Pınar Doğu

25 Aralık 2017

Terörle mücadelede sivillerin rolü

"Şiddet içermeyen terör yok, ancak her şiddetin terör faaliyetlerinden kaynaklanmadığını unutmamak gerek"

Sabahattin Eyüboğlu, Platon’un Devlet’ini çevirirken yılların alışkanlığından vazgeçemeyip Platon yerine Eflatun yazmıştı. Bir gün tramvayda giderken yanına emniyetten biri gelir, kucağındaki kitaba bakar. “Eflatun Devlet” Sabahattin Eyüboğlu’nun kolundan tutup karakola götürür. Komiser kitaba bakar. “Kızıl Devlet’i anladık da Eflatun Devlet de ne oluyor?” diye sorar.

696 sayılı KHK’nın 37. maddesine şöyle bir fıkra eklendi: "Resmi bir sıfat taşıyıp taşımadıklarına veya resmi bir görevi yerine getirip getirmediklerine bakılmaksızın 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kişiler hakkında da birinci fıkra hükümleri uygulanır."

Neydi birinci fıkranın hükümleri? 15/07/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında karar alan, karar veya tedbirleri icra eden, her türlü adli ve idari önlemler kapsamında görev alan kişiler ile olağanüstü hal süresince yayımlanan kanun hükmünde kararnameler kapsamında karar alan ve görevleri yerine getiren kişilerin bu karar, görev ve fiilleri nedeniyle hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluğu doğmaz. 

Sivil vatandaşa terörle mücadele kapsamında dokunulmazlık tanınıyor böylece. Bununla birlikte yasaların kötüye kullanılması ihtimali de doğuyor. Değil emniyet görevlisi, herhangi bir vatandaş bilip bilmeden veya ‘yanlış anlamayla’ masum birine suç isnat edebilir. Üstelik terörü önlemek adı altında gerçekleştirdiği fiillerin hiçbiri suç teşkil etmeyecek.

Resmi bir sıfat taşıyıp taşımadığına bakılmaksızın veya resmi bir görevi yerine getirip getirmediklerine bakılmaksızın ifadesi her tür yanlış anlamaya, kötü niyete, şahsi duygularla hareket etmeye ardına kadar açıyor kapıyı. Resmi görevdekilerin bile hata payı varken sıradan vatandaşın muhakemesine, yargısına, tespitine yüzde yüz güven duymak nasıl mümkün olacak? Hero yazan tişörtleri hiçbir siyasal amaç gütmeksizin giyen onca vatandaş en azından ifade vermek için emniyeti ziyaret etmek zorunda kaldı, az kalsın terörist damgası yiyeceklerdi.

Günlük hayatta yaygın bir şekilde kullanılan sembol ve sloganların anlamlarını başka yöne çekmeye teşne kişilerin art niyetli yaklaşımlarının önüne nasıl geçilecek? Kişisel husumetlerle harekete edenlerin gazabına uğrayan masum vatandaş suçsuzluğunu nasıl ispat edecek? Yanlış anlama yüzünden canından olma ihtimaline karşın ne yapacak? Terörle mücadele adı altında vatan savunmasına kalkışan birine karşı kendini savunursa cezai yaptırımdan muaf tutulacak mı? Bu, yanlış anlaşılmaya, amacından saptırılmaya son derece müsait fıkra nedeniyle durduk yere herkes zan altında kalabilir. Çamur at izi kalsın dönemi keyfi uygulamalarla devam edeceğe benzer. Hukuk kapsamı dışına çıkmayan muhalif tutumlar bile terörle rahatlıkla ilişkilendirilirken böylesi bir fıkra keyfiyet alanını hudutsuz hale getiriyor.

