Oya Baydar

18 Eylül 2020

Toplumu saran cinnet hâli tepeden tırnağa yaygınlaşıyor

Bir toplumda vicdanlar kuruyup, etik değerler çiğnenip insanlar birbirinin gözünü oymaya hazır hale getirildiğinde, işin ucunun nerelere varabileceği belli olmaz

Uzun süredir, "toplum cinnet geçiriyor" diye yazıp duruyorum. Dünyanın ve ülkemizin bu sıkıntılı, bunalımlı, anaforlu döneminde hepimizi tehdit eden, en tepeden en aşağıya kadar insanlarımızı sarsan çılgınlık nöbetleri ürkütücü.

Geçenlerde, Türkçenin bozulması, yoksullaşması konusunda bir yazı yazmaya kalkıştım. Gelen tepkilerden birini aktarmakla yetineyim. Mail adresim bilinmediğinden Aydın Engin’in mail’ine gönderilmiş iletiyi, içerdiği müstehcen sözcükler nedeniyle okurlardan özür dileyerek aşağıya yapıştırıyorum:

Bu küfürname, sokaktaki veya tımarhanedeki bir meczup tarafından değil internet hesabı olan, e-posta gönderebilen, muhtemelen çevresinde adam kategorisinde değerlendirilen biri tarafından yazılmış.

Diyelim ki bu zat "tırnak" kategorisinde, ya "tepedekilerin" ruh sağlığı?

Üslup ve hakaret dozu aynı olmayabilir ama her ağızlarını açtıklarında kin ve nefret kusan, karşılarındaki herkesi hain, düşman, şerefsiz ilan eden devlet büyüklerimizin ruh sağlığından emin olabilir miyiz?

Son örnek: MHP Genel Başkanı ve iktidar koalisyonunun güçlü ortağı Bahçeli’nin Türk Tabipleri Birliği’ne (TTB) sözlü saldırısı.

"Türk Tabipler Birliği isimli ihanet oluşumu sözde artan vakalara, hayatını kaybeden insanlarımız ve sağlık çalışanlarına dikkat çekmek maksadıyla tüm sağlık kurumlarında siyah kurdele takacakmış. Bu teşebbüs zehirlidir ve zillet bir komplodur….. TTB Korona kadar tehlikelidir. Derhal ve gecikmeksizin kapatılmalı, yöneticileriyle ilgili adlî işlem yapılmalıdır….. Hükümete yönelen 'yönetemiyorsunuz, ölüyoruz, tükeniyoruz' eylemi haince bir tertiptir. Vatansever bilim insanlarından kurulacak bir müteşebbis heyet kurulmalı, rezaletin, hıyanetin ve Türkiye husumetinin kara sayfası kapatılmalıdır….." diyor Bahçeli.

Toplumcak tedaviye ihtiyacımız var   

Yukardaki iki örnek de yoruma ihtiyaç bırakmıyor. Ruh sağlığı bozulmamış, aklıselim sahibi her kişi bu ifadelerden rahatsız olacaktır. Rahatsız olmuyor da beğeniyor, alkışlıyorsa, o zavallı da hastalığı kapmış, ruh sağlığı bozulmuş demektir. En hafifi öfke kontrolü veya antidepresan ilaç olmak üzere, iş işten geçmeden tedaviye başlamasında yarar vardır.

Toplumcak boğazımızın sıkıldığı, nefes alamaz hâle geldiğimiz, bir yandan Korona tedirginliği, bir yandan eksilen aş, bulunmayan iş, eve getirilemeyen ekmek sıkıntısıyla cebelleştiğimiz bu günlerde, ruh sağlığımızı korumak iyice güçleşiyor. Artan kadın cinayetlerinden tutun, her an her köşe başında patlak veren şiddet olaylarına, öldürmelere, yaralamalara kadar; Suriyelilere, Kürt işçilere, "öteki"lere yönelen saldırılardan çocuk istismarına, hayvanlara reva görülen işkencelere, bilumum zulme, hoyratlığa, kabalığa kadar, vicdansız, ahlaksız kötücüllük dört bir yanda tavan yapıyor.

İktidarlar er geç değişir, gün gelir muktedirler iktidardan çekilirler; büyük zorluklar, yıkımlar yaşansa da ekonomik darboğazlar aşılır, iyi kötü yeni bir düzen kurulur. Vahim olan şu ki, bir toplumun sosyal dokusu dağıldı mı, insan unsuru çürüdü mü, cinnet hâli kökleşti mi arınma, temizlenme, masumiyete dönüş çok çok uzun sürer. Hastalıklı toplum bir daha kolay kolay iflah olmaz.

