu sanabilir, yabancılaştırma efektlerinde kaybolabilirsiniz. Ama yürüdüğünüz her adımda, soluduğunuz her nefeste kendinizi acılı hem de çok acılı bir hayatın içinde bulur, soluksuz kalabilirsiniz…

Görkemli surlar... Etrafı çepeçevre "korunmaya" alınmış. Hemen önlerindeki çocuk oyun alanları bomboş, bir tek çocuk bile yok. Sur kapılarında panzerler, "tomalar"... "Çekme ulan" diye bağırıyor bir polis... "Sınır boyu" ilerliyoruz.

Bizim tarafta bir sessizlik, sakinlik olsa da hayat devam ediyor. Dükkanlar, mağazalar açık. Bazıları gelecek yeni yıla göre vitrin bile yapmış. Öte taraftan silah sesleri geliyor.

Batı'nın çeşitli illerinden bir grup duyarlı insan "sınır boyu" yürürken dükkanlardan fırlayan insanlar alkışlıyor, yaşlı kadınlar, ellerini gökyüzüne çevirmiş, "barış, barış" diye bağırıyorlar.

 

Diyarbakır'ın üzerini öyle kara bulutlar kaplamış ki, insanlar öyle nefessiz kalmışlar ki "barış" bir yerlerde kalmış ara ki bulasın...

Tüm yaşamı acılarla geçmiş, onca işkenceye ve çileye karşın hala "güzelliğini", sevecenliğini koruyan bir "ermiş" kadın Diyarbakır Belediye Başkanı Gülten Kışanak, yaşanan "üzüntümüz çok büyük" diyor ve ekliyor:

"Uzun yıllar boyunca her kötü günde 'bundan daha beteri olmaz' diyorduk. 12 Eylülleri gördük, 90'ları yaşadık. Çok acılar gördük, böylesi görülmedi..."

 

Eş Başkan Fırat Anlı, bu coğrafyanın lanetlenmiş topraklar olduğunu, yapılan zulmün artık kendilerine fazla geldiğini belirtip sözlerini Kavavis'in "Şehir" şiirinden dizelerle tamamlıyor:

"Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın.

Bu şehir arkandan gelecektir.

Sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın, aynı mahallede kocayacaksın..."

Sevgili Hrant’ın eşi Rakel Dink'in içinden çıkan alevler hepimizi yakıyor:

 

"Toprak kana doymaz, yeter demeye geldik her tarafa sesleniyoruz: 'Bunca acı yeter' diye seslendi. Lütfen her tarafa seslenmeye geldik. Kerdeşçe, insanca Meclis'te konuşun demeye geldik. Bırakın insanlar eceliyle ölsün. Ancak o zaman insanların ardından ayinler de kıvamında olur acılar da..."

Ülkede barışın simgesi olan ve dalından koparılan Tahir Elçi'in eşi Türkan Elçi ile Rakel Dink sımsıkı sarılıyorlar, uzun süre ayrılamıyorlar. Yüzlerdeki acı gözyaşlarına dönüşüyor, yağmur oluyor..

Bir anne, küçük kızının üzerindekileri çıkarıp, "bakın bize neler" yaptılar diyor. Bir küçük kız, okuluma gitmek istiyorum diye ağlıyor.

Diyarbakır'da yağmur çiseliyor. Soğuklar tam olarak teslim almamış kenti, ama hava "kurşun gibi"

Sur'a açılan kapının önüne geldi barışseverler. Panzerler ve tomalar kapatmıştı yolu. "Barış Bildirisi" okundu alkışlarla. "Aslolan hayattır, silahlar sussun, zulüm dursun, barışı konuşalım..."

Giremediğimiz kapının az ilerisinde, çocukluğumda koşturduğum sokaklar, ilkokulum var. Orada şimdi kim bilir ne hayatlar yaşanıyor, bilmiyoruz.

Taksi şoförleri, lokantadaki garsonlar, dükkanlarına konuk olduklarımız, yaşlı analar, dedeler sanki sözleşmişçesine, "Bu gidişe can ne kadar dayanır" diye sordular. Benden bir umut ışığı beklercesine, "Oğul sence ne olur bu işin sonu" diye soran çok yaşlı dedenin yüzündeki anlatılmaz acı...

Akşam çökmek üzere... Barış anaları nöbette. Büyük bidonlarda ateşler yakılmış. Bembeyaz yemenileriyle analar saf tutmuş. Bir dokunup bin ah işitiyoruz. Ruhumuzda yer kalmıyor artık neredeyse patlayacak... Hani analar ağlamayacaktı? Ne oldu bize?

Yollarda paletli askeri araçlar, polis araçları. Bir askeri kamyonun önünden fırlayıp önümüze çıkan ve hala gülebilen çocuklar.

Epey geç de olsa Batı'dan barışsever akını başladı Diyarbakır'a. Barışseverler geliyor diye Sur'un iki caddesini girişe açmışlar.

 

Biz ayrılırken, Bodrum'dan yola çıkanlar Diyabakır'a girmek üzereydi.

"Asıl acılarda birlikte olmalıyız", "Otobüslerle, uçaklarla, trenlerle gelin", "Uzaktan atıp tutanlar gelip bir gün misafirimiz olsunlar, vallahi bir gün", "İçimizi ısıttınız, sağolasınız" sözleri kulaklarımda.

 

Diyarbakır'da barışı aradık. Şimdilik bulmak epey zor görünüyor...

Ya vicdanlarımız ayağa kalkacak, ruhumuzu alev saracak o topraklara beklenen sıcaklığı götürmeyi sürdüreceğiz...

 

Ya da "kardeşiz" demeye yüzümüz olmayacak, utanacağız...