Gerek kamusal alanda, gerek sosyal medyada terörle mücadele adı altında sözlü veya fiili her tür müdahale meşru sayılırsa, en ufak bir ipucundan yola çıkılarak herkes kolayca yaftalanabilir, hiçbir delil olmadığı halde iftiraya uğrayabilir, delil kapsamına bile alınmayacak eften püften sebepler nedeniyle suçlu ilan edilebilir. Bu kadarla kalsa neyse, terörist avcılığına soyunmuş işgüzarlar tarafından her tür saldırıya maruz kalabilir. Peki ya yanlış kişi hedef seçilmişse, zarar nasıl telafi edilecek? Terörle mücadele maksadıyla saldırıda bulunan şahıs saldırıya uğrayan şahsın suçsuzluğu ispat edildiğinde yine de bu fıkra kapsamında cezasız mı kalacak? Mağdurun hakkını arama imkanı elinden böylece tamamen alınmış mı olacak?

 

Terör, ülkemizde yıllardır pek çok can kaybına neden oldu, pek çok ailenin ocağına ateş düştü. Bu konuda çözüm silahlı mücadeleden değil, diyalog ve müzakere sürecinden geçiyor, bu yolda atılan adımlardan sonra ileri değil, geri gidildi maalesef. Diyalog süreçleri yarıda kaldığı için terör kapanmayan bir yara olarak varlığını sürdürüyor. Terörle mücadelede yetki güvenlik güçlerinde değil, makul, yapıcı ve demokratik atılımlarda bulunacak siyasetçilerde olmalı. 37. Maddenin kapsamı genişletilmek suretiyle terörle mücadelede müdahale yetkisinin sivillere de verilmesi beklenildiği gibi işe yarayacak mı, hiç sanmıyorum. Haksız uygulamaların önünü açacağı gibi, toplumda yeni bir kaos ve infial ortamı yaratma ihtimali de yüksek.

Şiddet içermeyen terör yok, ancak her şiddetin terör faaliyetlerinden kaynaklanmadığını unutmamak gerek. Terörizmle mücadelede iletişim kanallarının açık tutulması önemli ancak sivillere müdahale fırsatı tanımak, üstelik bunu cezasız bırakmak çözüme nasıl bir katkı sağlayacak? Hiçbir örgüt propagandası yapmayan sivil muhalifleri tehdit unsuru olarak görmeye meşruluk kazandıran bu uygulama, kötü niyetli kişilerin elinde yeni bir terör aracına da dönüşebilir üstelik. Hukukun nesnelliğine aykırı olduğu kadar yasaların sebeb-i varlığını da hiçe sayıyor. Ali kıran baş kesenlerin çoğalmasına davetiye çıkaracağa benziyor. Terör ve adi suç ayrımını yok etme ihtimali de var üstelik. Modern demokrasilerde yasaların keyfi kullanımının önüne geçmek için tedbir almak mecburidir. Hukuk devletinin hükümetten bağımsız bir yargıya sahip olması modern demokrasinin olmazsa olmaz kuralıdır. Terörle mücadelede birtakım özel politikalar, stratejiler tercih edilebilir elbette, ancak yasaların bireysel hak ve özgürlüklere zarar verme ihtimali doğurabilecek şekilde değiştirilmesi terörle mücadelenin önünü açmaz, aksine hukuka inancı zayıflatır, hukukun üstünlüğü ilkesiyle bağdaşmaz. Halkın teröre karşı bilinçlendirilmesi gerekir ancak terörle mücadeleye keyfiyet doğuracak şekilde ortak edilmesi tartışmaya açılmalıdır. Adaletin somut deliller ışığında hakkaniyete uygun bir şekilde tecelli etmesi gerekirken, terörle mücadele kamusal alana taşınıp sivil vatandaşa fiili yetki verilmesi neticesinde temelsiz şüphe ve korkularla, önyargılı yaklaşımlarla alınabilecek ani kararlar yanlış ve haksız sonuçlar doğurabilir.

Götürüsü getirisinden çok olabilir bu yeni düzenlemenin.

Ve iş işten geçtikten sonra pardon demenin alemi yok.