Perihan Mağden

26 Temmuz 2015

Eyyyyy T.C.!! Ya benimsin, ya kara toprağın; ona göre!

Bu güne dek gördüklerimiz, bundan sonra göreceklerimizin/yiyeceklerimizin antresiymiş

Seçim sonuçları gelmeye başladığı gece, hem sevinçliyim, habire mesajlaşıp telefonda konuşuyoruz arkadaşlarımla-

Düşünsenize, hayatımızda ilk kez, Zafer Duygusuna komşu bir duygu tadıyoruz  memleketimizde.

Oy verdiğimiz parti aslanlar gibi barajı geçmekle kalmamış, MHP kadar milletvekili çıkarmış!

Türk Milliyetçiliğini yakalamış!

Hem de; içimde susması ihtimal dışı olan Gamlı Baykuş korkuyor inceden; tedirgin, huzursuz, huysuz.

Tek Adam olacam!! diye yola çıkan (kendi içinde) Çok Adam'ın yiyip yutacağı gibi değil BU yenilgi.

Öylesine emin-di ki kendinden!

Öylesine baskın basanındır, hem suçluyum hem güçlü, yavuz hırsız ev sahibini bastırır teknik ve taktiklerinin,

BU memlekette her daim başaracağının acayip kendine güveni!

Hani geçen sene Kayseri'de bir baba, önce karısını ve üç çocuğunu öldürdü.

Sonra gidip küçük oğlunu okuldan aldı.

Yaşadıkları apartmanın 11’inci katından  oğlancığı atıp aşağıya, sonra da kendini bıraktı.

YOK etti ailesini.

Delirenler arasında var böyle bir annelik, babalık çeşidi.

 

Bir kısmı en sona kendini sakladığı için, kurtarılıyorlar da.

Ama ya (delirmiş hâlimle) benimsin, ya toptan geberirsin! hâleti ruhiyesini gördüm / görüyorum ben.

Koalisyon ihtimalleri, onca geç başlatılan yokuş yukarı görüşmeler; bilmem sizlere inandırıcı geldi mi?

Milleti bir kaosa, dış ve iç savaşa sürüklediğin gibi-

İşte gümbür gümbür sona erdirildi ateşkes; bunca candan, kıyımdan, acıdan sonra, topraklarımızdaki en değerli şeydi.

Yitirdik. Bu kadarcık barış, bize çok geldi.

Şimdi  “IŞİD'i dövmemiz şart! Suçlayıp durmayın bağrınızda büyüttünüz diye lan bizi!” yapılırken, PYD, PKK Allah ne verdiyse sağlı sollu girişip, yürüyüş yasaklayıp, siteleri erişime kapatıp, sosyal medyayı baltalamanın, her nevi baskıcılığı yapmanın tammmm zamanı!

Böyle bir top ayağımıza geldi (getirdik de ayrıca!) havaları.

Rasyonalitenin, aklın, izanın, mantığın bodrum katlarını sular basmışsa, her nevi nesnellik megalomanyaklığın, “ben Allahın bir lütfuyum!” dellenmelerinin altında kalmışsa-

Baş vurabileceğiniz taktik, teknik ve densizliğin ucu bucağı yoktur!

Bu güne dek gördüklerimiz, bundan sonra göreceklerimizin / yiyeceklerimizin antresiymiş.

Şimdi pişirmeye başladılar, zehirden ana yemeği.

Devşirme Kiralıklardan biri, seçim sonuçları kartopulanarak gelirken, “Erdoğan'ın başını yedirtmem!!!” diye böğürüyordu havuz çamurlarında. “70 gün içinde erken seçime gitmemiz şart” diye bas bas bağırıyordu.

O cenahın şöyle bir hesap yapmasından daha beklenir bir şey olabilir mi?

“Kürt meselesini azdırıp bağımsızlık çanlarına ot tıkayacağız diye  bombaları yağdırırsak, MHP seçmeninden yüzde 3-4 oy kapsak, esasında bağımsız Kürt Devleti istemeyen dindar Kürtler'den de yüzde 2-3 geri kazansak: E, erken seçimden yeniden tek başımıza iktidar çıkarız Allaha şükür!”

“Ayrıca, bu istikrarsızlıkta dolar, faiz filan da azacağından, yüzer gezer / ne idüğü belirsiz seçmenin yüreğine korku salmak gibi hayırlı bir açı da var! Bakınız gül gibi yürüttüğümüz ekonomi gemisi, tek başına iktidara veda etmemizle birlikte, kayalıklara yöneldi. Acayip bir ekonomik kriz istemezsiniz; değil mi?”

Bu mesajdan etkilisi var mı Kararsız Kazım / Benden Ötesi Tufan'lar için sanki?

Zaten gözü karartıp “tek adamlığımdan sonrası Kasımpaşa” kafasına girmişsen, her türlü melanet ilaç gibi gelebilir sana.

Zehri başkalarına yediriyorsun ne de olsa. (Senin yediklerin en hassas laboratuvar testlerine tabi tutulurken!)

Kesinkes bir ölüm-kalım savaşı söz konusu Saray Kafalar'da.

Bu esnada Roma'yı da yakarlar.

İran'da Ahmedinejad sularından uzaklaşıldıkça, ambargo esnasında birlikte yenilen herzelerin büsbütün ortalığa saçılma ihtimali  her gün artmakta.

Böyle bir sürü saatli hakikat bombası tikliyor. Bir dolu karanlık ilişki ağı, ayaklarının altında.

Hoş, Reza Zarrab'a ödül verecek derecede gözü karartmış, algı operasyonlarıyla suları bulandırmaktaki maharetine nasıl da inanan bir kafadan söz ediyoruz. 


“Ayna , ayna! Benden tilkisi, çakalı, suya götürüp avucunu yalatanı var mı?” kafası! Yükselmiş, habire yükselmekte.

Bu kafa ve çamurlu sular altında kalmış tüm o katmanları çok çok tehlikeli.
Çocuğunu okuldan alıp da apartmanlarının merdivenlerinden çıkarışı cinnete bağlamış babanın, hep aklımda.

Oğlunu malı sanıyor. Ben verdim, ben alırım canını - delirmiş kafasında.

Bu hastalanmış kafa, öylesine tehlikeli ki!

Çocuğu babanın elinden kurtarmak şart!

Hep birlikte basbas bağırmamız lazım.

Bir an önce ve hep birlikte.