Tayfun Atay

10 Ocak 2019

Katil, adın ‘Şöhret' olsun!

Bir katilden bir şöhret yaratan ışıklı kutudaki aydınlığı sorgulamadan da hiçbir şey yapılamaz kardeşlerim!..

Türkiye nihayet muradına erdi ve “Palu ailesi” hakkında yakalama kararı çıkarıldı. Dün sabah bir yandan polis Kocaeli’deki eve baskın düzenleyerek hanede bulunanları alırken, aynı zamanda yine Kocaeli’den gelen ekiplerin Müge Anlı programında günlerdir boy gösteren katiller katili, psikopatlar psikopatı “Enişte Tuncer”le eşini stüdyodan kelepçeleyerek götürüşlerini izledik.

Stüdyoda bulunanların hep birlikte coşkulu alkışları arasında.

Müge Anlı’nın, tüm Türkiye’yi temsilen ekranda dökülen gözyaşları arasında.

Ve program konuklarının, “Helal olsun Müge Hanım, helâl olsun” çığlıkları arasında.

***

Anlı, bu önemli ânın anlamına işaret ettiğini düşündüğü cümleyi şöyle kurdu:

“Sanırım tüm Türkiye’nin beklediği görüntü buydu.”

Acaba?!. Yoksa şu eklendiğinde mi daha ikna edici olacaktır bu cümle:

“Enişte” Tuncer Ustael’in de beklediği görüntü buydu!..

Ustael, hakkında cinayet, gasp, taciz, dolandırıcılık gibi bir dolu suçlama ayyuka çıktığı halde ne kaçmak ne de saklanmak gibi bir telaşa kapılmadan günler boyu ekranda boy gösterdi, konuştu, anlattı, dinledi, sorulara sakin sakin cevap verdi.

Konu medyatik şekilde gündeme gelir gelmez kendisine yönelik birikmeye başlayan kamusal nefreti gün geçtikçe kat be kat artıracak bir canlı yayın performansıyla sahne aldı, görünür oldu ve görüntüsüyle milyonların hafızasına kazındı.

"Enişte Tuncer", nefretten şöhret devşirdi!..

***

İki yıl önce, bir otel odasında oyuncu-sunucu sevgilisi Vatan Şaşmaz’ı öldürüp kendisi de intihar eden, böylece yıllarca erişmek isteyip de erişemediği şöhrete bu hazin sonla ulaşan eski manken Filiz Aker için kaleme aldığım değerlendirmeye şu başlığı atmıştım: Ölüm, adın şöhret olsun!

İşte şimdi “Meşhuriyet Çağı”mızın semalarında dolaştırılacak nadide sloganlara bir yenisini ekleme imkânı buluyoruz Müge Anlı programındaki bu son gösterinin baş aktörü Tuncer üzerinden:

Katil, adın “Şöhret” olsun!..  

***

Aslında bu bir ilk değil. Daha önce de “Müge Anlı ile Tatlı Sert”te benzeri “performanslar” seyrimize düştü.

Mesela biz, dört yaşında bir kız çocuğuna tecavüz edip sonra da onu boğarak öldüren adamın stüdyoda “çözülmesi”ni de ürpere-tiksine ve nefrete nefret kata kata izlemiş bir milletiz!..

Mesela, aynen “Enişte Tuncer” gibi, stüdyoda şova katılan bir katilin, yine kendisi gibi stüdyoya günlerce konuk olan sevgilisi kadının canlı yayın itirafı ile ifşa oluşunu da izledik biz… Üstelik o zaman, “cinayet büro”nun stüdyoya yetişmesi için program ekibi caniyi bahçede lafa tutup oyalamış, böylece “polise yardımcı” da olmuştu.

