Tan Oral

01 Ağustos 2021

Uçan kuşlar, martılar ve sarı solmuş bir sonbahar

Kuşlar, aerodinamik kanunlara harfiyen uydukları için uçabiliyorlar, eğer uymasalardı uçamazlar, düşerlerdi. Ya da, öyle yaratılmışlardır da ondan.

Bu iki cümleye kimse itiraz etmez, doğru ve hikmetli bulunur. Söylenmeyen  devamı ise, kuşlara fizik konularında öğrenim ve eğitim verilmesi hatta bu konuya devletin öncülük etmesi milli bir meseledir, beka sorunudur!..

Bilimdarlık da dindarlık gibi benzer mantığa oturuyor. Oturduğu yer, adı üstünde, nokta nokta darlık, o nedenle insanı sıkıyor, sıkıştırıyor.

Benzer yaklaşım, diğerleri gibi, kozmosta turlayan bilimdarlarda da nüksedebiliyor... Halbuki, bilim de din de, insan ufkunun enginliği kadar, varlığın derinliğini yani çok boyutlu oluşumun müphemliğini de endişeye mahal vermeden yepyeni yerlere götürebilir, keyifli gezilere yol açabilir.

Öyle insanlar vardır ki sohbetine doyulmaz, katılanı dinleyeni hafifçe uçurur, aerodinamik yasalara aldırmıyorlarsa da, bunu yapabilirler!..

Bu konularda felsefecilerden bekleneni bulamamışımdır. Konu açıldığında eski filozofların isim listelerinde ve felsefe tarihinin bilgiç derinliklerinde beni boğmaya kalkmışlardır.

Belki benzer nedenlerle, bu kere mütedeyyinlerin indinde aradıklarını göremeyen kimi genç insanlar da, bir dönem umut aramak için uzak doğu yolculuklarını bile göze alıyorlardı. Oralarda ne buldukları pek bilinmezdi paylaşılmazdı, dönüşlerinde olayın hususiyetine uygun belirsizlik içinde eriyip giderdi.

On üç, on beş yaşlarım civarından hatırladığım, birbirinden habersiz iki insan... Aile arasında Hafız Amca diye anılan babamın dört amcasından biri Koşuyolu camii emekli imamıydı sanırım. Diğeri elinde "Science et Vie" dergileri ile Neyyir Bey, Osmanlıda Nafia Nazırı’nın torunu, Paris Sorbonne mezunu, Galatasaray lisesi emekli öğretmeni, Tevfik Fikret'in arkadaşlarından, yakın aile dostumuz Neyyir Gökhan.

Her ikisiyle de, ayrı yer ve zamanda rastgele oluşan sohbetlerinden hoşlanırdım. Onlar da, dinlemeye gönüllü ve meraklı bu genç adamı ciddiye alırlardı. Aynı yeryüzüne, aynı insan varlığına zıt yönlerden bakıp, ortak sonuçlara varıyor olmak, doğrusu çok eğlenceli ve geliştiriciydi.

Öte yandan, yine geçmiş günlerin deyişiyle söylersek, namütenahi kâinatta dünya diye adlandırılmış bir küçük ıslak seyyarenin üzerine yapışmış adem oğullarından, kadınlı erkekli yaşayan insanlar diye bahise mevzu edilen canlılar için, ne dedikodular çıkartılmış, üzerlerine ne iftiralar atılmış, ne tefsirler uydurulmuş, ne tavsiyelerde bulunulmuştur, sormayın gitsin.

Eğitim adına değerli zamanımı heba eden, küçük yaşlarda başlayan zorunlu uğraşın, kafamın tasını attıran tehlikelerinden, haylaz öğrenci olarak biraz korunmuştum. Yine de madde ve mana âlemi ile tanışmamda okullar kadar, yukarıda andığım kişiler gibi, yolda, kırda, sokakta, ev sohbetinde, farklı zamanlarda, şefkatli eller ile başımın okşanmış olmasını şahsımın şansı olarak hatırlıyorum.

Yazıyı buraya kadar okuduysanız, hayırdır inşallah deme hakkını da elde etmiş hatta bu hakkı kullanmış olmalısınız, kutluyorum, geçmiş bayramınızı da, paçayı kurtaran kurbanlıkları da… Ayrıca veganlara da geçmiş olsun diyorum, daha ne diyeyim.

Salgında DELTA hazretlerine gelince, yeni atağında bulaşığı biner binerlik hızla ilerletiyor!.. Sadece o mu, MASKE’yi atanlar, AŞI'ya nanik yapanlar da, sorumluluğu kabul etmiyorlar.

Zamansız NORMAL olun emirlerini verenler de sorumluluktan vareste sayıyorlar kendilerini, buna sayın Sağlık Bakanı da dahil. Bunlara siyasetin dalgalanmalarını, uyuklamalarını da eklersek, okuduğunuz bu satırların ortaya çıkışı da sorumluluktan uzak ve normal sayılır.

Yoksa sizin işe yarar politik bir mesaj beklentiniz mi vardı?

Bayram tatiliniz uçtu gitti, kaçan kurbanlıklar, kendini kesen bıçaklılar unutuldu. Kuraklık ve seller, sıcaklar ve kuruyan göller, dünya ve ülke ormanlarını yaygın yangınların kasıp kavuruyor olması, denizdeki Rus turistler, susuzlukta Bodrum sefaleti, Afgan göçmenleri akın akın her yerde, Suriyeliler zaten yerli ve milli oldu artık. "Bizim yangın söndürecek uçağımız falan yok!" gibi beyanlar filân… Yetmez mi bunlar?

İllâ siyasi bir nutuk mu, politik bir umut mu, bekleniyor cızırtılı kalemlerden.

BioNTech'in iki kurucusu, mRNA aşının bulucusu sayın Şahin ve sayın Türeci, 'virüsün kalıcı olduğunu ve giderek daha dirençli hale geleceğini garanti ediyoruz' dediler.

Medya haberleri de, işte her gün, bu minval üzre oluşup duruyor!..