Şengün Kılıç

17 Ekim 2021

İstifa ya da görevden alma… Neyse ne!

Göreve gelmeleriyle görevden alınmaları/aflarını istemeleri arasında geçen süre gittikçe ışık hızına yaklaşan Merkez Bankası (MB) başkanlarına bürokratlar da eklendi. Faiz ve enflasyon kıskacında devam eden operasyonlar, Demokrat Parti ile MB ve Hazine bürokratlarının enflasyon var mı yok mu savaşına rahmet okutuyor.

"Bak yavrum, yıldız kayıyor, hemen bir dilek tut!"

"Hayır anne, onlar yıldız değil, Ulus'tan Ankara dışına doğru fırlatılan bürokratlar."

Yine bir gece yarısı operasyonuyla Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, MB Başkan Yardımcıları Prof. Dr. Semih Tümen ve Dr. Uğur Namık Küçük ile Para Politikası Kurulu üyesi Prof. Dr. Abdullah Yavaş'ı görevden aldı. Oysa daha hafta başında, MB Başkanı Prof. Dr. Şahap Kavcıoğlu, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'na yaptığı sunuma aralarında Prof. Dr. Semih Tümen'in de bulunduğu bir bürokrat heyeti ile katıldığında tez zamanda ışık hızıyla görevden sadece başkanın alınacağı düşünülüyordu. Murat Uysal, ardından Naci Ağbal şu ünlü "faiz sebep, enflasyon sonuç" teorisini bir türlü doğrulayamadıkları için yıldız gibi kayarak koltuğu Kavcıoğlu'na bırakmışlardı. Şimdilik kayanlar bürokratlar ama aynı performansı yakın zamanda Kavcıoğlu da gösterecek gibi. Eski zamanlarda biz gazeteciler işten atıldığımızı, -önceleri- mesai saatleri içinde muhasebeye çağrılarak öğrenirdik, sonraları Sabah gazetesi bu konuda devrim yaptı ve otomatik kapı uygulamasını getirdi. Sabah işe gelen gazeteci, kimliğini okuttuğunda otomatik banko açılmıyorsa, işten atıldığını öğreniyordu. O zamanlar bu ne korkunç uygulama desek de gece yarısı yayınlanan kararnamelerle işinden olan bürokratlarla karşılaştırıldığında yine de biz gazetecilerin durumu daha iyiymiş.

Enflasyon tarihinde bir gelişme

Her ne kadar Türkiye'de resmî enflasyon ile gayrı resmî enflasyon oranı arasında ciddi bir fark olsa da ülkenin enflasyonu kabullenme tarihine bakıldığında, Ak Parti iktidarının hiç de kötü durumda olmadığı görülebilir. Mesela 1950'li yıllara, Demokrat Parti (DP) dönemine bakarsak halimize şükretmemiz gerekiyor. DP iktidarı ülkede enflasyon olduğunu kabul etmeye hiç yanaşmamıştı. Hatta hükümet, Hazine, Merkez Bankası, Sınaî Kalkınma Bankası yönetimiyle neredeyse kanlı bıçaklı bir hale gelir.

Bürokratların her, "Türkiye'de enflasyon var ve enflasyonla da şu yöntemlerle mücadele edilebilir…" yollu açıklamalarından sonra doğrudan Başbakanlık Müsteşarı Ahmet Salih Korur'un makamının hemen yanındaki bekleme odasında fırçalanmak üzere beklemeleri bir gelenek haline gelmiştir. Birazdan atılacak fırçaya hazırlık için olsa gerek, bekleme odası karanlığa yakın bir loşluktadır. İsyankarın direnci böylece kırılmaya çalışılır. Bu odanın en düzenli konukları ise, Bayındırlık Bakanlığı Müsteşarı Daniş Koper, Sınaî Kalkınma Bankası Başkan Vekili Bülent Yazıcı ve Hazine Umum Müdür Vekili Kemal Kurdaş'tır. Başbakan Adnan Menderes ve hükümet yetkilileri, "Türkiye'de enflasyon yok!" derken birkaç bürokratın çıkıp, "Hayır efendim, var!" demesi bugün hayret uyandırsa da böyle şeyler oluyordu geçmişte. Sonuçta o günlerde de asiler görevden alınıyordu ama bugünkü gibi ışık hızıyla olmuyordu, bunu da kaydetmek gerekiyor. Hatta inanmazsınız, hükümetin aldığı idari kararlar hakkında dava açıp, kazanıp, işlerine iade bile edilebiliyordu insanlar. Yine de Hazine'yi yola getirmek üzere DP'nin Burhan Ulutan'ı genel müdür olarak atadığını belirtmek gerek. Eski bir Mülkiyeli olan Burhan Bey, bir süre sonra adını yeni iktidarın siyasi görüşü doğrultusunda Burhanettin yapmayı uygun görür.  Ulutan daha sonra Menderes'in çimento fabrikasının genel müdürlüğünü yapar, Vatan Cephesi'nin kurulmasında da önemli bir rol oynar.


Başbakan Adnan Menderes, Merkez Bankası'nın aktiflerinin sürekli büyüdüğü, fiyatların yükseldiği, dış ödemelerin ve bütçenin açık verdiği bir ülkede, enflasyonun varlığını ve sürekli yükseldiğini bir türlü kabul etmek istemedi.

Ama tüm atamalar Ulutan'ınki gibi isabetli olmaz DP döneminde. Mesela Sınai Kalkınma Bankası'nın kurucu müdürü Tucker'ın -ki, kendisi Ankara'da Sarhoş Tucker olarak tanınır- yerine Bülent Yazıcı'nın getirilmesi beklenirken Menderes'in doktorunun kardeşi olan Reşit Ege getirilir. Ancak Ege, kurum kültürüne sahip çıkar ve Yazıcı ile çok iyi bir ekip olur, Türkiye ekonomisi hakkında hazırladıkları yıllık raporlarla, hükümetlerin uykularını kaçırmaya devam ederler.

Neyse, biz yine enflasyon işine dönelim. 1954'te, enflasyon yüzde 4,9'dan yüzde 9'a fırlar, resmi dolar kuru ise 2,7 lirayken karaborsada yaklaşık iki katıdır (5,6 TL). Bürokratlarla DP hükümeti arasındaki enflasyon var mı yok mu tartışmaları tüm hızıyla sürerken, -Dünya Bankası, IMF gibi- dış güçlerin de baskısıyla olsa gerek, hükümet sonunda "yabancı ve tarafsız" bir akademisyenin görüşüne başvurmaya karar verir. Daha Sonra Devlet Planlama Teşkilatı'nın da kuruluşunda yardımı istenecek olan Hollandalı ekonometri uzmanı Jan Tinbergen Türkiye'ye davet edilir.

Tinbergen'in, MB'nin aktiflerinin sürekli büyüdüğü, fiyatların yükseldiği, dış ödemelerin ve bütçenin açık verdiği bir ülkede işi zordur. Üç ay süren ve Tinbergen'in Hazine ve BM arasında mekik dokuduğu bu süre sonunda Menderes hükümeti, ülkede enflasyon olmadığının kanıtlanacağına emindir. Ama sonuç beklendiği gibi olmaz. Tinbergen, Maliye Bakanı Hasan Polatkan'a acı haberi verir: "Mr. Polatkan, ülkenizde enflasyon var!"

Kıssadan hisse, Türkiye'de enflasyon var!