Pınar Doğu

06 Ocak 2018

Kurtarıcıdan medet ummak

Hiç gelmeyen bir kurtarıcıya rağmen insanlığın kurtuluşu günümüzde ne anlama geliyor?

Walter Benjamin’in, Marksizmin toplumsal kurtuluş fikriyle Yahudiliğin mesih inancını birleştirmeye çalışması etnik kökenine vefa göstermesinden ibaret değildi elbette. Benjamin’in ilk bakışta bir çelişki gibi görünen bu çabasını, enine boyuna irdeleyen bir derleme yayımlandı geçenlerde. Dar Kapıdaki Mesih: Walter Benjamin ve Politik Felsefesi.

İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü’nün, 2017 yılının Mayıs ayında ikincisini düzenlediği Politik Felsefe Günleri’nin konu başlığı Politik Felsefe ve Walter Benjamin idi. Bu kitap, kolokyuma katılanların ve sonrasında devam eden tartışmaların bir derlemesi.

Nami Başer, Tacettin Ertuğrul, Cengiz Çakmak, Kurtul Gülenç, Besim F. Dellaloğlu, M. Ertan Kardeş, Cana Erşen, Ateş Uslu’nun yazılarından mürekkep derleme Benjamin’in politik yönünü masaya yatırıyor özetle.  

Görüşleriyle klasik sosyalist teoriyle arasına açık ara mesafe koyan Benjamin, Marksist değerleri diyalektik olmayan bir şekilde yorumlamış, ‘ham düşünceye’ önem vermiş, “ruhsal özerkliği” en üstün değer olarak benimsemiş, geçmişin şimdi üzerindeki otoritesini eleştirmiş, ‘modern yaşamı bütünlüğü içinde anlatabilme’yi istemiştir.

Ancak tümüyle kurtulmuş bir insanlık geçmişine tümüyle sahip çıkabilir, demişti. İnsanlığın kurtuluşu nasıl mümkün olacaktı? Onun deyimiyle, tarihi nasıl kendimizin kılacaktık? Toplumların kurtarıcı beklentisi, onların geçmişten kopuk kaderlerine yön verdiği kadar, ideolojilerin şekillenmesinde de belirleyici olmuştur diyebilir miyiz? Kurtuluşun gerçekleşmesinde kurtarıcının payı ne kadardır? Toplumlar kurtarıcıya ihtiyaç duymaksızın kendi kendilerinin kurtarıcısı olamazlar mı?

Ütopya ile Mesihliği ayırt etmek gerektiğinin altını çizmişti Benjamin. Mesih anlayışını diyalektik maddecilikle birleştirmeye çalışmıştı. Daha sonraki yıllarda Derrida ve Agamben de Mesihsiz Mesih anlayışı üzerine yazılar kaleme aldı. Fakat Benjamin’den ayrıldıkları noktalar vardı. “Yahudiler ilahiyata hiciv getirmiştir,” diyen Benjamin’in Mesih anlayışının filizlenmesinde kimlerin ne derece etkisi vardı? Adorno hangi hususlarda Benjamin’i eleştiriyordu? Benjamin’in politik nihilizmindeki iyimserliğinin sebepleri sadece safiyane bir kurtuluş umuduna bel bağlamasında mı aranmalıdır? Soykırımı yaşamamıştı W. Benjamin. Dönemin ruhunun çalışmaları üzerindeki tesirinin de hesaba katılması icap eder yine de.

Geçmişe özgürleştirici momentleri görmek için yüzünü dönmüş ve ilerleyen dönemlerde burjuva toplumunun üretim ilişkilerinin kültürel mantığını kavramanın önemi üzerinde durarak tarihsel materyalizmi incelemeye yönelmiştir. Ancak onun tarihsel materyalizm anlayışı klasik sosyalizmden farklılıklar gösterir. Ona göre, devrimci mücadele kapitalizmle Tin arasında değil, kapitalizmle proletarya arasındadır.

Büyük Savaş sonrası yapılan grevler, devrimci stratejide kitlesel grev ya da genel grevin rolünü gündeme taşımıştı. Benjamin daha önce Ernst Bloch’un ‘Ütopyanın Ruhu’ adlı kitabı üzerinde çalışmış ve anarkosendikalistlerin grevler düzenlediği o dönemde Sorel’in ‘Şiddet Üzerine Düşünceler’ini okumuştu. Anarşizmi daha kapsamlı bir şekilde incelemeye başlamıştı böylece. 1921’de kaleme aldığı ‘Şiddetin Eleştirisi’ adlı metninde şiddeti ahlaki ve hukuki bağlamda ele almış, şiddettin hukuk ve devletle ilişkisi üzerinde durmuştu. Benjamin, Weber gibi, devletin şiddet uygulama hakkını elinde bulunduran tüzel bir kişilik olduğunu öne sürer, ona göre devlet dışında bu hakkı elinde bulunduran tek bir tüzel kişilik vardır, örgütlü işgücü.

