Şebnem Şenyener

02 Mart 2015

Cesaret baba bir Kemal

Kemal 'baba' ile son telefon görüşmemizde anlamıştı neden aradığımı. Bir hikaye ile cevaplamıştı beni...

ŞEHİR TELLALI
Newyork-Londra-Roma
 

 

Kemal “baba” ile son telefon görüşmemiz 2009 yılında. New York’tan aramıştım, Milliyet Sanat Dergisindeki New York sanat dedektifi Renye Beesmeen dizisi için hazırladığım “Bir Başka Ülke” yi danışmak niyetiyle. Amerikalı meslekdaşı ve dostu James Baldwin, “Bir Başka Ülke” adlı romanına 1948’de New York’ta Village’de başlayıp, romanı 1962’de İstanbul’da tamamlamştı.  

Harlem doğumlu Baldwin, siyahların oy kullanma hakkına sahip olmadığı Amerikanın en ırkçı zamanlarında üstelik homoseksüel kimliğiyle New York’ta Village’de dostluğu Engin Cezzar’la bulmuştu. Gecelerden bir gece, Village Paddock adlı barda Engin Cezzar’la yanyana, onu ırkçı küfürlerle bardan atmaya çalışan bar sahipleri ve müşterileri ile omuz omuza dövüşmüş ve Cezzar hastahanelik olup ölümden zor dönmüştü. Cezzar hastahane de gözlerini açtığında başında Jimmy’i endişe içinde beklerken bulmuştu. Gözlerini açtığını görünce rahatlayan Jimmy sevinçle ona Harlem’de bir müslüman mezarlığı olmadığı için ölmemekle pek yerinde bir şey yaptığını söylüyordu. Küfrü basmıştı Engin Cezzar. Baldwin “Bir Başka Ülke”yi o zaman başladı. Ondan sonra romanın kahramanı Rufus’u bağırtıp durmuştu Village’de “Beni Seviyor musun?” diye. Ama Rufus’un sesi beyazların duvarlarıyla ördüğü karanlığa düşüp boğulup kalmıştı roman tamamlanamadan. O zaman anavatanı diye düşündüğü Afrika’ya “dönmeyi” düşlemiş sonra vazgeçip, Village’deki dostluğuyla Engin Cezzar’ın peşinden İstanbul’da bulmuştu kendini.  Yaşar Kemal ile orada tanışmıştı James Baldwin.

Baldwin İstanbul’a geldiğinde, “Bir Başka Ülke”yi, Aliye Berger’in ev yapımı votkası, çok sevdiği Akçaağaç pekmezi ve “Hoşgeldin Sofrası”nın kaideleri kadar Yaşar Kemal’den öğrendiği türküler sayesinde yeni bir cesaretle yazmaya başladı. Gerçi bu sefer, Truva yakınlarında kızıl gelinciklerin arasında bir köyde, yine dövüldü ve ölümden dönecek hale düşen kendisi oldu. Buna rağmen 1971’de Yaşar Kemal hapse atılıp, Malcolm X New York’ta bir mitingde öldürülünceye dek İstanbul’u bırakmadı.    

Yaşar Kemal ile James Baldwin ondan sonra 1985 yılında Kırgızistan’ın incisi Issık gölünün kıyısında Gorbaçov’un davetlisi olarak gittikleri bir gezide buluştular. Tien Şan dağları ile çevrili gölün eteklerinde bir akşam, gün battıktan hemen sonra, gök rapsodi mavisine büründüğünde Yaşar Kemal’den öğrendiği türküyü söyledi Baldwin Harlem’li yanık sesiyle.

Bütün bunları bir de Yaşar Kemal’den öğrenmek istemiştim. Aslında, Sanat dedektifi, Baldwin, dayak, Engin Cezzar ve türkü vesileydi. 1998’de Gazetecileri Koruma Komitesi ve Basın Konseyi ile birlikte Işık Yurtçu ve hapis 80 gazetecinin serbest bırakılması yasa değişikliği kampanyasında cesaretiyle bize yol gösterdiği sırada, “vaktiyle Cumhuriyet gazetesinde çalışmış bir meslekdaş olarak” beni roman yazmaya teşvik ettiği için ona teşekkür etmekti amacım. Onun güzel cesaretini bir kere daha sesinden bizzat duymaktı amaç. Bir süre “Bir Başka Ülke”yi konuştuk. Sonra niyetimi anlamış gibi cesaretinin kaynağını anlatmaya başladı. Tabii bir ustanın mükemmel tekniğiyle hikayeyi bir cesaret destanına dönüştürdü anında. Dağ başlarını inim inim inleten bir haydut büyük ana çıktı hikayeden. Oğulları bu anaya yaranmak için birbiriyle rekabete girişip kim daha iyi haydut olur diye yarış ettiler. Günün birinde bir tanesi “bir şeker konvoyunu tek başıma soydum” diye böbürlene böbürlene anasının önüne dineldi. Çuval çuval şekeri anasının ayaklarına serdi. “Artık ben de bir haydut oldum değil mi ana diye sordu?” Ama ananın bu başarıdan hiç etkilenmediğini farketti. Morali bozulmuş halde çuval çuval şekeri köyün çağlayanına götürüp döktü, sonra da bağıra bağıra bütün köyü çağlayandan şerbet içmeye davet etti. Büyük ananın gözüne işte bu hareketiyle girdi!

Evet anlamıştı Kemal “baba” neden aradığımı. Hikayeyi bitirdikten sonra soruma da cevap verdi: “Yok” dedi, “Jimmy ile birlikte söylemedik o türküyü Işık gölünde. Jimmy, İstanbul’a geldiğinde Bebek’te Bedri Rahmi ile beraberken öğrenmişti o türküyü, unutmamış, söyledi o gece, şimdi ne olduğunu hatırlamıyorum.”

www.sebnemsenyener.com