***

Şimdiki vakayı farklı ve daha yoğun bir ilgiye mazhar kılan, sanırım içeriğindeki korkunç zenginlik (cinayet, tecavüz, ensest, çocuk tacizi/istismarı, dolandırıcılık, gasp, dayak, iftira, din, büyü, cin/muska); 

Buna bağlı olarak suç çerçevesinin karmaşıklık ve kolektifliği, 

Sonuçta da adeta gizemli ve fantastik bir dizi film sürekliliği içinde ortaya çıkması… 

“Enişte Tuncer” adeta bir “Kült” topluluğun başı gibi, öyle bir ağ örmüş ki neredeyse “American Horror Story” kıvamında bir kurgu var karşımızda!..

Eğer böyle bir kurguda “başrol” iseniz, işlediğiniz onca suça rağmen sırra kadem basmak yerine paşa paşa ve kasıla kasıla stüdyoya girip günlerce ekranda olmanın hazzını yaşarsınız.

Böylece hiç de öyle klişe şekilde söylendiği gibi, “yaptıklarınız yanınıza kâr kalmaz” değil! Bal gibi de yaptıklarınız, yanınıza bir “şöhret” kârına dönüşerek kalır!..

Kimse kızmasın ya da kızarsa kızsın; ben söz konusu programda stüdyoyu, mesleklerini icra ettikleri ofislere, bürolara, muayenehanelere tercih eden kerli ferli tiplerle bu caninin stüdyo tercihi arasında incecikten bir bağ olduğunu da düşünüyorum.

O bağın adı, “şöhret”!..

Ve işte “Meşhuriyet Çağı”nın “ekran” denilen anaforuna kapılmaktan ne “kerli-ferli”ler ne de caniler kendilerini alıkoyabiliyor.

***

“Gerçeklik gösterisi”nin gerçekliğin kendisine galebe çaldığı, hakikatin ancak şov formatında açığa çıktığı bu çağda 10 yıldır karanlıkta kalmış bir suç muamması da işte emniyet cinayet büroda değil, ancak bir televizyon programında aydınlatılıyor.

Ne kadar teşekkür etse Türkiye, az Müge Anlı’ya!..

Tabii o da oyunu kuralına göre oynamak gerektiğini biliyor ve kendisine “Helâl olsun” nidaları eşliğinde yükselen alkışları, “Efendim bu alkışlar Cumhuriyet savcılarımıza ve emniyet yetkililerimize” diyerek usta bir kıvraklıkla yönlendiriyor.

***

Ve sosyal medyada birileri diyor ki Müge Anlı’nın ne reytinge ne de başka bir şeye ihtiyacı var; o, televizyonun gücünü kullanarak bir pisliği açığa çıkardı.

Ne hazin bir çağda yaşıyoruz, bir yanılsamayı ortadan kaldırmak, atomu parçalamaktan daha güç!..

Arkadaşlar bu bir “endüstri” ve her endüstride olduğu gibi bunda da ne doymak var ne de durmak var! Hep daha fazlasını isteyerek hem maddi hem de “manevi” (psikolojik) kârını artırdıkça artıracaksın!..

Müge Anlı, “Meşhuriyet Çağı”nın talihli ve kazananlarından; tıpkı Acun gibi…

Ve o, inşa ettiği şöhreti kaybetmeyi hiç istemez. 

O yüzden, siyasette birileri için olduğu gibi, onun için de aslolan “durmak yok, yola devam”dır!..

***

Dolayısıyla bu böyle devam edecektir. Daha nice katiller, tacizciler, sapıklar kuyruk olmuş bekliyor sırada, “Müge Anlı ile Tatlı Sert”te boy gösterebilmek için…

Bekleyin, göreceksiniz!..

Ve ne demişti Rakel Dink, alçakça ve plânlı bir cinayete kurban giden Hrant’ın cenaze töreninde yaptığı konuşmada katile atfen, hatırlayın:

“Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılamaz kardeşlerim!”

Biz de diyoruz ki:

Bir katilden bir şöhret yaratan ışıklı kutudaki aydınlığı sorgulamadan da hiçbir şey yapılamaz kardeşlerim!..