İktidarı kuran yasa koyucu şiddet ile iktidarı koruyan yasa koruyucu şiddet arasında ayrım yaptığı gibi, mitik şiddet ve tanrısal şiddet arasında da bir ayrım yapar. Ona göre mitik şiddet, yasa koyucu şiddet ile ilintilidir, dolayısıyla yasa koruyucu şiddet ile de bağlantısı vardır. Tanrısal şiddet ise mazlumların, ezilenlerin iktidar kurma amacı taşımayan şiddetidir ve devlet yıkıcı bir niteliğe sahiptir. Derrida, Benjamin’in ‘Şiddetin Eleştirisi’ metnini endişe dolu, bulmacamsı ve ikircikli bulur. ‘Benjamin’in Önadı’ adlı yazısıyla riskli bir Benjamin okuması yaptığını öne sürer. Her iki metni belli bağlamlarda derinlemesine inceleyen zihin açıcı bir yazı da var derlemede. Eleştirilen şiddetin kendisi midir, uygulama şekli ya da kullanım amacı mıdır?

Benjamin’in flanör yönü es geçilmemiş elbette. Flanörün yetkinlik kazanmış sanatı ikamet üzerine bir bilgi ihtiva eder, der Benjamin. Flanör Genius Loci’nin rahibidir.  Ezoterizmin daha ziyade Benjamin’in erken dönem eserlerinde görüldüğü düşünülse de, aslında yazın üslubunda ince ince nakşettiği, giderek parçalı bir hâl alan, ‘nesnelerden oluşan bir totem ağacının’ izini sürdüğü şairane ifadeleri de ezoterizmin bir başka tezahürü değil midir? Benjamin, romantizmin ezoterik yönünü, bir diğer deyişle ‘romantik mesihçilik’i yakalayamadığından dem vurmuştu 7 Nisan 1919’da Ernst Schoen’e yazdığı mektupta.

Benjamin üniversitenin dayattığı şeffaf olma mecburiyetini reddediyordu. Yapıtlarındaki şiirsellik tekrar tekrar okunmasını ve yorumlanmasını mecbur kılıyor. Onun göre hiçbir şey belirli bir yorumun dışında var olamaz. Anlamadan yorumlamanın geçer akçe sayıldığı günümüzde Benjamin’in tarihe, politikaya, şiddete bakışını nesnel bir çerçevede ele alan yazıların her birinde derin bir tefekkürün gidişatına yön veren zihin açıcı sorular var Yorumlamadan önce anlamanın gerekliliğini vurgulayan yazılar her biri. Benjamin’e bu çoklu bakış, onun şiirsel düşün evrenini anlamak isteyenlerin yanı sıra, tarihin değil günümüzün kalıntıları arasında gezinip geçmişi gün batımı, geleceği ise tan vakti gibi gören, politikada ve teolojide gelip geçici olan’la, kalıcı olan’ın farkını nerede araması gerektiğini kestiremeyenlere de rehberlik ediyor.

Kurtarıcı bekleyen halkların kaderi hüsranla mı sonuçlanır? Hiç gelmeyen bir kurtarıcıya rağmen insanlığın kurtuluşu günümüzde ne anlama geliyor? Ve değişen dünyada değişmeden kalan nedir? Kılık değiştiren şiddetin kıyıcılığı mı? Ne kuru öfkeyi tırmandıran melankolinin ne de kısa ömürlü iyimserliğin köklü bir değişime giden yolun ilk taşlarını döşeyememesi mi?

Melih Cevdet Anday, bir yazısında çocukların soru sormasını bildikleri için felsefeye daha yatkın olduğundan bahsetmişti. Erişkin olunca soru sormaktan uzaklaşılır. Benjamin’in ezber bozan yaklaşımı insanı soru sormaya itiyor. Onun düşünce ufkunu görmeye ve göstermeye yönelik bu derlemenin kıymeti de buradan ileri geliyor.

Şimdi’nin özgül koşullarının anlaşılması ve yeniden düzenlenmesi için geçmişin kanatları altından çıkmanın gerekli olup olmadığı üzerine düşünmek ve dünyanın hasar raporunu etraflıca tahlil etmek, çizgisel ilerleme anlayışının teolojiyi saha dışına atmakla kalmayıp, giderek bir körleşme alanına dönüştürdüğü hafızanın karanlık kuyusuna bakmak için Benjamin üzerine konuşmak gerekiyor. Şimdiki zamanı kurtarmanın hal çaresini aramak için.

“Biliyoruz ki, Yahudiler geleceği araştırmaktan men edilmişlerdir. Tevrat ve dualar onları hep hatıralarla eğitir. Halbuki bu gerçek, geleceğin içi boş, tekdüze bir zaman dilimi olduğuna işaret değildir. Zira her saniye zamanın içinde Mesih içeri girebileceği dar bir kapı mevcuttur,” demişti Benjamin.

O kapı içinden geçilemeyecek kadar daralmadı mı aslında?

@NarDogu