Oya Baydar

29 Haziran 2018

İnce'nin yüzde 30'u, MHP'nin sürprizi, CHP'nin hâli

MHP’nin kilit parti olduğunu ve Meclis’te denge denetleme görevi yüklendiğini söyleyen Bahçeli’nin denetimi, derin devlet adına olacaktır

Seçim sonuçları hararetle tartışılıyor, yorumlanmaya çalışılıyor. Görüşler, tahminler, rivayetler çeşitli; ama varılan sonuçlar hemen hemen aynı: İnce’nin oyunun partisini aşması seçim kampanyasındaki kişisel başarısına veriliyor. MHP’nin İYİ Parti’ye rağmen oylarını koruması sürpriz olarak algılanıp AKP’den oy aldığı yorumu yapılıyor. CHP’nin başarısızlığı tespitinde birleşilip partiye akıl verme yarışına giriliyor. Bu arada komplo teorilerinin, akla ziyan söylentilerin, sosyal medya denilen abukluk ortamındaki incir çekirdeği doldurmayacak tweet hezeyanının bini bir para…

Bir durup sakinleşsek; kof umutlara kapılıp gerçeklerle karşılaşınca helak olmaktan, yenilgilerimizin yanılgılarımızın faturasını başkalarına çıkarmaktan, ve de birbirimizi didikleyerek rahatlamaktan vazgeçsek, daha verimli düşünüp daha doğru adımlar atamaz mıyız?

İnce’nin yüzde otuzunun anlamı

Mesela: CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’nin, kendi partisinin oy oranını yüzde 8 civarında aşması haklı olarak önemseniyor ve bu artı oyların nereden geldiği sorgulanıyor. Sonucu, İnce’nin beklentileri aşan başarılı seçim kampanyasına ve toplayıcı söylemine bağlayanlar çoğunlukta. Bu yorum bir ölçüde doğru ama yüzde 8’lik farkın nereden kaynaklandığını tam açıklamıyor. Muharrem İnce aldığı sonucun yetersiz kaldığını açık yüreklilikle ifade ederken, ikinci tura kalamamasını, başka türlü söyleyecek olursak Erdoğan’ın birinci turda seçilmesini HDP adayı Demirtaş ve İYİ Parti adayı Akşener’in umduğundan az oy almalarına bağladı.

İşte tam bu noktada, hem İnce’nin yüzde 30’unu abartıp CHP’nin yeni bir kurtarıcıya kavuştuğunu sananlar, hem de bizzat kendisi yanılıyor bana sorarsanız. Çünkü aradaki yüzde 8’lik fark, HDP’ye oy verip de, nasıl olsa seçilemez diyerek cumhurbaşkanlığı seçiminde mührü Demirtaş yerine İnce’ye basanlardan; aynı şekilde kendi adaylarının ikinci tura kalamayacağını gören İYİ Parti ve diğer partilerin seçmenlerinden geliyor. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde İnce bir çeşit çatı adayı konumundaydı aslında. Demirtaş veya Akşener veya Karamollaoğlu kendi seçmenlerinin tümünün oyunu alsalardı İnce’nin oyu yüzde 30’un altında, CHP oylarının belki biraz üstünde olacaktı. Erdoğan’ı seçen Cumhur İttifakı seçmenlerinden Millet İttifakı ve İnce’ye -mührü yanlışlıkla o hanelere basanlar hariç- kayda değer bir oy transferi olmadığı bir gerçek.

Bu nokta neden mi önemli? Gereksiz ve abartılı umutlara kapılmamak, kurtuluşu kişilere bağlamamak, başarılı bir seçim kampanyasının derde deva olmadığını kavramak, bir de iki blok arasındaki uçurumun derinliğini ölçebilmek için…

MHP’nin sürprizine gelince

Seçim sonuçlarıyla ilgilenen herkesin ortaklaştığı nokta, bu seçimlerin kazananının ve sürprizinin MHP olduğu. İYİ Parti faktörüne ve parti içi çalkantılara rağmen MHP’nin önceki seçimlerdeki gibi yüzde 11-12 civarında oya alması tahminleri aşan bir sonuç. Şoven Türk milliyetçisi ve açık Kürt düşmanı bir partinin Doğu/ Güneydoğu’dan 120 bin civarı oy almasının da özellikle, (kimi zaman da hayretle) altı çiziliyor.

Devlet Bahçeli’nin MHP’sini sıradan bir siyasal parti olarak görürsek aldığı sonuca şaşabiliriz. Ancak MHP, özellikle de Bahçeli döneminde, kadim Türk derin devletinin şahin kanadı adına misyon yüklenmiş bir yapıdır. MHP’ye başkan seçildiği 1997’den beri, Türkiye’nin her kritik dönemecinde Devlet Bahçeli’nin, sözcülüğünü yaptığı güçler adına damgası ve yönlendirmesi vardır.  2002 seçimlerine götüren erken seçim çağrısından başlayarak, başkanlık sistemi ısrarından son erken seçim kararına kadar, çözüm sürecinin akamete uğramasından tutun da Kürt illerinin yakılıp yıkılmasına, terörle mücadele ve devletin beka’sı adı altında Kürtlere ağır “tenkil” uygulanmasına kadar Bahçeli’nin “devlet aklı” Erdoğan’a gerekli dürtüyü, desteği, cesareti vermiştir. Son seçimlerden sonra MHP’nin kilit parti olduğunu ve Meclis’te denge denetleme görevi yüklendiğini söyleyen Bahçeli’nin denetimi, derin devlet adına olacaktır.

