Özgün Keleşoğlu

16 Ekim 2014

Türk futbolcusu Avrupa’ya gidemez!

Her şeyi bilemeyebilirsiniz ama öğrenebilirsiniz. Sonra unutabilirsiniz de ama unutmayın ki unuttuğunuz her şeyi bir gün biri size hatırlatacaktır. Bunu unutmayın yeter.

Haberiniz vardır, bir futbolcunun Ferrari marka otomobili çalındı. Bu durum da dünyanın her yerinde olduğu gibi ülkemizde de haber oldu. Burada bir sorun yok. Bu olayın ardından birçok spor yazarı da bu durumla ilgili yorumlar yaptı.

Yorumların temelinde “Kendi takımında alternatif olan 26 yaşındaki yerli bir futbolcu nasıl rahatlıkla Ferrari alabilir” yatıyordu. Burada da sorun yok, katılıyorum.

Sorun şurada, bu konuların ayyuka çıkmasını sağlayan sebeplerin oluşmasını beklemek. Yerli futbolcuların aldığı abartılı ücretleri konuştuğumuz zamanlarda Mehmet Topuz transferi gibi olaylar, satın alınan otomobiller ya da gayrimenkuller başrole çıkıyor. Kısacası bu memleketin her metrekaresine işlemiş popülizm ortaya çıkıyor ve popülizmden felsefe yapıyoruz. Soru sormayı popülizm malzemesi yaparak soru soruyoruz, felsefenin ruhuna aykırı…

Bu tartışmaların ardından yabancı kısıtlaması muhabbetleri yapıyor ve “Avrupa’nın 5 büyük liginde forma giyen kaç futbolcumuz var?” sorusunu soruyoruz. Kendi imkanlarımızla yetiştirdiğimiz Arda Turan dışında da bir cevabımız yok, haliyle. Bazıları bu sorunun cevabına Bundesliga’da oynayan Türk futbolcuları da katıyor. Bu katkının ne kadar mantıklı olup olmadığını belirleyen konu olur, yani altyapıyı mı tartışıyoruz yoksa Süper Lig’deki futbolcu yapısını mı? Altyapı uzun ve benim haddimi aşan bir konu, onun da büyük bir sorun olduğuna şüphe yok ancak Süper Lig’deki fiyat-kalite endeksinden yola çıkarak futbolcu kalitemizi tartışmak istiyorum.

Evet, birçok spor yazarına katılıyorum. Avrupa’nın 5 büyük ligine oyuncu göndermemiz gerekiyor. Evet, birçok spor yazarına katılıyorum. Avrupa’nın 5 büyük ligi dışında kalan ülkelere de (Belçika, Hollanda, İsviçre gibi…) oyuncu göndermemiz gerekiyor.

Ve hepimiz biliyoruz ki Süper Lig’deki fiyatları göz önüne alacak olursak hiçbir yerli futbolcu burada aldığı paranın üçte birine o ülkelerde futbol oynamaz. Burada farklı bir nokta da var, Türk futbolcular İsviçre’de de, Türkiye’de de 1 TL’ye oynasalar İsviçre’ye gitmezler. Arda Turan’ın nasıl gittiğini hepimiz biliyoruz. Arda’ya, Euro 2008’den sonra teklif gelmedi mi? Geldi. Peki neden gitmedi, Galatasaray’a gönül borcu ya da siz ne derseniz deyin, bir borcu olduğunu düşünüyordu.

Bu ülkenin her ferdinin bu ülkeye borçlu değil, hatta alacaklı olduğunu düşünen biri olarak bu bakış açısını hayatım boyunca anlamadım ve anlamayacağım. Buradan sonra pek futbol konuşmayacağım, futbol oynayan insanları konuşmayı amaçlayarak hepimizi konuşacağım.

Bir önceki yazıda da belirtmiştim, bu ülkenin ilerletebildiği tek bilim dalı Agnotoloji’dir. Unutanlara hatırlatayım, bilgisizlik bilimi…

Günümüzün 20 ile 30 yaşındaki insanlarına soralım, hepsinin kariyer hedefleri vardır. Birçoğu CEO olmak ister fakat hangisi CEO’nun açılımını bilir? Ya da bir açılımı var mıdır? Onlara orta yolcu olmaları öğütlenir, çevrelerinde biraz akıllı biri varsa yönetici olmaları için MBA sertifikası almaları gerektiği söylenir, üniversite bittiğinde 1500 TL’nin peşine düşerler, düşeriz. Ardından 1500 TL bulunur ama yetmez. Schopenhauer diyor ya, “İnsan düşünen bir varlıktan çok, isteyen bir varlıktır. İsteklerinin sonu asla gelmez.”

