Uğur Gürses

17 Ekim 2022

‘Dolar tahmini yapan ekonomist’

Tutuklanma, etiketlenme, itibarsızlaştırılma, gelir kaybına uğrama gibi korkuları salmak; kötü yöneten bir iktidar için, caydırma ve bezdirme, düşündüğünü ifade etmekten kaçındırma gibi amaçlanan hedeflere yaklaştırıyor.

Bir ekonomik kriz süreci içinde seçime doğru ilerlerken, Ankara’nın aklına sosyal medyayı susturmak için yeni yasal dayanaklar icat etmek geldi. Ceza Kanunu’na eklenen madde ile “gerçeğe aykırı bir bilgiyi” kamu barışını bozmaya elverişli biçimde açıkça yayan kimseler 3 yıla kadar hapisle cezalandırılacak. ‘Gerçeğe’, ‘gerçeğe aykırı bilgiye’ ve ‘kamu barışının bozmaya elverişli’ olduğuna kim karar verecek? Bunu biliyoruz.

Kamuoyunda “sansür yasası” olarak adlandırılan bu değişikliğe iktidar partisi temsilcileri “şu beş unsurun birlikte oluşması durumunda” diye açıklama getiriyor.

AK Parti Grup Başkanvekili Mahir Ünal, "Dezenformasyon suçunun teşekkülü için beş şartın beşinin de olması gerekiyor. Dolar öngörüsünde bulunan ekonomist, deprem tahmini yapan bilim adamı bu suç kapsamına girmez" demiş. Hürriyet’ten Hande Fırat'a konuşan Ünal’a göre şu 5 maddenin 5’inin de birlikte olması gerekiyor; yayılan haber gerçek olmayacak, ülkenin güvenliği ve kamu sağlığı ile ilgili gerçekdışı haber olacak, halk arasında panik, korku ve endişe oluşturma kastı taşıyacak, kamu barışını bozmaya elverişli olacak, bunlar aleni biçimde yapılacak.

Kâğıt üstünde bu açıklama çok güzel değil mi?

Mahir Ünal başka bir ülkeden gelmiş olsaydı ona bu ülkede 10-15 yılda yaşanan örnekleri gösterebilirdik. Sahte delil yerleştirilen suç mahalleri, yerleştirilmiş gizli tanıkların ifadeleriyle tutuklanan kişiler, evine parke döşettiği kişinin oğlunun Fethullahçılara ait restoranda yemek yediği gerekçesiyle tutuklanan gazeteciler gibi, bu tür ‘iltisaklarla’ hükümler kurulduğunu anımsatabilirdik. Dahası bu hükmü kuran mahkeme başkanının Yargıtay’a üye seçildiğini de.

Mahir Ünal “Dolar öngörüsünde bulunan ekonomist” deyince, sıcak örnek hâlâ duruyor belleklerde.

Bundan üç yıl önce bir grup gazeteci ve Twitter kullanıcısı hakkında “Türkiye ekonomisinin istikrarını zayıflatmaya çalıştıkları” ileri sürülerek dava açıldığını da anımsatabilirdik.

İddianamede, dava açılan 6’sı gazeteci 38 kişinin “firma, kurum ve kuruluşlara ilişkin güvensizliğe yol açan, kaos oluşturacak mahiyette beyan ve açıklamalarda bulunduğu” öne sürülüp haberleri için, bir kısım davalının ise paylaşımları ile yasada bile tanımı olmayan “manevi menfaat temin ettikleri” iddia edilmişti.

Suçlanan gazeteciler hakkında “Ülkemiz bankacılık ve finans sisteminin acz içinde olduğu izlenimini vermeye çalışan gerçeğe aykırı ve maksatlı ifadeler” ile 5 yıla kadar hapis cezası isteniyordu. Evet, 3 yıl önce de “gerçeğe aykırı ifadeler” deniliyordu. Konu neydi? Bankalardan döviz çekilişi olmasıydı. Merkez Bankası’nın açıkladığı verilere bile yansımış olan durum gerçekti, ama konuşulmamalı ve öğrenilmemeliydi. Biri “gerçeğe aykırı” diyor ve dava açılıyordu.

‘Bana bir dayanak verin, varsın gerekçe uyduruk olsun’

Yani mevcut yasalara dayanarak, ama uydurma gerekçelerle. “Dolar 7 TL yarın belki 10 TL olur” diyenlere davalar açılmıştı.

Bloomberg muhabirlerine haberi aktardıkları için, diğerlerine yaptıkları yorum ve tahminler için. Şöyle Tweetler için: “Bankacılık sistemi 2001 yılından bu yana karşılaştığı en ciddi döviz krizi ile karşı karşıya”, “Dolar 7 TL yarın belki 10 TL olur”, “1 dolar 6.5 TL, yarın 10 TL olacağını kimse garanti edemiyor”, “Bankalardaki paranızı çekin, özellikle dolar hesabı olanlar zira hepsine çökecek”, “Dolar bize 3.70 olsun, onlara 10”.

Dava Sermaye Piyasası Yasası’ndaki “Bilgi Bazlı Piyasa Dolandırıcılığı” ile ilgili maddelerle bağlantılı olarak açılıyordu. Ancak suçlananların maddi kazanç elde ettiklerine dair bir kanıt bulunamamış olsa ki “manevi kazanç” gibi yeni bir uydurma suçlama gerekçesi vardı.