 “Bundan sonra biz ne dersek o olacak. MHP hem Erdoğan’ı, hem Meclis’i, hem AKP’yi kurtarmıştır,” diyen MHP Genel Başkan Yardımcısı’nın sözleri de unutulmamalı. (Yanlış anlaşılmasın: Derin devletin şahin kanadının MHP eliyle yürüttüğü siyaset, Erdoğan’a rağmen değildir. Git gide aynı zihniyetin parçası haline gelen Erdoğan açısından yönlendirici, cesaretlendirici ve arkalayıcı bir işlev görmektedir.)

MHP, milletvekili seçimlerinde AKP oylarıyla takviye edilmiş, özellikle Doğu ve Güneydoğu’da  devletçi aşiretlerce AKP’ye tercih edilmiştir. Bu bölgelerden aldığı şaşırtan oyların çok önemli bölümü ise son yıllarda bölgeye yığılan özel timler, garnizonlar, savaş içinde Kürtlere karşı iyice bilenmiş güvenlik güçlerinden, bir de bölgenin demografik yapısını bilinçli olarak değiştiren güdümlü iç göçlerden gelmektedir.

Türkiye; şiddet ve savaş yanlısı, otoriter, asimilasyonist, baskıcı, antidemokratik derin devlet zihniyetiyle hesaplaşmadıkça, kimse şaşırmasın, Devlet Bahçeli’nin partisi her zaman “sürpriz” yapacaktır.

CHP’yi kim kurtaracak?

Gelelim ana muhalefet partisi CHP’ye… Şu sırada herkes CHP’ye akıl vermekle meşgul. İnce’yi yeni kurtarıcı lider olarak görenler, gösterenler var, Genel Başkan ve yönetimin değişmesini talep edenler var. Ben ise, lider değişiminin, hatta yönetim değişiminin CHP’nin derdine deva olamayacağı kanısındayım. CHP’nin derdi, tarihsel-sosyolojik bir zorunluluk olan kuruluş ideolojisindedir. Yazıyı çok fazla uzatmamak için, seçim sonuçları alındıktan sonra hayal kırıklığına uğrayan kimi yöneticilerin sözlerini alıntılamakla yetineceğim. Önemli bir CHP milletvekilinin attığı tweet yeterince açıklayıcı: “Bu millete müstahaktır…..Bırakın sevinsinler. Yapılan yol ve köprüleri kemirerek, buzdolabı yalayarak beslenir, dünya liderleriyle övünürler…”

CHP’de, saygı duyduğum, sevdiğim, demokratik özgürlükler ve aydınlık geleceğe birlikte yürümek istediğim pek çok tanıdığım, arkadaşım var.  Biliyorum ki bu tweeti okuduklarında onlar da benim kadar üzülmüş, hatta utanmışlardır. Tweet’i atanın da kötü biri olmadığına içten inanıyorum. Ancak 95 yaşındaki bu parti, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu kadrolarının ve Cumhuriyet elitlerinin Batıcı laik Türk ulus devletini inşa ideolojisinin devlet partisidir. Onlara göre halk; eğitilmesi, medenileştirilmesi gereken, vesayete muhtaç bir kitledir. Doğru inanç, doğru yaşam tarzı, doğru siyasal yönelim kendi tekellerindedir ve halka bunları öğretmekle yükümlüdürler. Nitekim, bir başka CHP milletvekili ilk sonuçları yorumlarken “Sonuçlar doğru, seçimleri yanlış” dedi, gördüğü tepki üzerine “Dilimizi düzelteceğiz” diyerek özür diledi.

Mesele şu ki, dili düzeltmek yetmiyor, zihniyeti düzeltmek gerek. CHP’nin genetik kodlarından kaynaklanan bu zihniyet aşılmadıkça, partiyi ne İnce ne de gökten zembille inecek başka bir başkası kurtarabilir.

Şimdi, bunca zamandır küçümsenen, vesayete muhtaç ikinci sınıf vatandaş sayılan kitleler, kendilerini iktidarı paylaşan birinci sınıf vatandaşlar yaptığına inandıklarının peşinden gidiyorlar. Şaşırmayalım, kızmayalım, umutsuzluğa kapılmayalım, hele de kabahati toplumun “diğer” yarısında bulmayalım. Anlamaya, değişmeye, zihniyet devrimi geçirmeye, değiştiğimize önce kendimizi sonra kitleleri inandırmaya çalışalım. Ve küçümsenen halktan içtenlikle özür dilemeye hazır olalım.