1500 TL’yi elde eden gençlerimiz, yönetici olma haliyle İngilizce kurslarına yazılır, yöneticileriyle yakınlık kurmak ister, iş alanında tanıştıkları başka yöneticilerle samimi olup oraya kapak atmanın hesaplarını yaparlar. Daha fazla para, daha fazla şöhret, daha fazla araba ya da kadın…

Bunların sonu gerçekten gelmiyor, hepimiz görüyoruz. Bir futbolcu herhangi bir üniversite öğrencinin 50 yaşında belki görebileceği parayı, 22 yaşına kadar 5 kere harcamış olabiliyor.

GÜNÜMÜZÜN SOCRATES’İ

2 sene Ivan Ergic ile aynı kentte yaşadım. Antrenmanlarını izledim, Türkçe öğrenmeye çalışmasına şahit oldum. Türkçe konuşmaya çalışırken komik duruma düşüyordu bazen, o da biliyordu bunu. Hep beraber gülüyorduk. Onun herhangi bir konuda bilgisizliğini kabul ederek bunun üzerine gitmesi aslında bize komik gelmiyordu, şimdi anlıyorum. Biz hep beraber o tablodan mutluyduk. Bilgisizliği kabul etmeyen bir adamla birlikteydik.

Çevremizde başka kimler mi vardı?

Sercan Yıldırım, Ozan İpek ve Volkan Şen…

Bu isimlerle hemen hemen aynı yaştayım. Bazılarından küçük, bazılarından büyüğüyüm. Sonuçta aynı kuşağız. Ivan Ergic, odasına geçip İsviçre gazetesine köşe yazısı yazarken; bu futbolcular Dostoyevski okumalılar (Üniversite mezunları okumalı) demiyorum, en azından futbol alanındaki bilmedikleri şeyleri öğrenmek için emek harcayabilirler. Tabii ki harcamadılar, yaşıtlarının rüyalarının bile zor gördüğü araçlarına atladılar ve gittiler. Ergic de onların her o arabalara bindiklerini gördüğünde sadece gülmekle yetindi. Onlara acımadı, yanlış anlamayın. Sadece üzüldü ve en son bir gün Türkiye’de yaşayan orta sınıf birinin binebileceği otomobiline binerken o gençlere sordu. “Siz de mi gidiyorsunuz, hadi öyleyse arabanıza binin de yarış yapalım!”

Ivan da biliyordu aracının onları geçemeyeceğini ama eğleniyordu. Eğlenmesini sağlayan şey parası ya da arabası değildi. Bursaspor’da oynadığı her gün bir şey öğrendiğini söylemişti. Ona “comandante” dememize kızmıştı da üstelik…

Diyenler çıkabilir, “Peki Ergic şuan hangi takımda oynuyor?”

Ivan, 31 yaşında futbolu bıraktı.

Ergic bu genç insanların yaşındayken Juventus’ta oynuyordu. Oradan nasıl ayrıldığını da herkes biliyor…

Tamam, haklısınız. Ergic örneği uçuk bir örnek olabilir. “Benim milletim yok” diyen birini resmi tarih ve milliyetçilik çamurunun dibine kadar batmış Türkiye insanlarıyla karşılaştırıyorum. Eğer daha iyi bir karşılaştırma öneriniz varsa bana yazın.

Üniversite mezunu, Letonya karşısına çıkan Milli Takım’ın yaş ortalaması gibi 26 yaşındaki insanlara dönecek olursak… Hayata biraz olsun Ivan Ergic gibi bakanlar da kariyer hedefinin içine girebilir. Bu konuda kafa patlatır, belgeler alır, iş hayatında insanlarla her şekilde iyi geçinmenin önemli olmadığına, dürüstlüğün ve bilginin kudretinin farkına vararak bir kariyer çizebilir. Ancak bir bakın etrafınıza, dürüstlüğü ve bilgiyi kaç kişi ne önemi olduğu belli olmayan belgelerin ya da samimiyetsiz insan ilişkilerinin önüne koyuyor.

Her şeyi bilemeyebilirsiniz ama öğrenebilirsiniz. Sonra unutabilirsiniz de ama unutmayın ki unuttuğunuz her şeyi bir gün biri size hatırlatacaktır. Bunu unutmayın yeter.

Futbolculara da hatırlatıyorlar, hatırlatacaklar da… Basel’de futbol oynayan Çağdaş Atan hatırlatacak… İsveç’te Süryani takımı Assyrika’da bir sezon top koşturan Ceyhun Eriş hatırlatacak…

Ayrıca Ceyhun Eriş, şu an üniversite okuyan ve garip garip müzikler dinleyip kendini dev aynasında gören gençlere bir şey daha hatırlatacak. Daft Punk’ın müziğe katkısını ve kalitesini…