Edvard Munch / Çığlık

Uç örnekler önemsiz, mesele zihniyette

Kötücül ve hastalıklı ruh halinin tekil örneklerine aldırmayıp geçebiliriz. Ancak deli saçmalaması veya meczup söylemi olarak değerlendirip yeterince önemsemediğimiz sözler, davranışlar, aslında tekil olaydan çok daha yaygın bir ruh halinin uçlardaki dışavurumudur.

Bazı TV kanallarında, -dahil olmadığım ama dolaylı olarak haberdar olduğum sosyal medyada-, yazının başındaki iletinin kibarcası ve akıllıcası yazılıp söylenip duruyor. Tümüyle kişi yıpratmaya, haysiyet cellatlığına, ihbara dönük sözler yazılar, sadece Aktroller tarafından değil aklı başında sayılan, devrimciliği, solculuğu, ahlâkçılığı kimselere bırakmayan kimileri tarafından pervasızca kullanılıyor. Bu kişilerin tarzını, üslubunu kuşkusuz aynı kefeye koymuyorum, ne terbiyeleri ne eğitimleri bu kadarına tabii elvermez; ama temelde aynı ruh halinin izleri var. Bu insanlar, farklı düşündükleri kişilere saldırırken bundan marazî bir zevk alıyorlar, kendi komplekslerini tatmin ediyorlar.

Nefret ve düşmanlıkla zedelenmiş ruh hali baştakilerden, iktidar mensuplarından geldiğinde tehlike büyüyor. İmam yellenince cemaatin s..ması misali, cinnet havasına kapılmış, tatminsizliklerini huzursuzluklarını saldırganlıkla gidermeye çalışan kitleler ne sözlerini, ne yumruklarını, ne kurşunlarını esirgiyorlar. Hekimlerin, sağlıkçıların hasta yakınlarından gördükleri, zaman zaman cinayete varan muamele Bahçeli’nin söz ve tehditlerinden güç alıyor, saldırganlık meşrulaşıyor. Daha altı yedi ay önce alkışlanan sağlıkçılar birden rezil ve hayasız ilan edilince, "Korona'dan beter bu vatan hainlerini" yok etmeye hevesli pek çok ruh hastası var bu ülkede.

Söylemek istediğim şu: Bir toplumda vicdanlar kuruyup, etik değerler çiğnenip insanlar birbirinin gözünü oymaya hazır hale getirildiğinde, işin ucunun nerelere varabileceği belli olmaz. Tahrikçiler de hedef haline gelir. Kötücül ve hastalıklı ruh hali tepelerden aşağılara doğru yayıldıkça -ve hızla yayılıyor- ne baş kalır ne ayak; toplum çözülür, çöker.

Sıradan insanlarımız bir yana, özellikle iktidar mevkiinde olanların söylemleri, yönelttikleri suçlamalar, tehditler, toplumsal öfkenin derinleşmesine, yaygınlaşmasına, cinnet ortamına yol açar. Ancak, sadece siyasal iktidar, sadece devlet erkânı değil, küçük iktidar odakları da yozlaşmanın, kötücülleşmenin ajanları olabilirler. Günümüzde medya, bu türden iktidar odaklarının başında geliyor. Özellikle televizyonlarda yer tutmuş, milyonlara seslenme olanağı edinmiş sunucular; programcılar, yorumcular, köşe yazarları (kendi küçücük çapında bu köşenin yazarı da dahil) kendilerini aşan bir sorumluluğa sahiptirler.

Toplumun kötücülleşmesine, insanların birbirine düşmanlaşmasına, vicdanın aşınmasına, etik değerlerin yitimine yol vermemek için ruh sağlığımızı korumaya, hırsımızı öfkemizi gemlemeye, durup dururken hasımlaşmamaya, özen gösterelim.


ELE VERİR TALKINI, KENDİ YUTAR SALKIMI DURUMLARI…

Dil yanlışlarından şikâyet ederken, ben de "yol açmış olursunuz" diyerek yanlışlara katkıda bulunmuşum. Bir başka yazar da "bekliyor olacağım" diye yazmış. "Yol açarsınız", "bekleyeceğim" demek varken, olmak fiilini kullanmak de ne oluyor! Özür diliyor ve düzeltiyorum.