Peki ne oldu? Aradan geçen 3 yılın sonunda hepsi beraat ettiler. Ekonomi yönetiminde sorumluluğu olan kurumlar işlerini yapmak yerine, haberi veren ya da yorum yapanların üzerine savcıları göndermişlerdi. Onlar da uydurma bir gerekçe ile dava açmayı görev bilmişlerdi.

Karar öncesi mütalaa veren duruşma savcısı, “Sanıklar hakkında Sermaye Piyasası Kanunu’nun ABD doları fiyatının artacağına yönelik yaptıkları haber ve paylaşımlar nedeniyle dava açılmışsa da yabancı ülke paralarının sermaye piyasası aracı olarak sayılmadığından suçun unsurlarının oluşmadığı” gerekçesiyle beraat kararı verilmesini talep ediyordu.

Nasıl hukuk ama? “Manevi kazanca” ne olmuştu? “Kaos oluşturduklarına” dair ithamlarla suçlanan gazetecilerin kişilik haklarına ne olmuştu?

Dava beraat ile sonuçlandığı gün doların 14.75 TL olduğunu da not edelim.

Haber alma ve verme, ifade özgürlüğünü kullanan kişiler, zorlama biçimde kitaba uydurulmaya çalışılan bir suçlama ile yargılandılar.

Ünal’a bu örneklerden hatırlatmak gerekiyor ki; herhangi bir yetişkinin dolar tahmini yapması için ekonomist olması gerekmiyor. İfade özgürlüğünün parçası. ‘Dolar 10 TL olur’ diyenlere ‘piyasa manipülasyonu’, bankalardan döviz çekilişine dair haber yapan muhabirlere ‘kaos oluşturma’ ithamları ile dava açılması henüz çok taze. Yakın dönemdeki deneyim, dolar kuru tahmininde bulunanlara “ekonomist olmadığı halde dolar tahmini yapması” gerekçesiyle bile dava açılabileceğini düşündürüyor; ekonomiyi yönetenlerin hangi ‘kifayetsizlik hissine’ ulaştığı ile bağlantılı olarak. Öyle ya “gerçeğe aykırı bilgi” dersiniz, “hayatın olağan akışına aykırı tahmin” dersiniz…

Ankara’da sorunları çözemeyen, krizleri yönetemeyenler, büyük bölümünü kontrol ettikleri medya kuruluşlarının halka sunduğu “hatasız, kusursuz, şahane iyi yönetildiği” resmine karşın, işini yapan basının ya da analistlerin ortaya çıkardığı kifayetsizlik fotoğrafından paniğe kapılıyorlar. Zira onlar da farkında.

Eğer kötü bir tablo varsa yabancı güçler, onlara hizmet eden birtakım ekonomistler, analistler ve yazarlar yüzünden.

Ayrıca “mandacı” yakıştırması yaparak karalamak da yetmiyor, sansür yasaları ile bezdirme, susturma peşinde koşuluyor.

Tutuklanma, etiketlenme, itibarsızlaştırılma, gelir kaybına uğrama gibi korkuları salmak; kötü yöneten bir iktidar için, caydırma ve bezdirme, düşündüğünü ifade etmekten kaçındırma gibi amaçlanan hedeflere yaklaştırıyor.

Öyle ya, sansür yasası Meclis’te tartışılırken muhalefet milletvekillerine söylendiği gibi, bu yasadan ‘kimse ceza almayacağı’ fısıldanıyor. O zaman?  

Çıkarılan bu sansür yasası ile seçime yaklaşılan bir süreçte amaç “pireyi bahane ederek, yorganı yakacak” bir dayanak noktası yaratmak; yani arzu edilen bir noktada sosyal medya platformlarının sesini kısmak.

İlgisiz ‘iltisaklarla’, gizli tanıklarla mahkûmiyet tesis eden siyasi güdüm altındaki yargıya, dayanak olacak bir basamak daha yaratıldı.

Tekrar anımsatmak gerekiyor ki; ‘kullanışlı’ yasalarla, uydurma gerekçelerle bastırılan ifade özgürlüğünün yerini ‘fısıltı gazetesi’ alıyor. Neyin yanlış, neyin doğru olup olmadığının tartışılamadığı yerde, yıkıcı etkileri ile.

 

Uğur Gürses kimdir?

Uğur Gürses, 1985 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi (Mülkiye) İktisat Bölümü'nden mezun oldu.

Çalışma hayatına 1986 yılında T.C. Merkez Bankası'nda başlayan Gürses; döviz kuru politikası, döviz rezerv yönetimi ve açık piyasa işlemleri alanlarında çalıştı. 

1994-2000 yılları arasında özel ticari bankalarda yöneticilik yaptı. 2001 krizi öncesinde bankacılığı bırakarak TV kanallarında ekonomi yorumculuğu yapmaya başladı.


1999 yılında Yeni Yüzyıl gazetesinde başladığı günlük ekonomi ve finans yazılarına, daha sonra Yeni Binyıl gazetesinde devam etti. 2001-2014 yıllarında Radikal gazetesinde, 2014-2018 arasında da Hürriyet gazetesinde yazdı.

2018'den sonra kişisel blogunda (www.ugurses.net) ekonomik gelişmeleri yorumlayan Uğur Gürses, Aralık 2021’den itibaren T24’te yazmaya başladı.