Seyfettin Gürsel

28 Mart 2016

İşsizlikte çarpıcı gelişmeler

Madalyonun diğer yüzünde erkek ile kadın işsizliği arasındaki geleneksel farkın gittikçe açıldığı görülüyor

T24’de bu ilk yazım. Bundan böyle haftada bir ekonomide (zaman zaman da siyasette) öne çıkan gelişmelerle ilgili görüşlerimi sizlerle paylaşacağım. Yolumun T24 ile nasıl kesiştiğini uzun uzun anlatmama gerek yok. Ceberut kayyum uygulaması Zaman yazılarıma son verince yakın dostlarım ve rastlaştığım kimi okurlarım yazmaya devam etmem konusunda teşvik ettiler. Her gün ilgiyle takip ettiğim T24 doğal bir tercih oldu. Umarım uzun ömürlü bir beraberlik olur.

İlk yazıda konu seçimini önemserim. Yeni okurlar için hem güncel hem de ilgilerini çekçek bir konu ararsınız. Doğrusu seçimde fazla zorlanmadım. Geçen hafta TÜİK 2015’in yıllık işgücü istatistiklerini yayınlamıştı. İşsizliğin son bir yıl içinde nasıl evirildiğinin ve neden böyle olduğunun ötesinde yıllık rapor aylık raporlara kıyasla daha fazla bilgi içerir. Cinsiyet temelinde, mesleki ve bölgesel düzeyde gelişmeler belirginleşir. Bu bağlamda çarpıcı gelişmeler söz konusu.

Basında başlık olan gelişmeyi hatırlatarak başlayalım. Hükümetin beklentisinin aksine 2014’ten 2015’e işsizlik arttı. İşsiz sayısının 204 bin artmasıyla işsizler ordusunu 3 milyon 57 bine, işsizlik oranı da yüzde 9,9’dan 10,3’e yükseldi. İşgücü 892 bin artarken istihdam artışı 688 binde kaldı. İşgücü artışının 15 yaş üstü çalışabilir nüfus artışına (868 bin), istihdam artış oranının da (yüzde 2,7) ekonomik büyümeye kıyasla (tahminen yüzde 3 civarı) oldukça yüksek olduğunu not edelim. Bu sayede işgücünün çalışabilir nüfus içindeki payının yüzde 50,3’ten 51,3’e, istihdamın payının da yüzde 45,5’ten 46’ya çıktığını belirtelim.


Kadınlar her bakımdan ön saflarda


İşgücüne katılım ve istihdam oranları itibariyle Avrupa’nın bir hayli gerisinde bulunan Türkiye için bu artışlar iyi haber. Artışların büyük ölçüde kadınlardan kaynaklanması daha da iyi haber. Toplamda 892 bin artan işgücüne erkekler 396 binlik katkı yaparken kadınlar 496 binlik katkı yapmışlar. İşgücüne katılım oranları da erkeler için yüzde 71,3’ten 71,6’ya 0,3 puan yükselirken, kadınların ki yüzde 30,3’ten 31,5’e 1,2 puan yükselmiş. Bu kuşkusuz çarpıcı bir gelişme. Eğitimden işgücü piyasasına giren yeni kuşak kadınlara ek olarak çalışma hayatından uzak durup ev işleriyle meşgul kadınların bir bölümünün de işgücü piyasasına girdiği anlaşılıyor. Nitekim, İşgücüne dahil olmayan kadınların sayısı bir yılda 54 bin azalmış.

Ancak madalyonun bir de öbür yüzü var. Erkek ile kadın işsizliği arasındaki geleneksel farkın gittikçe açıldığı görülüyor. Erkek işsizlik oranı son bir yılda yüzde 9’dan 9,2’ye sınırlı bir artış kaydederken kadın işsizlik oranında yüzde 11,9’dan 12,6’ya sert bir sıçrama görülüyor. Farkın açılmasının nedeni erkeklerde işgücü-istihdamın kadınlara kıyasla daha dengeli seyri. Bu bağlamda cinsiyet eşitsizliğinin genç işsizlikte daha da çarpıcı bir hal aldığını vurgulamak isterim. 15-24 yaş grubunda işsizlik oranı yüzde 17,9’dan 18,5’e yükseliyor. Üzücü olan şu ki bu yüksek artış tamamen genç kadın işsizliğinin eseri. Genç erkek işsizlik oranı yüzde 16,6’dan 16,5’e az da olsa gerilerken genç kadın oranı yüzde 20,4’ten 22,2’ye tam 1,8 puan artmış durumda. Cinsiyet ayırımında gözlemlenen bu olumsuz dinamiğin yapısal nedenlerden mi kaynaklandığını dolayısıyla süreceğini yoksa geçici bir olgu mu olduğunu bilebilmek için konun derinlemesine araştırılması gerekiyor.


Beşeri sermayemizin fukaralığı


Gelişmiş ülkelerle Türkiye arasındaki kişi başına gelir uçurumunu (yaklaşık 1 e 4) bir türlü kapatmamamızın başlıca nedenlerinden birinin beşeri sermayemizin (işgücünün eğitim ve vasıf düzeyi) yetersizliği bilinen bir olgu. TÜİK 2015 verileri bu gerçeği bir kez daha yüzüme çarpıyor. Yaklaşık 30 milyonluk işgücünün yüzde 60 kadarı lise altı eğitime sahip. Okuma yazma bilmeyen ya da bilse de bir okul bitirmemiş 2 milyon 200 bin kişinin geçmişin bir mirası olarak halen işgücünde mevcut olduğunu kaydetmek isterim. Neyse ki sayıları doğal yollardan giderek azalıyor (son bir yılda eksi 123 bin).

İyi haber en yüksek artışın yüksekokul ya da fakülte bitirmişlerden kaynaklanması: Bir yılda 293 bin artmış ama işgücü içinde payı ancak yüzde 21,2’ye çıkmış durumda. Gelişmiş ülkelerde bu pay yüzde 40 civarında. Dahası bu grupta işsizlik oranının genel artışa paralel yüzde 10,6’dan 11’e yükseldiği görülüyor. Buna karşılık meslek lisesi mezunlarının sayısı 153 bin artarken işsizlik oranı da yüzde 10,6’dan 10,2’ye gerilemiş durumda. Kuşkusuz iyi bir haber ama ardında hangi etkenler var araştırılmaya değer. Genel lise mezunlarının işgücü payı giderek azalıyor (yüzde 10,3’ten 10,1’e) ama bu grupta işsizlik kol geziyor. İşsizlik oranı yüzde 11,9’dan 12,4’e yükselmiş durumda.

Türkiye işgücü piyasası gördüğünüz gibi oldukça karmaşık dinamiklere sahip. Üstelik yazı uzadığından bölgesel işgücü piyasaları düzeyindeki devasa farklılıklardan söz etmedim bile. Yine de bu karmaşıklığın içinden birkaç çarpıcı özelliği belirginleştirebiliriz. İşgücü artışı yüksek. Bu artışın ardında nüfus artışıyla birlikte hem eğitim düzeyinin artması hem de orta yaş ev kadınlarının işgücüne katılması rol oynuyor. Ancak istihdam artışı, özellikle kadınlarda, işgücü artışını karşılayacak kadar yüksek değil. İşsizliğin düşürülmesi için bir yandan ekonomik büyümenin yüzde 5’e yükselmesi diğer yandan da eğitimin kalitesinin ve vasfının iyileştirilmesi şart. Kadınların iş bulmakta neden güçlük çektikleri ise ayrı bir konu.